(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/1451 E. , 2009/2522 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 06.09.2005 gününde verilen dilekçe ile kadastro tespitine itiraz ve yaylanın kullanım hakkının tespiti istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 09.09.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosy…
**(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/1451 E. , 2009/2522 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 06.09.2005 gününde verilen dilekçe ile kadastro tespitine itiraz ve yaylanın kullanım hakkının tespiti istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 09.09.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_K A R A R\_ Davacı köy yayla olarak sınırlandırılan 108 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yararlanma hakkı olduğunun tespitini istemiştir. Davalı ... 108 ada 1 parselin belediye sınırları içerisinde belediyenin kadim yaylası olduğunu, davanın reddini savunmuştur. Diğer davalılar taşınmazda ortak yararlanma hakları bulunduğunu bildirmiştir. Davalılardan Hazine ise davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür. Mahkemece 4342 sayılı Mera Kanununa göre yaylaklarda aidiyet belirlenmesi yetkisi mera komisyonlarına tanındığı, bu konuda mahkemeden karar istenemeyeceği gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Hükmü, davacı köy tüzel kişiliği temyiz etmiştir. Kadastro sırasında 502.160.70 m2 yüzölçümündeki 108 ada 1 parselin yaylak yeri olduğu saptanmış ve bu niteliği ile özel siciline kaydedilmiştir. Gerçekten yaylak çiftçilerin hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan yararlanmaları için ya tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yerlerdir. 3402 sayılı Kadastro Kanunun 16/B maddesi gereğince bu gibi yerlerin sınırlandırılarak parsel numarası verilerek yüzölçümleri hesaplandıktan sonra özel siciline yazılması gerekir. Kuşkusuz taşınmazın bulunduğu yerde 4342 sayılı Mera Kanunu uyarınca kurulan mera komisyonları çalışmaları varsa bu ./.. yerin hangi köy veya köyler ile hangi belediye tarafından yararlanmak üzere bırakılacağına karar verme yetkisi mera komisyonlarına aittir. Ancak; mera komisyonu faaliyetine başlamamış ve mera, yaylak, kışlak gibi bir yer üzerinde yararlanma açısından çekişme çıkmış ise ortaya çıkan bu çekişmenin giderilmesi görevi mahkemelere düşer. Dolayısıyla mahkemenin mera, yaylak, kışlak nitelikli bir yer üzerinde aidiyet belirleme yetkisi vardır. Açıklanan nedenle mahkemece görevsizlik kararı verilmesi yasaya uygun düşmemiştir. Diğer taraftan; 31.05.1965 tarihli ve 4/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile “...tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı” öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder. Mera, yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun araştırılması, gerektiğinde köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorulması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir. Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ya da kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir. Mahkemece yapılacak keşifte; tahsise dayanılıyorsa tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir. Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında, mahkemece yapılması gereken iş; bütün delilleri anlatılanlar doğrultusunda değerlendirmek ve sonucuna göre bir hüküm kurmak olmalıdır. Mahkemece önüne getirilen uyuşmazlığın niteliğine yanlış anlam verilerek dava yazılı olduğu şekilde reddedildiğinden karar bozulmalıdır. SONUÇ:,Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 27.02.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.