20. Hukuk Dairesi 2013/3838 E. , 2013/8514 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tescil ve elatmanın önlenmesi davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ..., dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği ... Beldesi, ...Mahallesinde bulunan taşınmazın tapuda k…
**20. Hukuk Dairesi 2013/3838 E. , 2013/8514 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tescil ve elatmanın önlenmesi davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ..., dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği ... Beldesi, ...Mahallesinde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek, Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 08.06.2009 tarihli fen bilirkişi rapor ve krokisinde (C) harfi ile işaretli 2500,30 m2’lik bölümün davacı adına tapuya tesciline, (A) ve (B) işaretli kısımlara ilişkin davanın reddine karar verilmiş, Hazine tarafından temyiz edilmesi üzerine hüküm, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 18.06.2011 gün ve 2011/7146-8172 sayılı kararı ile bozulmuştur. Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; "Mahkemece, çekişmeli taşınmazın (C) harfi ile işaretli 2500,30 m2’lik bölümü yönünden 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddelerinde belirtilen imar ve ihyanın tamamlandığı ve davacı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, mahkemenin bu kabulü, dosyadaki bilgi ve belgelere uygun düşmemektedir. 08/05/2009 tarihli keşifte beyanlarına başvurulan yerel bilirkişi ve tanıklar, taşınmazın davacıya dedesinden kaldığı, dedesinin bu yeri hayvan otlatmak suretiyle kullandığı, dedesinin 1985 yılında ölümü ile taşınmazın davacının babasına kaldığı, babasının da 2000 veya 2001 yılında öldüğünü, babasının bu yeri yaklaşık 9 yıl kadar ekim yapmak suretiyle kullandığını, ondan sonra da dava tarihine kadar 3-4 yıl davacının ekim yaptığını belirtmişlerdir. Bu beyanlara göre, davacının dedesi tarafından bu yerde uzun yıllar hayvan otlatılmak suretiyle zilyet edilmiş ise de, Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarına göre, hayvan otlatmak şeklindeki zilyetliğin taşınmazın ekonomik amacına uygun bir zilyetlik olmadığı, bu nedenle davacının dedesinin hayvan otlatmak suretiyle sürdürdüğü zilyetliğin, imar ve ihya kapsamında değerlendirilemeyeceği, dedesinin ölümünden sonra babası tarafından 1990 yılından sonra yaklaşık 9 yıl ekim yapılmış ise de, dava tarihi olan 2005 yılına kadar da zilyetlik süresinin dolmadığı, esasen dosya arasında bulunan fotoğraflardan da taşınmazın imar ve ihyasının tamamlanmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, davacı yararına 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddelerinde belirtilen zilyetlikle kazanma koşulları oluşmadığından davasının reddine karar verilmesi "gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.