Başvuru, askerlik hizmeti sırasında ateşli silah yaralanması sonucu ölüm olayının meydana gelmesi ve bu ölüm olayına ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, askerlik hizmeti sırasında ateşli silah yaralanması sonucu ölüm olayının meydana gelmesi ve bu ölüm olayına ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 14/10/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirilmesine gerek olmadığını değerlendirmiştir. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu ceza soruşturması dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Diyarbakır/Kulp İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde asker iken 19/9/2006 tarihinde yaşamını yitiren 1986 doğumlu Ş.K.nın babasıdır.A. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İhlal Kararı Öncesindeki Ceza Soruşturması Süreci Askerlik eğitimini Jandarma Eğitim Tugay Komutanlığında (Bilecik) tamamlayan Ş.K. 2006 yılının Ağustos ayında Bayır Jandarma Karakoluna (Diyarbakır/Kulp) gitmiştir. Ş.K. 19/9/2006 günü saat 50 sıralarında nöbet yerinde ateşli silahla ağır şekilde yaralanmış vaziyette bulunmuştur. Bayır Jandarma Karakolunda görevli bazı rütbeli askerler ile erler tarafından imzalanan 19/9/2006 tarihli Olay Yeri Tespit Tutanağı'na göre saat 50 sıralarında karakol binasının güney yönünden silah sesinin gelmesi üzerine sesin geldiği yöne giden J Er ile J Er 13 No.lu nöbet yeri mevziinde nöbetçi olan Ş.K.yı 12 No.lu yedek nöbet yeri mevziinde yerde kanlar içinde yatar vaziyette görmüşlerdir. Tutanağa göre J Er ile J Er durumu hemen Uzman Çavuş O.ya bildirmişlerdir. Bunun üzerine koşarak olay yerine giden ve Ş.K.nın başından vurulmuş vaziyette yerde yattığını gören O. yardım için santrale haber verilmesini sağlamıştır. Tutanağa göre santrale haber verilmesi üzerine sivil hayatında sağlık memuru olarak görev yapan K. adlı asker Ş.K.ya ilk müdahaleyi yapmış, bu sırada zor da olsa nefes aldığı anlaşılan Ş.K. helikopterle Diyarbakır Asker Hastanesine sevk edilmiştir. Ş.K. hastaneye götürüldüğü sırada hayatını kaybetmiştir. Tutanakta ayrıca Ş.K. adına zimmetli G-3 piyade tüfeğinin askı kayışının Ş.K.nın ayak ucuna dolanmış olduğunun ve 12 No.lu yedek nöbet yeri mevziinin çatısında içe bakan sacda kan izlerinin bulunduğunun görüldüğü ifade edilmiştir. Tutanakta son olarak mevziye yaklaşık beş metre uzaklıkta boş bir mermi kovanının bulunduğu, Ş.K.nın hücum yeleğinde dört adet şarjörün olduğu, bu şarjörlerden üçünde yirmi adet, diğerinde ise 19 adet dolu fişek bulunduğu, O. adlı uzman çavuşun olay yerine ilk geldiğinde mevzi içinde yoğun bir barut kokusunun duyulduğunu belirttiği ifade edilmiştir. Ş.K.nın yolda hayatını kaybetmesi üzerine Askerî Savcı Yardımcısı S. eşliğinde Diyarbakır Asker Hastanesinde saat 30 sıralarında ölü harici muayenesi gerçekleştirilmiştir. Ölü Harici Muayenesi Tutanağı'nda; kişinin başının sol kısmında mermi çekirdeği giriş yarası, baş kısmının sağ kısmında ise mermi çekirdeği çıkış yarası bulunduğu, kişinin vücudunda başkaca darp ve cebir izine rastlanmadığı ifade edilmiştir. Ölü harici muayenesi işlemi sırasında kişinin fotoğrafları da çekilmiştir.Ölü Harici Muayenesi Tutanağı'nda kişinin başının sol kısmında mermi çekirdeği giriş yarası, sağ kısmında ise mermi çekirdeği çıkış yarası olduğu belirtilmiş ise de adli tabip G.B. hariç bu tutanağı imzalayan diğer kişiler 23/1/2007 tarihli başka bir tutanak daha düzenlemiş ve önceki tutanaktaki mermi çekirdeği giriş-çıkış yerlerinin sehven yanlış yazıldığını, aslında giriş deliğinin sağda, çıkış deliğinin ise solda olduğunu, bu durumun ölü harici muayenesinde çekilen fotoğraflardan da şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlaşıldığını ifade etmişlerdir.23/1/2007 tarihli tutanakta; G.B.nin olay tarihinde geçici görevle Diyarbakır'da bulunduğu, görevi bittikten sonra da İstanbul'a döndüğü, bu sebeple düzeltme tutanağına onun yerine Diyarbakır Adli Tıp Kurumu Başkanı Ş.A.Ö.nün imza attığı belirtilmiştir. Ş.K.nın el ve yüz svapları 19/9/2006 günü saat 10'da alınmıştır. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık) 19/9/2006 tarihinde Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazarak olay yerinde keşif dâhil belli bazı araştırmalar yapılması ve bu araştırma sonuçlarının çok ivedi bir şekilde kendisine gönderilmesi talebinde bulunmuştur. Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı Cumhuriyet savcısı bölgede yaşanan terör olayları nedeniyle 19/9/2006 tarihine olay yerine gidememiştir. Cumhuriyet savcısı Lice ilçesinden gelen Olay Yeri İnceleme ekibi ile birlikte ancak 20/9/2006 tarihinde olay yerine gidebilmiştir. Cumhuriyet savcısı olay yerine vardığında nöbet yerinin zemininin olaydan sonra temizlenmiş olduğu, bununla birlikte zeminde hâlen kan izlerinin bulunduğu, ayrıca Ş.K.nın olay sonrası düştüğü konumu gösterir çizimin zeminde olduğu, olayda kullanıldığı belirtilen tüfeğin boş olup içinin olaydan sonra boşaltıldığı tespitlerinde bulunmuştur. Cumhuriyet savcısı bu tespitleri yaptıktan sonra olayla ilgili olarak bazı askerlerin ifadesini almıştır. Ş.K.yı vurulmuş vaziyette ilk gören ifadesinde özetle olay günü saat 50 sıralarında gazinoda bulunduğu sırada dışarıdan silah sesine benzer bir gürültü gelmesi üzerine K. adlı çavuş tarafından karakolun arkasına bakmak üzere görevlendirildiğini, mevziye yaklaştığında Ş.K.nın yerde yattığını gördüğünü, bunun üzerine hemen dönerek durumu üstlerine haber verdiğini, bunun üzerine Ş.K.ya müdahale edildiğini ifade etmiştir. ayrıca Ş.K.nın psikolojik durumunda herhangi bir bozukluk olduğunu görmediğini, yalnızca anne ve babasının ayrı olduğunu bildiğini belirtmiştir. Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınan asker K. ise olay günü 00-00 saatleri arasındaki nöbeti kendisinin tuttuğunu, saat 00'de nöbeti Ş.K.ya devrettiğini, Ş.K.nın bu sırada moralinin oldukça bozuk olduğunu ifade etmiştir. Diğer askerler de olayı genel olarak tarafından belirtildiği ve Olay Yeri Tespit Tutanağı'nda ifade edildiği gibi anlatmış; ayrıca Ş.K.nın psikolojik bir rahatsızlığın bulunduğuna işaret eden herhangi bir hareketini görmediklerini, bununla birlikte anne ve babasının ayrı yaşadığını bildiklerini ifade etmişlerdir. Soruşturma kapsamında askerî savcı eşliğinde 20/9/2006 tarihinde klasik otopsi işlemi gerçekleştirilmiştir. Klasik otopsi işlemi sonucunda hazırlanan raporun sonuç kısmında kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası kırığı ve beyin harabiyeti sonucu meydana geldiği, ölüme neden olan atışın bitişik atış mesafesinden yapılmış olduğu belirtilmiştir. Askerî savcı 20/9/2006 tarihinde klasik otopsi işlemine hüviyet tanığı sıfatıyla katılan Ş. adlı erin ifadesini almıştır. Ş. ifadesinde özetle Ş.K.yı acemi birliğinden beri tanıdığını, Ş.K.nın bilinen bir rahatsızlığının veya psikolojik bir sorununun bulunmadığını, askerlerle ve rütbeli personelle iyi geçinen bir er olduğunu belirtmiştir. Askerî Savcılık 6/10/2006 tarihinde Kulp İlçe Jandarma Komutanlığına müzekkere yazarak diğer bazı taleplerin yanı sıra Bayır Jandarma Karakolunda görev yapan tüm personelin ifadesinin alınarak kendisine gönderilmesi talebinde bulunmuştur. Bunun üzerine Kulp İlçe Jandarma Komutanı İ.G. tarafından birçok askerin ifadesi alınmıştır. İfadesi alınan askerler genel olarak Ş.K.nın psikolojik sorunlarının bulunduğuna işaret eden herhangi bir olaya şahit olmadıklarını ifade etmişlerdir. Olay yeri incelemesi neticesinde muhafaza altına alınan Ş.K.ya ait 14E597 seri numaralı piyade tüfeği ile bir adet 62x51 mm çapındaki mermi kovanı gerekli tetkiklerin yapılması amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğü Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarına gönderilmiştir. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarının 12/10/2006 tarihli uzmanlık raporunda; 14E597 seri numaralı piyade tüfeğinin ateş etmesine mani mekanik herhangi bir arızasının bulunmadığı, silahın deneme amaçlı kullanılması sonucunda patladığının görüldüğü, incelenmek için gönderilen 62x51 mm çap ve tipindeki bir adet mermi kovanının 14E597 seri numaralı tüfek ile atılmış olduğu tespitleri yapılmıştır. Ş.K.nın el ve yüz bölgesinden alınan svaplar üzerinde Emniyet Genel Müdürlüğü Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı görevlileri tarafından atış artığı analizi yapılmıştır. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı görevlileri tarafından hazırlanan 29/9/2006 tarihli uzmanlık raporuna göre Ş.K.nın sol el üstü ve sol yüz svaplarında atış artığı tespit edilmiştir. Anılan uzmanlık raporuna göre Ş.K.nın sol avuç içinden alınan svaplarda ve sağ avuç içi ile el üstünden alınan svaplarda ise atış artığı tespit edilememiştir. Uzmanlık raporunda son olarak Ş.K.nın sağ yüz svabında da atış artığı tespit edilemediği ifade edilmiştir. Askerî Savcılık, Ş.K.nın psikolojik durumu ile ilgili olarak psikiyatri uzmanından bilirkişi raporu almıştır. Psikiyatri Uzmanı tarafından hazırlanan raporda özetle intihar olayının genellikle bir psikiyatri hastalığı nedeniyle ortaya çıktığı ancak bunun bir kural olmadığı, zaman zaman herhangi bir rahatsızlığı olmayan kişilerin de anlık ve tepkisel davranışlar sonucu intihar ettiği, soruşturma kapsamındaki bilgi ve belgelere göre olayın bir intihar olup olmadığı ile ilgili olarak kesin bir kanaate varmanın mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Askerî Savcılık tüfeğin hangi pozisyonda ateşlenmiş olabileceği hususu ile ilgili olarak da bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Yüzbaşı G. tarafından hazırlanan 15/5/2007 tarihli raporun sonuç kısmında; kan lekeleri, kriminal raporlar, Ş.K.nın yatış pozisyonu, silahın duruşu ve boş mermi kovanının konumu dikkate alındığında tüfeğin Ş.K. tarafından ateşlendiği sonucuna ulaşıldığı ifade edilmiştir. Askerî Savcılık yukarıdaki araştırmaların yanı sıra olay hakkında bilgisi olabilecek bazı kişilerin ifadelerini de almış ve elde ettiği tüm bu verileri değerlendirerek 17/5/2007 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Askerî Savcılık, Ş.K.nın intihar ettiği kanaatine ulaşmış ve ölüm olayında ceza hukuku kapsamında kusur atfedilebilecek herhangi bir fail ya da fiilin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Başvurucu, soruşturmanın eksik yürütüldüğü iddiasıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Başvurucu itiraz dilekçesinde oğlunun arkadaşlarından öğrendiği kadarıyla olay günü oğlunun nöbet saatlerinin değiştirildiğini ancak soruşturma kapsamında bu konu ile ilgili olarak bir araştırma yapılmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, oğlu ile aynı karakolda görev yapan ve terhis olduktan sonra taziyeye gelen adlı askerin olay yerine giden ilk kişilerden olduğunu, bu askerin olayda kullanılan tüfeğin dipçik kısmının yerde mazgala dayalı olduğunu kendisine söylediğini, bu ifadenin olay hakkındaki tutanaklarla açıkça çeliştiğini, bu sebeple bu askerin ifadesinin tekrar alınması gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu, adlı askerin ayrıca O. adlı uzman çavuşun Ş.K.nın kanasla vurulduğunu söylediğini belirttiğini, dolayısıyla bu hususun da araştırılması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu itiraz dilekçesinde diğer bazı iddiaların yanı sıra savcının olay yerinde keşif yapmadığını, olay yerinde mermi çekirdeğinin bulunamadığını ve dinlenen tanıkların bağımsız bir şekilde ifade vermelerinin mümkün olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesinin (Askerî Mahkeme) 27/8/2007 tarihli kararı ile reddedilmiştir.B. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İhlal Kararı Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesi üzerine başvurucu, oğlunun ölümü ile neticelenen olay hakkında tarafsız ve bağımsız bir ceza soruşturması yürütülmediğini, olayın gerçekleşme koşullarının aydınlatılamadığını, bu sebeple yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek 16/4/2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuştur (Hüseyin Kaplan/Türkiye, B. No: 20070/08, 15/10/2013). AİHM, başvurucunun iddialarını yaşam hakkının usul yönü ile ilgili görerek incelemesini bu kapsamda yapmıştır. AİHM, somut olay hakkında resen bir ceza soruşturması başlatılmış ise de yürütülen ceza soruşturmasında birçok eksikliğin bulunduğunu belirtmiştir. Bu kapsamda öncelikle soruşturmanın ilk aşamasında görev alan kişilerin olaya karışmış veya karıştığından şüphelenilen kişilerden bağımsız olmadığına işaret etmiştir. İkinci olarak olay yerinin Cumhuriyet savcısı henüz olay yerini incelememişken temizlendiğini tespit etmiş, bu durumun ise önemli bir eksiklik olduğunu vurgulamıştır. Son olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı denetleyen Askerî Mahkemenin bağımsız bir yapısının olmadığını, Askerî Mahkemede yer alan üç hâkimden birinin üstleri tarafından atanan ve askerî disipline tabi olan, meslekleri yüksek yargıçlık olan diğer iki hâkime göre aynı anayasal haklara sahip olmayan bir subay olduğunu ifade etmiştir. AİHM bu gerekçelerle yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiğine karar vermiştir (Hüseyin Kaplan/Türkiye, §§ 60-66). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İhlal Kararı Sonrasında Başlatılan Ceza Soruşturması Süreci AİHM'in ihlal kararı sonrasında başvurucunun talebi üzerine olay hakkında Askerî Savcılık tarafından yeni bir soruşturma başlatılmıştır. Askerî Savcılık bu kapsamda talimat yoluyla birçok tanığın ifadesini almıştır. Askerî Savcılık ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarına talimatlar yazarak olay anında askerlik hizmetini ifa eden ancak daha sonra terhis olan erler ile olay anında uzman çavuş olarak görev yapan bazı askerlere aşağıdaki soruların sorulmasını istemiştir. Askerî Savcılık talimat yazısına Olay Tespit Tutanağı'nı, ifade tutanaklarını ve başvurucunun itiraz dilekçesini de eklemiştir. Askerî Savcılığın cevaplandırılmasını istediği sorular şunlardır:"A- Söz konusu olay ile ilgili olarak tutanakta belirtilen hususların doğru olup olmadığı, olay yerinin savcı gelene kadar neden muhafaza edilmediği, B- Olay yeri inceleme işlemlerinin yapılması konusunda kimin talimat verdiği, C- Henüz savcı olay yerini görmeden olay yerini kimin neden temizlediği, bu konuda kimden talimat alındığı, savcıya neden haber verilmediği, D- Müteveffanın babası Hüseyin KAPLAN'ın itiraz dilekçesinde belirttiği hususların doğru olup olmadığı, daha önce vermiş olduğu ifadeyi tekrar edip etmediği (...) (...)" Yeniden başlatılan soruşturma kapsamında, başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı itiraz dilekçesinde (bkz. § 25) de adı geçen nin ifadesi alınmıştır. 20/4/2015 tarihli ifadesinde özetle çay ocağında olduğu sırada bir el silah sesi duyduğunu, silah sesinin geldiği nöbet yerinin çay ocağına yakın olduğunu, bu sebeple hemen çay ocağının penceresinden atlayarak nöbet yerine doğru koştuğunu, olay anında devriye onbaşısı olarak görev yapan adlı askerle birlikte olay yerine vardığını, nöbet mevziine 15-20 metre kala Ş.K.yı yerde yan yatar vaziyette gördüklerini, bunun üzerine hemen geri dönerek koşmaya başladıklarını ifade etmiştir. geriye doğru koşarken bir rütbeli ile karşılaştıklarını, rütbeli askerin kendilerine hemen mevzi almaları ve durumu karakoldakilere haber vermeleri gerektiğini söylediğini, bunun üzerine hemen karakola giderek durumu Uzman Çavuş O.ya ve Astsubay G.ye haber verdiğini, komutanlarının ise kendilerine hemen mevzi almaları gerektiğini söylediğini, bunun üzerine kendisinin mevzi aldığını, komutanlarının ise olay yerine doğru koştuğunu belirtmiştir. daha sonra kendisinden battaniye istenmesi üzerine battaniyeyi alarak olay yerine gittiğini, Ş.K.nın bu sırada nefes aldığını ve "Anne, anne." diye inlediğini, Ş.K.yı battaniyenin üstüne koyarak helikopter pistine götürdüklerini, akabinde ise gelen helikopterle Ş.K.nın hastaneye götürüldüğünü ifade etmiştir. ayrıca olay yerine savcının gelip gelmediğini hatırlamadığını, gerçekleştirilen işlemlerde herhangi bir usulsüzlük olup olmadığını bilmediğini ifade etmiştir. son olarak Uzman Çavuş O.nun "[Ş.K.] Kanas ile vurulmuş." dediğine şahit olmadığını, Ş.K.nın babasına "dosyadaki ifadelerin düzmece olduğu" yönünde bir söz de söylemediğini belirtmiştir. Soruşturma kapsamında 2/4/2015 tarihinde Uzman Çavuş O.nun ifadesi alınmıştır. O. ifadesinde özetle askerlerin korkması nedeniyle Bölük Komutanlığına ve Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına da durumu bildirilerek olay yerinin temizlenmesine karar verildiğini ancak temizlenmeden önce olay yerinin fotoğraflarının çekildiğini belirtmiştir. O. ayrıca Ş.K.nın başından tek kurşunla vurulmuş olması nedeniyle olayı ilk başta kanasla yapılan bir terör saldırısı zannettiğini ifade etmiştir. Yeniden başlatılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan Ş. adlı asker ise silah sesini duyduktan sonra olay yerine gittiğini ancak tüfeğin konumunu tam olarak hatırlayamadığını, gerçekleştirilen işlemlerde herhangi bir usulsüzlük görmediğini, kanas ile ilgili bir konu hatırlamadığını belirtmiştir. İfadeleri alınan diğer erler ile uzman çavuşlar da genel olarak yukarıdaki ifadelere benzer şekilde beyanda bulunmuşlardır. Yeniden başlatılan soruşturma kapsamında olay tarihinde Kulp ilçe jandarma komutanı olarak görev yapan İ.G. ile olay tarihinde Bayır Karakolu komutan vekili olarak görev yapan G.nin şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Talimat yoluyla ifadesi alınan İ.G.ye Askerî Savcılığın istemi doğrultusunda şu sorular sorulmuştur:"A- Söz konusu olay ile ilgili olarakolay yerinin savcı gelene kadar neden muhafaza edilmediği, B- Olay yeri inceleme görevinin neden aynı karakolda görevli J.Astsb.Kd.Çvş. [ G.ye] verildiği, bu görevlendirmede kimden talimat aldığı, bağımsız görevli teknik personelin neden görevlendirilmediği, varsa buna ilişkin belgelerin neler olduğu,C- Olay yerinin temizlenmesi talimatını kendisinin verip vermediği (...) (...)" İ.G. ifadesinde ilk soruyla ilgili olarak özetle olayın yaşanmasını müteakip önce askerî savcıyla, daha sonra da Kulp Cumhuriyet savcısıyla irtibat kurup talimatlarını sorduğunu, Kulp Cumhuriyet savcısının terör tehdidi nedeniyle olay yerine bir gün sonra gelmeye karar verdiğini, bunun üzerine Karakol Komutanı'na tüfeğe dokunulmaması, boş mermi kovanının bulunarak muhafaza altına alınması, olay yerinin krokisinin çizilmesi ve fotoğraflarının çekilmesi talimatlarını verdiğini, dolayısıyla olay yerinin savcı gelene kadar muhafazasının Karakol Komutanı'nın sorumluluğunda olduğunu belirtmiştir. İ.G. ifadesinde ikinci soruyla ilgili olarak özetle G.ye olay yeri inceleme görevini değil olay yerinin olduğu gibi muhafaza edilmesi görevini verdiğini, Olay Yeri İnceleme ekibinin o dönemde Lice İlçe Jandarma Komutanlığında mevcut olduğunu, onlardan da zaten teknik personel talep ettiğini, ayrıca Diyarbakır Olay Yeri İnceleme ekibi tarafından Ş.K.nın el ve yüz svaplarının alındığını hatırladığını ifade etmiştir. İ.G. son soruyla ilgili olarak ise özetle olay yerinin temizlenmesi yönünde bir talimat vermediğini, bu konuda daha net bilginin G.den elde edilebileceğini ifade etmiştir. Talimat yoluyla ifadesi alınan G.ye ise Askerî Savcılığın istemi doğrultusunda şu sorular sorulmuştur:"A- Söz konusu olay ile ilgili olarakolay yerinin savcı gelene kadar neden muhafaza edilmediği,B- Olay yeri inceleme işlemlerini neden kendisinin yaptığı, savcının talimatının neden alınmadığı, olay yeri inceleme ekiplerinin neden beklenmediği, silahın ve boş kovanın ilk haliyle neden fotoğraflanmadığı,C- Henüz savcı olay yerini görmeden olay yerini kimin neden temizlediği, bu konuda kimden talimat alındığı, savcıya neden haber verilmediği,D- Müteveffanın babası Hüseyin KAPLAN'ın itiraz dilekçesinde belirttiği özellikle 'silahın ilk bulunduğu konuma ilişkin' hususların doğru olup olmadığı (...) (...)" G. ifadesinde özetle olay hakkında İ.G.ye bilgi verdiğini, İ.G.nin ise askeri savcıya durumu bildireceğini ve emre göre hareket edilmesi gerektiğini kendisine söylediğini, Askeri Savcılığa durumun bildirilmesi üzerine Askeri Savcılığın da Kulp Cumhuriyet Başsavcılığını talimatla yetkilendirmiş olduğunu öğrendiğini, işlemlerin Kulp Cumhuriyet savcısının talimatları doğrultusunda yapıldığını belirtmiştir. G., Ş.K.nın hayata döndürülmesi için yapılan müdahale sırasında olay yerinin bozulduğunu, kendini vurma hadisesi gün gibi ortada olduğundan ve Ş.K. hayatta kalsın diye çaba sarf edildiğinden fotoğraflama yapmanın ilk başta akıllarına gelmediğini, Ş.K. hastaneye sevk edildikten sonra olay yerinin fotoğraflarının çekildiğini belirtmiştir. G., delilleri saklama ya da yok etme gibi durumun söz konusu olmadığını ve olay yerinin temizlenmediğini ifade etmiştir. Askerî Savcılık elde ettiği tüm bu verileri değerlendirerek ilk kararda kabul edilen maddi vakıadan ayrılmayı gerektirir yeni bir delil elde edilmediği sonucuna ulaşmış ve 27/7/2015 tarihinde bir kez daha kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Askerî Savcılık Ş.K.nın başında bir adet mermi giriş ve çıkış deliği bulunması, atışın bitişik atış mesafesinden yapılması, Ş.K.nın el ve yüz svaplarında atış artığı bulunması, mevzide ve silahın namlusunda barut kokusu olduğunun ifade edilmesi gibi hususları dikkate alarak Ş.K.nın intihar ettiği kanaatine varmıştır. Askerî Savcılık, ilk incelemenin karakol personelince yapılması ve kaza yerinin savcı olay yerine henüz gelmeden temizlenmesi hususlarının ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesine aykırılık teşkil ettiğini ancak bu işlemlerin yenilenmesinin veya düzeltilmesinin bu aşamada söz konusu olmadığını, Sözleşme'nin maddesinin ihlali niteliğindeki bu işlemleri tesis edenlere isnat edilebilecek suçun 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde tanımlı memuriyet görevini ihmal suçu olduğunu, ne var ki bu suç için de 5237 sayılı Kanun'un maddesi uyarınca sekiz yıl şartı olarak aranan zamanaşımı süresinin dolduğunu belirtmiştir. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz Askerî Mahkemenin 4/9/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Bu karar 18/9/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 14/10/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir: “Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır.”