Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2019/4498 E. , 2024/4269 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2019/4498 Karar No:2024/4269 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Yapı Elemanları Pazarlama İnşaat Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) :... Fonu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: D…
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2019/4498 E. , 2024/4269 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2019/4498 Karar No:2024/4269 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Yapı Elemanları Pazarlama İnşaat Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) :... Fonu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, ... Mobil Telekomünikasyon Hizmetleri A.Ş.’den (TELSİM) olan 11.319.709,03-TL alacağının ödenmesi talebiyle 10/07/2018 tarihinde yapılan başvurunun reddine dair ... tarih ve ... sayılı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (Fon) II. Tahsilat Daire Başkanlığı işleminin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; davacı tarafından, Fonun yönetim ve denetim kurulları ile mal varlığına el konulan şirketten olan alacağın Mahkeme kararına rağmen ödenmemesi ve şirketin tüm mal varlığının satılarak alacağın tahsil imkanının ortadan kaldırılması nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuruda, Mahkemenin... tarih ve ...sayılı kararıyla, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verildiği, kararın gerekçesinde ise "başvurucunun alacağının ...'den tahsil imkanının kalmadığı hususu TELSİM ticari ve iktisadi bütünlüğü sıra cetvelinin düzenlenmesiyle kesin olarak anlaşılmıştır. Sözü edilen cetvele karşı herhangi bir yola başvurulmamıştır. Ayrıca 10/12/2009 tarihli noter ihtarnamesiyle dile getirilen alacağın ödenmesi talebinin reddine yönelik 15/01/2010 tarihli TMSF işlemine karşı da herhangi bir idari dava açılmamıştır. Dolayısıyla TELSİM'den olan alacağının tahsil imkanının ortadan kaldırılması suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye ilişkin nihai kararın TMSF'nin 15/01/2010 tarihli işlemi olduğu tespit edilmiştir. Bu işlemin de Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce tesis edildiği ve kesinleştiği anlaşılmıştır." ifadelerine yer verildiği; Bu durumda, TELSİM'in faaliyetlerinde kullanılan menkuller, gayrimenkuller ile bu varlıkların feri veya mütemmim cüzü niteliğinde olan sözleşmeler ile bunlardan doğan hak ve alacakların bir araya getirilmesi suretiyle oluşturulan "TELSİM Ticari ve İktisadi Bütünlüğü"nün satılması sonucunda elde edilen satış bedelinin tüm alacaklara yetmemesi üzerine, Fon tarafından 27/04/2007 tarihli Resmi Gazete'de TELSİM Ticari ve İktisadi Bütünlüğü sıra cetvelinin yayımlandığı, anılan sıra cetvelinde davacı şirkete herhangi bir pay düşmediği, dolayısıyla alacağın TELSİM'den tahsil imkanının kalmadığının anlaşıldığı, sıra cetveline karşı yasal süre içerisinde dava açılmadığı, davacı ile TELSİM arasında borç miktarı konusunda mutabakata varılmamış ve Fon tarafından bu yönde karar alınmamış olması nedeniyle dava konusu alacağın geçmiş dönem borcu olarak kabul edilmesi için gerekli yasal şartların oluşmadığı, alacağın ödenmesi istemiyle daha konusu işlemden önce birçok kez davalı idareye başvuruda bulunulduğu, ancak yapılan başvurulara istinaden verilen cevapların dava konusu yapılmadığı hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, alacaklarının doğrudan satış bedelinden ödenmesi gereken bir alacak olduğu, davalı idarece sıra cetveline itiraz edilmediği gerekçesiyle başvurularının reddedildiği, Mahkeme kararının aksine kendilerinin sıra cetveline girmelerine gerek bulunmadığı, zira alacak konusu hizmetlerin bütünlüğün değerini artıran mahiyette olduğu, kendilerinin alacağı geçmiş dönem borcu kapsamında olduğundan ihale bedelinden ödenmesi gerektiği, ihale ilanında “geçmiş dönem borçları” için ihale bedelinden ödeme yapılacağının belirtildiği, ilgili Yönetmeliğin 25. maddesinde borcun geçmiş borç sayılabilmesinin koşullarının belirtildiği, kendilerinin bu koşulları sağladığı, nitekim, davalı idarece ..., ..., ... Bank ile kendileri gibi baz istasyonları kuran şirketlerin alacaklarının geçmiş dönem borcu sayılarak sıra cetveline dahil etmeksizin ihale bedeli içerisinden ödendiği, davalı idarece kamu gücü kullanılarak kesinleşen Mahkeme kararının icrasının engellendiği, kesinleşen karara istinaden yapılan icra takipleri neticesinde banka hesaplarına konulan blokelerin davalı idarenin malvarlıklarının kendisine ait olduğu beyanıyla kaldırıldığı, adli yargıda verilen Mahkeme kararının temyizen incelenmesi neticesinde Yargıtay tarafından davalı idarenin harçtan muaf olduğuna hükmedildiği, dolayısıyla davalı idarenin dosyada taraf olduğu ve alacaktan haberdar olduğu, buna rağmen TELSİM’in ayrı ve bağımsız tüzel kişi olduğundan bahisle ödeme taleplerinin reddedildiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacının iddiasının sıra cetveline itiraz niteliğinde olduğu, sıra cetveline karşı dava açılmadığı, davacıya gönderilen 07/08/2007 ve 15/01/2010 tarihli yazılara karşı da herhangi bir dava açılmadığı, aynı taleple yapılan başvuruların dava açma süresini canlandırmayacağı, Fonun yönetim ve denetimini devraldığı şirketin borçlarına halefiyetin söz konusu olmadığı, davacının, Halk Bankası şubesi nezdindeki TELSİM A.Ş.’ye ait parayı alamamasının nedeninin kendilerinden kaynaklanmadığı, Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen Mahkeme kararında belirtildiği üzere, hesap üzerinde davacıdan önce gelen tedbir ve hacizlerin bulunduğu gerekçesiyle blokenin kaldırıldığı, Yönetmeliğin 25. maddesi uyarınca geçmiş dönem borcu şartlarının oluşmadığı, ..., ... ve ... Bankın TELSİM’den olan alacaklarının yazılım, donanım, ekipman alımı ile bu ekipmanların finansmanından kaynaklanması nedeniyle ve aralarında mutabakat sağlanması sebebiyle bütünlüğün değerinin korunması için geçmiş dönem borcu olarak kabul edildiği ve bu kapsamda ödeme yapıldığı, davacı bakımından bu şartların gerçekleşmediği, takip davası ihale tarihinden önce karara bağlanmış ise de, ihale tarihinden çok sonra kesinleştiği, dolayısıyla ihale tarihi itibarıyla kesinleşmemiş alacağın geçmiş dönem borcu olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, öte yandan, kesinleşmiş olsaydı dahi mutabakata varılmadığı sürece geçmiş dönem borcu olarak kabul edilemeyeceği belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : USUL YÖNÜNDEN MADDİ OLAY : Davacı şirket, TELSİM ile imzaladığı 16/08/2000 tarihli GSM Alt Yapı İşleri Temin ve Hizmet Sözleşmesi uyarınca TELSİM'e baz istasyonları kurmuştur. TELSİM'in, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun (BDDK) 03/07/2003 tarihli kararıyla bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılan ... Bankası Türk Anonim Şirketinin (... Bankası) ortaklarına menfaat temin etmek ve adlarına işlem yapmak amacıyla kurulan bir şirket olduğu saptanmıştır. Fonun müracaatı üzerine ... Sulh Ceza Mahkemesinin ...tarih ve... Müt. sayılı kararıyla, TELSİM'in tüm mal ve haklarının dondurulmasına, her türlü mal, hak ve alacakları üzerinde tasarruf yetkisinin kaldırılmasına, mal, kıymetli evrak, nakit ve diğer değerlerinin tevdi mahalline yatırılmasına karar verilmiştir. Fonun... tarih ve ... sayılı kararıyla, İmar Bankası tarafından yetkili mercilere beyan edilen sigortaya tabi tasarruf mevduatı ile davalı idarece tespit edilen tasarruf mevduatı tutarı arasındaki 7.552.995.710,63-TL farkın TELSİM'in de aralarında bulunduğu Uzan grubu şirketleri ile onlar adına hareket eden şirketlerden tahsil edilmesine karar verilmiştir. Bu arada davacı tarafından TELSİM'in 2003 yılı Nisan ayından itibaren sözleşmeden doğan borçlarını (2.487.741,73-TL) ödemeyi aksatması üzerine TELSİM aleyhine İstanbul 3. İcra Müdürlüğü nezdinde 26/02/2004 tarihinde icra takibi başlatılmıştır. İcra Müdürlüğünce düzenlenen ödeme emrine TELSİM tarafından 08/03/2004 tarihinde itiraz edilmiş ve takip durmuş; davacı tarafından 30/03/2004 tarihinde ... Asliye Ticaret Mahkemesinde itirazın iptali davası açılmıştır. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra verilen... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla, davanın kabulüne, itirazın iptaline ve 2.487.741,73-TL üzerinden takibin devamına karar verilmiştir. Ayrıca anılan kararda davalı aleyhine icra inkâr tazminatı ile harca hükmedilmiş, kararın temyiz incelemesi neticesinde Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 07/06/2007 tarih ve E:2006/655, K:2007/3883 sayılı kararıyla hüküm onanmakla birlikte icra takibinin başlatıldığı tarihten önce 13/02/2004 tarihinde TMSF tarafından şirkete el konulmuş olması dolayısıyla icra inkâr tazminatına ilişkin kısmın hüküm fıkrasının çıkarılmasına ve davalıdan harç alınmasına yer olmadığına hükmetmiştir. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla reddedilmiştir. Diğer taraftan, davalı idarece TELSİM'in mal varlığına ihtiyati haciz uygulanmasından sonra, 30/01/2004 tarihli işlemle 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 37. maddesi uyarınca borcun (7.552.995.710,63-TL'nin) bir ay içinde ödenmesi istemiyle TELSİM'e borcun ödenmesi için ödemeye çağrı mektubu gönderilmiştir. Fonun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 134. maddesi uyarınca TELSİM’in temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetim kurulları devralınmış ve bu kurullara üyeler atanmıştır. Fon tarafından 24/03/2004 tarihinde borcun (7.552.995.710,63-TL) tahsili amacıyla 6183 sayılı Kanun'un 55. maddesi uyarınca ödeme emri düzenlenmiş, 05/04/2004 tarihinde de haciz varakası tanzim edilerek ihtiyati haciz kesin hacze dönüştürülmüştür. Fonun 23/06/2005 tarihli kararıyla TELSİM'in faaliyetlerinde kullanılan menkuller, gayrımenkuller ile bu varlıkların ferî veya mütemmim cüzü niteliğinde olan sözleşmeler ile bunlardan doğan hak ve alacakların bir araya getirilmesi suretiyle oluşturulan “TELSİM Ticari ve İktisadi Bütünlüğü”nün satılması yolunda işlem tesis edilmiştir. Fon bünyesinde oluşturulan satış komisyonu tarafından “TELSİM Ticari ve İktisadi Bütünlüğü”nün değeri 2.804.000.000 USD olarak belirlenmiştir. Bu satış bedeli TMSF tarafından onaylanarak “TELSİM Ticari ve İktisadi Bütünlüğü” 13/12/2005 tarihinde ihaleye çıkarılmış ve sonuç olarak söz konusu iktisadi bütünlük 24/05/2006 tarihinde 4.550.000.000,00 USD bedelle ... Telekomünikasyon Anonim Şirketine satılmıştır. 27/04/2007 tarihli Resmi Gazete'de sıra cetveli yayımlanmıştır. Anılan sıra cetvelinde davacıya yer verilmemiş, davacı tarafından sıra cetveline herhangi bir itirazda bulunulmamıştır. 27/04/2007 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan TELSİM Ticari ve İktisadi Bütünlüğü sıra cetveline göre satış masrafları düşüldükten sonra öncelikle TELSİM'in geçmiş dönem borçları ödenmiştir. Bu kapsamda ..., ... Corporation, ... Komünikasyon Limitet Şirketi ve ... Bank N.V. isimli şirketlere toplam 1.291.250.000 ABD doları, Hazine Müsteşarlığına da 901.132.834,12-TL ödemede bulunulmuştur. Bundan sonra 6183 sayılı Kanun uyarınca takibat başlatılan kamu alacakları ödenmiş, kalan tutar ise Fon, Telekomünikasyon Kurumu ve Sosyal Güvenlik Kurumu arasında garame edilmiştir. Fon, garameten kendi payına isabet eden kısmı TELSİM'in vergi borçları nedeniyle Gelir İdaresi Başkanlığına ödemiştir. Satış bedelinden arta kalan tutar bulunmadığından diğer alacaklılara herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Bu süreçlerden sonra davacı tarafından Beyoğlu 28. Noterliğinin ... tarih ve ... sayılı ihtarnamesiyle, “Asliye Ticaret Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde, TELSİM’in ticari defterlerine geçirmiş olduğu ve ödenmediği tespit edilen ve 13/10/2005 tarihinde itirazın iptali ile takibin 2.487.741,00-TL üzerinden takibin devamına ilişkin kararına rağmen müteaddit taleplerine rağmen kendilerine alacağının ödenmediği, dolayısıyla işbu tarih itibarıyla birikmiş olan 8.205.966-TL alacağın ödenmesi” talebiyle başvuruda bulunulmuş, davalı idarece verilen ... tarih ve ... sayılı cevabi yazıda, “Sıra cetvelinin Resmi Gazetede yayımlandığı, sıra cetveline itiraz edilmediği, kesinleşen sıra cetveline göre ödemeler yapıldıktan sonra yapılan itirazın yasal dayanağının bulunmadığı, öte yandan, TELSİM yönetimine Fon tarafından atama yapılmış ise de, şirketin tüzel kişiliği ticari faaliyetlerini ve işlemlerini Fon’dan bağımsız ve ayrı olarak sürdürdüğü, dolayısıyla Fon tarafından ödeme talebinin yerine görülmediği ve alacağın ödenmesi ile ilgili mutatabın TELSİM olduğu” gerekçesiyle başvurunun reddine karar verilmiş, anılan işleme karşı dava açılmamıştır. Bu arada davacı tarafından 26/05/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuş, Mahkemenin ... tarih ve ... başvuru numaralı kararıyla, “Somut olayda, başvurucunun alacağının TELSİM'den tahsil imkânının kalmadığı hususu TELSİM ticari ve iktisadi bütünlüğü sıra cetvelinin düzenlenmesiyle kesin olarak anlaşılmıştır. Sözü edilen cetvele karşı herhangi bir yola başvurulmamıştır. Ayrıca 10/12/2009 tarihli noter ihtarnamesiyle dile getirilen alacağın ödenmesi talebinin reddine yönelik 15/1/2010 tarihli TMSF işlemine karşı da herhangi bir idari dava açılmamıştır. Dolayısıyla TELSİM'den olan alacağının tahsil imkânının ortadan kaldırılması suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye ilişkin nihai kararın TMSF'nin 15/1/2010 tarihli işlemi olduğu tespit edilmiştir. Bu işlemin de Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce tesis edildiği ve kesinleştiği anlaşılmıştır.” gerekçesiyle başvurunun zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Daha sonra yine Beyoğlu 28. Noterliği’nin... tarih ve ... sayılı ihtarnamesiyle, bir önceki başvuruda belirtilen gerekçelerle davalı idareye 11.319.709,03-TL alacağın ödenmesi talebiyle başvuru yapılmış, bu başvuru davalı idarenin ... tarih ve ...sayılı işlemiyle, “sıra cetveli düzenlendiği, buna karşı herhangi bir itiraz olmadığından kesinleştiği, kesinleşen sıra cetveline göre ödemelerin yapıldığı, davacı tarafından İhale Şartnamesi’nin ilgili maddesi uyarınca alacak bildiriminde bulunulmuş ise de, Resmi Gazete’de yayımlanan sıra cetvelinden bahse konu şirketlere düşen herhangi bir pay olmadığı ve bu durumun 15/01/2010 tarihli yazıyla bildirildiği” gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. Bunun üzerine anılan işlemin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde, "1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür."; işlem tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle "İdari makamların sükutu" başlıklı 10. maddesinde, "1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler."; işlem tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle "Üst makama başvurma" başlıklı 11. maddesinde, "1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. 3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." kurallarına yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesine göre idareye yapılacak başvuru, kural olarak, ilgilisinin Anayasa'nın 74. maddesinde tanınan dilekçe hakkına dayanarak, hakkında bir işlem tesis edilmesi talebiyle yapmış olduğu bir "ilk" başvurudur. Ortada henüz idarece tesis edilmiş bir işlem bulunmamaktadır ve madde hükmü, ilgilinin belirtildiği şekilde idari makama başvurusuna yanıt alamaması veya olumsuz yanıt alması üzerine dava açma süresini belirlemektedir. Aynı Kanun'un 11. maddesinde ise, yapılmış bir itiraz söz konusudur. Başvuru yine anayasal düzeyde bir hak olan dilekçe hakkının bir uzantısı olarak yapılmıştır. Ancak, öncesinde idarenin tesis ettiği bir işlem bulunmaktadır ve bu işlem nedeniyle hakkı veya menfaati ihlal edilen ilgili kişiye, uyuşmazlığı yargı önüne getirmeden önce idareyi var olan işlemi kaldırması, geri alması, kendi yararına değiştirmesi vaya yeni bir işlem yapması yönünde ikaz ederek sulh yolu ile çözmeye, netice alamaması halinde ise belirtilen süreler içinde dava açmasına imkan sağlayan düzenlemelere yer verilmiştir. Bakılan uyuşmazlığın çözümü için ilgililerin, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem tesis edilmesi için idareye yaptıkları başvurunun açıkça veya zımnen reddi üzerine oluşan işleme karşı dava açılmaması sonrasında aynı taleple yeniden yapılacak başvurunun Kanun'un 10. maddesi mi 11. maddesi kapsamında mı olduğunun, başka bir anlatımla, 10. madde kapsamında yapılan ilk başvurudan sonra aynı taleple yapılan ikinci başvurunun 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca ilk başvurudan bağımsız ve zaman içerisinde yeni bir hukuki durum meydana gelmesi nedeniyle bir başvuru mu, yoksa ilk başvuru üzerine tesis edilecek işlemin devamı niteliğinde olan ve Kanun'un 11. maddesi çerçevesinde yapılan başvuru olarak mı dikkate alınması gerektiği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu noktada, davacı tarafından yapılan başvuruların aynı niteliğe sahip olup olmadığı, başka bir anlatımla, aradan geçen zaman içerisinde yeni bir hukuki durum meydana gelip gelmediği yönünden değerlendirme yapılarak başvuruların kapsamının belirleneceği, bu belirleme yapılırken de kanunla öngörülmüş olan usul kurallarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı esneklikten kaçınılması gerektiği, aksi halde usul kurallarının getiriliş amacına aykırı sonuçlar ortaya çıkabileceği kuşkusuzdur. Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından TELSİM'den olan alacağının takibi amacıyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, anılan takibe itiraz edilmesi üzerine takibin durduğu, itirazın iptali ve takibin devamı talebiyle... Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açıldığı, Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla davanın kabulüne, itirazın iptaline ve 2.487.741,73-TL üzerinden takibin devamına karar verildiği, anılan kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, bu süre içerisinde TELSİM'in temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetim kurullarının davalı idarece devralınması nedeniyle davacı tarafından Beyoğlu 28. Noterliğinin ...tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle, bahse konu alacağın ödenmesi talebiyle idareye başvuruda bulunulduğu, davalı idarece bu talebin ...tarih ve ... sayılı işlemle reddedildiği, anılan ret işlemine karşı dava açılmadığı, söz konusu ret işleminden çok sonra davacı tarafından yine Beyoğlu 28. Noterliğinin...tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle bir önceki başvuruda belirtilen gerekçelerle yeniden başvuruda bulunulduğu, işbu başvurunun ise ...tarih ve ... sayılı işlemle reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Davacının TELSİM'den olan alacağının ödenmesi talebiyle davalı idareye yapılan ilk başvurunun reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı işleme karşı dava açılmadığı, geçen süre içerisinde herhangi yeni bir hukuki durum ortaya çıkmamasına rağmen aynı taleple 10/07/2018 tarihinde yeniden idareye başvurulduğu dikkate alındığında, söz konusu başvurunun 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesine imkan bulunmadığı, başka bir ifadeyle, dava konusu işlemin tesis edilmesine sebep olan 10/07/2018 tarihli başvurunun, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca yapılan 10/12/2009 tarihli başvuru üzerine tesis edilen 15/01/2010 tarihli işlemin kaldırılması, geri alınması veya yeni bir işlem tesis edilmesi talebiyle 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi çerçevesinde yapılan bir başvuru olduğu açıktır. Bu durumda, davacı tarafından alacağının ödenmesi talebiyle yapılan 10/12/2009 tarihli başvurunun reddine dair... tarih ve ... sayılı işleme karşı tebliğ tarihinden itibaren dava açma süresi içerisinde dava açılması veya 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında idareye başvuruda bulunularak idarece cevap verilmesi halinde bu tarihten, cevap verilmemesi halinde ise altmış günlük sürenin dolmasından sonra kalan süre içerisinde dava açılması gerekirken, bu süreler geçirildikten sonra yapılan 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamındaki 10/07/2018 tarihli başvuru üzerine tesis edilen işlemin dava açma süresini canlandırmayacağı dikkate alındığında, süresinde açılmayan davanın esasının incelenmesine hukuken imkan bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...... sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan kararın yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine, 5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 23/10/2024 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." hükmüne yer verilmiştir. Dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olan haliyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu belirtilmiş; "İdari makamların sükutu" başlıklı 10. maddesinde ise, ilgililerin idarî davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için, idarî makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri kurala bağlanmıştır. İdarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerine karşı yargı merciine başvurulmasını belirli bir süreyle sınırlandıran ve idari yargıda hak düşürücü nitelikte olan dava açma süresinin, aynı zamanda Anayasa ile güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı ve hak arama hürriyetiyle de doğrudan ilişkili olması karşısında, anılan temel hak ve hürriyetlerin kullanımını sınırlandırıcı katılıkta yorumlanmaması gerektiği gibi usul hükümlerini etkisiz hale getirecek esneklikte de yorumlanmaması, her bir somut olayın oluşu ve özellikleri gözetilerek konunun ele alınması gerekmektedir. Diğer taraftan, Anayasa'nın 35. maddesinde, herkesin mülkiyet ve miras hakkına sahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği düzenlenmiş, aynı şekilde Anayasa'nın 90. maddesinin 5. fıkrasında yapılan değişiklikle iç hukukumuzun bir parçası haline gelen uluslararası sözleşmelerden birisi olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek Protokolün 1. maddesinde, her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı bulunduğu, herhangi bir kimsenin, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceği hüküm altına alınmıştır. Dar anlamda mülkiyet hakkının kapsamını taşınır ve taşınmaz malların oluşturduğu söylenebilmekte ise de, terminolojik olarak aynı şekilde ifade edilen bu hakkın anayasa yargısındaki kapsamı daha geniş tutulmuş ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin muhtelif kararlarında benimsenen ilkelere göre, kişilerin mamelekinde mevcut olan, ekonomik değer taşıyan, parayla ölçülebilir ve üzerinde tasarruf edilebilir her türlü değerin mülkiyet hakkının kapsamına girdiği kabul edilmiştir. Bu anlamda, kişilerin sahip olduğu para ve likit varlıklar ile kazançlar da bu hak kapsamında yer aldığından, idarece tesis edilen işlemlere dayalı olarak söz konusu ekonomik değerlerin kaybından doğan uyuşmazlıkların yargısal denetiminde dava açma süresi, mülkiyet hakkı çerçevesinde değerlendirilmelidir. Somut uyuşmazlıkta, davacının yargı kararına dayanan söz konusu alacağının 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında süregelen bir alacak olup olmadığının, başka bir anlatımla, zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Zamanaşımı müessesesi hukuk yargılamasında dava şartı olarak değil ilk itiraz şeklinde düzenlendiğinden, hukuk mahkemelerinde geçerli olan taraflarca getirilme ilkesi gereğince kural olarak re'sen araştırılması gereken bir husus olmayıp, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden sonra davalı tarafından yapılacak ilk savunmada ileri sürülmesi halinde mahkemece dikkate alınabileceği, aksi halde mahkemece alacağın zamanaşımına uğradığı tespit edilse dahi bu yönde karar verilebilmesine imkan bulunmadığı açık olmakla birlikte, idari yargıda geçerli olan re'sen araştırma ilkesi gereğince Mahkeme alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığını talep olmasa da kendisi re'sen inceleyebilecektir. İcra İflas Kanunu'nun 39. maddesinde, mahkeme kararına dayalı olan alacağın son işlem tarihinden 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı kurala bağlanmıştır. Davacı tarafından TELSİM'den olan alacağının takibi amacıyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, anılan takibe itiraz edilmesi üzerine takibin durduğu, itirazın iptali ve takibin devamı talebiyle ... Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açıldığı, Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararla, davanın kabulüne, itirazın iptaline ve 2.487.741,73-TL üzerinden takibin devamına karar verildiği, anılan kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, bu süre içerisinde TELSİM'in temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetim kurullarının davalı idarece devralınması nedeniyle davacı tarafından Beyoğlu 28. Noterliğinin...... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle, bahse konu alacağın ödenmesi talebiyle idareye başvuruda bulunulduğu, davalı idarece bu talebin ...tarih ve ... sayılı işlemle reddedildiği, anılan ret işlemine karşı dava açılmadığı, söz konusu ret işleminden sonra davacı tarafından yine Beyoğlu 28. Noterliğinin ...arih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle bir önceki başvuruda belirtilen gerekçelerle yeniden başvuruda bulunulduğu, işbu başvurunun ise ... tarih ve... sayılı işlemle reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İlamsız icra yoluyla yapılan takipler, itiraz üzerine duran takibin devam etmesi ve alacağın tespit edilerek kesinleşmesi amacıyla açılan davalarda hukuk mahkemelerince verilen kabul kararlarının kesinleşmesinden sonra kural olarak 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu noktada, borcun tabi olduğu zamanaşımı süresinin belirlenmesi ve bu sürenin geçip geçmediği belirlenmelidir. Türk Borçlar Kanunu'nun 147. maddesinin 6. fıkrasında, eser sözleşmesinden doğan alacakların 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, 154. maddesinin 2. fıkrasında, alacaklının dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurması halinde, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa zamanaşımının kesileceği, 156. maddesinin 2. fıkrasında, borcun bir senetle ikrar edildiği veya bir mahkeme ya da hakem kararına bağlandığı durumlarda, yeni sürenin her zaman on yıl olduğu, 470. maddesinde eser sözleşmesinin, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlandığı görülmektedir. Davacı, TELSİM ile imzaladığı 16/08/2000 tarihli GSM Alt Yapı İşleri Temin ve Hizmet Sözleşmesi uyarınca TELSİM'e baz istasyonları kurmuştur. Dolayısıyla davacı ile TELSİM arasında imzalanan sözleşmenin eser sözleşmesi olduğu ve bu sözleşmeden kaynaklı alacağın kural olarak 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunda tereddüt bulunmamakla birlikte, sözleşmeye konu alacak dava konusu edilerek yargı kararıyla kesinleştiğinden, bu aşamadan sonra söz konusu alacağın Türk Borçlar Kanunu'nun 156. maddesinin 2. fıkrası uyarınca 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunun kabulü gerekir. Takip konusu alacağın, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde zamanaşımına uğraması mümkündür. Çünkü, haciz ve satış isteme sürelerinin geçmesi halinde icra takibi düşmez; icra takibi derdest kalmakta devam eder ve alacaklı yenileme talebinde bulunarak haciz istemek suretiyle her zaman takibe devam edilmesini isteyebilir. İşte alacaklı, icra takibinin kesinleşmesinden itibaren borcun tabi olduğu zamanaşımı süresini geçirdikten sonra yenileme talebinde bulunursa, borçlu, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde borcun zamanaşımına uğradığını ileri sürebilmelidir. (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, 1. Baskı, Ankara, Legal Yayıncılık A.Ş., 2016, s.182) Nitekim İcra İflas Kanunu'nun 78. maddesinde, haciz talebi kanuni süre içerisinde yapılmaz veya geri alındıktan sonra süresi içerisinde yenilenmezse dosyanın muameleden kaldırılacağı yönündeki düzenleme gereğince takibin kesinleşmesinden sonra süresi içinde takibin yenilenmemesi halinde de alacağın zamanaşımına uğrayabileceği kuşkusuzdur. Bu çerçevede,...İcra Dairesinin ... dosya numaralı ve 26/02/2004 takip tarihli alacağın 05/07/2018 tarihi itibarıyla toplam 11.319.709,03-TL olarak belirlendiği görüldüğünden, takibin yenilenmesi suretiyle 05/07/2018 tarihine kadar hesaplama yapıldığı anlaşılan alacağın zamanaşımına uğramadığı açıktır. Bu durumda, davacının TELSİM ile imzalanan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağının yargı kararıyla kesinleştiği, zamanaşımına uğramadığı ve aradan geçen süreye rağmen tahsil edilememesi nedeniyle ekonomik bir değer taşıyan uyuşmazlık konusu alacak nedeniyle mülkiyet hakkının ihlâl edildiği iddiasının süregelen bir etkisinin bulunduğu dikkate alındığında, davacı tarafından söz konusu alacağın ödenmesi talebiyle 10/07/2018 tarihinde davalı idareye yapılan ikinci başvurunun 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10. maddesi kapsamında olduğu anlaşılmıştır. Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında 10/07/2018 tarihinde yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan bu davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine dair temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.