Başvuru, devlet memurluğundan çıkarılma disiplin işleminin iptali istemiyle açılan davada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı esas alınarak karar verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, devlet memurluğundan çıkarılma disiplin işleminin iptali istemiyle açılan davada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı esas alınarak karar verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 11/6/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, vergi dairesinde tahsildar olarak görev yapmıştır.A. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç Başvurucu hakkında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 8/7/2010 tarihli iddianamesiyle vergi mükellefi bir kişiden 24/6/2010 tarihinde vergi borcunun ödenmesine yardımcı olacağı ve icra takibi yaptırmayacağı vaadiyle 500 TL aldığı gerekçe gösterilerek rüşvet suçundan cezalandırılması istemiyle Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde (Ceza Mahkemesi) kamu davası açılmıştır. Ceza Mahkemesi 28/10/2010 tarihli kararla başvurucuya isnat edilen eylemlerin teşebbüs aşamasında kaldığı gerekçesiyle sanığın sabit görülen rüşvet almaya teşebbüsten cezalandırılmasına karar vermiş ve iki yıl hapis cezasına hükmetmiştir. Ayrıca sanığın dosyaya ve oluşa yansıyan kişiliğine göre gelecekte bir daha suç işlemekten çekineceği hususunda olumlu, yeterli kanaat oluşmadığı gerekçe gösterilerek 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucunun temyiz talebi üzerine Yargıtay Ceza Dairesi 15/4/2013 tarihli kararla Ceza Mahkemesi kararını bozmuştur. Karar gerekçesinde yanlış indirim yapılması nedeniyle fazla ceza tayin edildiği ve adli sicil kaydı olmayan, duruşma tutanaklarına yansımış olumsuz bir hâli de bulunmayan başvurucu hakkında ertelemeye ilişkin koşullar değerlendirilmeden karar verildiği belirtilmiştir. Ceza Mahkemesi bozma gerekçelerini dikkate alarak 25/9/2013 tarihli kararla başvurucu hakkında on ay hapis cezasına hükmetmiş ve HAGB kararı vermiştir. Hüküm, tekrar temyiz edilmeden kesinleşmiştir. HAGB kararı sonrası düşme kararı verilmemiştir.B. İdari Yargıya İlişkin Süreç Başvurucu hakkında ceza soruşturmasıyla bağlantılı olarak Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından idari soruşturma başlatılmıştır. Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelikte disiplin suçu işlediği gerekçesiyle 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun maddesi uyarınca başvurucunun 5/4/2011 tarihinde devlet memurluğundan çıkarılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, devlet memurluğundan çıkarılma işleminin iptali istemiyle Ankara İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmıştır. İdare Mahkemesi 30/12/2011 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Olayda, davacının 'rüşvet almaya teşebbüs' suçu nedeniyle Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 28/10/2010 tarihli ve Dosya No:2010/269, K:2010/356 sayılı kararıyla, 2 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve K.'nun 231'inci maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verildiği görülmektedir. Bu durumda, disiplin soruşturması sonucu sabit görülen fiillerin (rüşvet almaya teşebbüs suçu şeklinde) işlendiğinin Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 28/10/2010 tarihli ve Dosya No:2010/269, K:2010/356 sayılı kararı ile de tespit edildiği anlaşılmakta olup, davacının memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelikte bulunan suçu işlediğinin anılan mahkeme kararı ve dosyada yer alan bilgi ve belgelerden sübuta erdiği görüldüğünden, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 125/E-g maddesi uyarınca devlet memurluğundan çıkarılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır." Başvurucunun temyiz talebini Danıştay Onaltıncı Dairesi 14/12/2015 tarihinde reddetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"... 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun maddesinin ikinci fıkrasında 'Memurun ceza kanununa göre mahkum olması veya olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olmaz' hükmüne yer verilmiştir.Diğer yandan, temyize konu İdare Mahkemesi kararına dayanak alınan, Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 2010 tarihli ve Dosya No:2010/269, K:2010/356 sayılı kararı, Yargıtay Dairesi tarafından usulden bozulmuş ise de, bozma kararı üzerine Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 2013 tarihli ve Dosya No:2013/271, K:2013/305 sayılı kararı ile, davacının 'rüşvet almaya teşebbüs' suçu nedeniyle, on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, bu ceza ile ilgili olarak da, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ve söz konusu karar temyiz edilmeyerek 2013 tarihinde kesinleşmiştir. Türk Ceza Kanununa göre suçun sabit görülerek ceza mahkemesince verilen mahkumiyet kararının hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı nedeniyle hukuki sonuç doğurmamasına karşılık, bu durum kamu görevlisince gerçekleştirilen fiilin disiplin hukuku yönünden işlenmemiş ya da sübuta ermemiş sayılması anlamını taşımayacağı açıktır." Başvurucunun karar düzeltme talebi 21/3/2018 tarihinde Danıştay Onikinci Dairesi tarafından reddedilmiştir. Karar, başvurucuya 31/5/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 11/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 657 sayılı Kanun'un "Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller" kenar başlıklı maddesinin devlet memurluğundan çıkarma cezasını düzenleyen (E) bendi şöyledir: "E - Devlet memurluğundan çıkarma : Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarmaktır.Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:...g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,..." 5271 sayılı Kanun'un maddesinin (5) numaralı fıkrasının son cümlesi şöyledir:"Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:"Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme’nin maddesinin ikinci fıkrasının kişilerin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılma hakkını güvence altına aldığını belirtir. AİHM, içtihatlarında masumiyet karinesi ile sağlanan güvencenin iki yönünün bulunduğunu ifade etmiştir. Ceza yargılamasının yürütülmesine dair usule ilişkin güvenceyle, sonucunda mahkûmiyet kararı dışında bir hükmün kurduğu ceza yargılaması ile bağlantılı olan durumlarda daha sonra yürütülecek yargılamalar boyunca kişinin masumiyetine saygı gösterilmesinin sağlanması amaçlanır. Bu usule ilişkin yön kapsamında masumiyet karinesi ilkesi, ceza yargılamasının kendisinin adil olmasını sağlayacak usule ilişkin güvence olarak kamu görevlilerinin davalının suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunmasını yasaklar. Ancak bu husus, cezai meselelerde usule ilişkin güvence ile sınırlı değildir ve bu kapsam daha geniştir, devletin hiçbir temsilcisinin mahkeme ile suçluluğu ispatlanıncaya kadar kişinin bir suçtan suçlu olduğunu söylememesini gerekli kılar. Bu kapsamda sadece ceza yargılaması kapsamında değil aynı zamanda ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen bağımsız hukuk yargılamaları, disiplin işlemleri veya diğer yargılamalarda da masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir. Sözleşme’nin maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki güvencenin ilk yönü, kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar ceza gerektiren bir suçla suçlandığı süreye ilişkin iken masumiyet karinesi güvencesinin ikinci yönü, ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suç karşısında kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını gerektirir (Seven/Türkiye, B. No: 60392/08, 23/1/2018, § 43). AİHM, Sözleşme’nin maddesinin ikinci fıkrasının disiplin yetkisini haiz makamların ceza yargılaması kapsamında kendisine suç isnat edilen ve eylemi usule uygun bir şekilde tespit edilen bir kamu görevlisine yaptırım uygulamasını engellemek gibi bir amacı veya etkisi bulunmadığına kanaat getirmiştir. AİHM, Sözleşme’nin herhangi bir eylem nedeniyle hem ceza hem de disiplin yargılamalarının başlatılmasına veya söz konusu iki yargılama türünün eş zamanlı olarak yürütülmesine halel getirmediğine vurgu yapmıştır. AİHM, ayrıca cezai sorumluluğun kaldırılması hâlinde bile daha hafif bir ispat külfeti temelinde aynı olaylardan doğan hukuki veya diğer sorumlulukların tesis edilmesine halel getirilmediğine işaret etmektedir. Ancak nihai bir cezai hüküm olmaksızın disiplin yargılaması kapsamında başvurana iddia konusu eylemi nedeniyle cezai sorumluluk yükleyen bir ifadenin bulunması hâlinde maddenin (2) numaralı fıkrası kapsamına giren bir mesele söz konusu olacaktır (Seven/Türkiye, § 51). Bu bağlamda, Sözleşme’nin maddesinin ikinci fıkrasının sağladığı korumanın ikinci yönüne göre sanığın beraatiyle veya davanın düşmesiyle sonuçlanan ceza yargılamaları sonrasında söz konusu kişiye masumiyetine uygun bir muamelede bulunulmasını gerekir. Bu ikinci yönde maddenin genel amacı, bir suçtan beraat eden bireyleri veya ceza yargılaması düşen kişileri, itham edildikleri suçtan aslında suçlu olduklarını düşünen kamu görevlileri ve makamlarına karşı korumaktır. Bu davalarda masumiyet karinesi, adil olmayan bir cezai hükmün önlenmesi için sağladığı usule ilişkin güvencenin çeşitli koşullarının yargılamada uygulanması suretiyle hayata geçirilmiştir. Beraat veya herhangi bir düşme kararına riayet edilmesi hakkının korunmaması hâlinde, Sözleşme’nin maddesinin ikinci fıkrasında yer alan adil yargılanma güvenceleri teorik ve hayali olma riskiyle karşı karşıya kalabilir (Seven/Türkiye, § 54). Disiplin ve yargı makamlarının kişinin davranışlarının iş disipliniyle ve devlet memurluğunun gerekleriyle bağdaşıp bağdaşmadığını disiplin hukuku bakış açısıyla nasıl tespit ettiğini ve değerlendirdiğini anlaşılır kılan bir gerekçeyi sunmaları şarttır. Bu gerekçenin yokluğunda disiplin sorumluluğunu cezai sorumluluktan ayıran çizgiler, teorik ve belirsiz/yanıltıcı hâle gelmektedir. Bu bağlamda kişi hakkında yetkili ceza mahkemesi tarafından kesin bir mahkûmiyet kararı verilmedikçe, hiçbir yetkili makam bu kişiye suçlu muamelesi gösteremeyecektir (Kemal Coşkun/Türkiye, B. No. 45028/07, 28/3/2017, § 54).