DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2604 E. , 2024/829 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/2604 Karar No : 2024/829 TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI):... Barosu VEKİLİ: Av. ... II- (DAVALILAR): 1-... Bakanlığı VEKİLİ: ... 2- ... Bakanlığı VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 23/11/2021 tarih ve E:2016/11956, K:2021/5766 sayılı kararının, aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2604 E. , 2024/829 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/2604 Karar No : 2024/829 TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI):... Barosu VEKİLİ: Av. ... II- (DAVALILAR): 1-... Bakanlığı VEKİLİ: ... 2- ... Bakanlığı VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 23/11/2021 tarih ve E:2016/11956, K:2021/5766 sayılı kararının, aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 29/04/2016 tarih ve 29698 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 9. maddesiyle değiştirilen 01/06/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 27. maddesinin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 23/11/2021 tarih ve E:2016/11956, K:2021/5766 sayılı kararıyla; Usul yönünden: Davalı idarelerden İçişleri Bakanlığı tarafından; davacı Baronun dava konusu Yönetmelik'in iptali istemiyle dava açma ehliyetinin bulunmadığının ileri sürüldüğü, Dava konusu Yönetmelik'le, durdurma, durdurma sonrası kontrol ve arama işlemlerine ilişkin düzenlemeler yapıldığı, Davacı tarafından, dava konusu düzenlemelerin; başta Anayasa olmak üzere 5271 sayılı Kanun ve 2559 sayılı Kanun'a aykırı olduğu savıyla açılan davanın, bu özelliği itibarıyla genel kamu yararı ile ilgili bulunduğu, Bu nedenle, hukukun üstünlüğünü koruma görevi ve yükümlülüğü bulunan davacı Baro Başkanlığının, dava konusu Yönetmelik'in değinilen niteliği gereği dava açma ehliyetinin bulunduğu, davalı İçişleri Bakanlığının aksi yöndeki itirazının yerinde olmadığı sonucuna varıldığı, Esas yönünden: Dava konusu maddenin yetki ve şekil yönünden incelenmesi: İptali istenilen maddenin, adli aramalara ve önleme aramalarına ilişkin ortak hükümler içerdiği, Anayasa'nın 123. maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği; 124. maddesinin, dava konusu Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği tarihteki halinde ise, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verildiği, Anayasa'nın 124. maddesinin, idarenin düzenleme yetkisinin anayasal dayanağını oluşturduğu, Anayasa'nın sözü edilen maddesinde, idareyi düzenleyici işlem yapma yetkisini kullanmaya zorlayan bir kurala yer verilmediği gibi, bu yetkinin ancak yasada açıkça belirtilen hallerde kullanılacağına ilişkin bir sınırlamanın da bulunmadığı, dolayısıyla Anayasa'nın 123. maddesi gereği kuruluş ve görevleri yasayla düzenlenen idarenin, bu görev alanlarını ilgilendiren yasaların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelik çıkarma yetkisini haiz olduğu, başka bir ifadeyle, yasayla verilen görev alanlarında idarenin düzenleme yapma yetkisinin mündemiç olduğu, aksi yorumun, idareye yasayla verilen görevin ifa edilmesinde yararlanılacak araçlardan biri olan düzenleme yetkisinin, görevli olunan alanda dahi kullanılamaması ve bu suretle görevin gereği gibi yerine getirilememesi sonucunu doğuracağı, Dava konusu Yönetmelik'in yayımlandığı tarih itibarıyla İçişleri Bakanlığının görevlerini düzenleyen 3152 sayılı Kanun'un, dava konusu Yönetmelik'in yayımlandığı tarihte yürürlükte olan 2. maddesi uyarınca; Bakanlığa bağlı iç güvenlik kuruluşlarını idare etmek suretiyle ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü, yurdun iç güvenliğini ve asayişini, kamu düzenini ve genel ahlakı, Anayasa'da yazılı hak ve hürriyetleri koruma, sınır, kıyı ve karasularımızın muhafaza ve emniyetini sağlama, karayollarında trafik düzenini sağlama ve denetleme, suç işlenmesini önleme, suçluları takip etme ve yakalama, her türlü kaçakçılığı men ve takip etmenin İçişleri Bakanlığının görevleri arasında olduğu, yine dava konusu Yönetmelik'in yayımlandığı tarihte yürürlükte olan 33. maddesi uyarınca; İçişleri Bakanlığının, kanunla yerine getirmekle yükümlü olduğu hizmetleri; tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge ve diğer idari metinlerle düzenlemekle görevli ve yetkili olduğu, Dava konusu Yönetmelik'in yayımlandığı tarihte yürürlükte olan 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun'un 2. maddesi uyarınca; Adalet Bakanlığının, maddede sayılanlar dışında, kanunlarla verilen diğer görevleri yapmakla da görevli olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 116. ve 134. maddeleri arasında arama ve elkoyma konularının düzenlendiği ve bu bölümde yer alan 119. maddede, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlilerinin arama yapabileceklerinin belirtildiği, 167. maddesinde ise, adli kolluk görevlilerinin nitelikleri ve bunların uzmanlık dallarına göre hangi bölümde çalıştırılacakları ve diğer hususların Adalet ve İçişleri Bakanlıkları tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenmesinin öngörüldüğü, Ayrıca, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun anılan hükümlerinin yanında, dava konusu Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin dayanakları arasında gösterilen 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu, 2803 sayılı Jandarma Teşkilât, Görev ve Yetkileri Kanunu, 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu gibi kanunlarda da adli kolluk hizmeti yapan görevlilerin adli kolluk hizmetleriyle ilgili hükümlerin mevcut olduğu, bu hükümlerin uygulanması sırasında, kamu düzeninin sağlanmasında uygulamada ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik yasal kurallara aykırı olmamak kaydıyla söz konusu kanunların uygulanmasını göstermek amacıyla yönetmelik çıkarılabileceğinin tabii olduğu, Öte yandan; önleme aramasının, idarenin klasik ve en genel hizmet alanlarından olan genel kolluk hizmetinin ve düzenleme yetkisinin kapsamında olduğunun açık olduğu, Bu itibarla, davalı idarelerin, önleme aramaları ve adli aramalar konusunda, yargı sürecine müdahale sonucunu doğurmayacak biçimde idare hukuku ilke ve kuralları çerçevesinde yönetmelikle düzenleme yapma yetkilerinin bulunduğu anlaşıldığından, davacının dava konusu Yönetmelik'in yetki ve şekil yönünden hukuka aykırı olduğu yönündeki iddiasının yerinde görülmediği, Dava konusu maddenin diğer yönlerden incelenmesi: İptali istenilen maddenin 7. fıkrasında yer alan "...kişinin üstü ve eşyası ile aracının dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin aranması; İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar dâhilinde mülki amirin görevlendireceği kolluk amirinin yazılı, acele hâllerde sonradan yazıyla teyit edilmek üzere sözlü emriyle yapılabilir..." kısmının incelenmesi; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salȃhiyet Kanunu'nun "Durdurma ve kimlik sorma" başlıklı 4/A maddesinin 6. fıkrasına, 04/04/2015 tarih ve 29316 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6638 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle, "Ancak, el ile dıştan kontrol hariç, kişinin üstü ve eşyası ile aracının dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin aranması; İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar dâhilinde mülki amirin görevlendireceği kolluk amirinin yazılı, acele hâllerde sonradan yazıyla teyit edilmek üzere sözlü emriyle yapılabilir. Kolluk amirinin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Bu fıkra kapsamında yapılan araç aramalarına ilişkin olarak kişiye, arama gerekçesini de içeren bir belge verilir." cümlelerinin eklendiği, 6683 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle 2559 sayılı Kanun'un 4/A maddesine eklenen cümlelerin “kişinin üstü ve eşyası ile aracının dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin aranması; İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar dâhilinde mülki amirin görevlendireceği kolluk amirinin yazılı, acele hâllerde sonradan yazıyla teyit edilmek üzere sözlü emriyle yapılabilir.” kısmının iptali istemiyle açılan dava neticesinde, Anayasa Mahkemesinin 03/08/2017 tarih ve 30143 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 04/05/2017 tarih ve E:2015/41, K:2017/98 sayılı kararı ile anılan kısımın "Dava konusu kuralda, durdurulan kişilerin üstü ve eşyaları ile araçlarının dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin aranması; İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar dâhilinde mülki amirin görevlendireceği kolluk amirinin yazılı emrine bırakılmakta böylece gecikmesinde sakınca bulunmayan hâllerde de hâkim kararı olmaksızın arama yapılmasına imkân tanınmaktadır. Anayasa’nın 20. maddesinin anılan hükmü açık olup gecikmesinde sakınca bulunan bir hâl olmaksızın usulüne uygun verilmiş hâkim kararı dışında başka bir merciin kararıyla arama yapılması mümkün değildir. Dolayısıyla kural, bu yönüyle Anayasa’nın 20. maddesiyle çelişmektedir. Kuralda, acele hâllerde sonradan yazıyla teyit edilmek üzere mülki amirin belirleyeceği kolluk amirinin sözlü emriyle de arama yapılabileceği belirtilmektedir. Anayasa’nın 20. maddesinin anılan hükmü uyarınca gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde dahi kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça arama yapılması mümkün değildir. Dolayısıyla kural bu yönüyle de Anayasa’nın 20. maddesini ihlal etmektedir. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 20. maddesine aykırıdır. İptali gerekir." şeklindeki gerekçeyle iptal edildiği ve iptal kararının Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesinin hüküm altına alındığı, Bu durumda; 01/06/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin, 29/04/2016 tarih ve 29698 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 2. maddesiyle değiştirilen 27. maddesinin 7. fıkrasında yer alan "...kişinin üstü ve eşyası ile aracının dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin aranması; İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar dâhilinde mülki amirin görevlendireceği kolluk amirinin yazılı, acele hâllerde sonradan yazıyla teyit edilmek üzere sözlü emriyle yapılabilir..." kısmının kanuni dayanağının Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olması ve bu itibarla kanuni dayanağının kalmaması nedeniyle iptali gerektiği, İptali istenilen maddenin diğer kısımlarının incelenmesi: 01/06/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin, 29/04/2016 tarih ve 29698 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 2. maddesiyle değiştirilen 27. maddesinde yer alan (yukarıda iptali gerektiği belirtilen kısmı hariç olmak üzere) düzenlemelerle, 2559 sayılı Kanun'un 4/A maddesinde yer alan hükümlerin Yönetmelik'e aktarıldığı ve anılan hükümlerin ne şekilde uygulanacağının gösterildiği, Anılan maddenin, özellikle 1., 2., 3., 4., 5., 7. (yukarıda iptali gerektiği belirtilen kısmı hariç olmak üzere) ve 11. fıkralarında yer alan düzenlemelerin, 2559 sayılı Kanun'un 4/A maddesinde yer alan hükümlerin bire bir Yönetmelik'e aktarılması şeklinde olduğu, İptali istenilen maddenin 6. fıkrasında; suçun önlenmesi, kamu güvenliği ve düzeninin sağlanması amacıyla, yakalama ve arama niteliğinde olmayan, önleyici kolluk yetkisi kapsamındaki durdurma ve kontrol işlemlerinin usul ve esasları düzenlenmiş olmakla birlikte; esasında aynı düzenlemelerin, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 27. maddesinin dava konusu Yönetmelik'le değiştirilmeden önceki halinde de aynı şekilde yer aldığı, Anılan fıkrada yer alan düzenlemelerle, suçun önlenmesi açısından zorunluluk arz eden durdurma ve kontrol işlemlerinin somut esaslara bağlandığı, bu işlemlerin kişinin özel alanına müdahale niteliği taşımayacak ölçüde ve keyfilikten uzak yapılmasını sağlayıcı kuralların öngörüldüğü, Maddenin 8. fıkrasında; arama emrinde yer alacak hususların, 2559 sayılı Kanun'un 9. maddesine uygun şekilde düzenlendiği, Kişinin üstü ve eşyası ile aracının aranmasında ve arama sırasında elde edilen bilgi, bulgu ve şüpheliler hakkında Yönetmelik'in ilgili maddelerinin uygulanacağına ilişkin 9. ve 10. fıkralarında; yeni bir hukuki durumun oluşturulmadığı, Yönetmelik'in ilgili maddelerine atıf yapıldığı, İptali istenen maddenin 12. fıkrasında yer alan, maddede yazılı işlemlerin gece de yapılabileceğine ilişkin düzenlemenin de; 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 118. maddesine ve suçun önlenmesi, kamu güvenliği ve düzeninin sağlanması amacına uygun olduğu, Bu itibarla; suçun önlenmesi, kamu güvenliği ve düzeninin sağlanması amacıyla, üst hukuk normlarına uygun şekilde hazırlanan düzenlemelerde hukuka ve kamu yararına aykırılık görülmediği gerekçesiyle, dava konusu Yönetmelik'in 2. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmelik'in 27. maddesinin 7. fıkrasında yer alan "kişinin üstü ve eşyası ile aracının dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin aranması; İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar dâhilinde mülki amirin görevlendireceği kolluk amirinin yazılı, acele hâllerde sonradan yazıyla teyit edilmek üzere sözlü emriyle yapılabilir" kısmının iptaline, 27. maddenin diğer kısımları yönünden davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Dairenin, dava konusu Yönetmelik'in 27/6. maddesi yönünden, düzenlemenin Yönetmelik değişikliğinden önce de yer aldığına ilişkin ret gerekçesinin kabul edilemeyeceği, anılan hükmün Anayasa, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'na aykırı olduğu, Yönetmelikle “yoklama” adı altında bir arama işlemi getirildiği, kolluğa geniş bir arama yetkisi tanındığı, Anayasa, 5271 sayılı Kanun ve 2559 sayılı Kanun'da “yoklama” adı altında yapılacak bir arama işleminden söz edilmediği, 5271 sayılı Kanun'un 116 vd. maddelerinde adli aramanın, 2559 sayılı Kanun'un 9. maddesinde ise önleme aramasının düzenlendiği, iki halde de hakim kararı ile gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yetkili merci izniyle aramanın yapılacağının hüküm altına alındığı, dava konusu Yönetmelikle getirilen yoklama işleminde ise hakim ve Cumhuriyet savcısından izin alınmaksızın kolluğun resen arama yapabileceği, kanun koyucunun temel hak sınırlamalarında sınırlanacak hakkı açıkça belirtmesi gerektiğinden, kanunda açıkça düzenlenmeyen bir alanın yönetmelikle düzenlenmesinin kabul edilemeyeceği, dava konusu Yönetmelik'in dayanağı olan 2559 sayılı Kanun'un “Durdurma ve Kimlik Sorma” başlıklı 4. maddesinde, ilgili madde düzenlemesiyle ilgili usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceğinin öngörülmediği, Kanun’un 26. maddesinde, “Bu Kanunun tatbik suretini gösterir bir nizamname yapılacaktır.” hükmünün yer aldığı, anılan hüküm uyarınca çıkarılan Polis Vazife ve Salahiyet Nizamnamesi’nde de yoklama adı altında yapılacak bir işlemden bahsedilmediği, dolayısıyla dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 6. fıkrasıyla getirilen değişikliklerin yetki, şekil ve konu yönlerinden hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. Davalı idareler tarafından, 2559 sayılı Kanun'un 4/A maddesinde değişiklikler yapan 6638 sayılı Kanun’un 04/04/2015 tarih ve 29316 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandığı ve dava konusu Yönetmelikle, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 2559 sayılı Kanun ile uyumlu hale getirilmesinin ve bir kısım hükümlerin güncellenmesinin amaçlandığı, idarenin, kanuna konu bir hususu daha açık kılmak, tereddütleri gidermek, uygulama birliği sağlamak ve usulünü belirlemek amacıyla yönetmelik çıkarmasına bir engel olmadığı, idarenin bir kanun ve tüzüğün uygulanmasını göstermek bakımından yönetmelikle düzenleyebilmesi için mutlaka “bu konu yönetmelikle düzenlenir” ibaresini ihtiva eden bir kanun maddesine ihtiyaç duymayacağı, idarenin düzenleme yapabilmesi için öncesinde kanuni düzenlemenin varlığı zorunlu olmakla birlikte, bu yasal düzenlemede yürütmenin düzenleyici işlem yapma yetkisinin açıkça öngörülmüş olmasının zorunlu olmadığı, iptali istenilen Yönetmelik maddesiyle de, 2559 sayılı Kanun’un 4/A maddesinde 6638 sayılı Kanun’la yapılan düzenlemeye uygun değişiklikler yapıldığı, getirilen düzenlemelerin uygulayıcılar tarafından anlaşılabilmesi amaçlanarak, ihtiyaçlara cevap verecek, bu işlemlerin düzenli bir şekilde yürütülmesinde uygulayıcılara yol gösterecek bir düzenleme yapıldığı, elle kontrol yapılmasına ilişkin benzer bir düzenlemeye 2559 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 7. fıkrasında da yer verildiği ve anılan maddenin gerekçesinde elle kontrolün arama tedbirinden farklı olduğunun açıklandığı, iptali istenilen maddenin 7. fıkrasının dayanak kanun maddesine uygun olarak düzenlendiği, uygulayıcılara yol göstermek gayesi ile arama emirlerinde olması gereken hususların belirtildiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir. Davalı idareler tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın davanın reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Daire kararının, davacının temyiz isteminin reddi ile davanın reddine ilişkin kısmının gerekçeli onanması; davalı idarelerin temyiz istemlerinin kabulü ile iptale ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Kanunlarla düzenlenen adlî ve önleme aramasına karar verme yetkisi ile aramaların uygulanmasında uyulacak esas ve usulleri göstermek amacıyla hazırlanarak 01/06/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "Durdurma ve kontrol işlemleri" başlıklı 27. maddesinde, durdurma ve kontrol işlemleri düzenlemişken; 29/04/2016 tarih ve 29698 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan dava konusu Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile anılan maddenin başlığı "Durdurma, durdurma sonrası kontrol ve arama işlemleri" olarak değiştirilmiş ve madde tamamen değiştirilerek durdurma ve kontrol işlemlerinin yanı sıra arama işlemlerine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Davacı Baro tarafından, 29/04/2016 tarih ve 29698 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile yapılan düzenlemenin iptali istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı belirtildikten sonra, ilk inceleme konularının belirlendiği 14. maddesinin 3/c bendinde dilekçenin ehliyet yönünden de inceleneceği, 15. maddesinin 1/b bendinde ise, bu hususta kanuna aykırılık görülmesi halinde davanın reddedileceği hükme bağlanmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 2577 sayılı Kanun'un yukarıda aktarılan 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali", içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Menfaatin kişisel olması idari işlemin mutlaka davacı hakkında tesis edilmiş olması sonucunu doğurmamaktadır. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları davacının gerçek kişi, tüzel kişi, belde sakini olması gibi hususlar dikkate alınmak suretiyle ve her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliği de göz önünde tutularak belirlenmektedir. Dava konusu uyuşmazlıkta, davacı kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşudur. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel nitelikteki düzenleyici işlemlere karşı, kural olarak, kuruluş yasalarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Nitekim, konuyla ilgili yasal düzenlemelerde de, bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları açık bir biçimde yer almıştır. Diğer taraftan, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde, Barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmış; yine aynı Kanun'un baro yönetim kurulunun görevlerinin sayıldığı 95. maddesinin 21. bendinde, yönetim kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla da görevli olduğu düzenlenmiştir. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in dava konusu edilen maddesinin, avukatlık mesleği ile ilgili herhangi bir düzenleme getirmediği gibi doğrudan doğruya avukatların mesleki faaliyetlerini etkileyebilecek nitelikte olmadığı, 1136 sayılı Kanun'un 76. ve 95. maddelerinde barolara verilen "hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak" görevinin ise barolara avukatlık mesleği ile ilgili meşru, güncel ve kişisel olmayan konularda tek başına dava açma imkanı vermediği dikkate alındığında, davacı Baronun, insan haklarını savunma ve koruma görevini yerine getirmeyi amaçladığı iddiasıyla açtığı bu davada dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu durumda, dava konusu uyuşmazlık bakımından davacı Baronun dava açma ehliyetinin bulunmaması nedeniyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerektiğinden Daire kararının iptale ilişkin kısmının bozulması, davanın reddine ilişkin kısmının ise, sonucu itibarıyla yerinde olması sebebiyle bu gerekçeyle onanması gerekmektedir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine; davalı idarelerin temyiz istemlerinin kabulüne, 2. Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 23/11/2021 tarih ve E:2016/11956, K:2021/5766 sayılı kararının iptale ilişkin kısmının BOZULMASINA, davanın reddine ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, 3. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. Kesin olarak, 18/04/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X-1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde; baroların, avukatlık mesleğine mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, avukatlık mesleğinin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak amacıyla kurulmuş meslek kuruluşları olduğu belirtilmiş iken 10/05/2001 tarih ve 24398 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4667 sayılı Kanun ile 1136 sayılı Kanun'un 76. maddesinde değişiklik yapılarak; barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmış; 1136 sayılı Kanun'un Baro Yönetim Kurulunun görevlerinin düzenlendiği 95. maddesine yine 4667 sayılı Kanun ile eklenen 21. bentte de, yönetim kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu belirtilmiştir. 1136 sayılı Kanun'un 76. ve 95. maddelerinde yapılan ve yukarıda açıklanan yasal değişiklikten sonra baroların; mesleki bir örgüt olmanın ötesinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak gibi bir işlev yüklenmesi nedeniyle diğer meslek örgütlerinden farklı bir konuma sahip olduğu açıktır. Danıştay kararları çerçevesinde konuya bakıldığında; Avukatlık Kanunu'nda yapılan değişiklikten sonra açılan davalarda dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken, iptal davasının genel amacının yanı sıra dava konusu idari işlemin, hukukun üstünlüğünü, hukuk devleti ilkesini, genel kamu yararı, Anayasa ile koruma altına alınan eşitlik, kişinin dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı gibi temel insan haklarını ihlal edip etmediğine ve yargı kararlarının uygulanmaması veya geçersiz kılınması gibi hukuk devleti ilkesini zedeleyen bir durumun olayda söz konusu olup olmadığına bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü, ancak daha geniş yorumlandığı görülmektedir. Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun, Baronun açtığı başka bir davada 07/04/2005 tarih ve E:2003/417, K:2005/234 sayılı kararıyla; hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmakla görevli bulunan Baronun, dava konusu Yönetmelik hükümleri ile Anayasa'nın eşitlik ilkesi, kişinin dokunulmazlığı ilkesi, özel hayatın gizliliği ilkesi, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin ancak Kanunla sınırlanabileceği ilkesinin ihlal edildiğini, öğrenim özgürlüğünün engellendiğini öne sürerek bakılan davayı açtığı göz önünde bulundurulduğunda, iptalini istediği Yönetmelik hükümleri ile menfaat ilgisinin bulunduğunun açık olduğu gerekçesiyle davacının dava açma ehliyetinin bulunduğu kabul edilmiştir. Dava açma ehliyeti, davanın esasının incelenebilmesinin ön koşuludur. Bu aşamada davacı iddialarının hukuken doğru olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılamaz. Davada menfaat ihlalinin olup olmadığının saptanabilmesi için, öncelikle davacının iddialarına bakılması gerekmektedir. Adli ve önleme aramasına karar verme yetkisi ile aramaların uygulanmasında uygulanacak usul ve esasların düzenlenmesi amacıyla 01/06/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin bazı maddelerinin değiştirilmesine ilişkin 29/04/2016 tarih ve 29698 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 9. maddesinin iptali istemiyle ve dava konusu düzenlemenin; başta Anayasa olmak üzere 5271 sayılı Kanun ve 2559 sayılı Kanun'a aykırı olduğu iddiasıyla açılan davanın, hukuka aykırılık nedenleri dikkate alındığında, genel kamu yararı ve hukukun üstünlüğü ile ilgili bulunduğu açıktır. Bu nedenle, düzenlemelerin değinilen niteliği göz önünde bulundurulduğunda, hukukun üstünlüğünü koruma görevi ve yükümlülüğü bulunan davacı Baronun, dava açma ehliyeti bulunduğundan, işin esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. KARŞI OY XX- 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde; "Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır." hükmüne yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre; kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olan baroların, üyelerinin ortak çıkarlarının ve meslek düzeninin korunması gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda, üyelerinin menfaatleri için idari yargıda dava açabileceği açıktır. Bu itibarla, davacı Baro Başkanlığına kayıtlı olan avukatların, dava konusu düzenlemede belirtilen şekilde uygulamalara muhatap olabileceği hususu göz önüne alındığında davacı Baro Başkanlığının dava açma ehliyetine sahip olduğunun kabulü gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, davacı Baronun, dava açma ehliyeti bulunduğundan işin esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.