Başvurucu, daha önce maliki olduğu, kilise ve patrikhane olarak kullanılan taşınmazın bir bölümünün 1987 yılında yapılan kadastro çalışması sonucunda Hazine adına tescil edilmesinin ardından 2009 yılında açtığı tapu tescil ve iptal davasının reddedilmesi nedeniyle din ve vicdan hürriyeti, hak arama hürriyeti ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvurucu, daha önce maliki olduğu, kilise ve patrikhane olarak kullanılan taşınmazın bir bölümünün 1987 yılında yapılan kadastro çalışması sonucunda Hazine adına tescil edilmesinin ardından 2009 yılında açtığı tapu tescil ve iptal davasının reddedilmesi nedeniyle din ve vicdan hürriyeti, hak arama hürriyeti ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 24/1/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 20/2/2013 tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Mardin Süryani Katolik Kilisesi Vakfı 5/6/1935 tarih ve 2762 sayılı mülga Vakıflar Kanunu uyarınca tüzel kişilik kazanmış olup, bu statüsü 2/2/2008 tarih ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu ile devam etmekte olan bir cemaat vakfıdır. Başvurucu, 2762 sayılı Kanunun Geçici maddesi uyarınca vakıf mülkiyetinde olan taşınmazlar için gerekli bildirimi (1936 Beyannamesi) yapmıştır. 1895 yılında yaptırılan başvuruya konu Meryem Ana Kilisesi ve müştemilatı ile Patrikhane binası, bildirilen taşınmazlar arasındadır. Mezkûr taşınmaz 24/12/1963 tarihli tapu senediyle toplam 293,95 m2 olarak başvurucu adına tescil edilmiştir. Sözkonusu taşınmazın Patrikhane bölümünün Kültür Bakanlığı tarafından müze olarak kullanılması amacıyla Mardin Valiliği İl İdare Kurulunca 8/8/1979 tarihinde kamulaştırılması kararı alınmıştır. Başvurucu tarafından kamulaştırma kararına karşı iptal davası açılmış, Danıştay Dairesinin E.1979/4598, K.1981/2821 sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş ve 1981 yılında kamulaştırma kararı kesinleşmiştir. Kamulaştırma sonrasında birbirinden duvar ile ayrılan Patrikhane binasının 1282 m2’si müze olarak Hazine adına, 1011,95 m2’lik kısım ise kilise olarak tapu siciline tescil edilmiştir. Mardin Kadastro İl Müdürlüğünce yapılan kadastro çalışması sonucunda başvurucuya ait kilise 812 m2 olarak başvurucu adına, patrikhane binası ise 1091 m2 olarak Hazine adına tespit edilmiş ve iki aylık ilan süresinde itiraz edilmediği için 14/3/1988 tarihinde kadastro işlemleri kesinleşerek tapu siciline tescil edilmiştir. Başvurucu 12/1/2011 tarihinde, kilisenin ibadet bölümüne dâhil olup, kilise ile patrikhane binası arasındaki duvarın kilise kısmında kalan ve kilisenin bayan cemaatin kiliseye giriş yaptığı, kilise korosunun kıyafetlerini giydiği, ilahilerin okunduğu ve din adamlarının inzivaya çekildikleri 199,95 m2 alanın kadastro uygulaması sırasında sınırların yanlış değerlendirilmesi sonucu Hazine adına tescil edildiği gerekçesiyle kendi adına tescili talebiyle dava açmıştır. Başvurucunun bu talebi, Mardin Asliye Hukuk Mahkemesinin 8/3/2012 tarih ve E.2011/24, K.2012/145 sayılı kararıyla, 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun maddesinde yer alan 10 yıllık hak düşürücü süre geçtiği gerekçesiyle reddedilmiş; başvurucu bu kararı temyiz etmiştir. Temyiz başvurusunu inceleyen Yargıtay Hukuk Dairesi 13/11/2012 tarih ve E.2012/5765, K.2012/9341 sayılı kararıyla kadastro işleminin kesinleştiği tarih, dava tarihi ile vakfın niteliği ve davacı vakfın dayandığı tapu kaydında yazılı şerhe göre 3402 sayılı Kanun’un ek maddesinin (2) numaralı fıkrasının uygulama imkânı bulunmadığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararını onamıştır. B. İlgili Hukuk 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” başlıklı maddesi şöyledir: “30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.Kadastro müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları; kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedilir.Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.( iptal cümle: Anayasa Mah.2011 Tarih ve 2009/31 E. 2011/77 K. s.k.) Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara dayanılarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz.Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın, taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olan davalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.” 3402 sayılı Kanun’a 22/5/2005 tarih ve 5304 sayılı Kanun ile eklenen “Sayısallaştırma” başlıklı ek madde şöyledir: “Kadastro veya tapulama haritaları, arazi kontrolü yapılmak suretiyle sayısal hale getirilir. Yapılan çalışmaların sonucu, 11 inci maddeye göre ilân edilir ve ilân süresi içerisinde dava açılmayan taşınmaz malların kayıtlarında gerekli düzeltme yapılır.Tapu kayıtlarında icareteyn veya mukataalı olduğuna dair vakıf şerhi bulunan taşınmazlarda 12 nci maddenin 3 üncü fıkra hükümleri uygulanmaz.” 5737 sayılı Kanun’a 22/8/2011 tarih ve 651 sayılı KHK ile eklenen Geçici madde şöyledir:“Cemaat vakıflarının;a) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup malik hanesi açık olan taşınmazları,b) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamulaştırma, satış ve trampa dışındaki nedenlerle Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediye ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazları,c) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamu kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmeleri,tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren oniki ay içinde müracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescil edilir.Cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle Hazine veya Genel Müdürlük adına tapuda kayıt edilen taşınmazlardan üçüncü şahıslar adına kayıtlı olanların Maliye Bakanlığınca tespit edilen rayiç değeri Hazine veya Genel Müdürlük tarafından ödenir.Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.”