Başvuru, Türkiye'ye giriş yasağı nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, Türkiye'ye giriş yasağı nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 18/12/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Bireysel başvuru formuna göre 1988 doğumlu ve Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşı olan başvurucu, ailesiyle birlikte 2000 yılında Türkiye'ye yerleşmiştir. Lise öğrenimini Türkiye'de tamamlayan başvurucu, Türkiye'de taşınmaz sahibidir. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından 2011 ve 2014 yılında başvurucuya süreli olarak aile ikamet izin belgesi verilmiştir. Anılan Kurum tarafından en son 10/2/2015 tarihinde, 10/2/2016 tarihine kadar geçerli olmak üzere kısa dönem ikamet izni verilmiştir. Başvurucunun iki kız kardeşi, annesi ve yeğeni Türk vatandaşı olup İstanbul'da ikamet etmektedirler. İkamet izin belgesinin süresi bitmesi üzerine başvurucu, Türkiye'de taşınmaz sahibi olduğu için 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun maddesi bağlamında ikamet izninin uzatılması için İstanbul İl Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne başvurmuştur. Anılan Kurumun vermiş olduğu randevuya giden başvurucu 27/7/2016 tarihinde idari gözlem altına alınmış ve 9/9/2016 tarihinde sınır dışı edilmiştir. Ayrıca hakkında 24/2/2017 tarihinde genel güvenlik gerekçesiyle G-87 tahdit kodu oluşturulmuş ve yurda giriş yasağı konulmuştur. Başvurucu, sınır dışı işlemine karşı İstanbul İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 12/1/2018 tarihinde sınır dışı işlemini iptal etmiştir. Mahkeme kararında, başvurucunun kendisine Kurum tarafından verilen ikamet izinlerine dayanarak uzun yıllardır Türkiye'de yaşadığı, sabıkasının bulunmadığı, Türkiye'de yaşadığı süre zarfında kamu güvenliğini tehlikeye düşürecek bir eylemi ya da davranışının olduğuna dair bir tespitin ve delilin bulunmadığı vurgulanmıştır. Başvurucu hakkında düzenlenen Genel Güvenlik Tahdit Kodunun Azerbaycan Cumhuriyeti makamlarının bildirdiği istihbari bilgilerden oluştuğu, bu bilgilerin tek başına delil olamayacağının istihbari yazıda da belirtildiği ifade edilmiştir. Bu açıklamalarla birlikte başvurucunun İstanbul'da ikamet eden kız kardeşlerinin Türk vatandaşı olduğu, Türkiye'de vefat eden babasının mezarının İstanbul'da bulunduğu, annesinin kanser tedavisi gördüğü, ayrıca aile bireylerinin kamu düzenini bozacak eylemlerinin mevcut olmadığı hususları gözetildiğinde sınır dışı işleminin hukuka uygun bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucu, yurda giriş yasağı konulması işlemine karşı Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; küçük yaşta Türkiye'ye geldiğini, lise eğitimini Türkiye'de tamamlayarak ablasıyla iş hayatına atıldığını ve Türkiye'de yerleşik bir hayat yaşadığı için taşınmaz edindiğini belirtmiştir. Türkiye'ye yasal yollardan giriş yaptığını ve ikamet iznine bağlı olarak ailesi ile birlikte yasalara ve kamu düzenine uygun olarak yaşadıklarını vurgulamıştır. Kız kardeşlerinin Türk vatandaşı olduğunu, Azerbaycan'da kimseyi tanımadığını, bakmakla yükümlü olduğu annesinin kanser tedavisi gördüğünü belirten başvurucu, hakkındaki tahdit kararının hiçbir somut delile dayanmadığını iddia etmiştir. Davalı idare savunmasında, ilgili mevzuat hatırlatılarak başvurucunun yurda girişinin ve kalışının kamu düzeni ve güvenliği açısından sakıncalı olduğunu, dava konusu işlemin istihbari bilgiler doğrultusunda ve devletin hükümranlık yetkisine dayanılarak tesis edildiği belirtilerek davanın reddi talep edilmiştir. Mahkeme 26/4/2018 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığının 24/2/2017 tarihli yazısı ile ülkemizde terörist faaliyetlere iştiraklerin önlenmesi ve çatışma bölgelerine seyahatlerin engellenmesi amacı kapsamında, istihbarat birimlerinin raporları dikkate alınmak suretiyle hükümranlık yetkisi dâhilinde tesis olunduğu anlaşılan dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği belirtilmiştir. Başvurucunun istinaf başvurusu, Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesinin 18/10/2018 tarihli kararıyla kesin olmak üzere reddedilmiştir. Nihai karar, başvurucu vekiline 19/11/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 18/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 6458 sayılı Kanun’un “Türkiye'ye giriş yasağı” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“(1) Genel Müdürlük, gerektiğinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşlerini alarak, kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından Türkiye’ye girmesinde sakınca görülen yabancıların ülkeye girişini yasaklayabilir. (2) Türkiye’den sınır dışı edilen yabancıların Türkiye’ye girişi, Genel Müdürlük veya valilikler tarafından yasaklanır. (3) Türkiye’ye giriş yasağının süresi en fazla beş yıldır. Ancak, kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından ciddi tehdit bulunması hâlinde bu süre Genel Müdürlükçe en fazla on yıl daha artırılabilir.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), öncelikle yerleşik uluslararası hukuk çerçevesinde ve Sözleşme'ye dâhil diğer antlaşmalardan doğan yükümlülüklere dayalı olarak Sözleşmeci devletlerin yabancıların ülkeye giriş, ülkede ikamet ve ülkeden sınır dışı edilmelerini denetlemek hakkına sahip olduğunu teyit etmektedir (Vilvarajah ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 13163/87, 30/10/1991, § 102; Ahmut/Hollanda, B. No: 21702/93, 28/11/1996, § 67-b). Sözleşme bir yabancının ülkeye giriş yapma veya orada ikamet etme hakkını yahut bir kişinin aile yaşamını belirli bir ülkede kurma şeklindeki bir hakkı güvence altına almamaktadır (Abdulaziz, Cabales and Balkandali/Birleşik Krallık [GK], B. No: 9214/.., 28/5/1985, § 68; Ahmut/Hollanda, § 67-c). Bunun yanı sıra aile hayatına saygı hakkının kamusal makamlara yüklediği yükümlülüğün, çiftlerin evlenme suretiyle ikamet edecekleri ülkeyi seçmeleri ve aynı ülke vatandaşı olmayan eşlerin bu ülkeye yerleşmelerini kabul etmek şeklinde genel bir yükümlülüğü kapsadığı söylenemez (Biao/Danimarka [BD], B. No: 38590/10, 24/5/2016, § 117). Sözleşme, yabancıların ülkeye girişi veya orada yerleşmeleri hususundaki bir hakkı güvence altına almamakla birlikte kişinin yakın aile bireylerinin bulunduğu bir ülkeden ayrılmak zorunda olması, belirli koşullar altında aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmesine neden olabilir (Boultif/İsviçre, B. No: 54273/00, 2/8/2001, § 39). Aile hayatına saygı hakkının yalnızca vatandaşlar tarafından değil hukuka uygun şekilde ikamet eden yabancılar tarafından oluşturulan aile birliklerini de koruduğunun kabulü gerekir. AİHM'in sınır dışı etme ve suçluların iadesi tedbirlerine ilişkin içtihadında, aile hayatı yönünden Sözleşmeci devletin hâkimiyet alanında yasal olarak ikamet eden yabancıların Sözleşme'nin sağladığı güvencelerden yararlanabileceğine vurgu yapılmaktadır. Bu anlamda aile hayatı çekirdek aile ile sınırlı olarak anlaşılır. Bununla birlikte AİHM Sözleşme'nin bir kişinin belirli bir ülkede aile kurma gibi bir hakkı içermediğine hükmetmiştir. Bunun yanı sıra belirli koşullar altında ülkede hukuka aykırı olarak bulunan yabancıların aile yaşamının da belirtilen güvenceden yararlanması söz konusu olabilir. Ancak göç kontrolü ve kamu düzeninin korunması için söz konusu olan gereklilikler aile hayatına saygı hakkının sınırlandırılmasında devletlere geniş takdir yetkisi verir. Bu bakımdan AİHM içtihadında aile yaşamının gelişim gösterdiği koşullar, aile hayatındaki ilişkilerin ne ölçüde kesildiği ya da kesileceği, Sözleşmeci devletteki bağların ne ölçüde olduğu, başka bir yerde aile yaşamını sürdürmek için aşılamaz nesnel engeller olup olmadığı, göç kontrolünün gereklerinin veya sınır dışı edilmenin ağır bastığı kamu düzenine ilişkin değerlendirmelerin olup olmadığı gibi kriterler dikkate alınmaktadır (Slivenko/Letonya [BD], B. No: 48321/99, 9/10/2003, § 94; Amara/Hollanda (k.k.), B. No: 6914/02, 5/10/2004). AİHM tarafından sınır dışı etme ve ülkeye kabul ile Sözleşme'nin maddesi bağlantısı kurularak değerlendirme yapılan davalarda aile kavramının çekirdek aile olarak yani çiftler arasındaki ilişkilerle ebeveyn ve çocuklar arasındaki ilişkileri kapsayacak şekilde ele alındığı, yetişkin çocukların ise aileye bağımlı ve muhtaç olduklarının ispat edilebildiği ölçüde aile kavramına dâhil edildikleri ve bu suretle aile kavramının bu alanda oldukça dar yorumlanmasının tercih edildiği anlaşılmaktadır (Slivenko/Letonya, § 94; A.A/Birleşik Krallık, B. No: 8000/08, 20/9/2011, § 49; Bousarra/Fransa, B. No: 25672/07, 23/9/2010, §§ 38-39).