DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3682 E. , 2024/2600 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3682 Karar No : 2024/2600 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) :... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 22/06/2022 tarih ve E:2016/56071, K:2022/5316 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında …
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3682 E. , 2024/2600 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3682 Karar No : 2024/2600 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) :... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 22/06/2022 tarih ve E:2016/56071, K:2022/5316 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisakı ve irtibatı olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 22/06/2022 tarih ve E:2016/56071, K:2022/5316 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacı hakkında, ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No: ... , K: ... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve kararın kesinleştiği, Tanık ifadeleri yönünden, tanık ifade tutanakları incelendiğinde, A.Ç. ve Ü.B. isimli tanıklar tarafından, İstanbul'da yapılan dinleme operasyonları kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından Erzurum'da görevli iki polis memurunun gözaltına alınması için talimat evrakı geldiğinin, davacı tarafından hukuka aykırı olduğu beyan edilerek talimatın yerine getirilmediğinin, bunun üzerine Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı A.Ç. tarafından imzalanarak talimatın yerine getirildiğinin; A.Ç., Ü.B., S.K. isimli tanıklar tarafından, davacının 2014 yılı HSYK seçimlerinde YBP adaylarına destek vermediğinin, bağımsız görünümlü adaylara destek veren yargı mensuplarıyla hareket ettiğinin; Ü.B. isimli tanık tarafından, şahsi gözlemi, duydukları ve meslektaşlarından edindiği bilgiler kapsamında davacının eşi ile birlikte FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu kanaatine ulaşıldığının, düşünüldüğünün beyan edildiği, Dava dosyasının incelenmesinden, ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Talimat No: ... sayılı, Erzurum İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğü hitaplı, "yazımız ekinde gönderilen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na ait talimat içeriğinin aynen yerine getirilerek ivedi bir şekilde tekide mahal vermeden Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilmesi rica olunur." içerikli talimat evrakının davacı ... tarafından imzalandığının görüldüğü, Öte yandan davacı hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Sor. No ... , K: ... sayılı kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin kararda "dosyaya getirtilen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının polis memurlarıyla ilgili olarak o dönem şüphelinin de görev yaptığı Erzurum iline yazılan talimat evraklarında; şüphelinin İstanbul'dan 22.07.2014 tarihinde gelen evrakı aynı gün talimat savcısı olarak imzalayarak gerekli işlemleri tesis etmesi bakımından Erzurum TEM Şube Müdürlüğü'ne gönderdiğinin belirlenmesi karşısında; soyut nitelikte kalan ve en üste belirtilen aleyhe beyanlara itibar edilemediği ve izah edilenler dışında da şüphelinin FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğuna, örgütün hiyerarşik yapısı içinde bulunduğuna ve talimatı ile iş/işlemler yaptığına, örgütle organik anlamda bağ kurduğuna dair hakkında somut aleyhe beyanın bulunmadığı" tespitlerinin yer aldığının anlaşıldığı, A.Ç. ve Ü.B. isimli tanıklar tarafından, İstanbul'da yapılan dinleme operasyonları kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından Erzurum'da görevli iki polis memurunun gözaltına alınması için talimat evrakı geldiğinin, davacı tarafından, hukuka aykırı olduğu beyan edilerek talimatın yerine getirilmediğinin belirtildiği, ancak ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Talimat No:...sayılı evrakının davacı tarafından imzalandığı anlaşıldığından, A.Ç. ve Ü.B. isimli tanıkların söz konusu beyanlarına itibar edilmediği, A.Ç., Ü.B. ve S.K. isimli tanıklar tarafından, davacının 2014 yılı HSYK seçimlerinde YBP adaylarına destek vermediğinin, bağımsız görünümlü adaylara destek veren yargı mensuplarıyla hareket ettiğinin belirtildiği, ancak davacının 2014 yılı HSK üye seçimlerinde örgütün sözde "bağımsız" adaylarını desteklediğine, onlar lehine seçim çalışması yürüttüğüne, seçimde örgüt lehine sandık müşahitliği yaptığına ya da örgütsel herhangi bir faaliyette bulunduğuna ilişkin somut verilere dayalı bir beyanda bulunulmadığı, yoruma ve duyuma dayalı beyanda bulunulduğu; Ü.B. isimli tanık tarafından 2014 yılı HSYK seçimlerindeki tavırları nedeniyle davacının eşi ile birlikte FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu kanaatine ulaşıldığı, FETÖ ile bağlantılı kişilerle birlikte hareket ettiğinin gözlemlendiği belirtilmek suretiyle davacının örgütle bağlantısına yönelik olasılığa dayalı yorum ve varsayım ile duyumlardan hareketle çıkarımda bulunulduğu; davacının örgütle bağlantısı bulunduğuna, aynı adliyede görev yaptığı meslektaşlarıyla örgütsel amaçlarla görüştüğüne ve birlikte hareket ettiğine ilişkin iddianın somut bilgilerle desteklenmediği, bu konuda gözlemlerden hareketle çıkarımda bulunulmaya çalışıldığı, ayrıca davacının 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde "bağımsız" adaylarını desteklediğini, onlar lehine seçim çalışması yürüttüğünü, seçimde sandık müşahitliği yaptığını ya da örgütsel herhangi bir faaliyette bulunduğunu ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasına sunulmadığının görüldüğü, Öte yandan dosyada mevcut bulunan diğer tanıkların beyanları ile tanık S.K., Ü.B. ve A.Ç.'nin ifadelerini desteklemediklerinin anlaşıldığı, Netice itibarıyla, davacının FETÖ terör örgütü içerisinde yer aldığını, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarını desteklediğini ve örgütsel amaçlarla örgüt üyeleriyle birlikte hareket ettiğini ortaya koyacak nitelikte olmadığı anlaşılan tanık beyanlarının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacıyla ilgili ihbar/şikayet bilgisi yönünden, A.Y. isimli şahıs tarafından verilen, davacının örgütle iltisakı ve/veya irtibatı olduğuna ilişkin somut veriler içermeyen ve Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından da işlem yapılmadığı anlaşılan ihbar/şikayet dilekçesinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, Davacının eşiyle arasında geçen Whatsapp yazışması yönünden, davalı idarece, davacının cep telefonundan Whatsapp uygulaması üzerinden eşi ile gerçekleştirdiği yazışmada, 2014 HS(Y)K seçimlerine ilişkin YBP'ye destek veren, vermeyen ya da ortada bulunduğu değerlendirilen kişilerin isimlerinin yer aldığı listenin paylaşılmış olmasının delil niteliğinde olduğu iddia edilmiş ise de, söz konusu listenin örgütsel saiklerle eşiyle paylaşıldığı somut olarak ortaya konulmadığından, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı, Davacının eşinin FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması yönünden, davacının eşi hakkındaki tespitlerde ve eşinin açtığı dava dosyasına sunulan belgelerde, davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediği anlaşıldığından, davacının eşinin meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması ile buna dayanak gösterilen tespitlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varıldığı, Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince, davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen başkaca soruşturma bulunup bulunmadığı yönünde yapılan 23/11/2020 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen 09/03/2021 tarihli cevapta davacı hakkında yürütülmekte olan disiplin soruşturması bulunduğu belirtilmiş ise de, bu soruşturma kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından söz konusu soruşturmanın, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, Sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespit içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece, bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 23/11/2020 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı, Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği, Diğer taraftan, davacı tarafından dava açma süresi geçtikten sonra verilen 15/05/2018 tarihli savunmaya cevap dilekçesinde dava konusu karar nedeniyle yoksun kalınan özlük haklarının iadesine karar verilmesi talep edilmiş ise de, dosyanın tekemmül aşaması dikkate alındığında ayrı bir davanın konusunu oluşturabilecek nitelikte olan ve davanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalan istemin incelenme olanağının bulunmadığı sonucuna varıldığı, Davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmeme gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, dava dosyasına sunulan delillerin, idarelerince davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan başlatılan adli süreç mahkûmiyet dışında bir kararla sonuçlanmış ise de, dava konusu işlem "üyelik" değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmediği; meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, parasal ve özlük hak, maddi, manevi tazminat ve faize ilişkin taleplerin yasal dayanaktan yoksun olduğu, 685 sayılı KHK, Anayasa'nın 159. maddesinin 10. fıkrası ve 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 685 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 23/01/2017 tarihi öncesi için hiçbir şekilde parasal ve özlük hak, maddi ve manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği; parasal/özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faiz taleplerinin "dava tarihinden" itibaren dikkate alınabileceği ve faiz konusunda da "yasal faizin" dikkate alınabileceğine dair yerleşik Danıştay içtihatlarına aykırı taleplerin kabulünün mümkün olmadığı; tanık beyanları; davacının, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, kamuoyunda "Selam Tevhid" terör örgütü soruşturması olarak bilinen soruşturmayı yürüten polis memurları hakkında "siyasal ve askeri casusluk, TCK 328/1 maddeyi ihlal, suç uydurma, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek" suçlarından başlatılan soruşturma kapsamında ilgili polis memurları hakkında gönderdiği talimat evrakına ilişkin olarak, Erzurum eski Cumhuriyet Başsavcısı hâlen Yargıtay Üyesi A.Ç.'nin, söz konusu talimatın davacı tarafından yerine getirilmemesi ve imzalanmaması üzerine bizzat kendisi tarafından imzalandığı ve gözaltı işleminin gerçekleştiğini belirten ifadesini doğrular nitelikteki belgeler; davacı hakkında yapılan ihbar ve şikâyetler ile bunların mahiyeti; davacının sosyal çevresi anlamında en yakını kabul edilebilecek eşinin yargı mensubu iken davacı gibi FETÖ/PDY terör örgütü ile tespit edilen irtibat ve iltisakı nedeniyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması; yapılan incelemede, cep telefonundan Whatsapp uygulaması üzerinden eşi ile gerçekleştirdiği ve 12 Ekim 2014'te gerçekleştirilen HSYK üyeliği seçiminin hemen öncesindeki döneme rastlayan 22 Eylül 2014 tarihli paylaşımda, bağımsız görünümlü FETÖ adaylarına karşı tüm dünya görüşünden olan yargı mensuplarının oluşturduğu ve yargıyı FETÖ hakimiyetinden kurtarmak saikiyle hareket eden YBP'ye destek veren, vermeyen ya da ortada bulunduğu değerlendirilen kişilerin isimlerinin yer aldığı listeyi paylaşmış olması birlikte değerlendirildiğinde Kurul kanaatinin, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı olduğu yönünde oluştuğu; davacının HSYK seçimleri öncesinde eşi ile birlikte sözde bağımsız örgüt adaylarını desteklediği yönündeki hal ve hareketlerine ilişkin tanıkların ifadelerinin, münferit bir eylem, hal, hareket veya tavır olarak nitelendirilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, kamuoyunda "Selam Tevhid" terör örgütü soruşturması olarak bilinen soruşturmayı yürüten polis memurları hakkında "siyasal ve askeri casusluk, TCK 328/1 maddeyi ihlal, suç uydurma, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek" suçlarından başlatılan soruşturma kapsamında ilgili polis memurları hakkında gönderdiği talimat evrakına ilişkin olarak, Erzurum eski Cumhuriyet Başsavcısı hâlen Yargıtay Üyesi A.Ç.'nin, söz konusu talimatın davacı tarafından yerine getirilmemesi ve imzalanmaması üzerine bizzat kendisi tarafından imzalandığı ve gözaltı işleminin gerçekleştiğini belirten ifadesi kapsamında, Daire tarafından, talimat evrakının yerine getirilerek davacı tarafından imzalandığından bahisle bu konudaki tanık beyanına itibar edilmemesinin hatalı olduğu, 09/03/2021 tarihli ara karar cevabı ekinde sunmuş oldukları evrakta "Cumhuriyet savcısı ile yapılan görüşme ve alınan emirler" başlıklı görüşme tutanağında Cumhuriyet Başsavcısı sıfatıyla A.Ç.'nin imzasının bulunduğu, ayrıca Dairenin ara kararı üzerine davacının iddiası ile oluşan çelişki durumunun giderilmesinin istenildiği ve çelişki, sundukları belgeler ve kayıtlar ile kuşkuya yer vermeyecek şekilde giderildiği halde bu hususun göz ardı edilmesinin kabul edilebilir bir durum olmadığı, davacının da anılan tarihte müracaat savcısı olarak görev yaptığını beyan ettiği, bu durumda kolluk kuvvetlerine talimat verme görevinin davacıya ait olduğu, kolluk kuvvetlerinin davacı yerine doğrudan il başsavcısından talimat almalarının uygulamada karşılığının bulunmadığı, bu husus tanık beyanıyla birlikte değerlendirildiğinde, davacının en azından talimat evrakını yerine getirmemek için bir direnç gösterdiğinin kabul edilmesi gerektiği, diğer deliller ile birlikte değerlendirildiğinde tanık A.Ç.'nin beyanına itibar edilmemesinin hukuken hatalı olduğu; ayrıca tanık H.Ö.'nün davacının seçim dönemine dair tutumları ile yukarıda açıklanan talimat evrakında takındığı tavırlara dair beyanlarının tartışılmayarak eksik inceleme ile sonucun davacı lehine takdir edilmesinin hukuka aykırılık teşkil ettiği; davacının 12 Ekim 2014'te gerçekleştirilen HSYK üyeliği seçiminin hemen öncesindeki döneme rastlayan 22 Eylül 2014 tarihli paylaşımda eşi ile Whatsapp yazışmalarının örgütsel saikle yapılmadığı gerekçesiyle delil olarak kabul edilmemesi konusunda Dairenin ciddi bir değerlendirme hatası yaptığı, söz konusu delilin, 2014 HSYK seçimlerinde davacının bağımsız görünümlü FETÖ adaylarının seçilmesi ile ilgili gösterdiği tavır ve davranışlar hakkındaki tanık ifadeleriyle birlikte değerlendirilmesinin gerektiği, davacının FETÖ/PDY lehine çalışmalar yapan kişilerle beraber hareket ettiğine ve Yargıda Birlik Platformuna desteğinin bulunmadığına, aksine kendisine durumun öneminin anlatılması karşısında da bu duruşuna devam ettiğine dair tanık beyanları ile YBP'ye destek veren, vermeyen ya da ortada bulunduğu değerlendirilen kişilerin isimlerinin yer aldığı listeyi paylaşmış olması eyleminin birbirinden bağımsız kabul edilemeyeceği, bu sebeple, bu konuda bir açıklama ve değerlendirme yapılmadan bu yazışmanın örgütsel saikle yapılmadığı gerekçesiyle dikkate alınmamasının hatalı bir değerlendirme olduğu; davacı hakkındaki tespit ve delillerin, aile bireyleri başta olmak üzere sosyal çevre bilgileri ve Kurul kayıtlarının bir bütün olarak değerlendirildiği ve neticesinde Kurulun davacıyla ilgili kanaatinin olumsuz yönde oluştuğu; davacıyla ilgili şikâyet bilgisi olarak sunulan dilekçelerin, elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğunun ortaya konulmadığı gerekçesiyle değerlendirmeye alınmadığı, Kurul tarafından ihbar ve şikâyet dilekçeleri 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 97. maddesi kapsamında disiplin hukuku bağlamında ele alınarak değerlendirildiğinden salt şikayet dilekçesi üzerine Kurul tarafından verilen karar sonucuna göre hareket etmenin hatalı değerlendirmeye yol açacağı gibi dilekçede davacı hakkındaki isnatların ve söz konusu dilekçenin iltisak ve irtibat noktasında ne şekilde değerlendirildiğinin kararda tartışılmamasının veya disiplin soruşturması kapsamında Kuruldan tanık beyanı, bilgi-belge ya da somut bilgi gibi hususların istenilmesinin de isabetsiz olduğu belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının düzeltilerek onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 07/02/2024 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Davalı idarece, temyize konu kararda tanık H.Ö.'nün beyanlarının tartışılmayarak kararın eksik inceleme ile verildiği ileri sürülmekte ise de, tanık H.Ö.'nün beyan içeriğine kararda yer verildiği; tanığın beyanını önemli ölçüde, diğer tanık A.Ç.'den duyduklarına dayandırdığı ve beyanının A.Ç.'nin beyanıyla uyumlu olduğu görülmüş olup; Dairece A.Ç.'nin aynı konudaki beyanları tartışılarak karar verildiğinden, davalı idarenin bu konudaki iddiasına itibar edilmemiş, bu durum kararı hukuken sakatlayıcı nitelikte görülmemiştir. Davalı idarece, davacının HSYK seçimleri öncesinde eşi ile birlikte sözde bağımsız örgüt adaylarını desteklediği yönündeki hal ve hareketlerine ilişkin tanıkların ifadelerinin hatalı değerlendirildiği ileri sürülmektedir. Tanıklardan S.K., davacının 2014 yılı HSK seçimi sürecinde Yargıda Birlik Platformu adaylarına destek vermediğini, daha çok bağımsız görünümlü paralel yapı adaylarına destek veren ve sonrasında FETÖ/PDY irtibatı nedeni ile meslekten çıkarılmalarına karar verilen hakim ve savcılarla birlikte hareket ettiğini beyan etmiş ise de, yine Daire kararında yer verilen diğer bir tanık olan M.E., beyanlarında, tanık S.K.'nin, kendisine, davacı ve eşinin seçim döneminde tarafsız kaldığını, FETÖ'ye yakınlığıyla bilinen kişilerin sırnaşıkça davranarak onları kendilerinden göstermeye çalıştıklarını, aksine Yargıda Birlik mensuplarının onları dışladıklarını söylediğini belirtmiştir. M.E., yine bu dönemde davacının eşiyle yaptığı görüşmelerde, Yargıda Birlik Platformunun temayül yoklamasında oy kullandıklarını ve Yargıda Birlik Platformu adaylarını destekleyeceklerini söylediğini ifade etmiştir. Buna göre, tanık M.E.'nin, diğer tanık S.K.'ya atfen belirttiği beyanlarının değerlendirilmesinden ve davalı idarece M.E.'nin bu beyanı üzerine S.K.'nin beyanlarını teyit edici bir bilgi de sunulmadığından, davalı idarenin bu konudaki iddiasına itibar edilmemiştir. Davalı idarece, davacının sosyal çevresi anlamında en yakını kabul edilebilecek eşinin, yargı mensubu iken davacı gibi FETÖ/PDY terör örgütü ile tespit edilen irtibat ve iltisakı nedeniyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı olduğunu gösterdiği iddia edilmişse de, davacının eşinin, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği, bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin ... tarih ve ...sayılı kararıyla reddedildiği; HSK Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararın iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle davacının eşinin açtığı davada, Danıştay Beşinci Dairesinin 22/06/2022 tarih ve E:2016/56136, K:2022/5317 sayılı kararı ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun anılan kararının iptaline ve davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verildiği görülmüş olup anılan karara karşı davalı idarece yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 31/10/2024 tarih ve E:2022/3671, K:2024/2599 sayılı kararı ile temyiz başvurusu kesin olarak reddedilerek söz konusu kararın işlemin iptaline yönelik kısım bakımından onanmasına, parasal haklar yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Bu nedenle, davalı idarenin bu iddiasına itibar edilmemiştir. Davalı idarece, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, kamuoyunda "Selam Tevhid" terör örgütü soruşturması olarak bilinen soruşturmayı yürüten polis memurları hakkında gönderilen talimat evrakına ilişkin olarak, davacının gösterdiği tavra yönelik tanık beyanına itibar edilmemesinin hatalı olduğu ileri sürülmektedir. Dosya içerisindeki belgelerin incelenmesinden, davacının Danıştay Beşinci Dairesine hitaben yazdığı 09/05/2019 havale tarihli dilekçesinde, gözaltı talimatının, Erzurum emniyeti kolluk personelince, şüpheli polis memurlarının İstanbul'a sevki için sözlü olarak istendiğinin, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca konuyla ilgili soruşturma yapılmadığının, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben gözaltı işleminin yerine getirilmesine dair İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yazılmış bir talimat müzekkeresinin olmaması nedeniyle kendisi tarafından ilgili kolluk personelinin adliyeden ayrılmamasının istendiği ve durumun Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı A.Ç.'ye bildirildiğinin, A.Ç.'nin talimatı üzerine gerekli talimat yazısının temini için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüşüldüğünün, yazılı talimatın Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesiyle söz konusu gözaltı talimatının gereğinin derhal yerine getirilerek kendisince imzalandığı ve şüphelilerin gözaltına alınmasının sağlandığının ve asıl soruşturmanın yürütüldüğü İstanbul'a sevklerinin kendisinin ıslak ve UYAP üzerinden elektronik imza ile imzaladığı yazılı talimat ile sağlandığının belirtildiği görülmektedir. Öte yandan, davacı hakkındaki kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararda da "şüphelinin İstanbul'dan 22.07.2014 tarihinde gelen evrakı aynı gün talimat savcısı olarak imzalayarak gerekli işlemleri tesis etmesi bakımından Erzurum TEM Şube Müdürlüğü'ne gönderdiği" belirtilmiş olup talimat evrakının aynı gün davacı tarafından imzalandığı tespit edilmiştir. Kaldı ki, dosya içerisinde, söz konusu talimat prosedürünün hukuki mahiyeti ve nasıl yürütülmesi gerektiğinin, bu gereklilik çerçevesinde davacının hangi hukuki işlemleri hangi surette yapmadığının ya da geciktirdiğinin ve bunun neticelerinin izah edilmediği ve açıkça ortaya koyulmadığı gözlemlenmiştir. Diğer taraftan, ileri sürülen bu husus doğrudan doğruya davacının yerine getirdiği görevi ile ilgili olup, davalı idarece, görevle ilgili bu hususta gerçeğin ortaya koyulması bakımından idari bir soruşturma başlatıldığına ve olayın tam olarak açıklığa kavuşturulduğuna dair bir bilgi ve belge de bulunmamaktadır. Davalı idarece, davacının talimat evrakını yerine getirmemek için en azından direnç gösterdiği belirtilmiş ise de, söz konusu olayın gelişim süreci, davacının konu ile ilgili beyanları, talimat evrakını aynı gün imzaladığına ilişkin tespit ve yukarıda belirtilen diğer hususlar birarada değerlendirildiğinde, davacının iddia edilen bu tutumunun işlemin hukuka uygun ikmali dışında örgütsel bir saikle gerçekleştirildiğine dair somut bir veri de bulunmadığından, bu olay, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olarak değerlendirilmemiş ve davalı idarenin bu husustaki iddiasına itibar edilmemiştir. Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Beşinci Dairesi kararı, davacı lehine hükmedilen parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin hükmü dışındaki kısımlar yönünden, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup davalı idare tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın esastan bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Öte yandan, parasal hakların ödenmesinde, davacının meslekten çıkarıldığı tarihten, iptal kararı uyarınca mesleğe iade edildiği tarih arasında geçen dönemde varsa tespit edilecek çalışmaları karşılığında edindiği gelirin düşülmesi gerektiği tabiidir. Daire kararının davacı lehine hükmedilen parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin kısmına gelince; Faiz, en genel anlamıyla, konusu bir miktar paranının ödenmesinden ibaret olan borçlarda, alacaklının bu paradan yoksun kaldığı süre içinde oluşan zararına karşılık olarak ödenen ve alacağın türüne göre oranı değişen bir bedeldir. Hukuka aykırı işlem veya eylem nedeniyle uğranılan zararların ya da yoksun kalınan maddi ve manevi hakların karşılanması zaman içinde gecikebildiğinden, ilgililerin bu gecikmeden doğan zararının giderilmesi için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun uyarınca faiz uygulanması gerekli bulunmaktadır. Yerleşik yargısal içtihatlara göre, yasal faizin başlangıç tarihinin dava dilekçesinde gösterilmediği durumlarda, iptal davasının açıldığı tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden, davacının dava dilekçesinde parasal haklarına yasal faiz yürütülmesini istediği, ancak bunun başlangıç tarihini göstermediği, bu durumda dava açma tarihi olan 23/11/2016 tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerekirken, Daire kararında davacının meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihin yasal faizin başlangıcı olarak alındığı görülmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; temyiz incelemesi sonunda Danıştayın, kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onayacağı hükmüne yer verilmiştir. Bu durumda, temyize konu Daire kararının hüküm fıkrasının ikinci sırasındaki "yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten" ifadesinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, "meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının, dava tarihinden" şeklinde düzeltilerek onanması gerektiği sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin reddine, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararın davacıya ilişkin kısmının iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 22/06/2022 tarih ve E:2016/56071, K:2022/5316 sayılı kararının, davacı lehine hükmedilen parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin hükmü dışındaki kısımlar yönünden ONANMASINA, 3. Anılan Daire kararının hüküm fıkrasının ikinci sırasındaki "yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten" ifadesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, "meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının, dava tarihinden" şeklinde düzeltilerek ONANMASINA, 4. 31/10/2024 tarihinde oyçokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY X- Dava; yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisakı ve irtibatı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. Dava dosyasında mevcut olan, davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatlı yargı mensupları ile samimi olduğuna, onlarla birlikte hareket ettiğine ilişkin tanıkların ifadeleri; "Selam Tevhid" terör örgütü soruşturması olarak bilinen soruşturma kapsamındaki talimatın yerine getirilmesindeki tutumu ve tüm dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde davacının FETÖ/PDY örgütüyle süregelen bir ilişki içinde olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle; yukarıda belirtilen delillerin davacının anılan örgüt ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte bulunduğu ve davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun dava konusu kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.