1. Hukuk Dairesi 2010/4949 E. , 2010/5301 K. MAHKEMESİ : İZMİR 10. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 23/03/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, davalılar adına tapuda kayıtlı 46 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek, bu bölümün kaydının iptali ile elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, dava konusu taşınmazın bir bölümünün keşfen belirlenen k…
**1. Hukuk Dairesi 2010/4949 E. , 2010/5301 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İZMİR 10. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 23/03/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, davalılar adına tapuda kayıtlı 46 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek, bu bölümün kaydının iptali ile elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, dava konusu taşınmazın bir bölümünün keşfen belirlenen kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptan an 23.2.2010 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edilen Hazine vekili Avukat ....geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili avakut gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ....tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, 3621 Sayılı Yasadan kaynaklanan çekişmeli taşınmazın kıyı-kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı iddiasına dayalı tapu iptal ve sicilin kütükten terkini ile tanımı aynı yasanın 4.maddesinde yapılan kıyıda kalan yere elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; çekişme konusu 2280 ada 46 parsel sayılı taşınmazın, 2280 ada 4 parsel sayılı taşınmazın ifrazından oluştuğu, 2280 ada 4 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin ise 6.4.1943 tarihinde yapıldığı, 28.06.1943 tarihinde kesinleştiği ve davanın 28.01.2002 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar çekişmeye konu taşınmazın 28.11.1997 tarih 5/3 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları gereğince belirlenen kıyı-kenar çizgisine göre kıyıda kalan bölümü devletin hüküm ve tasarrufu altında ve kamu malı niteliğinde özel mülkiyete konu olamayacak (Anayasanın 43, 3402 Sayılı kadastro Yasasının 16/C maddesi gereğince ) yerlerden olduğu keşfen saptanmış ise de; 25.2.2009 tarihinde kabul edilip 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinin 3. Fıkrasına eklenen " bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır" ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesinin " bu kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" şeklindeki hükmü gözetildiğinde, kadastro tespitinin kesinleştiği 28.06.1943 tarihinden itibaren davanın açıldığı 24.01.2002 tarihi arasında 3402 Sayılı Yasanın 12. Maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu sabittir. Öyleyse, 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler gözetilmek suretiyle bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerektiği kuşkusuzdur. Diğer taraftan, bir taraf, dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz. Anılan bu kural yasal ve yargısal uygulamada kararlılık kazanmıştır.(Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri 5. cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21/12/1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12/09/1977, 5445/5655 dipnot 161: 10.HD 24/02/1976, 6296/1297) Ayrıca, her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Öte yandan avukatlık ücreti 29.5.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yargılama giderlerinden sayılır. Hal böyle olunca; yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde yargılama sırasında yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa gereğince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, mahkemece yapılan keşif sonucu çekişmeli bölümün kıyıda kaldığı ve dava tarihinde davacı Hazinenin davasında haklı olduğu gözetilerek, davalıların tüm yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretiyle maktu harçtan sorumlu tutulması suretiyle bir hüküm kurulması gerekirken, anılan yasal düzenleme gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Davalının, bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.5.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.