Başvuru, terör örgütü üyesi olmak suçundan gözaltına alınıp uykusuz bırakıldıktan sonra fotoğraflar üzerinden zorla teşhis yaptırılmak suretiyle işkence ve kötü muamele yasağının, başka bir soruşturmada ifadesi alınan tanığın duruşmada dinlenmemesi suretiyle tanık sorgulama hakkının, örgüt faaliyeti ve amacı doğrultusunda gerçekleştirdiği bir eylemi bulunmadığı hâlde bilgisayarda kimin hazırladığı belli olmayan öz geçmiş formu ile şemanın delil olarak kullanılması suretiyle adil yargılanma hakkı
Başvuru; terör örgütü üyesi olmak suçundan gözaltına alınıp uykusuz bırakıldıktan sonra fotoğraflar üzerinden zorla teşhis yaptırılmak suretiyle işkence ve kötü muamele yasağının, başka bir soruşturmada ifadesi alınan tanığın duruşmada dinlenmemesi suretiyle tanık sorgulama hakkının, örgüt faaliyeti ve amacı doğrultusunda gerçekleştirdiği bir eylemi bulunmadığı hâlde bilgisayarda kimin hazırladığı belli olmayan öz geçmiş formu ile şemanın delil olarak kullanılması suretiyle adil yargılanma hakkının, yargılamanın dokuz yıldan fazla süre devam etmesinden dolayı makul sürede yargılanma hakkının, şartları gerçekleşmesine rağmen 29/7/2003 tarihli ve 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu’nun uygulanmaması suretiyle ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 24/10/2013 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 9/11/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü 30/11/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 7/12/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 21/12/2015 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, başvuru konusu iddiaların gerçekleştiği ileri sürülen 2003 yılında İstanbul’da diş hekimliği yapmaktadır. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığının 2000/357 Hazırlık sayılı dosyası üzerinden Hizbullah terör örgütü ile ilgili olarak soruşturma başlatılmıştır. 17/1/2000 tarihinde Beykoz’da bulunan örgüte ait bir villaya yapılan operasyonda örgüt lideri H. öldürülmüş, iki örgüt üyesi sağ olarak ele geçirilmiş; yapılan aramada ele geçirilen bilgisayar, CD ve disketlere el konulmuştur. Bu olayla ilgili olarak İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 10/4/2000 tarihli ve 2000/537 hazırlık, E.2000/410 sayılı iddianamesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmış, dava Mahkemenin E.2000/112 sırasına kaydedilmiştir. Villada el konulan deliller üzerinde yapılan inceleme sonucunda başvurucu ile sanık K.nin terör örgütü ile bağlantısı tespit edilerek 2003 yılında İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 2003/2158 hazırlık sayılı dosyası üzerinden soruşturma başlatılmıştır. Örgüte karşı 17/1/2000 tarihinde gerçekleştirilen operasyonda ölü olarak ele geçirilen örgüt lideri H.nin bilgisayarında İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yapılan incelemede; i. “JPG/46/El Yazması Rap/7 098” başlıklı el yazısıyla yazılmış raporda, örgüt üyesi H.K.nin başvurucuya ait Karagümrük’teki diş kliniğine uğradığı, ii. “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34000-XLS” başlıklı belgede örgüt üyelerinin cinsiyeti, bağlı oldukları bölge ve kişiler, alan, cami, doğum yeri ve tarihi ile mesleklerinin yer aldığı listenin sırasında başvurucunun adının bulunduğu, iii. “JPG/46/El Yazması Rap/054/055/056/057/058/-059” adlarıyla kaydedilen “İSTANBUL DERS DÜZENİ/ARALIK-99”, “Emin.99” imzalı toplam altı sayfalık el yazısıyla yapılmış şemanın sayfasında başvurucunun yaşı ve doğum yerini içeren bilgilerin bulunduğu anlaşılmıştır. Başvurucu ve sanık K. hakkında İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 26/10/2003 tarihli ve 172222 sayılı fezlekenin sayfasında, örgüte karşı 17/1/2000 tarihinde gerçekleştirilen operasyonda ölü olarak ele geçirilen örgüt lideri H.nin bilgisayarında “JPG/46/El Yazması Rap/7 098” başlıklı el yazısıyla yazılmış raporda, örgüt üyesi H.K.nin başvurucu N.A.nın Karagümrük’teki diş kliniğine uğradığına dair bilgilerin bulunduğu el yazısının örgütün üst düzey yöneticilerinden İ.K.nin eli ürünü olduğuna dair İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarının raporu olduğu yazılıdır. Örgütün İstanbul sorumlularından E.Ö.F.R. kod adlı tanık Ö.B. hakkında İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 2001/1403 Hazırlık sayılı soruşturmasında kolluk aşamasında müdafii bulunmaksızın alınan 7/6/2001 tarihli ifadesinde örgüt içinde kendisinin bağlı olduğu İ.K.nin İstanbul Mardin Vakfı’nda tanıştığı örgütün Avrupa Yakası sorumlusu T.den üniversite öğrencilerinin raporlarını almasını istediğini, T.nin verdiği listede başvurucu N.A.nın da isminin bulunduğunu, bu kişilerle T.nin toplanıp ders yaptığını, başvurucu N.A.nın yirmi sekiz yaşlarında olduğunu, Zeytinburnu’nda dişçilik yaptığını, 2000 yılında Beykoz operasyonundan sonra örgütten ayrıldığını beyan etmiştir (Tanık Ö.B. hakkında İstanbul DGM’nin E.2001/213 sayılı dosyasında yasa dışı Hizbullah terör örgütüne üyelik suçundan kamu davası açılmış ancak anılan dosyayla ilgili olarak başvurucu tarafından herhangi bir belge sunulmamıştır). Tanık Ö.B.nin duruşmalarda beyanı alınmamıştır. Yapılan bu tespitler sonucunda başvurucu 22/10/2003 tarihinde saat 30’da Zeytinburnu’nda çalıştığı iş yerinde gözaltına alınmış, eşi G.A.ya gözaltına alındığı bilgisi verilmiştir. Başvurucun iş yerinde ve evinde aynı gün yapılan aramada herhangi bir suç unsuru bulunmamıştır. Başvurucunun gözaltına alınmadan önce muayene edilip edilmediğine dair Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kayıtları ile başvuru formu ve eklerinde bir rapor bulunmamaktadır. Başvurucunun 22/10/2003 tarihinde saat 00’te, 23/10/2003 tarihinde saat 10’da, 24/10/2003 tarihinde saat 12 ve 10’da, 25/10/2003 tarihinde saat 15’te Av. A.Y. ile görüştürüldüğüne dair tutanak düzenlenmiştir. 22/10/2003 tarihinde saat 00’de tutulan tutanakta başvurucuya müdafi isteme hakkının bulunduğu hatırlatılmış ancak başvurucu müdafi yardımından yararlanmak istemediğini söylemiştir. Başvurucu gözaltında bulunduğu sürede eniştesi S.B. ve kardeşi A.A. ile yüz yüze görüştürülmüştür. Başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun maddesindeki hakları hatırlatılmaksızın 24/10/2003 tarihinde “Fotoğraf Teşhis Tutanağı” adı altındabeyanları alınmıştır. Başvurucu kendisine gösterilen İ.K. isimli örgüt üyesiyle 1990 yılı sonlarında Fatih ilçesinde aynı evde kaldıklarını, diğer örgüt üyeleri A.T., A.K., H.A., N.G. ve Ö.B. isimli kişilerle derslerde, iftarlarda tanıştığını, H.A. isimli örgüt mensubuna öz geçmiş raporunu verdiğini, ders grubunun raporlarını da bu kişiye verdiğini ifade etmiştir. Başvurucu, gözaltından çıkarılırken İstanbul Adli Tıp Kurumunda 26/10/2003 tarihinde saat 00’de muayene edilmiştir. Yapılan muayenede başvurucunun vücudunda herhangi bir travmatik değişimin bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun gözaltına alındıktan sonra yaklaşık altı saat uyuyabildiğini söyleyerek uykusuzluk şikâyetini doktora söylediği kayıtlıdır. Başvurucu 25/10/2003 tarihinde kollukta ve Cumhuriyet Savcılığındaki 26/10/2013 tarihli sorguda müdafi ile birlikte yaptığı savunmalarında; i. Hizbullah terör örgütü ile hiçbir ilişkisinin bulunmadığını, üzerinde kendisine ait fotoğrafın bulunduğu öz geçmiş raporunda yer alan bilgilerin bir kısmının doğru, bir kısmının ise eksik olduğunu; öz geçmişi üzerine yapıştırılan fotoğrafın İstanbul’da öğrenci olması dolayısıyla burs almak için yaptığı müracaatlarda fotoğraf ve aile bilgilerinin yer aldığı öz geçmiş belgelerini verdiği özel vakıf ve derneklerden elde edilmiş olabileceğini, örgüt mensubu kimseye öz geçmiş ve fotoğraf vermediğini, ii. 17/1/2000 tarihinde örgüte ait Beykoz'da bulunan villada ele geçirilen “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT 99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34000-XLS” başlıklı dokümanın çözümünde belirtilen Ahmediye Camisi’nde A.B., Y., A.nın sorumluluğunu yapmadığını, aynı camide örgütsel görev alan A.A. ve H.T. isimli örgüt mensuplarının hiçbirisini tanımadığını, bu caminin nerede olduğunu dahi bilmediğini, iii. “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34003-XLS” başlıklı belgede Küçükpazar Camisi’nde örgüt mensubu olan K.nın sorumluluğunu yaptığına dair bilginin doğru olmadığını, iv. “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34000-XLS” başlıklı belgede belirtilen Piyalepaşa Camisi’nde K.G., N.G., Y.G., ve Zeki isimli örgüt üyeleri ile faaliyette bulunduğuna ilişkin bilginin yanlış olduğunu, v. 1/6/2001 tarihinde yakalanan örgütün üst düzey sorumlularından Ö.B.nin kollukta alınan 7/6/2001 tarihli ifadesinin beşinci ve sekizinci sayfalarında örgütün Avrupa Yakası öğrenci sorumlusu T.nin sorumluluğunda gerçekleştirilen örgütsel derslere katıldığı iddiasını kabul etmediğini, bu derslere katılanlardan sadece Harun isimli kişiyi akrabası olduğu için tanıdığını, T.yi de aynı ilçeden oldukları için tanıdığını, tanık Ö.B.nin ifadesinde kendisini detaylı olarak tarif ettiği yirmi sekiz yaşında, Mardinli,Zeytinburnu’nda diş hekimliği yaptığı şeklindeki beyanlarını kabul etmediğini; bu kişiyi tanımadığını, vi. Örgüt lideri H.nin bilgisayarında “JPG/46/El Yazması Rap/054/055/056/057/058/-059” adlarıyla kaydedilen “İSTANBUL DERS DÜZENİ/ARALIK-99”, “Emin.99” imzalı toplam altı sayfalık el yazması şemanın sayfasında örgüt mensubu A.Y.ye bağlı olarak faaliyet göstereceğine ilişkin iddianın da gerçek dışı olduğunu, adı geçen kişiyi tanımadığını, vii. “JPG/46/ El yazması Rap/-098” adıyla kaydedilmiş “99 Emin” imzalı el yazısıyla yazılmış raporda geçen kendisinin memleketi ve Karagümrük’te diş hekimi olduğuna dair ilgili bilgilerin doğru olmadığını, Karagümrük’te hiç çalışmadığını, viii. 24/10/2003 tarihli teşhis tutanağında adı geçen örgüt mensubu olduğu söylenen kişilerden sadece H.A.yı dayısının oğlu olması nedeniyle tanıdığını, diğer beş kişiyi tanımadığını, tutanağı ne zaman okuyup imzaladığını hatırlamadığını ancak tutanaktaki imzanın kendisine ait olduğunu, ix. Gözaltında kaldığı dört günlük süre içinde yaklaşık altı saat uyuduğunu, fotoğraf teşhis tutanağının kendisine okumadan imzalatılmış olabileceğini, gerçek dışı bir tutanak olduğunu, Terörle Mücadele ŞubeMüdürlüğünde gözaltında kaldığı süre boyunca herhangi bir fiziksel baskıya maruz kalmadığını ancak psikolojik yönden baskı gördüğünü söylemiş; duruşmada da bu savunmalarını tekrar etmiştir. İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 11/11/2003 tarihli ve 2003/2158 soruşturma, E.2003/1191 sayılı iddianamesi ile başvurucu N.A. ve sanık K. hakkında yasa dışı silahlı Hizbullah terör örgütü üyesi olmak suçundan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin ikinci fıkrası ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun maddesi uyarınca İstanbul DGM’ye kamu davası açılmıştır. İddianamenin başvurucuyla ilgili kısımları şöyledir:“17/1/2000 günü İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yasa dışı Hizbullah Terör Örgütü’ne yönelik olarak başlatılan operasyon çerçevesinde silahlı Terör Örgütü’nün lideri olarak bilinen H.nin ölü olarak ele geçirildiği, Beykoz ilçesi adresinde bilgisayar, CD ve disketlerin ele geçirildiği, bahsi geçen bilgilerin hard disk yoluyla kontrol edildiğinde;Sanık N.A.nın (başvurucu); ”Albüm” adıyla kaydedilmiş olan dosyada fotoğraflı özgeçmiş raporunun bulunduğu, “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34000-XLS” “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34003-XLS” “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34000-XLS” isimleri ile kaydedilmiş olan dosyalarda, “N.A.nın 1999 yılında Piyalepaşa Camisi’nde faaliyet gösterdiği, sorumlusunun Ö.B. olduğu, ayrıca N.A.nın Küçükpazar Camisinde faaliyet gösteren K. ile Ahmediye Camisi’nde faaliyet gösteren A.B. Y. ve A. isimli kişilerin sorumluluğunu yaptığı, “JPG/46/El Yazması Rap/054/055/056/057/058/-059” adlarıyla kaydedilmiş olan 6 sayfalık el yazısı şemanın sayfasında N.A.nın isminin geçtiği, bu şemada N.A.nın A.Y.’ye bağlı olarak faaliyet göstereceğinin belirtilmiş olduğu, JPG/46/ El yazması Rap/-098” adıyla kaydedilmiş “99 Emin” imzalı el yazısı raporun sonunda “H.K. ile ilgili yeni bir gelişme yok. Notlarından okuduğumdan kadarıyla N.A. (26, D…)’nın Karagümrük’teki diş kliniğine uğruyor” şeklindeki notun bulunduğu, Yine İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesine Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2001/1403 hazırlık, 2001/779 Esas sayılı iddianameyle hakkında TCK’nın 168/2 … maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılan sanık Ö.B.nin emniyette vermiş olduğu ifadesinin sayfasında “Avrupa Yakası’nda faaliyet yürüten üniversite öğrencileri bölümünün sırasında N… isimli 28 yaşlarında …’lı Zeytinburnu’nda dişçilik yapar, sırada bulunan H… isimli örgüt mensubunun akrabasıdır. Beykoz operasyonundan sonra örgütten ayrıldı” şeklinde beyanda bulunduğu, bu suretle sanık N.A.nın yasa dışı silahlı Hizbullah Terör Örgütü üyesi olduğu, …” Başvurucu; İstanbul DGM’ye vermiş olduğu 22/1/2004 tarihli dilekçeyle Hizbullah terör örgütüyle bağlantısının olmadığını, buna rağmen Beykoz baskınında örgütten ele geçirilen belgelerde adının geçmesi ve öz geçmiş raporunun bulunmasına anlam veremediğini belirterek 29/7/2003 tarihli ve 25191 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu’ndan faydalanma talebinde bulunmuştur. Başvurucunun örgüt üyesi olmadığını, iddianamede belirtilen isimlerde İstanbul’da cami bulunmadığını ileri sürmesi üzerine Mahkemenin talebi sonucunda İstanbul Müftülüğünün 28/12/2004 tarihli ve 10350 sayılı yazısıyla İstanbul ilinde Piyalepaşa ve Küçükpazar isimli camilerin bulunmadığı ancak Beyoğlu ilçesinde Küçükpiyale isimli caminin, Fatih ve Üsküdar ilçelerinde Ahmediye isimli iki caminin bulunduğu bildirilmiştir. Beyoğlu Küçükpiyale Cami, Fatih Ahmediye Cami ve Üsküdar Ahmediye Cami imam hatipleri tanıklar ÖY., N.Ö.ve H.Ç.nin 12/10/2005 tarihinde Mahkeme tarafından ifadeleri alınmış; tanıklar sanıkları tanımadıklarını beyan etmişlerdir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemenin 12/10/2005 tarihli ve E.2003/302, K.2005/404 sayılı birleştirme kararı ile başvurucu hakkında açılan kamu davası, Beykoz operasyonu sonucunda İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine açılan E.2000/112 sayılı dosya ile birleştirilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda 16/2/2012 tarihli ve E.2000/112, K.2012/16 sayılı kararla başvurucunun atılı suçtan 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:“…Sanık N.A.nın 22/10/2003 tarihinde Zeytinburnu'nda yakalandığı, sanığın 24/10/2003 tarihli teşhis tutanağında 1990 yılında İ.K. ile Fatih'te aynı evde kaldıkları ve Hizbullah Örgütü üyesi olduklarını bildiğine dair teşhis tutanağı, terör örgütünün lideri H.nin ölü olarak ele geçirildiği evde ele geçen bilgisayar, CD ve disketlerde, “Albüm” adıyla kaydedilmiş olan dosyada fotoğraflı öz geçmiş raporunun bulunduğu, 3 ayrı excel dosyasında “N.A.nın 1999 yılında Piyalepaşa Camisi’nde faaliyet gösterdiği, sorumlusunun Ö.B. olduğu,ayrıca, N.A.nın Küçükpazar Camisinde faaliyet gösteren B. ile Ahmediye Camisi’nde faaliyet gösteren A.B., Y. ve A. isimli kişilerin sorumluluğunu yaptığı” şeklinde bilgilerin kayıtlı olduğu, “JPG/46/El yazması Rap/054/055/056/057/058-059 adlarıyla kaydedilmiş olan (6) sayfalık el yazısı şemasının sayfasında N.A. isminin geçtiği, bu şemada N.A.nın A.Y.’ye bağlı faaliyet göstereceğinin belirtilmiş olduğu, “JPG/46/EI Yazması Rap/-098” adıyla kaydedilmiş olan “99 Emin” imzalı el yazısı raporun sonunda “H.K. ile ilgili yeni bir gelişme yok. Notlarından okuduğum kadarıyla N.A. (26, D…)'nın Karagümrük'teki diş kliniğine uğruyor” şeklindeki notun bulunduğu, Ö.B. 07/06/2001 tarihli kolluk ifadesinde sanığın Mardin'li olup Zeytinburnu'da dişçilik yaptığını ve örgüte yönelik Beykoz Operasyonu sonrasında örgütten ayrıldığına dair beyanı, “.059” başlıklı Emin (k) İ.K. tarafından yazıldığı anlaşılan örgütsel belgede sanığın isminin “İstanbul Ders Düzeni” şemada yer aldığı, sanığın örgüte sunduğu fotoğraflı öz geçmiş raporu ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın yasa dışı Hizbullah Terör Örgütü’nün üyesi olduğu anlaşıldığından, eylemine uyan ve lehe olan 5237 sayılı TCK.nun 314/2 ve 3713 sayılı Yasanın maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.…Sanıklar …, N.A. ve K. etkin pişmanlık yasasından faydalanmak istediklerine dair beyanda bulunup dilekçe ibraz etmişler ise de, bir kısım sanıkların 4959 sayılı Yasa’nın maddesi gereğince örgütü sevk ve idare eder konumunda oldukları ve kovuşturma aşamasında inkara yönelerek önceki beyanlarını ve suçlamayı reddettikleri, bir kısmının da terör örgütü içindeki konum ve faaliyetleriyle ilgili uyumlu ve örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli ya da örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermedikleri ve kovuşturma aşamasında inkara yöneldikleri anlaşıldığından, bu sanıklar hakkında 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu ve 5237 sayılı TCK.nun maddesinden yararlanma taleplerinin koşulları oluşmadığından reddine karar vermek gerekmiştir.…” Başvurucu tarafından yapılan temyiz üzerine dosya Yargıtay Ceza Dairesinin 15/5/2013 tarihli ve E.2013/63, K.2013/7322 sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi, hükmü başvurucu yönünden onanarak kesinleşmiştir. Yargıtay ilamını 25/9/2013’te İlk Derece Mahkemesi Kaleminden öğrendiğini ifade eden başvurucu 24/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 765 sayılı mülga Kanun’un maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:“Cemiyet ve çetenin sair efradı beş seneden on seneye kadar ağır hapisle cezalandırılır.” 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Silahlı örgüt” kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:“ (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.” 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un “Temyiz ve karar düzeltme” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Bölge adliye mahkemelerinin, 2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır…” 1412 sayılı mülga Kanun’un “Yakalananın veya sanığın müdafi seçimi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(Değişik: 18/11/1992 - 3842/14 md.) Yakalanan kişi veya sanık, soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisi varsa o da yakalanana veya sanığa bir müdafi seçebilir.Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacak sorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafi hazır bulunabilir. Cumhuriyet Savcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmak üzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin, yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.” 1412 sayılı mülga Kanun’un “Yasak sorgu yöntemleri” kenar başlıklı 135/a maddesi şöyledir:“(Ek: 18/11/1992 - 3842/13 md.) İfade verenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veya ruhi müdahaleler yapılamaz.Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez.Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi delil olarak değerlendirilemez.” 1412 sayılı mülga Kanun’un “Suçların ihbarı” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Suçlara dair ihbarlar, şifahi veya yazılı olarak Cumhuriyet Müddeiumumiliğine, zabıta makam ve memurlarına ve sulh hâkimlerine yapılabilir.Bu ihbarlar kanuni mercilere tevdi edilmek üzere vali, kaymakam ve nahiye müdürlerine de yapılabilir.Şifahi ihbarlar üzerine zabıt varakası tutulur.…” 1412 sayılı mülga Kanun’un “Bir suça muttali olan Cumhuriyet Müddeiumumisinin vazifesi” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şu şekildedir:“Cumhuriyet Müddeiumumisi ihbar veya herhangi bir suretle bir suçun işlendiği zehabını verecek bir hale muttali olur olmaz hukuku amme davasını açmağa mahal olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin hakikatini araştırmağa mecburdur.” 1412 sayılı mülga Kanun’un “Ağır ceza hükümlerinin tetkikinde duruşma” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Ağır cezaya mütaallik hükümlerde Temyiz Mahkemesi tetkikatını maznunun temyiz istidasındaki talebi üzerine veya dilerse resen duruşma icrası suretiyle yapar. Duruşma gününden maznuna veya talebi üzerine müdafiine haber verilir. Maznun duruşmada hazır olabileceği gibi kendisini vekaletnameyi haiz bir müdafi ile de temsil ettirebilir.Maznun mevkuf ise bizzat ispatı vücut etmek talebinde bulunamaz.” 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “İfade ve sorgunun tarzı” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur: …b) Kendisine yüklenen suç anlatılır. c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.…e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir. f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır. …i) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır…” 5271 sayılı Kanun’un “İfade alma ve sorguda yasak usuller” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.…(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez.(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.” 5271 sayılı Kanun’un “İhbar ve şikâyet” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir. (2) Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar veya şikâyet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.” 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmalı inceleme” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) On yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerde, Yargıtay, incelemelerini sanığın veya katılanın temyiz başvurusundaki istemi üzerine veya re'sen duruşma yoluyla yapar. Duruşma gününden sanığa, katılana, müdafi ve vekile haber verilir. Sanık, duruşmada hazır bulunabileceği gibi, kendisini bir müdafi ile de temsil ettirebilir.(2) Sanık, tutuklu ise duruşmaya katılmak isteminde bulunamaz.“ Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/2/2008 tarihli ve E.2007/9-230, K.2008/23 sayılı kararı şöyledir:“…Ancak uyuşmazlığın esasına geçmeden önce, ilk hükmün duruşmalı inceleme istemiyle temyiz edilmesi ve Özel Dairece de bu konuda olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmaması nedeniyle, duruşmalı inceleme koşullarının değerlendirilmesi gerekmektedir.5320 sayılı CYY’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın maddesi uyarınca halen bir kısım hükümleri uygulanma olanağına sahip bulunan, 1412 sayılı CYUY’nın maddesinde duruşmalı incelemenin koşulları düzenlenmiş olup, anılan hükümde; “Ağır cezaya müteallik hükümler” ibaresi kullanılmış, anılan ibare 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlükten kaldırılmış bulunan 1412 sayılı CYUY’nın maddesindeki “ağır ceza işlerinden maksat, ölüm ve ağır hapis ve on seneden fazla hapis cezasını gerektiren cürümlere ilişkin davalardır.” hükmü doğrultusunda yorumlanarak, duruşmalı incelemenin koşulları belirlenmiş, 1 Haziran 2005 tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’da ağır-hafif hapis ayrımının kaldırılması ve maddeye benzer bir hükme 5271 sayılı CYY’da yer verilmemesi nedeniyle konu yeniden tartışılmış,Bir kısım Dairece, anılan hükmün, Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına giren suçları işaret ettiği kabul edilerek, 5235 sayılı Yasanın maddesindeki düzenleme doğrultusunda uygulama yapılmış,Bir kısım Dairece de, duruşmalı incelemeyi düzenleyen 5271 sayılı CYY’nın maddesindeki “on yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümler…” ibaresi esas alınmak suretiyle uygulama yapılmıştır.1412 sayılı CYUY’nın maddesindeki düzenleme her iki uygulamaya da haklılık verebilecek nitelikte ise de, Yasa koyucunun amacı gözetildiğinde ve 5271 sayılı CYY’nın hiçbir ayrıksı durum belirtilmeksizin tüm hükümleriyle yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemelerinin henüz kurulmaması nedeniyle, bazı hükümleri uygulama olanağına kavuşmamış ise de, 5271 sayılı CYY’da doğrudan uygulanabilir nitelikte hükmün bulunması halinde, bu hükmün uygulamada dikkate alınması gerekmesi karşısında, 1412 sayılı CYUY’nın maddesinin, 5271 sayılı CYY’nın maddesi ile birlikte yorumlanarak, on yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerin diğer koşulların varlığı halinde duruşmalı incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış, duruşmalı inceleme koşullarının bulunmadığı bir ahvalde bu konuda Özel Dairece bir değerlendirme yapılmamış olmasının hükmün esasını incelemeye engel teşkil etmeyeceği oybirliğiyle kararlaştırılmak suretiyle işin esasına geçilmiştir.…”