Başvuru, tutukluluğun makul ve kanuni süreyi aşması, tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçesiz olması, resen yapılan tutukluluk incelemelerinin ve tutukluluğa ilişkin yapılan itiraz incelemesinin duruşmasız yapılması ve itiraz incelemesinde alınan savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi nedenleriyle Anayasa’nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; tutukluluğun makul ve kanuni süreyi aşması, tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçesiz olması, resen yapılan tutukluluk incelemelerinin ve tutukluluğa ilişkin yapılan itiraz incelemesinin duruşmasız yapılması ve itiraz incelemesinde alınan savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi nedenleriyle Anayasa’nın maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 16/8/2013 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Yapılan incelemede 2014/5998 numaralı başvurunun, kişi ve konu bakımından aynı nitelikte olması nedeniyle 2013/7020 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Bakanlığın 5/11/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün birçok ilde eş zamanlı yürüttüğü yasa dışı MLKP örgütü operasyonu kapsamında 8/9/2006 tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 12/9/2006 tarihli ve 2006/41 Sorgu sayılı kararıyla “yüklenen suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, kaçma şüphesi, kuvvetli suç şüphesini gösteren olgular ve yüklenen suçun CMK.100/3-a/8-9 maddesinde sayılan suçlardan bulunması” gerekçesiyle tutuklanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 17/5/2007 tarihinde 2006/1013 soruşturma sayılı iddianamesiyle başvurucu hakkında anayasal düzeni silahlı ayaklanma yoluyla değiştirmeyi amaçlayan silahlı terör örgütünü yönetme, sahte kimlik kullanma, patlayıcı madde bulundurma ve 10/7/1953 tarihli 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’a muhalefet etme suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır. İddianamenin kabul edilmesinden sonra İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/303 sayılı dosyasında yürütülen davanın ilk duruşması 26/10/2007 tarihinde yapılmıştır. Başvurucu, yargılama süresince birçok kez tahliye talebinde bulunmuş ancak bu tahliye talepleri benzer gerekçelerle reddedilmiştir. Son olarak İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 4/6/2013 tarihli kararında başvurucunun tahliye talebini reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir: “…üzerlerine atılı suçların niteliği, mevcut delil durumu, arama ve yakalama tutanakları, arama sırasında ele geçen belge içerikleri, vahim nitelikteki silahlar ve patlayıcı maddeler, döküman ve bilgisayar inceleme tutanakları, fiziki takip tutanakları ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların kuvvetli suç şüphesi altında bulunmaları, atılı suçların CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olması, arama ve yakalamalar sırasında sanıkların bir çoğunun sahte olduğu iddia olunan kimlik ve belgelerle yakalanmış olması nedeniyle kaçacakları ve saklanacakları konusunda olgular bulunması, sanıkların üzerine atılı suçun ağırlığına göre serbest kalmaları halinde kaçma şüphesinin karine olarak kabul edilmesinde zorunluluk bulunması, tutuklamaya alternatif koruma tedbirlerinin bu aşamada sanıklar açısından yetersiz kalacağı ve Anayasa'nın Maddesinde ifade olunan "Ölçülülük" ilkesi uyarınca sanıklar hakkında daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının yetersiz kalacağı ve CMK'nın maddesindeki şartlar[ın] devam etmesi dikkate alınarak sanıkların tutukluluk hallerinin devamına [karar verilmiştir.]” Bu karara karşı başvurucu 10/6/2013 tarihinde İstanbul Ağır Ceza mahkemesine itirazda bulunmuş, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 17/6/2013 tarihli ve 2013/307 Değişik İş sayılı kararı ile itirazın reddine karar vermiş ve bu karar 17/7/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 5/11/2013 tarihli ve E.2007/303, K.2013/192 sayılı kararıyla başvurucunun üzerine atılı suçların bir kısmı yönünden mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Bu karar temyiz edilmiş olup temyiz incelemesi devam etmektedir. Başvurucu 16/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, birleştirme kararı verilen 25/4/2014 tarihli ve 2014/5998 sayılı bireysel başvurusunda dile getirdiği hususlara ek olarak yedi yılı aşan tutukluluğun aynı zamanda kanuni süreyi aştığını belirterek tahliye ve tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucu, dosyanın temyiz aşamasında iken değişik tarihlerde ve değişik mahkemelerde 21/2/1014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun gereğince azami tutukluluk süresinin beş yıla indirilmiş olması gerekçesiyle tahliye talebinde bulunmuştur. Başvurucunun bu tahliye talebi en son İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 17/4/2014 tarihli ve 2014/392 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiş, ret kararı 22/4/2014 tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 6526 sayılı Kanun’un geçici maddesi ile kapatılmasından sonra dosyanın devredildiği İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 8/5/2014 tarihinde yurt dışına çıkamamak suretiyle başvurucunun adli kontrol altına alınmasına ve tahliye edilmesine karar vermiştir.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:“ Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.” 4/12/20104 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesi şöyledir:“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; … Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),” 5271 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü Madde hükümleri göz önünde bulundurularak karar verilir.…(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re'sen karar verir.” 5271 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“İtirazı inceleyecek merci, yazı ile cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. Merci, inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılmasını da emredebilir.” 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.”