10. Hukuk Dairesi 2012/16150 E. , 2013/9844 K. Mahkemesi :İş Mahkemesi Davacı, ... tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davacının 22.03.1985 ile 04.01.1991 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında Bağ-Kur sigortalısı olduğu kabul edilmiştir. Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi... tarafında…
**10. Hukuk Dairesi 2012/16150 E. , 2013/9844 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi Davacı, ... tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davacının 22.03.1985 ile 04.01.1991 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında Bağ-Kur sigortalısı olduğu kabul edilmiştir. Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren, 1479 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesi ilk şekliyle, sigortalılığın oluşumu için, kendi ad ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, ayrıca, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Kanun Bağ-Kur'lu olabilme yönünden, söz konusu 24 üncü maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece yasanın temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. Nihayet, 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Kanun , sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkar sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir Davacının şahsi sicil dosyasının incelenmesinden, 26.02.1993 tarihi itibariyle Bağ-Kur sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı, ancak daha sonra davacının 21.03.2001 tarihinde davalı Kuruma hitaben yazdığı dilekçe ile sağlık karnesi talebinde bulunduğu, 03.08.1995 tarih ve 1995711 sayılı genelge hükümlerinden faydalanma talebi ile vergi mükellefiyeti dışında Esnaf Odasına kayıtlı olduğu sürelerde kendi nam ve hesabına herhangi bir ticari faaliyetinin olmadığını beyan ettiği, yine 14.01.2005 tarihli dilekçe ile sigortalılık başlangıç tarihinin Esnaf Odası kaydının başladığı 22.04.1983 tarihine alınmasını talep ettiği ve davalı Kurum tarafından ise davacının 21.03.2001 tarihli beyanı, vergi kayıtlarının bulunmadığı dönemlerde kendi nam ve hesabına bağımsız çalışmasının olmadığını belgeleyen "... Şöförler ve Otomobilciler Odası'' tarafından onaylanan yazı gereği sigortalılık tarihinin geri çekilemeyeceğinin belirtildiği anlaşılmıştır. Mahkemece, davacı tarafından Bağ Kur İl Müdürlüğü'ne hitaben yazılan 21.03.2001 tarihli dilekçede bulunan imzanın davacının eli ürünü olup olmadığınn saptanması amacı ile imza incelemesi yaptırılmış olup, 25.01.2011 tarihli bilirkişi raporunda kaligrafik ve grafolojik özellikler bakımından anılan talep dilekçesinde yer alan imzanın davacının eli ürünü olmadığı belirtilmiştir. Davacının 22.04.1983 tarihinden itibaren devam eden oda kaydı, 25.12.1995 tarihinden itibaren de esnaf ve sanatkar sicil kaydı ile 26.03.1993 tarihinden itibaren vergi kaydı bulunmaktadır. Davacının, 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak kaydının yapıldığı tarihte yukarıda açıklanan 2654 sayılı Kanun ile getirilmiş şekli yürürlüktedir ve sigortalılık niteliğinin varlığı sorunu da, anılan düzenleme doğrultusunda çözümlenmelidir. Belirtmek gerekirse anılan düzenlemenin açıkça değindiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden “kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma” olgusunun varlığı zorunlu ve asli unsur olup, vergi dairesine ve meslek kuruluşuna kayıtlı olmak; anılan çalışmayı doğrulayan bir şekil şartından ibaret olduğu cihetle aksinin kanıtlanması olanaklıdır. Diğer bir anlatımla, bu gibilerin mesleki faaliyetlerine son verdiklerinin kanıtlanması halinde, artık somut bir çalışmaya dayanmayan, soyut ve sadece evrak üzerindeki oda ve vergi kaydına itibar edilerek kişiyi sigortalı saymak, Kanunun amacına aykırı olacağı açıktır. Yukarıda belirtilen hukuki ve fiili durumlar ışığında, Mahkemece; yukarıda belirtilen yasal mevzuat çerçevesinde davacının uyuşmazlık konusu dönemde sigortalı sayılıp sayılamayacağı irdelenirken gerektiğinde tanık dinlenilerek ve zabıta araştırması yapılarak kendi nam ve hesabına çalışıp çalışmadığı olgusu ve vergiden muafiyet durumu usulünce araştırılıp, varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 10.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.