Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2023/12103 E. , 2024/7657 K. T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/12103 Karar No : 2024/7657 TEMYİZ EDEN TARAFLAR: 1- (DAVALI) ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... 2- (DAVACI) :... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, ... İli, ... İlçesi, ... Mahal…
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2023/12103 E. , 2024/7657 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/12103 Karar No : 2024/7657 TEMYİZ EDEN TARAFLAR: 1- (DAVALI) ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... 2- (DAVACI) :... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi ... ada, ... parsel, ... ada, ... ve ... sayılı parsellerde bulunan 3 adet depo nitelikli taşınmazın yer aldığı ... Sitesi olarak bilinen ve brüt alanı 156.233 m2 olan alanın, Bakanlar Kurulu'nun 06.02.2017 tarihli ve 2017/9867 sayılı kararı ile 6306 sayılı Afes Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Kapsamında "Riskli Alan" ilan edilmesi üzerine 06.01.2018 tarihinde gerçekleştirilen yıkım işlemi sonucu 50.000-TL manevi ve 150.000-TL (ıslah yoluyla artırılmak suretiyle 779.173.96-TL) maddi zararın yıkım tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:...İdare Mahkemesince verilen...tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; ''...Maddi tazminat yönünden; Bilirkişi raporuyla tespit edilen inşaat maliyet bedeli 393,827,71-TL, enkaz bedeli olarak 7.876,55-TL ve 377.470-TL kira bedeli olmak üzere toplam 779.173,66-TL maddi tazminatın 150.000-TL'sinin davanın açılış tarihi olan 01.04.2019 tarihinden, 629.173,66-TL'sinin ise ıslah dilekçesinin davalı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na tebliğ tarihi olan 01.02.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte anılan davalı idare tarafından davacıya ödenmesi gerekmektedir. Manevi tazminat yönünden; Kişilerin manevi varlıklarında oluşan eksilmeyi ifade eden manevi zararın tazmin edilebilmesi için varlığı gerekli olan; şeref, haysiyet, kişilik hakları veya vucüt bütünlüğüne yönelmiş bir saldırı niteliğinde eylem ya da işlem somut uyuşmazlıkta söz konusu değildir. İdari işlemlerin yargı kararı ile iptal edilmiş olması, her durumda mutlaka idarenin tazminat sorumluluğunu gerektirmediği açıktır. Bu durumda; dava konusu işlemin davacının taşınmazının 6306 sayılı Kanun kapsamında yıkımına yönelik olduğu, davacının şeref ve haysiyetine, kişilik haklarına, vücut bütünlüğüne yönelmiş bir saldırı niteliğinde bulunmadığı, söz konusu işlem nedeniyle duyulduğu ileri sürülen acı ve üzüntünün manevi tazminata hükmedilmesini gerektirecek ağırlıkta olmadığı, bu bakımdan şartları oluşmayan manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.'' denilerek davacının maddi tazminat isteminin kabulü ile 779.173,66-TL maddi tazminatın 150.000-TL'sinin davanın açılış tarihi olan 01.04.2019 tarihinden, 629.173,66-TL'sinin ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 01.02.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından davacıya ödenmesine, manevi tazminat talebinin reddine, davalı ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı hasım mevkiinden çıkarılarak, istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : 1-Davalı tarafından; temyize konu kararın hukuken isabetli olmadığı, kararın kabule ilişkin kısmının kaldırılması gerektiği, yeniden yapım bedel, enkaz bedeli ve kira bedeli hesaplanmak suretiyle tazminat bedeli belirlenmesinin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu, hesaplanan miktarların hatalı ve fahiş olduğu, idareleri aleyhine tazminat hesaplanmasının haksız olduğu, zarar ile idarenin tutum ve davranışları arasında illiyet bağı bulunması şart olduğu, davanın idareleri yönünden haklı bir mesnedi bulunmadığı, dava konusu işlem ile alakalı sürecin ilgili Belediyesince yürütüldüğü, alandaki 261 yapıdan 191 tanesine ilişkin Riskli Yapı tespiti bulunduğu, özellikle yıkım tarihi itibarıyla verilmiş bir YD kararının da yokluğu gözetilerek, idareleri bakımından tazmin şartlarının gerçekleşmediğinin düşünüldüğü, aynı alandaki benzer taşınmazların kira bedellerinin hesaplanmasına yönelik düzenlenen ve yargılama esnasında dosyaya sunulan bilirkişi raporları ile itiraz konusu rapor arasında oldukça yüksek bir fark söz konusu olduğu, dava konusu işlemin, hizmet gerekleri ve kamu yararı ilkeleri bakımından haklı, yeterli ve gerektirici sebeplere dayanılarak tesis edilmiş olduğu belirtilerek, re'sen gözetilecek sebeplerle temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. 2-Davacı tarafından; ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı açısından davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, yetki devri yapılmış olmasının, bu yetkinin mevzuata aykırı bir biçimde kullanılması sonucunu doğurmayacağı, sorumluluğun bulunmadığına ilişkin oluşturulan gerekçenin çelişkili ve hukuka aykırı olduğu, ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı temyize konu kararda hasım mevkiinden çıkarılmasına rağmen idare lehine hükmedilen vekalet ücretine ilişkin hüküm kurulmamasının hukuka aykırı olduğu, maddi tazminata ilişkin hükmedilen tutar üzerinden faizin başlangıç tarihinin hatalı olduğu, tazminat miktarının tamamı açısından, haksız fiil niteliğindeki yıkımın gerçekleştiği tarihten itibaren faiz işletilmesi gerektiği, davacıların hak kaybı yaşamaması için dosyalar arasındaki farklılıkların giderilmesi gerektiği, manevi tazminat miktarının tümden reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu belirtilerek, dosyadan anlaşılacak diğer nedenlerle, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI :1-Davalı tarafından, savunma verilmemiştir. 2-Davacı tarafından, iptal kararı verilen riskli alan kararına dayalı olarak yapılan işlem ve eylemler de dayanağı hukuki işlemin iptal edilmesi nedeniyle hukuka aykırı hale geldiğinden, davalının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davaya konu taşınmazın içinde bulunduğu ve ... Sitesi olarak bilinen alan 10.02.2017 tarih ve 29975 sayılı Resmi Gazete’de ilan edilen Bakanlar Kurulu’nun 2017/9867 sayılı kararı ile 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesine göre riskli alan ilan edilmiş, anılan Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle Danıştay Ondördüncü Dairesinde E:2017/826 nolu dosya ile iptal davası açılmış ve 15.01.2019 tarihli kararı ile riskli alan kararının bir kısım davacılar açısından iptaline, bir kısım davacılar açısından ise ehliyet yönünden reddine karar verilmiş, söz konusu alana ilişkin imar planı değişiklikleri, 18. madde uygulaması ve yapı ruhsatına ilişkin olarak açılmış davalar ve riskli alan kararı hakkında Danıştay Ondördüncü Dairesi tarafından 11.06.2018 tarih ve E:2017/826 sayılı dosyasında yargılama devam etmekte iken Danıştay tarafından yürütmeyi durdurma kararı verilmeden önce, davalı idareler tarafından toplam 156 dönüm büyüklüğündeki alanda bulunan 244 adet dükkan, 06.01.2018 tarihinde yıkılmış, bunun üzerine davacı tarafından, taşınmazının hukuka aykırı olarak yıkıldığından bahisle uğranıldığı ileri sürülen 50.000,00-TL manevi, 150.000,00-TL (ıslah sonrası 779.173,96-TL maddi zararın yıkım tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin 1. fıkrasında idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiş, son fıkrasında ise, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükmüne yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdarenin hukuki sorumluluğunun kabulü için, kusursuz sorumluluğa ilişkin istisna halleri dışında, idarenin yürüttüğü kamu hizmetinin, kötü işlemesi, geç işlemesi yada hiç işlememesi sebeplerinden birisiyle kusurlandırılmış olması gerekmektedir. Hizmet kusuru, iradi bir işlem yada eylemden kaynaklanabileceği gibi, idarenin dikkatsizliğinden, tedbirsizliğinden ve ihmalinden de kaynaklanabilir. Yine zarar ile idari eylem veya işlem arasında uygun illiyet bağının da bulunması gerekmektedir. Uyuşmazlıkta; dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde, davacının maliki olduğu taşınmazın yer aldığı alanın Bakanlar Kurulu'nun 06/02/2017 günlü, 2017/9867 sayılı kararı ile 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli alan ilan edildiği, söz konusu işleme karşı Danıştay Ondördüncü Dairesinde E:2017/826 sayılı dosya ile iptal davası açıldığı, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 15.01.2019 tarih E:2017/826 K:2019/81 sayılı kararı ile 06/02/2017 günlü, 2017/9867 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptaline, davacı açısından ise ehliyet yönünden reddine karar verildiği, söz konusu kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 03.10.2019 tarih ve E:2019/803, K:2019/4047 sayılı kararı ile riskli alan işleminin iptali yönünden onanmasına, davacı açısından ehliyet ret kararı yönünden ise bozulmasına karar verildiği, sonrasında ise bozmaya uyularak, Danıştay Altıncı Dairesinin 23.09.2020 tarih ve E:2020/5351, K:2020/8080 sayılı kararı ile Bakanlar Kurulu'nun 06/02/2017 günlü, 2017/9867 sayılı kararının iptaline karar verildiği, söz konusu kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 29.03.2021 tarih ve E:2021/340, K:2021/612 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği, davaya konu taşınmazın bulunduğu alana ilişkin imar planı değişiklikleri, 18. madde uygulamasına ve yapı ruhsatına ilişkin farklı idare mahkemelerinde iptal davalarının açıldığı ve söz konusu davalar devam etmekte iken 06.01.2018 tarihinde davacının taşınmazının bulunduğu alanda davalı idareler tarafından yıkım yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; söz konusu riskli alan kararının iptali istemi ile açılmış ve yargılaması devam eden bir dava olduğu ve bahsi geçen davada, yargılama yürütmenin durdurulması isteminin incelenebilmesi için gerekli olan bilirkişi heyetinden rapor alınması aşamasında iken, davalı idare tarafından bu yargılama süreci beklenmeksizin, olası iptal kararının hukuki sonuçlarını etkisiz kılacak biçimde hareket edilmek suretiyle, davaya konu taşınmazın yıkılmış olması, davaya konu yıkım işleminin dayanağı olan, taşınmazın bulunduğu alanın riskli alan olarak belirlenmesine ilişkin 10.02.2017 tarih ve 29975 sayılı Resmi Gazete’de ilan edilen Bakanlar Kurulu’nun 2017/9867 sayılı kararının, önce Danıştay Ondördüncü Dairesinin 11.06.2018 tarihli kararı ile yürütmesinin durdurulması ve sonrasında aynı Dairenin 15.01.2019 tarih E:2017/826 K:2019/81 sayılı kararı ile iptal edilmiş olması ve sonrasında Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 03.10.2019 tarih E:2019/803 esas K:2019/4047 sayılı kararı ile iptal kararının kesinleşmiş olması nedeniyle, yıkım işleminin hukuki dayanaktan yoksun hâle gelmiş olması dikkate alındığında, davacının uğradığı zararların iptal kararının sonuçsuz kalmasına sebep olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığının hizmet kusuru nedeniyle tazmini gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bilirkişi raporundaki yapı bedeline dair tazminata ilişkin miktarın belirlenmesi usulü ve tespit dönemi yönünden; Dosyanın incelenmesinden; mahkeme tarafından yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi raporu ile zararın miktarına yönelik değerlendirmelerin yapıldığı, ancak maddi tazminat hesaplaması yapılırken Emlak Vergisi Kanununun Genel Tebliği ekine göre hesaplama yapıldığı görülmekte olup, yıkım tarihi itibarıyla yapının maliyet bedeli tespit edilirken, Dairemizin istikrar kazanmış içtihatları çerçevesinde, her yıl güncellenen Mimarlık ve Mühendislik Hizmet Bedellerinin Hesabında Kullanılacak Yapı Yaklaşık Birim Maliyetleri Hakkında Tebliğ hükümlerine göre hesaplama yapılması ve bu hesaplama yapılırken zarara uğrayan yapının yapı maliyet bedeli belirlendikten ve bu bedelden yıpranma payı düşüldükten sonra bu rakamdan enkaz bedeli düşülmesi (davacının uhdesinde kalması durumunda) suretiyle bedelin belirlenmesi gerektiğinden, aksi yöndeki kararda hukuki isabet görülmemiştir. Kira kaybı istemi yönünden; Tam yargı davalarında, ancak idareye başvurulduğu veya davanın açıldığı tarih itibarıyla gerçekleşmiş zararların tazmini istenebileceği, gerçekleşmemiş muhtemel zararların tazminine hükmedilemeyeceği, davacı tarafından tazmini istenilen ve yoksun kalındığı öne sürülen kira gelirinin ise iş yerinin yıkımından sonraki döneme tekabül eden muhtemel zarar niteliğinde olduğu anlaşılmakla birlikte, kira gelirlerine yönelik talebe ilişkin olarak, davacı tarafından dava dosyasına sunulan belgeler incelenerek, kira kaybına ilişkin istemi muhtemel zarar kavramından çıkarıp, kesin olarak tazmin edilmesi gereken bir zarar olarak kabulüne imkan verecek ölçüde, sonradan düzenlenmesi mümkün olmayan ya da tanzim ve geçerlilik tarihlerine ilişkin verilerin banka ödeme dekontu, abonelik sözleşmeleri gibi belgelerle kesin olarak teyit edilebildiği bir kira sözleşmesi ibraz edilip edilmediğinin ve kira sözleşmesinin belirtilen özellikleri taşıyıp taşımadığının hukuki değerlendirmesi yapılarak karar verilmesi gerekirken, bu hususta yeterli ve hüküm kurmaya elverişli inceleme ve değerlendirme yapılmadan verilen kararda bu yönden de hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Kararın manevi tazminata ilişkin kısmına gelince; Manevi tazminat, patrimuanda (malvarlığında) meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tatmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Ayrıca manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçladığından, manevi tazminat miktarının, maddi kayıplarla orantılı olacak ve zenginleşmeye de yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Somut olay değerlendirildiğinde, riskli alan kararının iptali için açılmış bulunan davaya rağmen ve söz konusu davada iptal kararı verildiği halde, yargılama süreci beklenilmeksizin, iptal kararının sonuçsuz kalmasına sebep olan davalı idarenin hizmet kusuru sebebiyle yıkılan yapının maliki olan davacının, manevi olarak derin elem ve sıkıntı hissedeceği kanaatine ulaşıldığından, Mahkemece zenginleşmeye yol açmayacak, fakat olay karşısında duyulan acıyla da orantılı şekilde manevi tazminat takdiri yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu durumda; yukarıda belirtilen gerekçeler sebebiyle, İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Öte yandan; bozmaya uyulması durumunda yeniden yapılacak yargılamada, yargılama giderleri hususunda da karar verilmesi gerektiği tabiidir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Temyiz istemlerinin kabulüne, 2.Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 19/12/2024 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.