10. Hukuk Dairesi 2025/12184 E. , 2026/2099 K. "" MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1471 E., 2025/2746 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 4. İş Mahkemesi SAYISI : 2023/191 E., 2024/156 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından haz…
10. Hukuk Dairesi 2025/12184 E. , 2026/2099 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1471 E., 2025/2746 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 4. İş Mahkemesi SAYISI : 2023/191 E., 2024/156 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının Konya ili, ... ... Başkanlığında Muhasebeci olarak görev yapmakta iken ... ... Yönetim Kurulu'nun 26.06.2015 tarih ve 13 sayılı kararı ile iş akdi feshedildiğini, yapılan işleme ilişkin olarak iş mahkemesi sıfatı ile Karapınar Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada, idari yargı yerinin görevli olması nedeniyle dava şartı yönünden davanın usulden reddine karar verildiğini, dava konusunu inceleyen Konya 2. İdare Mahkemesi tarafından “… dava konusu işlemin iptaline, davacının yoksun kaldığı parasal haklarının Adli Yargıda açılan ve ilk dava tarihi olan 03.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine" karar verildiğini, davacının Mahkeme ilamına dayanan haklarına kavuşabilmesi için işveren tarafından bildirilmeyen ve primleri ödenmeyen süreler içerisindeki hizmetlerinin tespiti, emeklilik ve sigorta primleri yönünden kendilerine sunulan yargı kararının gereğini yerine getirmesi için davalı Kuruma başvuruda bulunulduğunu, ancak davalı Kurum tarafından yargı kararı bulunmasına rağmen tescil işlemlerinin gerçekleştirilmediğini belirterek davalı Kurumun, 27.04.2023 tarihli ve 71438647 sayılı dilekçeye ilişkin zımni ret kararının ve bu dilekçeye ilişkin olarak davacıya gönderilen 02.05.2023 tarihli ve E-87036778-... sayılı işlemin iptaline, Mahkeme kararının uygulanmadığı sürelerdeki hizmetlerin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; Kurumun hizmet tespiti davalarında fer'i müdahil olarak davaya dahil olması gerektiğini, ayrıca davacının kimin nezdinde çalıştı ise davayı davalı sıfatıyla ona yöneltmesi gerektiğini, davacı tarafın hizmet akdine dayalı olarak çalıştığını ispatla yükümlü olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davasının kabulü ile davalı SGK tarafından davacıya gönderilen 02.05.2023 tarihli ve E-87036778-641.03.01.71643802 sayılı Kurum işleminin iptaline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hakkında istinaf başvurusunda bulunulan İlk Derece Mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; Mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Kurum işleminin yerinde olduğunu beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının Mahkeme kararıyla hüküm altına alınan boşta geçen sürelerin hizmet süresi olarak sayılması talebinin reddine dair Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. Hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddesi olup Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır. Bu tür davalarda Mahkemece yapılacak iş, davacıyla ilgili varsa tüm belge ve kayıtlar işverenden istenilmeli, çalışmanın gerçekleştiği ileri sürülen işyerinin Kurum nezdinde bulunan dosyası, işverence hazırlanması gerekli ücret ödeme bordroları, puantaj kayıtları ve diğer kayıtlar getirtilmeli, dönemsel sigorta primleri bordrosuyla veya aylık prim ve hizmet belgesiyle bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenilmeli, Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli, aynı çevrede faaliyet yürüten ve davacının çalışmasını bilebilecek durumda olan tarafsız nitelikte başka işverenler ve bordrolu çalışanlar yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenilmeli, işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyasının varlığı araştırılarak celbedilmeli ve işçilik alacakları davasında dinlenen tanıkların anlatımları ile bu dosyada bilgi ve görgüsüne başvurulan tanıkların anlatımları karşılaştırılmalı, varsa çelişki giderilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, işin mevsimlik olduğu anlaşılırsa dönemleri belirlenmeli, bu dönemde davacı ile işveren arasındaki sözleşmenin askıda olduğu ve mevsimlik dönemlerde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği gözönünde bulundurulmalı; böylelikle; çalışmanın varlığı, başlangıç ve bitiş tarihleri, mevsimlik mi, sürekli mi olduğu, yapılan işin kapsam ve niteliği de nazara alındığında kısmi çalışma mümkün olduğundan kısmi ve kesintili olup olmadığı yöntemince araştırılmalıdır. Somut olayda, davacı davalı işveren nezdinde çalışırken 26.06.2015 tarihinde işten çıkarıldığını, yapılan fesih işleminin haksız ve hukuka aykırı olması sebebiyle İdare Mahkemesinde açtığı davanın lehine sonuçlandığını, işten çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali ile beraber çalıştırılmadığı ayların maaşlarının tamamının ödenmesine karar verildiğini belirterek davacının fiilen çalışmadığı ancak Mahkeme kararı ile fesih işlemi geçersiz sayıldığından bildirilmeyen hizmetlerinin tescilinin davalı Kurumdan talep edildiği, davalı Kurum tarafından davacının talebinin reddi üzerine Kurum işleminin iptali talebiyle açılan eldeki dava aynı zamanda hizmet tespiti talebini de içermekte olup, Mahkemece yapılan yargılama sonucunda kesinleşen Konya 2. İdare Mahkemesinin kararına rağmen işveren tarafından sosyal güvenliğin sağlanmadığı, buna uygun işlem yapılmadığı, anılan karar gereğince boşta geçen süreler için ücret ödemesinin dava dışı işveren ... Başkanlığınca da kabul edildiği gerekçeleriyle Kurum işleminin iptaline dair davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olup, Mahkemece sonuca eksik inceleme ile gidilmiştir. İnceleme konusu davada, davacının 26.06.2015 tarihinde işten çıkarıldığı, hukuka aykırı olarak işten çıkarıldıktan sonra davalı işverene karşı açtığı dava sonucu verilen İdare Mahkemesi kararı gereğince davalı işveren tarafından yeniden işe başlatılmadığının da anlaşılması karşısında aslında fiilen çalışmadığı sürelerin hizmet süresi olarak kabulünü istediği açıktır. Davacının talebi aynı zamanda hizmet tespiti talebini de içerdiğinden, hizmet tespitine konu olabilmesi için, fiili çalışmanın şart olması karşısında Mahkeme kabulünün yerinde olmadığı belirgindir. Gerçekte çalışılmayan bir sürenin tespiti mümkün olmadığından davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1-Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan vekili ... ve Üyeler ..., ..., ...'ün oyları ve oy çokluğuyla, 25.02.2026 tarihinde karar verildi. KARŞI OY I. TEMEL UYUŞMAZLIK: 1.Temel uyuşmazlık;" davalı ...6964 sayılı ... ve Birlikleri Kanunu’nun 38. Maddesi uyarınca statü hukuku kapsamında istihdam edilen ancak 506 sayılı kanun (4/a) uyarınca sigorta primleri ödenen, bu kapsamda çalışırken sözleşmesi 26.06.2015 tarihinde feshedilen ve idari yargıda açtığı davada tüm sosyal ve özlük haklarının ödenmesi sureti ile tekrar oda işleminin iptaline karar verilen ve davalı oda tarafından yargı kararı ile açıkta geçirdiği tüm süre üzerinden ücretleri ve sosyal hakları ödenen davacının davalı tarafından ücretleri ödenen açıkta geçen süreler için prim ödemesi yapıp yapmayacağı, bu dönemin hizmet tespitinin istenip istenmeyeceği", kısaca ilk derece mahkemesinin belirlediği gibi" maaşları ödenen açıkta kalınan dönemin aynı zamanda sigortalı olarak kabul edilip edilmeyeceği" noktasında toplanmaktadır. 2.İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "Taraflarında kabulünde olduğu üzere davacının açıkta kaldığı dönemde fiili bir çalışması bulunmamakla birlikte askıda olan hizmet ilişkisi devam etmiş ve açılan davalarda davalı tarafın davacıyı açığa alma işleminin hukuka aykırı olduğu ve bu döneme ait tüm ücret alacaklarının ödenmesine karar verildiğinden bu dönemde davacının hizmet ilişkisinin devam ettiğinin kabul edilmesi gerektiği, davacının açıkta kaldığı ve idare mahkemesi kararı uyarınca ücretleri ödenen ve davalı kurumca SGK primlerinin de ödeneceği kabul edilen dönem için hizmetinin tespitine, kurum işleminin iptaline ve davanın kabulüne" karar verilmiştir. 3.Kararın davalı ve feri müdahil tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir. 4.Kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine ise çoğunluk görüşü ""Davacının söz konusu döneme ilişkin mali kayıpları idare mahkemesi kararı ile ödenmiş ise de; fiili çalışmasının olmadığı, salt ücret ödemesinin sigortalılık niteliği bahşetmeyeceği gözetilmeden davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmiş olması hatalı olduğu" gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. II. HUKUKSAL DEĞERLENDİRME; 5. Belirtmek gerekir ki davacının çalıştığı dönemde davalı ... tabi olduğu mevzuat hükümleri olan 6964 sayılı ... ve Birlikleri Kanunu’nun 38. maddesinde “Birlik ve odalarda istihdam edilenlerin işe alınma, çalıştırılma, sicil, atanma, yükselme, nakil, işten ayrılma ve çıkarılma, disiplin işlemleri, aylık ücret ve diğer tüm özlük hakları ile işten ayrılanlara ödenecek tazminatların usul ve esasları tüzükte gösterileceği” belirtilmiş, tüzük çıkarılmış, yargı kararına konu olmuştur. Tüzüğün 45. maddesinde ... ve ... Birliğinde çalıştırılacak kimselerin memurlar ve hizmetliler olacağı belirtilmiş, hizmetliler ile ilgili ise 47. maddede ise “Hizmetlilerin vasıfları istihdam şartları, ücretleri İdare Heyetlerince tesbit ve odalarda, oda meclislerince ve Odalar Birliğinde birlik umumi heyetince tasdik edileceği, 15 gün önce ihbar edilmek veya 15 günlük ücretleri ödenmek şartıyla bunların her zaman işlerine nihayet verilmesinin caiz olduğu” belirtilmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi kararına göre 45. madde kapsamında çalıştırılanlar memur olup, statü hukukuna tabidirler(03.05.2010 gün ve 2009/277 E, 2010/112 K). 6.Ancak statü hukukuna tabi olan bu çalışanlar Sosyal Güvenlik hakları bakımından 506 sayılı kanun hükümlerine (5510/4.1.b kapsamında) tabi kılınmıştır. 7.Açığa alınma olarak da adlandırılan görevden uzaklaştırma ile bir cezalandırma yapılmış olmaz. Bu uygulama ihtiyaten alınır ve belirli bir süreliğine devlet memuru görevini yapmaz. Bu karar ile memurun görevi sonlandırılmamaktadır. Burada sigortalı ile işveren arasındaki ilişki askıda olup, iş görme ve ücret asli edimleri yerine getirilmezken, tarafların birbirlerine karşı diğer gözetme ve sadakat gibi hak ve borçları devam eder. Bir anlamda göreve son verme veya fesih bulunmamaktadır. 8.Danıştay Birinci Dairesinin 1982/112 ... ve 07.06.1982 tarihli istişari kararına göre; "T.C. Anayasasının 132. ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28.maddeleri hükümlerine göre, idare, bir idari işlemin iptaline iliş kin yargı kararına uymaya ve bu kararın amaç ve kapsamı doğrultusunda işlem tesis etmeye ya da eylemde bulunmaya zorunludur. Bu zorunluluğun, duraksama konusu yönünden idareye hangi yükümlülükleri getirdiğini saptayabilmek için iptal kararlarının sonuçlarının belirlenmesi gerekli bulunmaktadır. İdari işlemin yargısal bir kararla iptali halinde, bu iptal kararlarının işlemin yapılması sırasında unsurlarında bulunan sakatlıkları saptadığı, işlemi yapıldığı andan başlayarak ortadan kaldırdığı bu özelliği nedeniyle geriye yürüyen sonuçlar doğurduğu, başka bir anlatımla, işlemin tesis edildiği tarihten önceki hukuki durumun geçerliğini sağladığı idare Hukukunun bilinen ilkelerindendir. Yukarıda anılan Anayasa, Yasa hükümleri ve idare hukuku ilkesi karşısında, idare, iptal kararının amaç ve kapsamına göre yeni bir işlem yada işlemler yapmak, iptal edilen işlemden doğan sonuçları ortadan kaldırmak, işlemin hiç yapılmamış sayılması ilkesi gereği olarak, önceki hukuki durumun geçerliğini sağlamak görevi ile yükümlüdür. İptal kararının bu sonuçları doğurduğu gözönüne alındığında, haklarında göreve son verme, görevinden çekilmiş sayılma ya da benzeri işlemler yapılan kamu görevlilerinin, yargısal yoldan bu işlemlerin iptalini sağlamaları halinde, idarenin, bu kararlara uygun işlem tesis etmesi ve işlemin doğurduğu hukuki ve fiili bütün sonuçları ortadan kaldırmak için memurun iptal edilen işlem ile sıkı ilişkisi bulunan bütün maddi haklarını, o görev yapılmış gibi ve başkaca bir hükme gerek olmaksızın kendiliğinden ödemesi gerekli bulunmaktadır. İptal kararı üzerine memurun, görevine iadesi ile yetinip, memuriyet görevinin fiilen yapılmadığı süreye ilişkin maddi haklarını ödememek, iptal kararı ile ortadan kaldırılmış bir işlemin sonuçlarını geçerli bırakmak anlamına gelir ki, bunun yukarda açıklanan idare hukuku ilkesiyle bağdaşmayacağı açıktır. Bu durumda, haklarında tesis edilen göreve son verme, görevden çekilmiş sayılma ya da benzeri işlemlerin yargısal kararla iptali üzerine göreve döndürülenlere, dava dilekçelerinde bir istemde bulunmuş olup olmadıklarına bakılmaksızın, işlemin tesisi tarihinden sonraki bütün maddi haklarının ödenmesi gerekir". 9.İdari yargı tarafından verilen kararlara istinaden sigortalıların fiilen çalışmadıkları süreler için ücret ve benzeri nitelikte ödeme yapılması halinde, ücretlerin ilişkin olduğu aylara mal edilmek, ücret dışındaki diğer ödemelerin ise ödendiği ayın kazancına dahil edilmek suretiyle sigorta primlerine tabi tutulması gerekmekte olup, görevden ayrı geçen ancak fiilen çalışılmış gibi kabul olunması gereken sürelerde 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesine tabi fiili ve kaydi çalışması olsa dahi, bu süreler için geriye dönük olarak aylık prim ve hizmet belgelerinin Sosyal Güvenlik Kurumuna verilmesi gerekmektedir. 10.Nitekim Dairemizin 10.06.2013 tarih ve 2012/18321...Karar sayılı ilamı ile aynı ilkelerden hareketle; "İdari yargıda açılan iptal davaları sonunda idari işlemin iptaline karar verilmesi halinde; idare hukukunun özel hukuktan farklı ilke ve esasları çevresinde, iş bu iptal kararları geçmişe şamil olarak hüküm ve sonuçlarını yaratacağından idarece tesis edilen idari işlemin ve buna bağlı olarak yapılmış sair işlemlerin başlangıçtaki duruma getirilmesi gerekecektir.Somut olayda da, idari yargıda idarenin (işverenin) iş akdinin feshine ilişkin işleminin iptali ile göreve iade kararı verilmesiyle, iş akdi fesih tarihi itibariyle geçerlilik kazanacaktır. Hizmet akdinin feshine ilişkin kamu işvereninin tek yanlı hukuksal işleminin iptal kararı ile yapıldığı tarihten itibaren ortadan kaldırılması, bunun doğal sonucu olarak da, hizmet akdinin fesih tarihi itibariyle yani başlangıçtan itibaren geçerlilik kazanması, giderek bu dönemde davalının ücret ödemesine açıklanan nedenlerle hak kazanması karşısında; hukuki nitelikçe geç ödenen geçmiş dönem ücreti niteliğindeki bu ödemelerin 506 Sayılı Kanun’un 77. maddesi hükmünde öngörülen prime esas kazançlar kapsamında bulunduğu da açıkça ortadadır" gerekçeleri ile açıkta geçen sürelerin hizmetten sayılacağı kabul edilmiştir. III. SOMUT UYUŞMAZLIK: 11.Davacı sigortalının idari yargı kararı sonrası, fiilen çalışmadığı açıkta kalınan tüm süre için ücret ve sosyal haklarının ödendiği, ücretlerinden gelir vergisi kesildiği, SGK primlerinin de ödeneceğini hususunda taraflar arasında mutabakata varıldığı anlaşılmaktadır. IV. SONUÇ: 12.Sözleşmesi feshedilen davacı sigortalı, kesinleşen idari yargı kararı ile görevine iade edilirken fiilen çalışmadığı tüm süre ücret ve sosyal haklarının ödenmesine karar verilmiş ve davalı ... davacının gelir vergisi de kesilen ücret ve sosyal haklarını ödemiştir. İşlem yapıldığı andan itibaren ortadan kaldırıldığına göre işlemin hiç yapılmamış sayılması ilkesi uyarınca davacı sigortalı çalışmış gibi değerlendirilecektir. Bu görev yapılmış sayıldığına ve aradaki ilişki askıda olup devam ettiğine göre sosyal güvenlik hukuku açısından hizmetin tespiti ve primlerin ödenmesi gerekir. Davacının açıkta geçen süresi yönünden idari yargı kararı ile kurum işlemi iptal edildiğine ve baştan beri çalışma sayıldığına göre bu hizmetin tespiti gerekir. İlk Derece Mahkemesinin değerlendirmesi isabetlidir. Çoğunluğun taraflar arasındaki ilişkinin askıda olmadığı, bir anlamda fesih sayıldığı, fiili çalışma da yapılmadığı gerekçesi ile davacının hizmet tespiti isteyemeyeceği yönündeki gerekçesi, temel hak olan sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldıracak niteliktedir. Çalışılmış sayılan ve ücretleri ödenen, bu nedenle davacının kıdeminde de dikkate alınan sürenin sosyal güvenlik açısından zorunlu sigortalılık süresi olduğu açıktır. Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerektiğini düşündüğümüzden çoğunluğun onama görüşüne katılınmamıştır.