Başvuru, başvurucunun iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağı nedeniyle işe iade davasının reddedilmesi suretiyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, başvurucunun iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağı nedeniyle işe iade davasının reddedilmesi suretiyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 10/2/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) ile erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Merkezî Kayıt Kuruluşu Anonim Şirketi (Şirket) bünyesinde genel müdür yardımcısı olarak çalışmakta iken Yönetim Kurulunun 18/7/2016 tarihli kararıyla başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Kararda insan kaynaklarında yeniden düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu gerekçesine yer verilmiştir. İstanbul İş Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde işe iade talepli tespit davası açan başvurucu, dava dilekçesinde genel itibarıyla işverenin gösterdiği gerekçenin gerçek olmadığını ileri sürmüş; işten çıkarma gerekçesinin yeniden yapılandırma olarak belirtildiğini ancak yeni işçi alımına devam edildiğini iddia etmiştir. Davalı Şirket ise cevap dilekçesinde, 15/7/2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsünün akabinde personel politikasının yeniden şekillendirilmesi ve diğer idari gereklilikler nedeniyle insan kaynaklarında ve organizasyon yapısında düzenlemeye gittiklerini, güncellenen hedefler ve iş stratejileri çerçevesinde hizmetine ihtiyaç duyulmayan personel ile iş ilişkilerinin sonlandırıldığını, başvurucunun iş akdinin de bu kapsamda feshedildiğini belirtmiştir. Mahkeme, devam eden yargılama sürecinde tarafların da talebi üzerine dosyanın bilirkişi incelemesine gönderilmesine karar vermiştir. 10/8/2017 tarihinde UYAP'a kaydedilen bilirkişi raporunda başvurucunun iş güvencesine tabi olduğu ve feshin usulüne uygun bir şekilde gerçekleştiği belirtildikten sonra feshin geçerli nedene dayanıp dayanmadığı hususu irdelenmiş ve nihai değerlendirme mahkemeye ait olmak üzere feshin geçersiz olduğuna kanaat getirilmiştir. Bilirkişi raporunda ayrıca işveren Şirketin internet sitesi üzerinden başvurucunun çalıştığı pozisyona ilişkin olarak kısa bir inceleme yapılmıştır. Buna göre Şirketin organizasyon şemasında genel müdüre bağlı yalnızca bir genel müdür yardımcılığı kadrosu bulunmakta iken gelinen süreçte bu pozisyonda istihdam edilen çalışan sayısının artırıldığı belirtilmiştir. Mahkeme 5/10/2017 tarihli kararı ile davanın reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"...Tüm bu açıklamalar ve KHK hükmü birlikte değerlendirildiğinde davacının davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu mahkememizce kabul edilmiş ve ayrıca 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 'Kamu iştiraklerindeki işçiler' başlıklı maddesi gereğince davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı ve anılan madde gereğince kamu iştiraki olan işveren nezdindeki işine iadesinin mümkün olmadığı kanaatiyle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." Başvurucu; davanın reddi kararına karşı gerekçenin çelişkiler içerdiği, bilirkişi raporu kendi lehine olduğu hâlde davanın reddedildiği, yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığı, hukuk kurallarının uygulanmasında hataya düşüldüğü, somut olayın hatalı değerlendirildiği iddialarıyla istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalı Şirket cevap dilekçesinde kararın isabetli olduğunu belirterek başvurucu ile aralarındaki güven ilişkisinin sarsıldığını, bu konuda son derece hassas, titiz ve objektif davranıldığını, hiçbir çalışana karşı ön yargı ya da husumet güdülerek hareket edilmediğini belirtmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 11/12/2018 tarihli kararı ile istinaf başvurusunun kabulüne hükmetmiş; Mahkemenin kararının ortadan kaldırılarak davanın kabulüne karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"...davacının FETÖ/PDY Terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla iş sözleşmesinin feshedildiği, ancak davacı hakkında bu terör örgütü üyeliğinden disiplin soruşturmasının, müfettiş raporunun bulunmadığı, Cumhuriyet Başsavcılığınca da böyle bir iddia ile soruşturma yürütülmediği anlaşılmakla, yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılarak davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." Davalı Şirket, istinaf incelemesi sonucu verilen karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuş; davanın kabulü yönünde verilen kararın hatalı olduğunu, Şirketin çalışma alanı itibarıyla özel önem arzettiğini, nitekim darbe teşebbüsünün yaşandığı gece de örgüt mensupları tarafından işgale uğradığını, bu kapsamda şüphe feshinin geçerli olduğunu, ayrıca başvurucunun yerine getirdiği görev itibarıyla iş güvencesine tabi olmadığı hâlde Bölge İdare Mahkemesi tarafından bu hususun dikkate alınmadığını belirtmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesi neticesinde 28/11/2019 tarihli karar ile davanın reddine kesin olarak hükmedilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"...Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacının davalı işletmenin bütününün sevk ve idaresinden sorumlu genel müdüre bağlı genel müdür yardımcısı olduğu, İş Kanunu’nun 18/son maddesine göre iş güvencesine tabi olmadığı anlaşılmakla, işe iade davasının bu gerekçeyle reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulü hatalıdır... " Nihai karar, başvurucu vekiline 10/1/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 10/2/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Kanun Hükümleri 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun "Tanımlar" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"...İşveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir. İşveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı işlem ve yükümlülüklerinden doğrudan işveren sorumludur.Bu Kanunda işveren için öngörülen her çeşit sorumluluk ve zorunluluklar işveren vekilleri hakkında da uygulanır. İşveren vekilliği sıfatı, işçilere tanınan hak ve yükümlülükleri ortadan kaldırmaz." 4857 sayılı Kanun'un "Feshin geçerli sebebe dayandırılması" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır....İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri hakkında bu madde, 19 ve 21 inci maddeler ile 25 inci maddenin son fıkrası uygulanmaz. " 4857 sayılı Kanun'un "Sözleşmenin feshinde usul" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır.Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işverenin 25 inci maddenin (II) numaralı bendi şartlarına uygun fesih hakkı saklıdır."B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 13/10/2020 tarihli ve E.2020/3073, K.2020/11570 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilleri her şeyden önce, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardımcıları olduğuna göre, işletmenin tümünü yöneten genel müdürler ile yardımcıları iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacaktır. Ancak belirtelim ki, işyerinde genel müdür veya genel müdür yardımcısı unvanının kullanılması tek başına iş güvencesi kapsamı dışında bulunma sonucunu doğurmaz. Önemli olan, kendisine temsil yetkisi verilip verilmediği ve işletmenin bütününü yönetip yönetmediğidir; bu hususta görev tanımı ve konumuna bakmak gerekir.İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekillerinin ikinci grubunu, işletmenin değil de iş yerinin bütününü yöneten ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleridir.Buna göre, işletmenin bütününü sevk ve idare edenler, başka bir şart aranmaksızın işveren vekili sayılırken; işletmenin değil de iş yerinin bütününü sevk ve idare edenlerin anılan anlamında işveren vekili sayılabilmesi için ilave olarak, işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisini haiz olması şartı aranır. İş yerinin tümünü sevk ve idare ile işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi katlanmış olarak, birlikte aranır. Dolayısıyla bir banka şubesi müdürü ile fabrika müdürü, iş yerini sevk ve idare etmekle beraber, özgür iradesi ile işçi alma ve işten çıkarma yetkisi yoksa işveren vekili sayılmaz. İş güvencesinden yararlanır. Aynı şekilde, işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan insan kaynakları müdürü ile personel müdürü, iş yerinin tümünü yönetmediğinden iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilecektir..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 27/11/2019 tarihli ve E.2019/3434, K.2019/21097 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekillerinin ikinci grubunu, işletmenin değil de işyerinin bütününü yöneten ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleridir. Buna göre, işletmenin bütününü sevk ve idare edenler, başka bir şart aranmaksızın işveren vekili sayılırken; işletmenin değil de işyerinin bütününü sevk ve idare edenlerin 18’nci madde anlamında işveren vekili sayılabilmesi için ilave olarak, işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisini haiz olması şartı aranır. İşyerinin tümünü sevk ve idare ile işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi katlanmış olarak, birlikte aranır. Bu işyeri işletmeye bağlı bir işyeri de olabilir. Dolayısıyla bir banka şubesi müdürü ile fabrika müdürü, işyerini sevk ve idare etmekle beraber, özgür iradesi ile işçi alma ve işten çıkarma yetkisi yoksa İş Kanunu’nun 18’nci maddesi anlamında işveren vekili sayılmaz. İş güvencesinden yararlanır. Aynı şekilde, işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan insan kaynakları müdürü ile personel müdürü, işyerinin tümünü yönetmediğinden iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilecektir. Ancak işletmeye bağlı bir işyerinde, bu işyerinin tümünü sevk ve idare eden, ayrıca işe alma ve işten çıkarma yetkisi olan işçi, iş güvencesi hükümlerinden yararlanamaz. Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. (2008 gün ve 2007/35929 Esas, 2008/12484 Karar sayılı ilamımız).Somut uyuşmazlıkta; işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilinin yardımcısı durumunda 'genel müdür yardımcısı' olan davacının 4857 sayılı İş Kanunu’nun maddesi uyarınca iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağı açıktır..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 20/9/2010 tarihli ve E.2009/25316, K.2010/24186 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta davacının davalıya ait Gaziantep’te bulunan işyerinde Bölge Müdür Yardımcısı olarak çalışmakta iken iş sözleşmesinin olumsuz davranışlarda bulunduğu gerekçesi ile feshedildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece davalı şirket tarafından davacıya verilen vekâletnamede ve tanık anlatımlarına göre davacının işçi alma ve çıkarma yetkisine sahip olduğundan hareketle işveren vekili olduğu sonucuna varılmıştır. Öncelikle davacı Bölge Müdür Yardımcısı olduğundan işyerinin bütününü sevk ve idare ettiği söylenemez. Diğer yandan, Bölge Müdürü ve davacıya verilen vekâletnamede işçi alma işlemlerini yapmaya, işçi çıkarma işlemlerini ise Genel Müdürün onayı ile gerçekleştirmeye yetkili oldukları belirtilmiştir. Vekâletnameye göre davacının işçiyi çıkarma konusunda tek başına yetkili olduğu söylenemez. Bu nedenle davacının işveren vekili olarak kabulü doğru olmamıştır..."