3. Ceza Dairesi 2021/6310 E. , 2024/1945 K. MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/883E., 2021/86K. SUÇ : Devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozma HÜKÜM :İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muh…
**3. Ceza Dairesi 2021/6310 E. , 2024/1945 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/883E., 2021/86K. SUÇ : Devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozma HÜKÜM :İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde anlaşılmaktadır. Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin, İlk Derece Mahkemesinde, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, savunmaya yeterli imkanın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesi ile değişik CMK’nın 299/1 inci maddesi uyarınca takdiren REDDİNE, I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.10.2020 tarihli, 2020/127 Esas ve 2020/423 sayılı kararı ile sanık hakkında Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 302 inci maddesinin 1 inci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 62 inci maddesinin 1 inci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca mahkûmiyet kararı verilmiştir. 2.Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin 22.01.2021 tarihli, 2020/883 Esas ve 2021/86 sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 3.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün onanması görüşünü içeren Tebliğname ile dosya Daireye tevdi edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle: 1-Delillerin yetersiz olduğuna, suçun unsurlarının bulunmadığına, 2-Duruşma açılmasına, müvekkilinin tahliyesine kararı verilmesine, Kararın bozulmasına, temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebepleri ve sair hususlara ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Tüm dosya kapsamından 2017 yılında Suriye Ülkesine geçerek PKK/PYD/YPG silahlı terör örgütüne katıldığı anlaşılan sanığın siyasi, ideolojik ve silahlı eğitimler alarak “ASMİN-ADIR” kod adı ile silahlı olarak bu terör örgütü içinde bölücü faliyetlerde bulunduğu, KONGRA-STAR” isminde kadın örgüt mensuplarından oluşan yapı içerisinde toplum çalışması adı altında propaganda çalışması yaptığı, sanığın yakalanma şekli, sanığın silahlı terör örgütü PKK/KCK'nın Suriye'deki uzantısı olan PYD/YPG'nin içerisinde yer alıp örgüt tarafından verilen talimatlar doğrultusunda hareket ederek Barış Pınarı harekatı kapsamında TSK ile birlikte operasyon icra eden ... Suriye Ordusu mensuplarına karşı Rasulayn kırsalındaki mezrada bulunan bir evde yanında bulunan diğer iki teröristle birlikte çatışmaya katılması, çatışma bölgesinde silahlı nöbet tutması eylemlerinin vahamet arz eder nitelikte olduğu dikkate alınarak TCK'nın 302/1 inci fıkrasında düzenlenen devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma suçunu işlediği kabul ve kanaati hasıl olduğundan sanığın ülkenin bütünlüğünü bozma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk derece mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan inceleme sonunda;. Her devlet siyasal fonksiyonunun gereği olarak, ülke, egemenlik ve millet/ulus unsurlarını, Anayasal düzenini ve bu düzenin işleyişini koruma altına alır. 5237 sayılı TCK’nın 302 inci maddesinde düzenlenen "Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" suçunun konusunu da, devletin ülkesi, egemenliği ve milli birliği oluşturmaktadır. Suçla korunan hukuki değer, devletin ülkesinin bütünlüğü ve egemenliğidir. Suç, 3713 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesi gereğince mutlak terör suçudur. Kanun gerekçesinde de ifade edildiği üzere bu suçun oluşabilmesi için belli amaca yönelik fiillerin işlenmesi gerekir. Bu amaç, madde metninde; 1-Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak, 2-Devletin birliğini bozmak, 3-Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak, 4-Devletin bağımsızlığını zayıflatmak olarak belirlenmiştir. Korunan değerlerin önemi ve kanun metninde sayılan amaçlara ulaşıldığında suçun cezalandırılabilirliğindeki güçlük/imkansızlık nedeniyle suç bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş hatta suçun hazırlık hareketleri de yaptırıma bağlanmıştır (TCK’nın 314 üncü md. gibi). Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir. Bu haliyle suç aynı zamanda bir somut tehlike suçudur. Ancak maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmesine ihtiyaç yoktur (Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22). Belirtilen amaçlara yönelik fiillerin işlenmesi yeterlidir. Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir. “Diğer birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de devletin birliğine ve bütünlüğüne karşı işlenen fiiller, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyet çerçevesinde işlenmektedir. Bu tür terör örgütlerinin araç fiil olarak ifade edilen ve maddede belirtilen amaçlara yönelmiş olan adi suç niteliğindeki kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, mala zarar verme vb. fiilleri işlemelerindeki gaye; kamu düzenini bozmak, kamu otoritesini zayıflatmak, toplumda kargaşa yaratmak, toplumun şiddet yoluyla siyasallaşması ve kutuplaşmasının yolunu açmak toplumun karşı koyma gücünü felce uğratmaktır. Fail için işlenen araç suçla ortaya çıkan somut zarar neticesi değil (yakın netice), bu fiilin toplum üzerinde meydana getirdiği etki (uzak netice) önem arz etmektedir. Fail, işlediği araç fiillerle devlet otoritesinin, ülkesinde yaşayan halkın güvenliğini koruma görevini gerçekleştiremediği, zayıfladığı ve işlerliğini yitirdiği imajını yaratmaya çalışarak devlete olan güveni sarsmayı amaçlar. Ülkede yaşanan kaos ortamı ve toplumda yaşanan korku ve endişe, yöneticilerde ve halkta istenileni vererek kaos ortamını bitirme iradesini doğurur, yöneticileri belli kararları almaya ya da politikalarını değiştirmeye zorlar ve bu da idari, siyasi, ekonomik ve toplumsal sistem değişikliklerini sonuçlar. Bu suretle de fail, esas gayesi olan devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma amacına ulaşmaya çalışır (N.K. Topçu Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar sayfa 89, 90, Dönmezer Tedhişçilik sh. 56). Söz konusu düzenlemeye esas itibariyle cezalandırılmak istenen, amaçların gerçekleştirilmesine yönelik araç fiil ile ortaya çıkan yakın netice değil, araç fiilin işlenmesi ile suçun konusunun zarara uğraması tehlikesidir. Kanun koyucunun düzenlemenin ikinci fıkrasında amaca yönelik araç fiillerinin ayrıca cezalandırılacağını kabul etmesi de bu hususu desteklemektedir. Söz konusu düzenleme dikkate alındığında; araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki araç fiilin (TCK 302/2) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK 302/1) “fiil” unsurunu teşkil ettiği görülmektedir.” (N.K. Topçu Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar Sayfa 89, 90). Buna göre elverişli/vahim eylemin diğer tabirle araç suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, “amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir.” (Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22). Kanuni tanımda yer alan araç fiilin, suç olması gerektiğinde kuşku yoktur. Müstekar uygulamaya göre araç suç, zarar ya da tehlike suçu (Yargıtay 9.CD 26.06.2012T. 2012/2855-8069 sy. k, 15.01.2014 T. 2013/12441-2014/614 sy. k., 30.03.2010 T. 2009/8654-2010/3632 sy. k. 09.06.2011 tarihli, 2011/4202 esas, 2011/3296 karar sayılı kararı vb.) olabilir. Ancak suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise her olayın özelliğine göre; fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini, toplum barışını bozarak devletin ülkesi, milleti ve egemenliği bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir. Güdülen amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrımuayyen olmasının da bir önemi yoktur. Her halde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir. İşlenen araç suçun vahim eylem kabul edilmesi ve failin ayrıca amaç suçtan (TCK 302 md.) da cezalandırılabilmesi için, eylemin bireysel bir amaçla/saikle değil, kanun maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ika edilmiş olması gerekmektedir. Bu nedenledir ki failin, geçitli/müterakki suçlardaki özellik nedeniyle, TCK’nın 302 nci maddesinde tanımlanan amaç suçu sabit görülüp cezalandırıldığı durumda ayrıca TCK’nın 314/1-2 nci maddesi gereğince cezalandırılamayacağı istikrar kazanan bir uygulama haline gelmiştir (Yargıtay 9. CD. 15.06.2009 T. 2009/6277-7540 sy. k.vb.). Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Ayrıntıları Dairemizin 31.12.2018 tarih 2018/3775 esas, 2018/5600 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, meşru müdafaa kapsamında Suriye'nin kuzeyinde terör örgütlerine yönelik gerçekleştirdiği operasyonlarda doğrudan Türk Silahlı Kuvvetleri ile ya da operasyonun icrası sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte hareket eden unsurlara karşı silahlı çatışmaya girenlerin eylemlerinin anılan suçu oluşturacağında kuşku bulunmamakta ise de, anılan ülke sınırları içinde doğrudan Türk Silahlı Kuvvetlerine ya da Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte hareket eden unsurlara, operasyonun icrası sırasında gerçekleştirilmeyen eylemlerin müsnet suçu oluşturmayacağı gözetilerek; 2017 yılında Suriye Ülkesine geçerek PKK/PYD/YPG silahlı terör örgütüne katılıp siyasi, ideolojik ve silahlı eğitim aldığı, “ASMİN-ADIR” kod adı ile KONGRA-STAR” isimli kadın örgüt mensuplarından oluşan yapı içerisinde propaganda çalışması yaptığı, Rasulayn (Suriye) kırsalındaki mezrada bulunan bir evde yanında bulunan inceleme dışı diğer iki örgüt mensubu ile birlikte ... Suriye Ordusu mensupları ile çatışmaya girdiği kabul edilen sanığın, sübut bulan silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan, örgütte kaldığı süre, konumu ve faaliyetlerinin tehlikelilik durumu nazara alınarak asgari hadden makul oranda uzaklaşılmak suretiyle ölçülü ve adil bir cezayla cezalandırılması gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile suç vasfında yanılgıya düşülmesi, Kanuna aykırıdır. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin 22.01.2021 tarihli, 2020/883 Esas ve 2021/86 sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, bozma nedeni, atılı suç için kanun maddelerinde öngörülen ceza miktarı ve mevcut delil durumu gözetilerek tahliye talebinin reddi ile tutukluluk halinin devamına, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.01.2024 tarihinde karar verildi.