8. Hukuk Dairesi 2018/5848 E. , 2020/5999 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Ecrimisil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacılar vekili, taraflara muris babalarından intikal eden ev, depo ve zeytinlik niteliğindeki 319 ada 4 parsel sayılı ta
**8. Hukuk Dairesi 2018/5848 E. , 2020/5999 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Ecrimisil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacılar vekili, taraflara muris babalarından intikal eden ev, depo ve zeytinlik niteliğindeki 319 ada 4 parsel sayılı taşınmazın murisin ölüm tarihinden bu yana davalı tarafından kullanıldığını öne sürerek elatmanın önlenmesine, her bir davacı için dava tarihinden geriye yönelik olarak 6.500'er TL, ihtarnamenin tebliğ tarihinden sonrası için ise aylık 150'şer TL ecrimisilin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, dava konusu taşınmazın muris babasına ait olup doğduğu günden beri söz konusu evde oturmakta olduğunu, oturduğu evin harabe durumunda olması nedeniyle tüm mirasçıların rızasını almak suretiyle 60.000,00 TL üzerinde harcama yaptığını, kendisinin bu kadar masraf yapıp, emek sarf ettikten sonra davacıların kendisine karşı dava açtıklarını, taşınmaz üzerinde bulunan deponun murisin ölümünden sonra kendisi tarafından kiraya verildiğini, taşınmaz üzerinde yer alan zeytin ağaçlarının ise kendisi tarafından yetiştirildiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Mahkemece, dava konusu taşınmazın murisin vefatından bu yana davalının kullanımında olduğu, taşınmaz üzerinde yer alan zeytin ağaçların davalı tarafından ekildiği ve bakımının yapıldığı, davalının taşınmaz üzerinde yer alan eve davacıların rızasını alarak iyileştirmeler yaptığı, dava konusu taşınmazın davacıların zımni muvafakatiyle davalı kullanımına bırakıldığı, davacıların talebinin TMK’nin 2. maddesi ile bağdaşmayacağı, aksinin kabulü halinde dahi intifadan men koşulunun gerçekleşmediği, gönderilen ihtarnamenin tebliğinden itibaren 1 aylık kira alacağının işlemediği, gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir. 1. Davacılar vekilinin elatmanın önlenmesi talebine ilişkin temyiz itirazları yönünden, Davalı tarafın ortak taşınmazın tümünü kullanmak sureti ile davacı paydaşların yararlanmasına engel olduğu ileri sürülmek suretiyle eldeki dava açılmış, ancak dava dilekçesinde isteklerden sadece ecrimisil yönünden dava değeri 26.000,00 TL gösterildiği halde el atılan taşınmaz bakımından bir değer gösterilmemiştir. Hemen belirtilmelidir ki, gerek 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi, gerekse 1953 tarih 10/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istekli davalarda dava değerinin her isteğe ilişkin dava değerinin toplamından ibaret olacağı öngörülmüştür. Ayrıca davaya devam edilebilmesi, belirlenen değer üzerinden harcın ikmaline bağlıdır. Harcın ikmal edilmemesinin müeyyidesi ise yine Harçlar Kanunu'nun 30 ve 32.maddesinde duraksamaya yer bırakmaksızın belirlenmiştir. Bu nedenle, Mahkemece dava dilekçesinde ecrimisil olarak gösterilen değerle bağlı kalınarak, diğer istek el atmanın önlenmesi bakımından bilirkişi raporunda belirlenen değer üzerinden usulüne göre harç ikmal edilmeden neticeye gidilmiş olması doğru değildir. Bundan ayrı olarak; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı veya kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237., Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahde vefa" kuralının yanında TMK'nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır. O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK'nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir. Somut olaya gelince; dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, dava konusu taşınmazda tarafların paydaş oldukları, dava konusu taşınmazın tamamının davalının kullanımında olduğu, paydaşlar arasında geçerli bir taksim ve ya öteden beri devam eden bir fiili kullanma biçimi bulunmadığı, davacıların kullandığı ya da kullanabilecekleri uygun bir yer bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle iken, Mahkemece, eksik harç ikmal olunduktan sonra davacıların payı gözetilerek davalının davacıların payına vaki elatmasının önlenmesine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması yerinde değildir. 2. Davacılar vekilinin ecrimisil talebine ilişkin temyiz itirazları yönünden, Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 Esas, 2002/114 Karar sayılı ilamı) Somut olaya gelince; dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 319 ada 4 parsel sayılı taşınmazın taraflara muris babalarından intikal ettiği, taşınmaz üzerinde yer alan evde davalının oturduğu, deponun ise davalı tarafça kiraya verildiği, zeytin ağaçlarının ise davalı tarafından yetiştirildiği anlaşılmaktadır. Yukarıda izah edildiği üzere, davalı tarafından taşınmaz üzerinde yer alan deponun murisin ölüm tarihinden bu yana kiraya verilmek sureti ile kullanıldığı, bu bölüm için murisin ölüm tarihinden itibaren ecrimisil istenebileceği, davalının kullanımında olan ev ve sair kısımlar için ise davacı paydaşların ecrimisil talep edebilmesinin diğer paydaş davalıyı intifadan men etmesi şartına bağlı olduğu, davacılar tarafından, davalıya Akhisar 1. Noterliğinin 03.11.2015 tarihli ve 11232 yevmiye nolu ihtarnamesi keşide edilerek kullanım ve kira bedellerinden davacıların hissesine isabet eden kısmının ödenmesinin talep edildiği, bu ihtarnamenin tebliğ edildiği tarih itibarıyla intifadan men koşulunun gerçekleşmiş olduğunun kabulü gerektiği, ihtarnamenin tebliğ edildiği tarihten itibaren dava tarihi olan 30.11.2015 tarihine kadar davacıların hissesi oranında ecrimisil bedeli belirlenmesi (muristen kaldığı şekli ile, davalının dikip yetiştirdiği zeytin ağaçları nazara alınmaksızın) gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 08.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.