1. Hukuk Dairesi 2010/6440 E. , 2010/7593 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : TEKKEKÖY ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 04/03/2010 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, davalı adına tapuda kayıtlı 216 ada 12 nolu parselin 2007 yılında yapılan imar uygulaması sonucu 2.824.124m2'lik bölümünün ve park olarak ayrılan 278,52m2'lik bölümün kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile terkinine karar verilmesi isteminde bulunmuştur. Davalı, davanın reddini savunmuştur.
**1. Hukuk Dairesi 2010/6440 E. , 2010/7593 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : TEKKEKÖY ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 04/03/2010 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, davalı adına tapuda kayıtlı 216 ada 12 nolu parselin 2007 yılında yapılan imar uygulaması sonucu 2.824.124m2'lik bölümünün ve park olarak ayrılan 278,52m2'lik bölümün kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile terkinine karar verilmesi isteminde bulunmuştur. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü. Dava 3621 Sayılı Yasadan kaynaklanan tapu iptal ve taşınmazın sicil kaydının kütükten terkini isteğine ilişkindir. Mahkemece hak düşürücü sürenin geçirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 216 ada 12 nolu parselin ifraz ve imar uygulamaları sonucunda oluştuğu, anılan parselin geldisini teşkil eden kadastral parsellerin kadastro tespitinin 1965 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın ise 06.02.2008 tarihinde açıldığı kayden sabittir. Bilindiği üzere, 14 Mart 2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Kadastro Yasası’nın 12. maddesinin üçüncü fıkrasına “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.” cümlesi ve aynı Yasa’nın 3. maddesi ile de 3402 Sayılı Yasa’ya “Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindeki geçici 10. madde eklenmiştir. Ancak hemen belirtilmelidir ki, bir taraf, dava açıldığı andaki mevzuata ve iÇtihat durumuna göre davasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü yada yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz. Anılan bu kural yasal ve yargısal uygulamada kararlılık kazanmıştır.(Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri 5. cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21/12/1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12/09/1977, 5445/5655 dipnot 161: 10.HD 24/02/1976, 6296/1297) Ayrıca, her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Öte yandan avukatlık ücreti 29.05.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yargılama giderlerinden sayılır. Taşınmazın veya bir bölümünün kıyı kenar çizgisi kapsamında kalması halinde, davacı hazinenin dava tarihinde dava açmakta haklı olacağı dikkate alındığında ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 5841 sayılı yasa gereğInce dava reddedildiği takdirde davalının tüm yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulması gerekeceğinde kuşku yoktur. Somut olaya gelince, hak düşürücü süre yönünden davanın reddinde kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Ancak 216 ada 12 nolu parselde imar uygulaması yapılarak 216 ada 13 nolu parselin oluştuğu dosya kapsamından anlaşılmakla, 216 ada 13 nolu parselin ilk tesisinden itibaren tedavüllü tapu kayıtlarının getirtilerek, 13 nolu parsele başka parsellerden gelen yer olup olmadığının araştırılması, yerinde uzman bilirkişi kurulu aracılığı ile keşif yapılarak taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığının saptanması, hasıl olacak duruma göre bir karar verilmesi ve yargılama giderlerinin belirlenen duruma göre yukarıdaki ilkeler gözetilerek hüküm altına alınması gerekirken, değinilen hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Davacı Hazinenin bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedene hasren HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 28.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.