Başvuru, haksız olarak tutuklanma nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; yargılamanın sonucunun adil olmaması, beyanın müdafi huzurunda alınmaması, tanıkların dinlenilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, haksız olarak tutuklanma nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; yargılamanın sonucunun adil olmaması, beyanın müdafi huzurunda alınmaması, tanıkların dinlenilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 13/12/2013 tarihinde yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 24/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 15/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Bakanlık görüşünü 13/3/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Anılan görüş, başvurucuya 17/3/2015 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı 26/3/2015 tarihinde beyanda bulunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlığın görüşünde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, cinsel istismar suçundan 18/11/2004 tarihinde tutuklanmış ve 2/2/2005 tarihinde tahliye edilmiştir. Başvurucu 2/11/2004 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığında 18/11/2004 tarihindeki sorgusu sırasında da savunmasını bizzat yapacağını bildirmiştir. Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığı, 7/12/2004 tarihli ve E.2004/301 sayılı iddianamesiyle başvurucunun “çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçunu işlediği iddiasıyla aynı yer Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açmıştır. Osmaniye Ağır Ceza Mahkemesinin 25/7/2007 tarihli ve E.2007/301, K.2006/310 sayılı kararıyla başvurucu, atılı suçtan 8 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum edilmiştir. Anılan karar, Yargıtay Ceza Dairesinin 24/5/2007 tarihli ve E.2006/12751, K.2007/3944 sayılı ilamıyla “mağdurenin Adli Tıp Genel Kuruluna sevk edilerek akıl hastalığı sebebi ile suç tarihinde maruz kaldığı fiilin ahlaki redaeti idrak edip edemeyeceği, mukavemete muktedir olup olmadığı ve durumunun hekim olmayanlar tarafından anlaşılıp anlaşılamayacağı hususlarının kuşkuya yer vermeyecek şekilde bilimsel olarak saptanması ve ayrıca sanık Volkan yönünden mahkumiyete hazırlık beyanı esas alınan ve Dr. Ekrem Tok Adan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi raporu ile hafif derecede zeka geriliği saptanan küçük P.nin beyanlarına itibar edilip edilemeyeceği hususunda adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinden de görüş alınması suretiyle sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerektiği” gerekçesi ile bozulmuştur. Bozma üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda Mahkeme 17/6/2009 tarihli ve E.2007/93, K.2009/139 sayılı kararıyla başvurucuyu 8 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:“…Suç tarihi itibariyle 1990 doğumlu olup, 15 yaşından küçük olan mağdure Z. P.nin 2007 tarihinde Adli Tıp Genel Kurulu'ndan alınan raporunda; mağdurenin suç tarihinde maruz kaldığı fiilin ahlaki redaeti idrak edip edemeyeceği, fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağı, kendisinde bulunan zeka geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılabileceği, vermiş olduğu ifadelere ancak ana hatları ve kuvvetli delillerle desteklendiği takdirde itibar edilebileceği belirtilmiştir. Bozma öncesi Sağlık Bakanlığı Dr. Ekrem Tok Adana Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinden alınan 2004 tarihli sağlık kurulu raporu da aynı yönde olup; mağdurenin IQ’sunun 56 orta derece zeka geriliği düzeyinde olduğu akıl zayıflığının bulunduğu, kendisine yönelik işlenen fiilden dolayı mukavemet edemeyeceği bu arızasının hekim olmayanlarca anlaşılabilir düzeyde olduğu bildirilmiştir.2005 tarihinde Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesince düzenlenmiş 2242 karar sayılı raporda da; mağdurenin orta ile hafif derece sınırında zeka geriliğinin bulunduğu, mağdurenin bu zeka geriliğinin ömrü boyunca süreceğinin, mağduresi bulunduğu olayın ahlaki redaetini idrak etmesine ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olmasına mani olacak derecede olduğu, buna göre 1990 doğumlu Z. P.nin mağduresi bulunduğu olayın ahlaki redaetini idrak edemeyeceği ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağı kendisinde mevcut olan zeka geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği, vermiş olduğu ve vereceği ifadelere ancak ana hatları ve kuvvetli delillerle desteklendiği takdirde itibar edilebileceği bildirilmiştir.…Osmaniye Devlet Hastanesi Baştabipliğinden alınan Z. P. ile ilgili 2004 tarihli raporda mağdurenin kızlık zarının eski yırtık olduğu, yine mağdure Perihan Akçadağ’ın hakkında aldırılan raporda da mağdurede fiili livata bulgusuna rastlanılmadığı hymen muayenesinde de hymeninin doğal olduğunun bildirilmiş olduğu, diğer mağdure Z. P. ile ilgili yapılan fiili livata incelemesinde ise, fiili livata bulgularının mevcut olduğunun bildirilmiş olduğu görüldü. Yine mağdure P. A. ile Z. P.nin orta düzey zihinsel öğrenme yetersizliği sebebi ile … İlköğretim Okulunda özel eğitim sınıfında okuduklarına dair belgelerin dosyada mevcut olduğu görül(müştür).…Adli Tıp Kurumu raporunda mağdure Z. P.nin beyanlarına ancak ana hatlarıyla ve kuvvetli delillerle desteklendiği takdirde itibar edilebileceği bildirilmiştir. Mağdure ilk aşamadaki beyanlarında sanıklar ile cinsel ilişkiye girdiğini söylemekte ve bunu sanık Volkan dışındaki tüm sanıklar da ikrar etmektedirler. Mağdurenin ilişkinin olduğu yönündeki beyanları dört sanığın ikrarı ile doğrulanmış durumdadır. Bu itibarla mağdurenin ilişkinin varlığı konusundaki beyanlarına itibar edilmiş ve tüm sanıklarla, sanık Volkan da dahil cinsel ilişkiye girdiği kabul edilmiştir. Mağdurenin dört sanık hakkında doğruyu söyleyip de beşinci sanık olan Volkan hakkında gerçek dışı beyanlarda bulunması için bir sebep görülmemiş ve mağdurenin beyanları bütünüyle güvenilir bulunup itibar edilmiştir.… Sanık Volkan Aydın açısından ise … yapmış olduğu savunmalarında suçlamayı reddetmiş gerek mağdure Z. P. gerekse diğer mağdure P. A. ile hiçbir şekilde cinsel ilişkiye girmediğini savunmuş ise de, sanığın tüm savunmalarında mağdure P. A.nın ailesi ile birlikte aynı evde yaklaşık bir haftayı aşkın bir süre birlikte kaldığını mağdurelerin evinden ayrıldıktan sonra da mağdureye ders çalıştırmak maksadı ile zaman zaman mağdure P.nin evine gelip gittiğini bu geliş gidişi sırasında diğer mağdure Z. P.yi tanıdığını fakat her iki mağdure ile de cinsel anlamda bir ilişkisinin olmadığını, suçlamaları kabul etmediğini savunmuştur. Ancak gerek mağdure P. A.nın hazırlık aşamasındaki beyanında gerekse yine mağdure Z. P.nin hazırlık aşamasında gerek Volkan Aydın’la ilgili beyanlarını da gerekse diğer sanıklarla ilgili beyanlarında tutarlılık gösterdiği keza sanıklar …. hazırlık savunmaları ile mağdurenin hazırlık beyanları karşılaştırıldığında bu beyanlar arasında benzerlik bulunduğu, hazırlık savunmaları ile hazırlıktaki mağdure beyanlarının birbiri ile örtüştüğü, mağdure Z. P.nin sanık Volkan hakkındaki beyanlarının mağdurenin beyanlarının bütününe bakıldığında doğru olduğunun kabulü gerektiği, mağdure Z. P.nin sanık Volkan hakkındaki beyanlarının farklı bir özellik içermediği aynı ifade bütünlüğü içerisinde alındığı, mağdurenin sanığa iftira ve suç isnadında bulunmasını gerektirir bir nedeninin de olmadığı dikkate alındığında mağdurenin beyanına itibar edilmek gerektiği, diğer olgu ve delillerle birlikte değerlendirildiğinde sanık Volkan’ın mağdure Z. P.ye yönelik cinsel saldırı suçunu işlediğinin kabulü yönünde mahkememizde kanaat oluşmuştur.” Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay Ceza Dairesi 19/6/2013 tarihli ve E.2011/14211, K.2013/7907 sayılı ilamıyla anılan Mahkeme kararını onamıştır Başvurucu nihai kararı 6/12/2013 tarihinde öğrenmiştir. Bireysel başvuru 13/12/2013 tarihinde yapılmıştır. B. İlgili Hukuk Olay tarihinde yürürlükte bulunan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Her kim 15 yaşını bitirmeyen bir küçüğün ırzına geçerse beş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkûm olur.“Eğer fiil cebir ve şiddet veya tehdit kullanılmak suretiyle veya akıl veya beden hastalığından veya failin fiilinden başka bir sebepten dolayı veya failin kullandığı hileli vasıtalarla fiille mukavemet edemeyecek bir halde bulunan bir küçüğe karşı işlenmiş olursa ağır hapis cezası on seneden aşağı olamaz.” 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin ilgili tarihte yürürlükte bulunan (2) numaralı fıkrası şöyledir:“Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Yakalanan kişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebi halinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veya sanık onsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi'de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine müdafi tayin edilir.” 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesi şöyledir:“(1) Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini veya savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu olayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az beş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.(2) Bu dilekçe üzerine verilecek karar, kendisine derhâl bildirilir.(3) Sanığın kabul edilen istemleri, Cumhuriyet savcısına da bildirilir.” 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkraları şöyledir:“Mahkeme başkanı veya hâkim, sanığın veya katılanın gösterdiği tanık veya uzman kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyi reddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilir. Bu kişiler duruşmada dinlenir.”