Başvuru, Türk Silahlı Kuvvetleri TSK) mensubu olan başvurucunun Başbakanlık İletişim Merkezine BİMER) şikâyet dilekçesi vermesinden dolayı disiplin cezası ile cezalandırılması nedeniyle ifade özgürlüğünün; uzman olmadığı alanlarda çalıştırılması nedeniyle angarya yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu olan başvurucunun Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) şikâyet dilekçesi vermesinden dolayı disiplin cezası ile cezalandırılması nedeniyle ifade özgürlüğünün; uzman olmadığı alanlarda çalıştırılması nedeniyle angarya yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 17/7/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Birinci Bölüm tarafından 21/9/2016 tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, TSK’da astsubay olarak görev yapmaktadır. Yaklaşık yirmi yıl Genelkurmay Başkanlığı Elektronik Sistemler (GES) Komutanlığı birliklerinde çalıştıktan sonra 1/1/2012 tarihinde Edirne Mekanize Piyade Tugayı Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Bölüğüne ikmal astsubayı olarak atanmıştır. Başvurucu, atandığı yerdeki ikmal astsubaylığı görevinin yanında tugayda bulunan notebookların sorumluluğu (BİLMAY), kışladaki bina, arazi ve ağaçların sorumluluğu (EMAKİN), askerî lojman kreşinde bulunan LCD televizyon, mühimmat, benzinlik, kazan dairesi, jeneratör, bulaşıkhane ve yakıt alım-sarf sorumluluklarının kendisine adil olmayacak bir şekilde tevdi edildiğini iddia etmektedir. Ayrıca başvurucu, bilgi yönünden yetersiz olduğu bir alanda çalıştırılması sebebiyle birçok defa ceza aldığını ve bu durumdan dolayı psikolojisinin bozulduğunu belirtmektedir. Başvurucu; yeni görevinde yaşadığı sıkıntıları, mazeretleri, hakkında verilen cezalardan önce verdiği savunmalarında, savunmaya itiraz dilekçelerinde ve Kara Kuvvetleri Tayin Dairesine verdiği tayin istek formlarında belirtmesine rağmen bu başvurularından bir kısmına cevap alamaması, bir kısmına da olumlu cevap alamaması üzerine 27/1/2014 tarihinde BİMER’e başvurmuştur. Başvuru içeriğinin bir kısmı şöyledir:“26 Eylül 2013 tarihinde 815043 numarası ile BİMER’e başvurdum. Yaklaşık dört ay geçmesine rağmen kurumumdan cevap alamadım. Sadece bölüğümün bağlı olduğu Tugay Komutanlığı şikâyetlerimin bir kısmı ile ilgili olarak bölük komutanıma sorarak cevap göndermiştir. Bana veya bölükte başka bir personele konu ile ilgili bir soru sormamışlardır. Kısaca benim şikâyet ettiğim bölük komutanımın cevapları yine bölük komutanım tarafından bana tebliğ edilmiştir. … Üstelik sorularımın büyük bir kısmına kurumum tarafından cevap hala gelmedi. Cevap olarak sadece şu an üzerimdeki baskı ve eziyet giderek artmaktadır. Boyun fıtığı ameliyatı olmam nedeniyle uzun bir aradan sonra mesaiye katıldığımın ilk günü sabah yoklamasına sivil olarak katıldığım için savunma ve devamında da uyarı cezası aldım. Söylediğim gibi uzun bir aradan sonra mesaiye geldiğimde odamın kapısını açamadım. Çünkü odamın kapısının anahtarı benim bilgim dışında değiştirilmişti. Uzun süre aramama rağmen bulamadım, buna şahit olan personel de var. Bunu bölük komutanıma belirtmeme rağmen bana savunma ve ceza verdi, üstelik aynı gün başka bir personel mesaiye geç geldi. Ayrıca bölük komutanımın kendisi de öğlen içtimasına geç geldi. Bunu niye buraya yazıyorum? Çünkü bölük komutanımın bana ayrımcılık yaptığını, eziyet ettiğini düşünüyorum. Tugay’ın verdiği cevaplardan birinde ceza kararlarına itiraz haklarımı kullandığım ikinci amir tarafından onaylandığı belirtiliyor. Savunma ve itiraz haklarımın tamamen prosedürden ibaret olduğunu düşünüyorum. Benim savunmalarıma verdiğim cevapların hepsinde haklı gerekçeler olduğunu düşünüyorum. 20 yıldır ben iyiyim de son iki yıldır mı kötüyüm? Bana verilen cezaların taraflı olarak verildiğini düşünüyorum. Bir insan hiç mi haklı olmaz? Ben, 20 yılda doğru düzgün bir tane cezam yok, son iki yılda kaç tane olduğunu sayamadım. O zaman savunma ve itiraz hakları da kaldırılsın. Ya bir insan hiç mi haklı olmaz. İki yıldır savunma alıp da ceza almadığım hiçbir konu yok. Ceza sebeplerim, tekmil vermedin, hastane sonucunu bildirmedin, malzemeyi zamanında almadın, askeri nezaket kurallarına uymadın, bu ceza sebeplerinin bahane olduğunu düşünüyorum. İşte son olarak da, ameliyat sonrası mesaiye katıldığımın daha ilk gününde, mesaiye sivil katılmak. İki yıldır mutsuz, gergin, sinirli ve sık sık kendimi düşünürken buluyorum. Çıkış yolu bulamıyorum, kafama takmamaya, ruhsal halimi eve, eşime, çocuklarıma yansıtmamaya çalışıyorum. Fakat ne kadar uğraşsam da farkında olmadan onları da etkiliyorum. Bölük komutanım bana taraflı davranıyor ve eziyet ediyor. Ruhsal sağlığım bozuldu. Aldığım cezalar için yazdığım savunmaları boşuna yazdım. Çünkü daha savunmam istenirken cezalandırılacağımı biliyorum. Bir insan hiç mi haklı olmaz. Tamam, öyle olmadığını düşündüğüm halde, bütün cezaların hepsinde ben hatalı olsam dahi, ben eğitimin ve kursunu almadığım bu görevde çalışmak istemiyorum. 2012 Ocak ayına kadar 20 yıl boyunca Genelkurmay GES Komutanlığında (Edirne Birlik) çalışıyordum. Fakat birdenbire hiçbir açıklama yapılmadan ve sebep bildirilmeden 2012 Ocak ayında tayinim şu an Edirne’de bulunan Tugay’da MEBS Bölüğü İkmal Astsubaylığına çıktı. Defalarca Kara Kuvvetleri ile görüşmeme rağmen tayinimin çıkma sebebi hakkında tarafıma bir açıklama yapılmadı. Tayin olduğum branşın eğitimini ve kursunu almadım. Tugay, ikmal astsubaylığı yaptığımı söylüyor fakat ben GES Komutanlığında ikmal astsubaylığına atanmama rağmen GES Komutanlığında kendi branşımda çalıştım. İkmal astsubaylığı yaptığıma dair herhangi bir evrak bulamazlar, ben ikmal astsubaylığı yapmadım. 21 yıldır ben bu orduya hizmet veriyorum. Bana basit sebeplerle ceza verilmesi, üstelik hiç istemediğim ve sebebini bile bilmeden tayin olduğum bir görevden (ayrıca bu görevle ilgili bir eğitim almadığım halde) dolayı üst üste cezalar verilmesini benim aklım almıyor. Asıl sebepten ceza verme imkânı olmadığı zaman askerlikte hemen başka sebepler yaratıldığı kanaatindeyim.Ben, Pazar günü, hafta sonu mesaiye çağrıldığımda araç istedim (mesaiye ulaşım imkânı sıkıntılı olduğu için) diye hiçbir görevim ve işim olmadığı halde sırf cezalandırılmak için 5 gün boyunca tatbikata götürüldüm. Tugay (Bölük Komutanım), bu soruma tamamen farklı cevap vermiştir. Adli bir olay için depolara gelmemden bahsediliyor. Ben yazdığım dilekçede bu konudan hiç bahsetmedim bile. Ayrıca tüm diğer birlik tatbikatta iken benimde katılmamın doğal olduğu belirtiliyor. Ben, tatbikata neden katılıyorum gibi herhangi bir şikâyette bulunmadım. Ben mesaiye çağrıldığımda birlik zaten tatbikatta idi ve bir malzeme vermem için çağrıldım ve tekrar ediyorum, sırf araç istedim diye tatbikata götürüldüm. Çünkü iki yıldır, ben sadece o tatbikata katıldım, diğer tatbikatlara katılmadım. Ayrıca tatbikat sırasında da yaklaşık bir hafta boyunca tatbikatta bana herhangi bir görev verilmedi, boş boş durdum. Tatbikata katılan bütün birlik personeline sorulabilir, bir tanesi de benim orada bir iş yaptığımı söyleyemez. Fakat burada sadece bölük komutanıma soruluyor, onun cevabı bana aynen yine bölük komutanım tarafından tebliğ ediliyor. 2013 senesinde aldığım cezalardan birisi, nöbet konusunda idi. Fakat verilen görevlerin tamamının tam anlamıyla yapılması imkânsızdı. Bunu da savunmada belirtmiştim, fakat sonuç değişmedi. Sorumluluklar veriliyor, yapılması mümkün olmadığı halde, bir olay olduğunda bundan sen sorumlusun, ver savunmanı, al cezanı, deniliyor. Tugay, buna cevap olarak devamlı emirler muhtırasını gösteriyor. Fakat verilen görevlerin tamamının yapılması imkânsız. Görev dağılımında adil davranılmıyor. Bir insan aynı anda iki yerde birden olamaz. Bir insan aynı anda hem devriye atıp hem bölüklerle (iki bölük, bir takım) ilgilenip hem araç komutanlığı yapması mümkün değildir (bu arada yemek yeme, dinlenme gibi insani ihtiyaçlarımı hiç saymıyorum, çünkü bana insan olarak bakıldığını düşünmüyorum). Benim bu bölükte çalıştırılmaya devam edilirse başıma gelen her şeyden amirlerim sorumludur.Mesai dışında çalışan diğer memurlar, ek ücret veyahut yaptıkları mesai karşılığında izin kullanıyorlar. Fakat TSK’da böyle bir uygulama yok. Bırakın ek ücret almayı, devamlı nöbet, gece eğitimi, mesai, ekstradan çalıştıklarım gözönünde bulundurulmadığı gibi bunun bir ceza aracı olarak da kullanıldığını düşünüyorum. Eşit işe eşit ücret kapsamında diğer kamu görevlileri göze alındığında TSK mensubu olarak şahsıma adil davranılmadığını düşünüyorum. Üstelik nöbet sonrası mesaiye devam etmem fiziki olarak yıpranmama, yorgun ve bitkin düşmeme sebep olmaktadır. Bu konuyla ilgili bir cevap alamadım.… Artık ne yapacağımı şaşırdım. İşin içinden çıkamıyorum. Psikolojim bozuldu. En son BİMER başvurumdan sonra üzerimdeki baskılar ve eziyetler arttı. Zaten bana verilen görevleri yetiştiremiyorken üzerine devamlı yenileri ekleniyor. Mesaiye katıldığım ilk gün bana savunma (otomatik olarak ceza) veriliyor. Benim, bu bölükte çalışmaya devam edersem, benim buradan sağlıklı çıkmam mümkün değil. Başıma gelecek her şeyden amirlerim sorumludur. İki yıldır bir sürü sağlık problemim çıktı. MEBS Bölüğünde çalışmak istemiyorum. Tekrar ediyorum, ben işlerin kursunu ve eğitimini almadım. Bir insan her işi yapabilir mi? Astsubay olarak, bana bu şekilde bakıldığı kanaatindeyim. Her şeyden önce ben şuan yaptığım işi sevmiyorum. Bir insan sevmediği bir işi asla tam anlamıyla yapabileceğine inanmıyorum. Ben okuyup kursunu gördüğüm ve 20 yıl görev yaptığım Genelkurmay GES Komutanlığının Edirne’deki birliğine yani eski görev yerime tekrar tayin olmayı istiyorum. Saygılarımla.” Başvurucu, Edirne Mekanize Piyade Tugay MEBS Bölük Komutanlığının 1/7/2014 tarihli kararıyla üst amiri tarafından uyarma cezası ile cezalandırılmıştır. Kararın gerekçesi şöyledir:“27 Ocak 2014 tarihinde (77003 sayılı) BİMER'e başvuruda bulunmanız, TSK 6413 sayılı Disiplin Kanunu'nun 15 (1)-e maddesine göre usulsüz müracaat ve şikâyette bulunmak disiplinsizliği kapsamına girdiğinden sizi uyarma cezası ile cezalandırıyorum.” Başvurucunun anılan cezanın iptal edilmesi talebiyle bir üst amirine yaptığı itiraz, Mekanize Piyade Tugay MEBS Komutanlığının 3/7/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:“İlgili dilekçenizde belirtilen konuların incelenmesi neticesinde:…211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 13’üncü maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet olarak tanımlanmakta ve askerliğin temelinin disiplin olduğu belirtilmektedir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere, askeri disiplinin temel amacı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurumsal düzeninin korunmasıdır. Bu bağlamda, 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanununun yasakladığı fiillerin Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurumsal düzenine yönelik olması gerektiği açıktır.…Söz konusu eyleminizin, yukarıda yer verilen anayasal ve yasal hükümler birlikte değerlendirildiğinde 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu 15-1/e maddesine aykırı olduğu, 27 Ocak 2014 tarihli ve 77003 sayılı BİMER başvurunuz ile sabit olup size verilen 1 Temmuz 2014 tarihli itirazınızın uygun olmadığı değerlendirilmektedir.” Başvurucu, anılan uyarma cezasına karşı 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu uyarınca mahkemeye başvurma hakkı olmadığını belirtmektedir. Başvurucu 17/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun “Şikâyetler” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Her asker, gerek hizmete ve gerek zati işlerine ait kanun ve nizamların kendisine vermiş olduğu hak ve salahiyetler her hangi bir surette haksız olarak ihlal edilirse veya ihlal edildiğini zannederse şikâyet etmek hakkını haizdir.” 211 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Şikâyet söz veya yazı ile en yakın amire yapılır. Eğer bu amirden şikâyet olunacaksa bir derece üstündeki amire yapılır. Ve bunun gibi her şikâyet edilen amir geçilir. Sözle yapılan şikâyetler bir zabıtla tesbit olunur.” 211 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Şikâyet reddedildiği takdirde, şikâyetçiye bu yüzden ceza verilmez. Ancak şikâyet ederken şikâyetçi bir suç işlemiş veya bir disiplin tecavüzünde bulunmuşsa ayrıca mesul olur.” 6413 sayılı Kanun'un “Uyarma cezası gerektiren disiplinsizlikler” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir: “Uyarma cezasını gerektiren disiplinsizlikler şunlardır: …e) Usulsüz müracaat veya şikâyette bulunmak: Türkiye Büyük Millet Meclisine yapılan müracaatlar hariç olmak üzere, kanun ve nizamlarla belirlenmiş usul ve kurallara riayet etmeden yazılı, sözlü veya elektronik olarak müracaat veya şikayette bulunmaktır.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun vazgeçilmez temel taşlarından, toplumun ilerlemesinin ve bireylerin gelişmesinin temel şartlarından biri olduğunu vurgulamaktadır. Bu bağlamda ifade özgürlüğünün sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsenmeyen “bilgi” ve “düşünceler” için değil aynı zamanda devlet veya toplumun herhangi bir kesimini inciten, şok eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu, demokratik toplumun olmazsa olmaz koşullarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlülüğün bunu gerektirdiğini ifade etmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 24/9/1976, § 49). AİHM’e göre Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinde ifade özgürlüğünün istisnaları bulunmaktadır. Ancak bu istisnalar dar yorumlanmalı ve kısıtlama ihtiyacının bulunduğu inandırıcı bir şekilde ortaya konulmalıdır (Lingens/Avusturya, B. No: 9812/82, 8/7/1986, § 41). AİHM, şikâyet konusu müdahalelere olayın bütünlüğü içinde bakarken müdahalenin izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığına ve müdahaleyi haklı kılmak için ulusal makamlar tarafından gösterilecek gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığına; ifade özgürlüğü ile ilgili ilkelere uyumlu standartların maddi olaylara kabul edilebilir ölçüde uygulanıp uygulanmadığına dikkat etmektedir (Jersild/Danimarka, B. No: 15890/89, 23/9/1994, § 31). Bunu yaparken de demokratik bir toplumda gerekliliği tartışılmaz olan durumlarda ordu, emniyet veya başka bazı alanlarda siyasi ve toplumsal faaliyetlere sınırlamalar getirilmesinin mümkün olduğunu gözetmektedir (İsmail Sezer/Türkiye, B. No: 36807/07, 24/3/2015, § 52; Vogt/Almanya, B. No: 17851/91, 26/9/1995, §§ 51-53). Ayrıca AİHM; Sözleşme’nin maddesinin kışlanın kapısında durmayacağını, başka bir deyişle anılan maddenin devletin egemenliği altındaki diğer insanlara uygulandığı gibi asker kişilere de uygulanacağını özellikle vurgulamaktadır. Bununla birlikte silah altındakilerin askerî disiplini zayıflatmalarını önlemek amacıyla düzenlenmiş hukuk kuralları bulunmadan bir ordunun gereği gibi görev yapabileceğini düşünmek mümkün olmadığından askerî disipline karşı gerçek bir tehdidin bulunması hâlinde ifade özgürlüğüne kısıtlamalar getirilebileceği belirtilmektedir (Vereinigung Demokratischer Soldaten Österreichs ve Gubi/Avusturya, B. No: 15153/89, 19/12/1994, § 36). Dolayısıyla silahlı kuvvetlerin iç düzeni ve hiyerarşik yapısını düzenleyen özel kuralların varlığının kaçınılmaz bir durum olduğu AİHM tarafından da kabul edilmektedir (A./Türkiye, B. No: 29986/96, 22/12/2005, § 21; Pulatlı/Türkiye, B. No: 38665/07, 26/4/2011, § 20). Ancak AİHM, ifadeler bir kurum olarak ordunun kendisine karşı yöneltilmiş olsa bile ulusal makamların ifade özgürlüğünün içini boşaltmak amacıyla bu tür kısıtlayıcı kurallara dayanamayacağını da eklemektedir (Grigoruades/Yunanistan, B. No: 24348/94, 25/11/1997, § 45).