Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; Bu Kanunda, Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yay
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı firmanın sahibi bulunduğu ... plaka nolu aracın 26.08.2011 tarihinde müvekkili şirkete sigortalı olan ... plakalı araca çarpması sonucu hasar meydana geldiğini, hasara uğrayan araç sahibine müvekkili şirket tarafından 5.159,00 TL hasar tazminatı ödendiğini, taraflarınca yapılan ihtara rağmen davalının ödeme yapmadığını bu nedenle davalı yan aleyhine Üsküdar ... icra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; karşı tarafın açmış olduğu dava süresi içerisinde açılmadığından dolayı usulden reddedilmesi gerektiğini, karşı tarafın kusur incelemesi yapmadan trafik tespit tutanağını baz alarak işlem yaptığını, ortada net, mahkemece tespit edilmiş bir kusur raporu olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkeme tarafından yapılan yargılamada; "Davanın kabulü ile; davalının icra dosyasına yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin 5.158,00 TL üzerinden devamına, davacının işlemiş faiz talebi bulunmadığı görülmekle bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, alacak hesabı yargılamayı gerektirdiğinden davalı aleyhine icra inkar tazminatı hükmedilmesine yer olmadığına" karar verilmiş, bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece alınan bilirkişi raporuna süresinde itiraz etmelerine rağmen hiç bir şekilde dikkate alınmadığını, dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi taleplerinin red edildiğini, davaya konu müvekkili şirkete ait olan aracın 26.08.2011 tarihinde trafik kazasına karıştığına dair dosya da resim, kamera kaydı veya buna ilişkin kesin bir delil bulunmadığını, bilirkişi raporundaki kusur oranının hatalı olduğunu, yerel mahkemece verilen karar usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenlerden dolayı yerel mahkemece verilen kararının bozulmasına karar verilmesini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere yapılan inceleme sonucunda:Dava, sigorta poliçesi gereği sigortalısına ödeme yapan davacının ödediği bedelin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472. maddesine göre rücuen tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.HMK'nın 1.maddesine göre göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir. HMK'nın 114/1-c bendi ile mahkemenin görevli olması dava şartı olarak kabul edilmiş olup 115/1. maddesine göre de mahkeme dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır.6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Aynı Kanun'un TTK' nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu Kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Kanun'un 5/3. maddesine göre ise " Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır." hükmü getirilerek asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Sigortacının halefiyete dayalı olarak açacağı rücuen tazminat davalarında, görevli mahkemenin belirlenmesi konusunda; 22.03.1944 tarih, 37 Esas, 9 Karar sayılı (03.07.1944 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan) Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında "sigortacının halefiyete dayalı açtığı davanın aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur" ilkesi benimsenmiştir. Buna göre; sigortacının halefiyete dayalı olarak açtığı davada, davanın nitelendirmesi yapılırken, davacının sigortalısı ile zarara neden olduğu iddia edilen arasındaki hukuki ilişkiye bakılması gerekir.Somut olaya bakıldığında; davacının sigortalısı olan dava dışı ... gerçek kişi ve sigortalı araç hususi olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında, haksız fiilden doğan davada genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu, davacının halefiyete dayalı olarak açtığı rücuen tazminat davasında da Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esası hakkında karar verilmiş olması doğru olmamıştır (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2016/11564 Esas ve 2019/7614 Karar sayılı kararı). Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-a/3. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dava dosyasının yeniden görülmesi için mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.