1. Hukuk Dairesi 2009/2956 E. , 2009/4072 K. "" MAHKEMESİ : KOCAELİ 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 10/10/2007 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, davalı adına kayıtlı bulunan 124 ada 4 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığını ileri sürüp tapu kaydının iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalı, dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda usulüne uygun belirlenmiş kıyı kenar çizgisi olmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur.…
**1. Hukuk Dairesi 2009/2956 E. , 2009/4072 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : KOCAELİ 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 10/10/2007 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, davalı adına kayıtlı bulunan 124 ada 4 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığını ileri sürüp tapu kaydının iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalı, dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda usulüne uygun belirlenmiş kıyı kenar çizgisi olmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, çekişme konusu taşınmazın bir bölümünün kıyı kenar çizgisi içindebulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, çekişmeli taşınmazın kıyı-kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı iddiasına dayalı tapu iptal ve sicilin kütükten terkini isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; çekişme konusu taşınmazın kadastro tespitinin Hazinenin taraf olmadığı tapulama tespitine itiraz davası sonucunda 09.05.1989 tarihinde kesinleştiği ve davanın 27.09.2005 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar nizalı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalan bölümü devletin hüküm ve tasarrufu altında ve kamu malı niteliğinde özel mülkiyete konu olamayacak (Anayasanın 43, 3402 sayılı Kadastro Yasasının 16/C maddesi gereğince) yerlerden olduğu keşfen saptanmış ise de; 25.2.2009 tarihinde kabul edilip, 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır" ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesinin "bu kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" şeklindeki hükmü gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği tarih olan 09.05.1989 ile davanın açıldığı tarih arasında 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu sabittir. Temyiz etmemenin 5841 Sayılı Yasanın, yeni getirdiği yasal olanaktan yararlanmaya engel olamıyacağı; yeni yasanın usulü kazanılmış hakkın istisnasını teşkil edeceği; eldeki davanın kesin hükme bağlanmamış olduğu gözetildiğinde kararın davalı tarafından temyiz edilmemiş olması sonuca etkili görülmemiştir. Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında davanın hak düşürücü süreden dolayı reddine karar verilmesi için karar bozulmalıdır. Öyleyse, davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 01.04.2009 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. -KARŞI OY YAZISI-