Başvuru, icra emrinin iptali talebiyle yapılan şikâyet başvurusunda icra hukuk mahkemesince şikâyet dilekçesi karşı tarafa tebliğ edilmeden dosya üzerinden karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, icra emrinin iptali talebiyle yapılan şikâyet başvurusunda icra hukuk mahkemesince şikâyet dilekçesi karşı tarafa tebliğ edilmeden dosya üzerinden karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 10/12/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/3/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 31/3/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 17/5/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 23/5/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) aleyhine açılan idari davada 750 TL vekâlet ücreti ile 291,90 TL yargılama giderinin anılan kurumdan alınarak başvurucuya verilmesine karar verilmiştir. Başvurucu, vekili vasıtasıyla SGK Başkanlığına sunduğu 22/7/2014 tarihli dilekçesiyle idare mahkemesince hükmedilen vekâlet ücreti ile yargılama giderinden oluşan söz konusu alacağın, numarasını bildirdiği banka hesabına ödenmesini talep etmiştir. SGK Başkanlığı Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 20/8/2014 tarihli yazısıyla, anılan birime hitaben dilekçe yazılması ve dilekçe ekinde ilgili mahkeme kararı ve vekil tarafından düzenlenecek serbest meslek makbuzu sunulması hâlinde bahsi geçen alacağın banka hesabına ödenebileceği başvurucuya bildirilmiştir. Başvurucu, kendisinden talep edilen bu belgeleri sunmamış, alacağın otuz gün içinde ödenmemesi nedeniyle alacağın tahsili için Antalya İcra Müdürlüğünün E.2014/17437 sayılı dosyasında SGK aleyhine 5/9/2014 tarihinde ilamlı icra takibi başlatmıştır. Borçlu SGK vekili takibe konu alacağın ödenmesi için idareye başvurulmadan doğrudan icra takibi başlatılmasının kanuna aykırı olduğu iddiasıyla Ankara İcra Hukuk Mahkemesine (Mahkeme) 24/9/2014 tarihinde şikâyet başvurusunda bulunmuş ve icra emrinin iptalini talep etmiştir. Mahkeme, dosya üzerinden yaptığı inceleme sonunda 2/10/2014 tarihli ve E.2014/906, K.2014/896 sayılı karar ile “alacağın yatırılacağı banka hesap numarası başvurucu tarafından borçlu idareye yazılı olarak bildirilmeden icra takibi başlatılmasının Kanun’a aykırı olduğu” gerekçesiyle şikâyetin kabulüne ve icra emrinin iptaline kesin olarak karar vermiştir. Mahkeme şikâyet dilekçesini başvurucuya tebliğ etmemiş, ancak başvurucuyu gerekçeli kararında davalı olarak gösterip bu dosya nedeniyle vekâlet ücreti ile yargılama gideri ödemeye mahkûm etmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:“Şikayetin mahiyeti gereği duruşma açılmasına gerek görülmemiştir....Takip [i]dare [m]ahkemesinin kararına dayalı olarak yapılmış olup, konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bildirim tarihinden itibaren yasada belirlenen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunacağından, davalı alacaklı tarafından davacıya banka hesap numarasını yazılı olarak bildirilmeden icra takibi başlatıldığı anlaşıldığından 6352 Sayılı Yasanın maddesi ile değişik 2577 Sayılı Kanunun 28/2-6 maddeleri gereğince henüz takip yapma hakkı doğmadığından şikayetin kabulü ile icra emrinin iptaline karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.” Kesin nitelikli bu karar başvurucuya 10/11/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 10/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikâyet olunabilir. Şikâyet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır. Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikâyet olunabilir.” 2004 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: “Şikayet icra mahkemesince, kabul edilirse şikayet olunan muamele ya bozulur, yahut düzeltilir. Memurun sebepsiz yapmadığı veya geciktirdiği işlerin icrası emrolunur.” 2004 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: “İcra mahkemesine arz edilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır. Şu kadar ki, talep ve cevaplar dilekçe ile olabileceği gibi icra mahkemesine ifade zaptettirmek suretiyle de olur. Aksine hüküm bulunmayan hâllerde icra mahkemesi, şikâyet konusu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasına ve duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder; duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir. Duruşma yapılmayan işlerde icra mahkemesi, işin kendisine geldiği tarihten itibaren en geç on gün içinde kararını verir. Duruşmalar, ancak zorunluluk hâlinde ve otuz günü geçmemek üzere ertelenebilir.” 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesi şöyledir:“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez...Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur....” 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi şöyledir:“(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir.” 6100 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Dava açılması ve davaya cevap verilmesi dilekçe ile olur.” Yargıtay Hukuk Dairesinin 8/2/2015 tarihli ve E.2015/22707, K.2016/1967 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:“Borçlu vekili; 2577 sayılı Kanun'un 28/ maddesi gereği alacaklı vekilinin borcun ödenmesi için idareye müracaat ettiğini, ancak gerekli belgeler dilekçe ekinde sunulmadığından ödemenin gerçekleştirilemediğini, alacaklının takibe geçmeden önce yazılı başvuru dışında eksik evrakları ibraz etmesi gerektiğini ileri sürerek takibin iptalini istemiştir. Mahkemece şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmiş; karar alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.İİK 18/3 maddesi gereğince aksine hüküm bulunmayan hallerde duruşma yapılmasına gerek olup olmadığı icra mahkemesinin takdirine bırakılmış ise de anılan takdir yetkisi mutlak olmayıp, halin icabına göre işin duruşmalı olarak incelenmesi gerektiği durumlarda mahkeme takdir yetkisini duruşma yapmadan yana kullanmalıdır. 6352 sayılı Yasa'nın maddesi ile Değişik 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28/ maddesinde “... Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur..." düzenlemesi mevcuttur. Anılan Yasa maddesine göre, İdareye yazılı olarak başvurulması yeterli olup, 2577 sayılı Yasa'nın maddesinde özel bir düzenleme bulunmadığından icra takibine geçilmeden önce yazılı başvuru dışında, ayrıca ilama konu alacağın ödenmesi için serbest meslek makbuzu ibraz edilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır.Somut olayda, alacaklı vekili, temyiz dilekçesinde, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesi gereğince karar tarihinden sonra kuruma ödeme yapılması için müracaatta bulunduğunu, ancak idarenin bir takım evrakların eksik olduğunu ileri sürerek ödeme yapmaktan imtina ettiğini, müracaatının üzerinden 30 günlük yasal sürenin geçmesi üzerine icra takibi başlattığını ileri sürmüş olup, Mahkemece duruşma açılıp taraf delilleri toplanarak sonuca gidilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı gerekçe ile takibin iptaline karar verilmesi doğru olmamıştır.” Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/1/2016 tarihli ve E.2015/24199, K.2016/1193 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:“Borçlu vekili, müvekkili Kurum aleyhine 6352 sayılı Kanun'un maddesi ile değişik, 5502 sayılı Kanun'un maddesinde belirtilen, idari başvuru yolu kullanılmaksızın, ilamlı icra takibi başlatılmasının kanuna aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek, takibin iptaline karar verilmesini talep etmiş, Mahkemece şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmiş, hüküm alacaklı ve borçlu vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.İİK'nun maddesinde; İcra Mahkemesi'ne arz edilen hususlarda basit yargılama usulü uygulanır. Şu kadar ki, talep ve cevaplar dilekçe ile olabileceği gibi icra mahkemesine ifade zaptettirmek suretiyle de olur. Aksine hüküm bulunmayan hallerde icra mahkemesi, şikayet konusu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasını ve duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder; duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir.Somut olayda; Mahkemece duruşma yapılmadan dosya üzerinden karar verilmiştir. Ancak temyiz dilekçesine eklenen belge ile borçlu Kuruma başvuru yapıldığı iddia edilmektedir. Mahkemece, duruşma açılıp, tarafların delil ve belgeleri toplanarak oluşacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile evrak üzerinden karar verilmesi isabetli değildir.” Yargıtay Hukuk Dairesinin 4/12/2012 tarihli ve E.2012/18443, K.2012/36081 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:“Öncelikle belirtmek gerekir ki;İcra müdürlüğünün takibin durdurulması işleminin iptali istemi, İİK.nun ve devam maddeleri kapsamında şikayet olup, aynı yasanın maddesinin fıkrasında; "Kanunda açıklık bulunmayan hallerde icra mahkemesi iki taraf arasında duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını kendisi takdir eder" yasal düzenlemesine yer verilmiştir. HMK'nın 320/ maddesine göre de, mahkeme, mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verebilecektir.Ancak, olayımızda tarafların temyiz ve temyize cevap dilekçesinde yer alan iddia ve savunmalar dikkate alındığında, yalnızca icra dosyası incelenerek evrak üzerinde karar verilmesi mümkün olmayıp tarafların delilleri toplanıp değerlendirilerek bir karar verilmesi zorunludur. Kaldı ki, evrak üzerinde karar verilecek olsa dahi, şikayet dilekçesinin karşı tarafa tebliğ edilerek savunma hakkı tanınması gerekmektedir. Aksi halde HMK.nun maddesinde yer alan "Hukuki dinlenilme hakkı"na aykırı yargılama ile sonuca gidilmiş olur. Anılan maddeye göre, davanın taraflarının yargılama ile ilgili bilgi sahibi olma, açıklama ve ispat hakkı bulunmaktadır. Maddenin gerekçesinde açıklandığı üzere, bu hak, Anayasanın maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. İddia ve savunma hakkı olarak da bilinen bu hak, tarafların yargılama konusunda tam bilgi sahibi olmalarını, açıklama ve ispat hakkını tam ve eşit olarak kullanabilmelerini, yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermelerini zorunlu kılmaktadır. Taraflar "silahların eşitliği ilkesi" gereği iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat hakkına sahiptirler. Hakim tarafları dinlemeden veya açıklama ve ispat hakkını kullanmaları için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/52 Esas, 2009/105 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; taraflar duruşmaya çağrılmadan, bir başka deyişle taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, Anayasa'nın maddesi ile düzenlenen "iddia ve savunma hakkının kullanılmasına imkan tanınması ilkesi"nin doğal bir sonucudur. Gerçekten de, savunma hakkını güvence altına alan T. Anayasası'nın maddesi ile HMK.nun maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, mahkemece, davalı taraf, dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır, aksi halde savunma hakkının kısıtlanmış sayılacağı, gerek öğreti, gerekse yargısal kararlarda tartışmasız olarak kabul edilmektedir.”