Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek esaslı iddiaların kararda tartışılmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek esaslı iddiaların kararda tartışılmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 13/8/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuruya konu alanda içtihat oluştuğundan Bakanlık cevabı beklenmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Nevşehir SSK Hastanesinde dahiliye uzmanı olarak görev yapmaktadır. Y.O. adlı şahıs 3/7/2002 tarihinde rahatsızlığı sebebiyle başvurucunun görev yaptığı hastanenin acil servisine başvurmuştur. Acil serviste nöbetçi olan KBB Uzmanı Dr. T.K. hastanın elektrokardiyografisini (EKG) çekmiş ve myalji tanısında bulunarak görevli hemşireden hastaya ağrı kesici iğne yapılmasını istemiştir. Rahatsızlığı geçmeyen Y.O. 4/7/2002 tarihinde aynı hastanenin dahiliye servisine müracaat etmiştir. Dahiliye uzmanı başvurucu, hastayı muayene etmiş ve çekilen EKG'yi önceki gün çekilen EKG ile karşılaştırdıktan sonra kas gevşetici iğne yapılmasına karar vermiş ve hastayı göndermiştir. 6/7/2002 tarihinde rahatsızlığı nedeniyle aynı hastanenin acil servisine getirilen Y.O. Pratisyen Hekim A. tarafından muayene edilmiş sonrasında Y.O.ya ağrı kesici ve sakinleştirici iğne yapılmış, kısa bir süre sonra fenalaşması üzerine Y.O., Nevşehir Devlet Hastanesi Koroner Yoğun Bakım Servisine sevk edilmiştir. Y.O., Nevşehir Devlet Hastanesinin muayene kaydına göre hastaneye ölü olarak getirilmiştir.A. Ceza Davası Yargılaması Süreci Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı Y.O.nun ölümü üzerine ilgililer hakkında tebdirsizlik ve dikkatsizlikle ölüme sebebiyet verme suçu nedeniyle Nevşehir Valiliğinden soruşturma izni almıştır. Savcılık soruşturma izni verilmesinden sonra idari soruşturma evrakları, hastane kayıtları, ölü muayene ve otopsi raporu ile tanık ve sanık beyanlarını ekleyerek ölümün vuku bulmasında kimlerin sorumlu olduğunun belirlenebilmesi için Adli Tıp Kurumu (ATK) Başkanlığından rapor düzenlenmesini istemiştir. ATK Adli Tıp İhtisas Kurulunun 9/2/2005 tarihli raporunda ''hastanın EKG'sinde iskemik değişiklikler olmamasına rağmen mevcut klinik tablosuna göre iskemik kalp rahatsızlığı düşünülerek, müşahade altına alınması ve ağrının tekrarlanması durumunda kontrol EKG'si çekilmesi gerektiği ancak doğru tanı konup gerekli tedavinin yapılması durumunda dahi kişinin kurtulma ihtimalinin bulunmayabileceği gözönüne alındığında hastayı 4/7/2002 tarihinde gören Dahiliye Uzmanı Dr. Fatih Terzioğlu'nun 2/8 oranında kusurlu olduğu''belirtilmiştir. Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı yapmış olduğu soruşturma sonucunda başvurucu ile birlikte ölüm olayının meydana geldiği tarihte acil serviste görevli pratisyen hekim hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlikle ölüme sebebiyet verme suçundan kamu davası açmıştır. Yapılan yargılamada hastaya müdahalede bulunan hekimlerin ölümün meydana gelmesindeki kusurlarının tespiti için dosya Yüksek Sağlık Şûrasına gönderilmiştir (Sağlık meslek mensuplarının mesleklerini icra ederken ortaya çıkan adli konularda mahkemelere görüş vermek, idari soruşturmacılar ve uzlaşma komisyonları için bilirkişi listesi belirlemek üzere Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Yüksek Sağlık Şûrasının on beş üyesi bulunur, müsteşar ve hukuk müşaviri dışındaki on üç üye Sağlık Bakanı tarafından ülkede sağlık hizmetleri veya eserleri ile tanınmış kişiler arasından iki yıllık bir süre içinseçilir.). Bu şekilde oluşturulan Yüksek Sağlık Şûrası 18-19/12/2008 tarihli toplantı sonunda verdiği karar ile ''dosyadaki bilgi, belge ve bulgular değerlendirildiğinde; tablo gürültü haldeyken hastayı gören ve sevk eden pratisyen hekimin kusursuz olduğuna, semptomlar devam ettiği hâlde ileri tetkik istemediği ve hastayı sevk etmediğinden dolayı Dr. İsmet Fatih Terzioğlu'nun 4/8 oranında kusurlu olduğuna'' karar vermiştir. Nevşehir Asliye Ceza Mahkemesi 25/3/2009 tarihli kararla Yüksek Sağlık Şûrası tarafından düzenlenen raporu esas alarak başvurucunun tedbirsizlik ve dikkatsizlikle ölüme neden olma suçundan 890 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Karar, başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Ceza Dairesi 27/12/2010 tarihindedava zamanaşımı gerçekleştiğinden ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına ve kamu davasının düşmesine karar vermiştir.B. İdareye Karşı Açılan Tazminat Davası Süreci Kamuya ait bir hastanede tedavi altında iken vefat eden Y.O.nun yakınları ölümün meydana gelmesinde hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla Sağlık Bakanlığı aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Kayseri İdare Mahkemesi Y.O.ya uygulanan sağlık hizmetlerinde idarenin ihmal ve kusurunun tespiti amacıyla dava dosyası ve hastane kayıtlarını Adli Tıp Kurumuna (ATK) göndermiştir. ATK Genel Kurulunun 28/2/2008 tarihli raporunda ''EKG'sinde iskemik değişiklikler olmamasına rağmen mevcut klinik tablosuna göre iskemik kalp hastalığını düşünerek hastayı müşahade altına alması ve ağrının tekrarlanması durumunda kontrol EKG'si çekip kardiyoloji ünitesi olan bir yere yönlendirmesi gerekirken bu işlemleri yapmaması nedeniyle Dahiliye Uzmanı Dr. Fatih Terzioğlu'nun 2/8 oranında kusurlu olduğu'' belirtilmiştir. Kayseri İdare Mahkemesi 9/10/2008 tarihli kararında ATK Genel Kurulunun 28/2/2008 tarihli raporundaki tespitlerden hareketle ölüm olayının sağlık hizmetinin eksik ve kötü yönetilmesinden kaynaklandığı kanaatiyle müteveffanın PMF yaşam tablosuna göre bakiye ömrü, geliri ve başvurucunun 2/8 olarak kabul edilen kusur oranına göre düzenlenenhesap, bilirkişi raporuna esas alarak Y.O.nun yakınları lehine toplam 289,31 TL maddi ve 289,31 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Karar Danıştay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Başvuruya Konu Yargılama Süreci Kayseri İdare Mahkemesinin kesinleşen kararı uyarınca Y.O.nun yakınları tarafından Sağlık Bakanlığı aleyhine ilama dayalı icra takibi başlatılmıştır. Sağlık Bakanlığı 10/6/2009 tarihinde dosya borcunu ödemiştir. Sağlık Bakanlığı 3/5/2010 tarihli dilekçesiyle başvurucunun kusuru nedeniyle vefat eden Y.O.nun yakınlarına toplam 492,59 TL tazminat ödendiğini belirterek bu miktarın ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsilini başvurucudan talep etmiştir. Başvurucu, ölümün meydana gelmesinde kendisinin bir kusuru bulunmadığını, önceki yargılamada temin edilen ATK raporu ve Yüksek Sağlık Şûrası kararının olayın gelişimindeki tıbbi olgulara uygun olmadığını ileri sürmüştür. Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesi, başvurucu tarafından ileri sürülen bu iddiaları ciddi bularak yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Adli tıp ve genel cerrahi uzmanı, kardiyoloji uzmanı ve medeni hukukçubilirkişiden oluşan heyet, 1/6/2012 tarihli raporunda başvurucu tarafından çekilen EKG ile önceki gün çekilen EKG'nin karşılaştırılmasında kalp ile ilgili bir problem tespit edilmediği, başvurucunun hastaya yeterli ilgi gösterdiği ve başvurucu tarafından uygulanan muayeneden sonra hastanın günlük yaşantısına devam ettiği hususlarını gözönünde tutarak başvurucununATK raporunda ileri sürülen görüşün aksine kusursuz olduğu şeklinde rapor düzenlemiştir. Davacı Sağlık Bakanlığı vekilinin sunulan rapora yönelik itirazları nedeniyle dosya ikinci kez bilirkişiye tevdi edilmiştir. Mahkeme, özellikle ATK ve Yüksek Sağlık Şûrası tarafından verilen raporların irdelenmesi ve başvurucunun kişisel bir kusurunun bulunup bulunmadığı yönünde görüş belirtilmesini istemiştir. Adli tıp uzmanı, medeni hukuk uzmanı ve idare hukuku uzmanından oluşanheyet ibraz etmiş oldukları 4/1/2003 tarihli raporda oyçokluğuyla ''göğüs ağrısı olan hastayı müşahade altına almayan ve diğer tetkikler için ileri bir merkeze sevk etmeyen başvurucunun ölümün meydana gelmesinden 2/8 oranında kusurunun bulunduğu, ancak kast ya da ağır ihmali bulunmadığından meydana gelen zarardan devletin sorumlu olduğu'' yönünde görüş bildirmiştir. Azınlıkta kalan üye ise olayda başvurucuya yüklenebilecek herhangi bir kusur olmadığını beyan etmiştir. Nevşehir Asliye Hukuk Mahkemesi yapmış olduğu yargılama sonunda 7/3/2013 tarihli karar ile ''kamu görevlisinin yetkilerini kullanırken hafif ihmali ile sebep olduğu zararlardan kişisel sorumluluğu bulunmasa da ceza yargılamasının yapıldığı sırada yürürlükte bulunan 6/5/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu'nu uyarınca bu tür uyuşmazlıklarda yetkili en üst merci olan Yüksek Sağlık Şûrası tarafından başvurucuya izafe edilen 4/8 oranındaki kusurun ağır olması nedeniyle'' davanın kabulüne ve idare tarafından müteveffanın yakınlarına ödenen toplam 492,59 TL'nin başvurucudan tahsiline karar verilmiştir. Hüküm temyiz edilmiştir. Başvurucu 25/3/2013 tarihli temyiz dilekçesinde, olaya ilişkin üç ayrı bilirkişi raporunda da kendisinin kusurlu olmadığı tespitinin bulunduğunu ileri sürmüştür. Yargıtay Hukuk Dairesi 29/5/2014 tarihli karar ile kusur oranına ilişkin itirazlar da dâhil olmak üzere diğer temyiz itirazlarını reddetmiş ancak hesap bilirkişi raporuyla davacı idare tarafından ödenen miktarın 064,03 TL olduğu belirtilmekle bu miktara karar verilmesi gerektiğinden ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesi bozma ilamına uymuş ve 18/11/2014 tarihli kararı ile 064,03 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile başvurucudan tahsiline karar vermiştir. Hüküm temyiz edilmiştir. Başvurucu 2/12/2014 tarihli temyiz dilekçesindeolaya ilişkin ATK raporları ile Yüksek Sağlık Şûrası kararı arasındaki çelişkinin giderilmesine ilişkin itirazlarının dikkate alınmadığını, İdare Mahkemesince hükmedilen tazminat miktarından daha yüksek bir tazminat ödemeye mahkûm edildiğini ileri sürmüştür. Yargıtay Hukuk Dairesinin 17/2/2015 tarihli kararı ile ilk derece mahkemesi kararı onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme isteğinin aynı Daire tarafından 30/6/2015 tarihinde reddiyle hüküm kesinleşmiştir. Nihai karar 30/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 14/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Kanun Hükümleri 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ''Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller'' kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." 6100 sayılı Kanun’un ''Bilirkişi raporuna itiraz'' kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1)Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. (2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. (3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir.''"(1)Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. (2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. (3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir.'' 6100 sayılı Kanun’un ''Bilirkişinin oy ve görüşünün değerlendirilmesi'' kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.'' 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu'nun 2/1/2011 tarihinde mülga olan maddesi şöyledir: "Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâletince tevdi edilecek yüksek sıhhi ve içtimai meseleler hakkında rey ve mütalâasını beyan ve sıhhi ve içtimai hizmet ve muavenetlere ait kanun, nizamname ve talimatnameleri birinci derecede tetkik eylemek ve tababet ve şubeleri sanatlarını ifadan mütevellit adli meselelerde ihtibar vazifeleriyle mükellef olmak üzere bir Yüksek Sıhhat Şûrası teşkil olunmuştur.'' 1593 sayılıKanun'un Mülga maddesi şöyledir: "Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti merkezi teşkilatı ve vilayetler sıhhi teşkilatı ve Yüksek Sıhhat Şurası vazifelerinin istilzam ettiği nizamnameler tanzim ve neşrolunur.'' 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı mülga Tababet ve Şubabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un Anayasa Mahkemesi’nin 3/6/2010 tarihli ve E. 2009/69, K. 2010/79 sayılı Kararı ile iptal edilen maddesi şöyledir: " Tababet ve şuabatı sanatlarının icrasından mütevellit ceraimde mahkemelerin muvafık görecekleri muhtebirin rey ve mütalaasına müracaat hakkındaki serbestileri baki kalmak şartiyle meclisi alii sıhhinin mütalaası istifsar edilir.''B. Yargı İçtihatları Yargıtay Hukuk Dairesinin4/3/1994tarihli ve E.1993/8557, K.1994/2138 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:''Yine Mahkemece Yüksek Sağlık Şurasının olayın en normal dikkat ve özen zorunluluğunu bir yana iterek dosyadaki delillere; özellikle davalılarca kabul edilen olgulara uygun düşmeyen yetersiz görüşlerini benimsemesi usulün 275 ve ardından gelen maddeleri hükümlerine aykırıdır. Doktorun sorumluluğunu tayin ederken hakim; olayların özelliğine uymayan, dayanakları gösterilmeyen ve özellikle kesinlikle saptanan maddi olgular karşısında inandırıcı olmaktan uzak bulunan Yüksek Sağlık Şurası raporu ile bağlı değildir. Bütün bunların yanında, esasen 1219 sayılı yasanın maddesi tıbbi konularda Yüksek Sağlık Şurası düşüncesinin Ceza Mahkemesini bağlayacağı belirtilmiştir. Bu durumda bu merciin görüşlerinin Hukuk Mahkemesini bağlayacağı da düşünülemez. Yasa hükmü bu doğrultuda olduğuna göre usulün 276/11 maddesine dayanılarak Yüksek Sağlık Şurasının hukuk davalarında, çözümlenmesi gerekli tıbbi sorunlar için seçilmesi ve düşüncesine başvurulması zorunlu bilirkişi kurulu olduğu da kabul edilemez.'' Yargıtay Hukuk Dairesinin 20/11/2012 tarihli ve E.2012/10361, K.2012/17440 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:''Yerel mahkemece, olayda davalının 2/8 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek, bu kusur oranında belirlenen tutarın davalıdan alınmasına karar verilmiştir.İdare mahkemesince benimsenen 25-26 Kasım 1999 günlü Yüksek Sağlık Şurası raporunda; dava konusu ölüme neden olan enfeksiyonun meydana gelmesinde tedbirsizlik, meslek ve sanatta acemilik nedeniyle davalı doktorun olayda 2/8 oranında kusurlu olduğu, artan 6/8 oranındaki kusurun ise sağlık personelinin kişisel kusur ve savsaması sayılamayacak nitelikte ve hizmetin işleyişi dışında kalan etmenlere (faktörlere) ait olduğu belirlenmiştir. İdare mahkemesince bu kusur karşılığı da içinde olmak üzere tam kusura göre karar verildiği anlaşılmaktadır. Ancak, idare mahkemesinde davalı doktor taraf olmadığından, o davada davalıya verilen kusur kesin nitelik taşımamaktadır.Yerel mahkemece açıklanan olgular ve davalının savunması gözetilerek, Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu'ndan rapor alınıp davalının olaydaki kusur durumu saptandıktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.'' Yargıtay Ceza Dairesinin 24/3/1999 tarihli ve E.1999/649, K.1999/331 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:''Yüksek Sağlık Şurasının raporunda sanığın 2/8 oranında kusurlu olduğu belirtilip 6/8 oranındaki kusurun sanığa izafe edilemeyeceğine dair kararın sebebinde kuşkuya düşüldüğünden Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan kusur oranına yönelik alınacak rapora göre sanığın hukukidurumunun tayin ve takdiri gerekirken noksan araştırmaya dayalı olarak hüküm tesisi kanuna aykırıdır.'' Yargıtay Ceza Dairesinin 5/2/1996tarihli ve E.1996/268, K.1996/1025 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:''Ameliyattan önce anestezi işlerini bizzat hazırlayıp, ameliyat esnasında bulunup bizzat yapmak ve teknisyenlere nezaret etmekle görevli hastane Anestezi ve Reanimasyon uzmanı Dr.sanık nin, bu görevlerin hiç birini yerine getirmemek ve baştan sona özensiz ve denetimsiz davranmakla, olayda asli kusurlu olması gerektiği, anestezi teknisyeni sanıklar H. ve B.nin de anestezi cihazını ve ameliyat masasını ameliyattan önce kontrolle ameliyata hazır hale getirmek oksijen ve azot peroksit tüplerinin dolu olup olmadığını kontrol etmekle ve ameliyat esnasında değiştirilen oksijen tüpünü de bizzat değiştirmekle görevli oldukları halde, ameliyat öncesinde bunları yapmayarak bir saatlik ameliyatta 15 dakikalık oksijen kaldığını, ancak ameliyat esnasında fark edip, kendileri yerine yetkisiz hizmetliye tüpü değiştirtmek ve tüm ayırıcı özelliklerine rağmen kontrol etmemekle, sıfatları ve konumları itibarıyla uzman Dr. kadar olmasa da ağırlıklı ve büyük kusurlarının bulunduğu, tıbbi konularda Yüksek Sağlık Şurasından kusurlu olup olmadığı yönünden rapor alınması gerekli ise de, kusur oranları bakımından bu raporun bağlayıcılığı bulunmadığı gözetilmeden, nedenlerini de yeterince açıklamayan Yüksek Sağlık Şurasının sanıklara ayrı ayrı 3/8'er kusur izafe eden, hiç bir gerekçe gösterilmeden mücerret bir ifade ile 5/8 oranındaki kusuru da (diğer sebeplerle sağlık personelinin kusur ve ihmaline izafe edilemeyecek diğer faktörlere) bağlayan raporundaki bu kusur oranına dayanılarak ve yukarıda belirtilen oluş, sanıkların konumu ve tüm dosya içeriğini değerlendirir şekilde Adli Tıp Kurumundan yeni bir rapor alınmadan eksik soruşturma ile hüküm tesisi yasaya aykırı görüldüğünden hükmün bozulmasına karar verildi''