Başvuru, birinci sınıfa ayrılma nedeniyle oluşan maaş farkının ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, birinci sınıfa ayrılma nedeniyle oluşan maaş farkının ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, 6/7/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Ceza Yargılaması Süreci Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla yapılan incelemede, başvurucu hakkında FETÖ ve/veya PDY'ye üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarını işlediği gerekçesiyle soruşturma başlatıldığı anlaşılmıştır. Başvurucunun tutuklanması istemi Manisa Sulh Ceza Hâkimliğince 20/7/2016 tarihinde kabul edilmiş ve başvurucu tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan dava sonucunda İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, suçunun sabit olduğu gerekçesiyle 16/7/2020 tarihinde başvurucunun 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Yapılan istinaf yasa yolu başvurusunun henüz incelenmediği ve kararın kesinleşmediği anlaşılmıştır. Başvurucunun ceza yargılaması sürecine ilişkin ihlal iddiaları Anayasa Mahkemesi tarafından 2018/2730 sayılı bireysel başvuru dosyası ile incelenmiş ve kabul edilemez bulunmuştur.B. Meslekten Çıkarma Kararı ve Bireysel Başvuru Süreci Başvurucu, hâkim olarak görev yapmaktayken 30/4/2016 tarihinde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından birinci sınıfa ayrılmıştır. Başvurucu, HSYK Genel Kurulunun 24/8/2016 tarihli ve 2016/426 sayılı kararı ile 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmıştır. Başvurucu 30/4/2016 tarihinden itibaren terfi nedeniyle ödenmesi gerekli maaş farkını istemiş ve görev yaptığı mahkemeye başvurmuştur. Bu başvurusu 22/12/2016 tarihinde reddedilmiştir. Ret gerekçesinde 30/4/2016 tarihinden itibaren derecenin kademesi olan 1320+4800 göstergesine ve 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun maddesine göre kıstas aylığın %65 oranına yükseltildiği ancak meslekten çıkarılması nedeniyle Kamu Harcama ve Muhasebe Bilişim Sistemi'nin (KBS) maaş farkının yapılmasına izin vermediği, HSYK tarafından bir plaket gönderilmediği için plaketin teslim edilemediği ifade edilmiştir. Başvurucu 22/12/2016 tarihli işlemin iptali ve terfi nedeniyle ödenmeyen maaş farkının yasal faiziyle ödenmesi istemiyle 29/12/2016 tarihinde Manisa İdare Mahkemesi ( İdare Mahkemesi) aleyhine Manisa İdare Mahkemesinde dava açmıştır. 5/1/2017 tarihinde davanın yetki yönünden reddine ve dava dosyasının yetkili İstanbul İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Yetkisizlik kararı sonrası davayı inceleyen İstanbul İdare Mahkemesince(Mahkeme) husumet, Bakanlık ve Hakimler ve Savcılar Kuruluna yöneltilmiş; dava 29/11/2017 tarihinde reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde özetle;i. 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY tarafından Anayasa'nın öngördüğü hukuk devleti düzenini ortadan kaldırmaya, bu düzenin yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını engellemeye yönelik olarak darbe teşebbüsünde bulunulduğu, bu darbe girişimi sonrasında 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilerek birden fazla kanun hükmünde kararname yayımlandığı ifade edilmiştir. Bunlardan 667 sayılı KHK ile 17/8/2016 tarihli ve 29804 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'de (670 sayılı KHK) yargı mensupları ile ilgili düzenlemelere yer verildiği, bu düzenlemelere bakıldığında düzenlemelerin sadece meslekten çıkarmayı kapsamadığı, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan hakları da kapsadığı ifade edilmiştir.ii. Bu durumda başvurucunun talep ettiği maaş farkının 670 sayılı KHK'nın maddesinde yer alan sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklar kapsamında yer aldığı, meslekten çıkarılan kişilerin bu kapsamdaki haklardan faydalanamayacağının açıkça belirtildiği vurgulanmıştır. Başvurucunun istinaf başvurusu İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci İdare Dava Dairesince (Bölge idare Mahkemesi) 18/5/2018 tarihinde reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde özetle:i. Başvurucunun mesleki şartları taşımadığının sonradan anlaşılması nedeniyle hâkimlik görevine son verildiği, hâkimlik mesleği statü hukukunda mesleki şartları taşımayanın terfi şartlarını evleviyetle taşımayacağı, bu nedenle işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı ifade edilmiştir.ii. Başvurucunun terfi tarihi itibarıyla yükselme koşullarını sağlamadığı anlaşıldığından hukuka aykırı olarak elde edilen haktan müktesep olmayacağı belirtilmiştir.iii. Başvurucu, emsallerinin bazılarına bu ödemelerin yapılarak kendisine yapılmamasının eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürülmekteyse de eşitlik ilkesinin hukuki himayeye mazhar haklar için bir dağıtıcı kavram olduğuna ve dava konusu olayda uygulama kabiliyeti bulunmadığına işaret edilmiştir. Nihai karar 7/6/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. A. Ulusal Hukuk 2802 sayılı Kanun'un "Amaç" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “ Bu Kanunun amacı;a) Adli ve idari yargı hakim ve savcılarının niteliklerini, atanmalarını, hak ve ödevlerini, aylık ve ödeneklerini, meslekte ilerlemelerini, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesini, haklarında disiplin kovuşturması açılmasını ve disiplin cezası verilmesini, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri veya kişisel suçlarından dolayı soruşturma yapılmasını ve yargılamalarına karar verilmesini, meslekten çıkarılmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik hallerini, meslek içi eğitimlerini ve diğer özlük işlerini,b) (…), Yargıtay ve Danıştay Başkan ve üyelerinin aylık ve ödenekleri ile diğer mali, sosyal hak ve yardımlarını,Düzenlemektir.'' 2802 sayılı Kanun'un "Aylık Tablosu" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Kıstas aylığı oluşturan her bir ödeme unsurunun;...d) Birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılara % 65'i,...oranında aylık ödeme yapılır. Bu madde kapsamındaki ödeme unsurları arasında yer alan ikramiyenin hesabında, kıstas aylık içindeki ikramiyenin bir malî yıldaki toplam tutarının onikide biri dikkate alınır.....Sınıfları ve dereceleri yükselen hâkim ve savcılar, yeni sınıf ve derecelerine ilişkin aylığa, söz konusu yükselmelerinin geçerlilik tarihlerini takip eden ayın onbeşinden itibaren hak kazanırlar....'' 667 sayılı KHK'nın "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve hususi damgalı pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından onbeş gün içinde tahliye edilir.” 670 sayılı KHK'nın "Bazı unvanların kullanımı" kenar başlıklı" maddesi şöyledir: “(1)667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamında kamu görevinden çıkarılanlar, uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve yüksek mahkeme başkan ve üyeliği, müsteşar, hâkim, savcı, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar.''B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin kamu otoritelerince mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuna dayanmasını zorunlu kıldığını ifade etmiştir. AİHM ayrıca demokratik toplumun temel ilkelerinden olan hukuk devletinin Sözleşme'de mündemiç bir kavram olduğunu vurgulamıştır (Vistins ve Perepjolkins/Letonya, B. No: 71243/01, 25/10/2012, § 95). Ancak AİHM, kanunilik ilkesinin sağlanması bakımından müdahalenin iç hukukta yasal bir temelinin varlığının tek başına yeterli olmadığını, kanunun belli bir kaliteye de sahip olması gerektiğini vurgulamış; bu bağlamda kanunun hukuk devleti ilkesine uygun olmanın yanında keyfîliğe karşı güvenceler içermesi gerektiğine de işaret etmiştir(Vistins ve Perepjolkins/Letonya, § 96). AİHM'e göre mülkiyetten yoksun bırakma yetkisi tanıyan bir kanun kuralının kanunilik kriterini taşıdığından söz edilebilmesi için yeterli düzeyde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olması gerekir. Öngörülebilirliğin derecesinin tespitinde söz konusu kanunun içeriği, düzenlediği alanın mahiyeti ve temas ettiği kişilerin sayısı ve statüsü büyük önem taşımaktadır. Öngörülebilirlik, özellikle kamu otoritelerinin keyfî müdahalelerine karşı koruma önlemleri getirilmiş olmasını gerektirmektedir. Öte yandan kanunun öngörülebilirlik ilkesinin önemiyle orantılı asgari usule ilişkin güvenceler içermesi gerekir (Vistins ve Perepjolkins/Letonya, § 97). AİHM, her hukuk sisteminde kanun hükümlerinin yargısal yoruma tabi tutulmasının kaçınılmaz olduğunun altını çizmektedir. AİHM'e göre müphem hususların açıklığa kavuşturulması ve değişen koşullara uyum sağlanması her zaman için bir ihtiyaçtır.Kesinlik, ziyadesiyle arzulanan bir husus olduğu hâlde bu, aşırı katı olma sonucunu doğurabilmekte; kanunun değişen koşullara uyumuna engel teşkil edebilmektedir. Birçok kanun kaçınılmaz olarak -az veya çok- belli bir derecede muğlaklık içerir. Muğlaklık barındıran bu kanunların yorumlanması ve uygulanması ise bir pratik sorunudur. Bu çerçevede kanunların müphem yönlerini açıklığa kavuşturmak ve yorumda ortaya çıkan şüpheleri dağıtmak mahkemelerin görevidir (OAO Neftyanaya Kompaniya Yukos/Rusya, B. No: 14902/04, 20/9/2011, § 568). Bu yüzden kanunilik şartı, hukuk kurallarının yargısal makamlarca yorumlanmasını dışladığı biçiminde anlaşılamaz (OAO NeftyanayaKompaniya Yukos/Rusya, § 569). AİHM, iç hukukun yorumlanmasının ve uygulanmasının öncelikli olarak ulusal otoritelerin yetkisinde olduğuna dikkat çekmektedir. Bununla birlikte AİHM, iç hukukun yorumlanmasının ve uygulanmasının sonuçlarının Sözleşme ve kendi içtihatlarıyla uyumlu olup olmadığını denetlemenin görevi olduğunu ifade etmektedir (Shchokin/Ukrayna, B. No: 23759/03, 37943/06, 14/10/2010, § 52). Anželika Šimaitienė/Litvanya kararına konu olayda, hâkim olan başvurucu, görevi kötüye kullanma ve belgede sahtecilik suçlarından yargılanmış ancak ceza davası zamanaşımı nedeniyle düşürülmüştür. Başvurucu, disiplin yönünden yapılan inceleme sonunda görevinde ihmal gösterdiği ve bunun da hâkimlik mesleğinin itibarını zedelediği gerekçesiyle meslekten çıkartılmıştır. Başvurucunun meslekten çıkarma, maaşlarının ödenmesi ve açığa alındığı dönemdeki maaş kaybı nedeniyle tazminat ödenmesi istemiyle açtığı davalar reddedilmiştir. Derece mahkemeleri bu kararlarda, maaş tazmininin Mahkemeler Hakkında Kanun’un başvurucunun ihracı tarihinde geçerli hâliyle maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ancak ceza kovuşturmasının imkânsız hale gelmesi durumda yapılacağını ve bu maddenin, görevinin gayrimakul şekilde kısıtlandığı hâllerde bir hâkimin tazminata hak kazanacağı şeklinde anlaşılması gerektiğini ifade etmiştir(Anželika Šimaitienė/Litvanya, B. No: 36093/13, 21/4/2020). AİHM öncelikle anılan kanun hükmünün değişiklikten önceki hâlinin başvurucuda, suçlu bulunmadığı takdirde maaşına hak kazanacağı şeklinde meşru bir beklenti oluşturduğunu değerlendirmiştir (Anželika Šimaitienė/Litvanya, § 96). AİHM, mahkemelerin başvurucunun ceza yargılamasında ve görevden alınmasına temel oluşturan sonraki yargılamada hiçbir zaman suçlu bulunmadığı gerçeğine odaklanmak yerine kanundaki ifadenin bir hâkimin ancak görevden alınmasının makul olmaması hâlinde tazminata karar verilmesi gerektiğini öngördüğü şeklinde bir yaklaşım benimsediğini, dolayısıyla anılan kanun hükmünün değiştirilmiş hâline atıfta bulunurken tazminat ödemesinin yargı görevinden uzaklaştırmanın makul olmaması şeklinde bir şarta bağlı olduğu yönünde ilave bir yasal unsur eklediklerini belirtmiş; bunun da daha önce iç hukukta bir değerlendirmenin parçası olmadığını ifade etmiştir. AİHM, başvurucunun 2006 yılında görevinden uzaklaştırılması ve 2011 yılında görevine son verilmesi sırasında dahi disiplin soruşturmaları sırasında bir hâkimin yetkilerini askıya almanın yasal bir dayanağı bulunmadığını, böyle bir önlemin ancak daha sonra mümkün olduğunu belirtmiştir. Sonuç olarak AİHM, başvurucu hakkında verilen bir mahkûmiyet kararı olmadığından cezai takibat sırasında görevden uzaklaştırıldığı süre için maaşının ödenmesinin reddedilmesini öngörülemez bulmuş ve müdahalenin yasal dayanağının bulunmadığını tespit etmiştir (Anželika Šimaitienė/Litvanya, §§ 112-116).