Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru Ş.İ. tarafından yapılmış olup başvuru devam ederken vefat eden Ş.İ.nin yasal mirasçıları olan Hakim İpkıran, Muhammed Çağrı İpkıran ve Rajae Tarkhatt başvuruya devam etmek istediklerini beyan etmiştir. Yasal mirasçı olan başvurucular bireysel başvurunun tarafı hâline gelmişse de anlatım kolaylığı açısından Ş.İ. başvurucu olarak nitelendirilecektir. Başvurucu ile şikâyetçi S.R. evliyken İzmir Aile Mahkemesinin 12/12/2017 tarihli kararıyla boşanmalarına karar verilmiş ve bu karar 2/4/2018 tarihinde kesinleşmiştir. Anılan kararda tarafların evlilik birliğinin şiddetli geçimsizlik sebebiyle temelinden sarsıldığı konusunda anlaştığı belirtilmiş ve birbirlerinden nafaka, tazminat veya alacak talep etmediğinden bu konularda karar verilmesine yer olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Şikâyetçi S.R. 7/2/2018 tarihinde karakola müracaat ederek trafik tescilde kendi adına kayıtlı bir otomobilinin olduğunu, başvurucu ile boşandığı hâlde onun kalacak yeri olmadığı için iki haftadır aynı evde yaşamaya devam ettiğini, 7/2/2018 tarihinde eve geldiğinde başvurucunun otomobilin anahtarını alıp evden ayrıldığını görmesi üzerine başvurucuyu aradığında onun kendine otomobili vermeyeceğini ve Mardin'e götürüp parçalatacağını söylediğini beyan ederek başvurucudan şikâyetçi olmuştur. Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 2018/3102 sayılı dosyası üzerinden yürüttüğü soruşturma sonucunda 20/2/2018 tarihinde başvurucu hakkında hırsızlık suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Anılan kararda Başsavcılık, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca hırsızlık suçunun aralarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin zararına işlenmesi hâlinde ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmayacağının öngörüldüğü ve şikâyetçinin nüfus kaydına göre şikâyetçi ve başvurucu arasında mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı bulunmadığı gerekçesiyle başvurucu hakkında da ceza verilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır. Şikâyetçi 12/3/2018 tarihinde Başsavcılığa yaptığı müracaat üzerine alınan ifadesinde de 2018 yılının Ocak ayında başvurucunun müşterek konutu terk ettiğini ancak sonradan eşyalarını almak üzere tekrar eve geldiğinde otomobilinin yedek anahtarını da alıp gittiğini, 7/2/2018 tarihinden itibaren başvurucunun kendisini telefonla arayıp otomobilin trafik tescilini kendi üzerine yapmaması durumunda otomobili parçalatacağını ve kendine de zarar vereceğini söyleyerek tehdit ettiğini beyan ederek başvurucudan şikâyetçi olmuştur. S.R. beyanına ek olarak başvurucu ile telefon üzerinden yaptığı yazışmaları da Başsavcılığa sunmuştur. Söz konusu yazışmalar arasında şikâyete konu otomobille ilgili olarak başvurucunun S.R.ye "Sana iki gün müsaade, arabanın devrini verdin verdin, vermedin [H.yi] arayıp [Y.yi] anlatacağım." ve "Sen araba için ne diyorsun onu söyle yoksa sonsuza dek bu konu kapanır, üstüne de bir dünya borç kalır [...] parçalan[an] kayıp arabanın borcu sahibini bağlar da ondan [...]" şeklinde mesajlar gönderdiği, S.R.nin "Bir arabayı çalmak kadar tenezzül ettin." demesi üzerine de başvurucunun "İnsan kendi arabasını çalar mı?" şeklinde cevap verdiği tespit edilmiştir. S.R.nin şikâyeti üzerine Başsavcılık 2018/4466 sayılı dosya üzerinden yürüttüğü soruşturma sırasında başvurucunun şüpheli sıfatıyla ifadesini almıştır. Başvurucu ifadesinde; şikâyetçi S.R. ile boşanmadan önce kendinin bankalarla sorun yaşadığı için S.R. adına otomobil aldığını, ayrıldıktan sonra S.R.ye otomobilin kendine ait olduğunu söyleyip teslim etmesini istediğini, S.R.nin de "000 TL verirsen arabanın devrini veririm." demesi üzerine İ. Bankası Ş. Şubesine S.R. ile gidip onun hesabına 000 TL yatırdığını, fiilen kullanmakta olduğu bu otomobili sonra başka bir kişiye haricen sattığını ancak S.R.nin aracın trafik tescilde devrini yapmadığını ve kendini oyaladığını, söz konusu mesajları da S.R.ye kızıp gönderdiğini söylemiş ve otomobilin devrinin kendi üzerine yapılmasını talep etmiştir. Soruşturma sonucunda Başsavcılık, önceki kararda değinilen kanunî düzenlemeye yer vererek şikâyet tarihi itibarıyla başvurucu ve S.R.nin resmî nikahlı olduğu, bu nedenle başvurucu hakkında hırsızlık suçu açısından şahsi cezasızlık nedeni bulunduğu gerekçesiyle bu suç yönünden tekrar kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. S.R. Başsavcılığa 7/9/2018 tarihinde yeniden müracaat ederek başvurucu ile haklarında verilen boşanma kararının kesinleştiğini söylemiş ve önceki müracaatlarında dile getirdiği şekilde otomobilini 7/2/2018 tarihinde başvurucunun kendisinden habersiz olarak aldığını, bu konuda yürütülen 2018/4466 sayılı soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini ancak aradan geçen süre itibarıyla başvurucunun otomobili hâlen teslim etmediği gibi başvurucudan istediğinde de otomobili parçalamakla tehdit ettiğini, bu nedenle haklarındaki boşanma ilamı kesinleştiği için yeniden müracaat ettiğini belirterek başvurucudan şikâyetçi olmuştur. Başsavcılık şikâyetçinin müracaatı üzerine başlattığı soruşturma sırasında trafik tescilde onun adına kayıtlı olan otomobilin bir başkasına satışının engellenmesi için tescil kaydına 12/9/2018 tarihinde şerh koymuştur. Soruşturma sırasında kollukta ifadesi alınan başvurucu; şikâyetçinin otomobilini alıp kaçtığı için hakkında daha önce de kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanan soruşturmalar yürütüldüğünü söylemiş ve otomobili bir başkasına haricen satıp satış bedelini S.R. ile gittiği banka şubesinde onun hesabına yatırdığına dair -bu işlemi 2018 yılının Ocak ayında yaptığını da ekleyerek- Başsavcılığın 2018/4466 sayılı soruşturma dosyasında verdiği ifadesini tekrar etmiştir. Başvurucu, Başsavcılıkta şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde ise önceki ifadelerinden kısmen farklı olarak söz konusu otomobili S.R. ile evli olduğu sırada onun rızasıyla sattığını ve boşanma aşamasına geldiklerinde S.R.nin otomobilin ruhsatını devretmemesi nedeniyle otomobili alan kişiyle sorun yaşadığını beyan etmiş; satış bedelinin S.R.ye düşen kısmını onun banka hesabına yatırdığına dair önceki savunmalarını ise tekrar etmiştir. Başvurucu ayrıca otomobilin başka bir kişiye satışına dair hazırlanan protokolü Başsavcılığa sunmuştur. Anılan "Protokol" başlıklı belge 5/1/2018 tarihli olarak düzenlenmiş; protokolde başvurucunun bu otomobili 000 TL karşılığında H.ye sattığı, satış bedelinin 000 TL'lik kısmının başvurucu tarafından peşin olarak alındığı, otomobilin trafik tescilde H.ye devredilmesinden sonra kalan bedelin alıcı H. tarafından başvurucuya ödeneceği belirtilmiş; protokolün sonundaki "Satıcı" başlığı altında "[S.R.] adına vekaleten [Ş.İ.]" ibaresine yer verilmiş ve protokol başvurucu tarafından imzalanmıştır. Başsavcılığın talebi üzerine ilgili banka şubesi, S.R.nin bu şubedeki hesabının 5/1/2018 ila 31/1/2018 tarihleri arasındaki hareketlerine dair kayıtları sunmuştur. Ancak bu kayıtlarda, söz konusu tarihler aralığında S.R.nin hesabına başvurucunun iddia ettiği miktarda ve otomobil satış bedeli gibi herhangi bir açıklamayla para yatırılmadığı tespit edilmiştir. Başsavcılığın görevlendirdiği uzlaştırmacı ile başvurucu ve S.R. arasında yapılan görüşme sonucunda 29/4/2019 tarihinde uzlaştırma raporu düzenlenmiştir. Anılan raporda; S.R.nin söz konusu otomobili başvurucunun izinsiz olarak aldığını ve geri vermesi şartıyla uzlaşacağını söylediği, başvurucunun ise otomobilin kendisinde olmadığını, nerede olduğunu da bilmediğini belirttiği ve taraflar arasında uzlaşma sağlanamadığı belirtilmiştir. Başsavcılık soruşturma sonucunda başvurucunun 2/4/2018 tarihinde güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddiasıyla iddianame düzenlemiştir. Anılan iddianamede başvurucu ile S.R.nin 2/4/2018 tarihinde boşandığı ve bu tarihten sonra başvurucunun S.R.ye ait otomobili ona teslim etmediğinin sabit olduğu belirtilmiş; 5/1/2018 tarihli protokolde S.R.nin adı ve imzası ile alıcı olduğu belirtilen H.nin adı dışında kimlik ve adres bilgilerinin yer almadığı ve iddia edilenin aksine satış bedelinin S.R.nin banka hesabına yatırılmadığı gerekçesiyle başvurucunun atılı suçu işlediği kanaatine ulaşılmıştır. Karşıyaka Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülen yargılamanın ilk celsesinde başvurucu ile şikâyetçi S.R. hazır bulunmuştur. Katılan sıfatıyla davaya katılmasına karar verilen S.R.; başvurucu ile karşılıklı olarak birbirlerinden herhangi bir şey talep etmeksizin boşandığını ve kendine ait otomobili başvurucu alıp götürdüğü hâlde parasını da vermediğini söyleyerek aşamalardaki ifadelerini tekrarlamıştır. Aynı celsede savunması alınan başvurucu önceki ifadelerinden kısmen farklı olarak her ne kadar otomobil S.R. adına kayıtlı ise de aslında kendine ait olduğunu, ayrıldıktan sonra otomobili satıp parasını bölüşmeyi kararlaştırdıklarını ve satış bedelinin yarısını S.R.ye elden verdiğini, onun da bu parayı önceki ifadesinde belirttiği banka hesabına yatırdığını söylemiştir. Celse arasında Mahkeme, S.R.nin evlilik sırasında ve boşandıktan sonra kullandığı soyadları da dikkate alınarak ilgili banka şubesinde hesabının olup olmadığının bildirilmesi, varsa da bu hesabın 2017 yılının son üç ayına ait hesap hareketlerinin gönderilmesi yönünde bankaya yazı yazmıştır. Başvurucu, Mahkemeye sunduğu dilekçe ile S.R.nin A. Bankasında da hesabının olduğunu belirterek onun evlilik sırasındaki ve boşanma sonrası kullandığı soyadları ile Türk vatandaşlığına geçmeden önceki adı dikkate alınarak bu bankadaki hesap hareketlerinin araştırılmasını da talep etmiştir. Mahkeme, başvurucunun talebi doğrultusunda benzer yazıyı A. Bankasına da göndermiştir. Katılan S.R. Mahkemenin ilgili bankalara gönderdiği yazılara cevap verilmesinden önce, A. Bankasında bulunan hesabının 2/10/2017 ila 28/12/2017 tarihleri arasındaki hesap hareketlerine dair hesap dökümü belgesini dosyaya sunmuş ve bu kayıtlarda otomobil satış bedeline dair herhangi bir ödeme yapılmadığını vurgulamıştır. Yargılamanın 4/11/2020 tarihli celsesine ilişkin duruşma tutanağında da A. Bankasından gelen cevap yazısı ekindeki hesap dökümüne göre otomobil bedeline dair yüksek meblağlı bir ödeme yapılmadığı belirtilmiştir. Bu celsede esas hakkındaki mütalaasını sunan Başsavcılık, başvurucunun resmî olarak ayrıldığı eski eşine ait otomobili teslim etmeyerek güveni kötüye kullanma suçunu işlediği kanaatine ulaşmış ve başvurucunun bu suçtan cezalandırılmasını talep etmiştir. Başvurucunun esas hakkındaki mütalaaya karşı sunduğu savunma dilekçesinde(Kapatılan) Yargıtay Ceza Dairesince güveni kötüye kullanma suçunun unsurlarının, suça dair yasal şikâyet süresinin ve aralarında önceden evlilik bağı olan kişiler arasında taşınır malların teslim edilmemesinden doğan uyuşmazlıkların değerlendirildiği kararları sunduktan sonra ileri sürdüğü itirazlar şöyledir:i. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmeden aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacağının düzenlendiği, davaya konu eylem yönünden daha önceden yapılan şikâyetler üzerine başlatılan soruşturmalar sonucunda başvurucu hakkında iki kez kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve bu kararlar kesinleştiği hâlde bu kararların üzerine sulh ceza hâkimliğince yeni bir karar verilmeksizin doğrudan dava açılmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür. ii. Katılan S.R.nin ifadelerinde de söz konusu otomobilin boşanma kararının henüz kesinleşmediği 7/2/2018 tarihinde başvurucu tarafından götürüldüğünün belirtildiği, dolayısıyla suç tarihinin bu tarih olduğu, boşanma kararının kesinleştiği tarihin suç tarihinin belirlenmesi açısından dikkate alınamayacağı, bu durumda da katılanın Başsavcılığa yeniden müracaat ettiği 7/9/2018 tarihi itibarıyla dava konusu suça ilişkin şikâyet süresinin dolmuş olduğu belirtilmiştir. iii. 5237 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrasında düzenlenen ve iddianame ile esas hakkındaki mütalaada başvurucuya isnat edilen güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için suça konu malın bir başkasına ait olması ve bu malın zilyetliğinin mağdurun rızasıyla faile devredilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu bağlamda;- Katılan S.R.nin aşamalardaki hiçbir ifadesinde suça konu otomobili başvurucuya rızaen teslim ettiğini söylemeyip aksine bu otomobili başvurucunun kendisinin haberi olmaksızın aldığını iddia ettiği, dolayısıyla katılanın bu malı başvurucuya rızasıyla teslim ettiğine dair dosya kapsamında herhangi bir delilin bulunmadığı belirtilmiştir. - Söz konusu otomobilin başvurucu ile S.R. hakkında ayrılık kararı verilmediği ve boşanma kararının kesinleşmediği dönemde edinildiği, otomobil trafik tescilde katılan adına kayıtlı olsa bile 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ilgili hükümlerine göre, evlilik birliği içerisinde edinilen bu mal üzerinde başvurucunun en azından yarı oranında hak sahibi olduğu, dolayısıyla suça konu otomobilin "bir başkasına ait olmaması" nedeniyle de güveni kötüye kullanma suçunun somut olayda oluşmadığı ifade edilmiştir. Yargılama sonucunda Mahkeme başvurucunun güveni kötüye kullanma suçundan 5 ay hapis ve 3000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme gerekçesinde; başvurucunun suça konu otomobilin kendisine ait olduğunu ve otomobili satıp bedelin yarısını katılana gönderdiğini savunmasına karşın Protokol başlıklı belgede katılanın isminin ve imzasının olmadığı gibi alıcının da ismi dışında kimliğini ve adresini tespite yarayan bilginin bulunmadığı, katılanın hesap hareketlerine göre de otomobilin satış bedelinin yatırılmadığı, bu nedenlerle başvurucunun atılı suçu işlediği sonucuna ulaşmıştır. Başvurucu esas hakkındaki mütalaaya karşı sunduğu savunma dilekçesinde dile getirdiği itirazları yineleyerek karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Katılan ise başvurucunun istinaf başvurusunda ileri sürdüğü itirazlara yönelik sunduğu dilekçesinde;i. 5271 sayılı Kanun'un maddesi uyarınca Başsavcılığın katılanın beyanına konu eylemi yorumlayıp kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara konu suçtan farklı bir suçun oluştuğu sonucuna ulaşabileceğini, dolayısıyla somut olayda hırsızlık yerine güveni kötüye kullanma suçundan kamu davası açılmasının ve bu suçtan hüküm verilmesinin isabetli olduğunu vurgulamıştır. ii. Somut olayda suç konusu otomobil tam anlamıyla "başkasına ait mal" olmasa da müşterek ya da iştirak hâlinde mülkiyete konu mallar yönünden kişinin hak sahibi olmadığı payı da etkileyecek şekilde -satış gibi- tasarrufta bulunması durumunda da güveni kötüye kullanma suçunun oluşacağını, başvurucunun bu otomobili kullanma hakkı olduğu kabul edilse bile katılanın rızası olmaksızın bir başkasına satması nedeniyle mahkûmiyet kararının yerinde olduğunu belirtmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi (Daire) 24/6/2021 tarihinde başvurucunun istinaf kanun yolu başvurusunu kesin olmak üzere esastan reddetmiştir. Başvurucu, nihai kararı 1/7/2021 tarihinde öğrendikten sonra 12/7/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon, gerekçeli karar hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan şikâyetin ise kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.