DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/1676 E. , 2024/3142 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/1676 Karar No : 2024/3142 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Odası VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Dördüncü Dairesinin 06/03/2024 tarih ve E:2023/11478, K:2024/1526 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 16/04/2022 tarih ve
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/1676 E. , 2024/3142 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/1676 Karar No : 2024/3142 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Odası VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Dördüncü Dairesinin 06/03/2024 tarih ve E:2023/11478, K:2024/1526 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 16/04/2022 tarih ve 31811 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Dördüncü Dairesinin 06/03/2024 tarih ve E:2023/11478, K:2024/1526 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazı yerinde görülmemiş, Kıyıların ve sahil şeritlerinin koruma ve kamu yararına kullanma esaslarının belirlendiği Kıyı Kanunu'nda kıyı kenar çizgisinin; deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırı olarak tanımlandığı ve kıyı kenar çizgisinin tespit, onay ve yürürlüğe girme usulünün düzenlendiği, Kıyı kenar çizgisinin tespit, onay ve yürürlüğe girme usulüne ilişkin olarak Kıyı Kanunu'nda yer alan düzenlemelerin, deniz, tabii ve suni göller ve akarsularda kıyı kenar çizgisinin tespiti, kıyıların kullanılması ve korunması ile kıyılarda, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan alanlarda, deniz ve göllerin kıyılarının devamı niteliğinde olan sahil şeritlerinde planlama ve uygulama esaslarını belirlemek amacıyla 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 5. ve 16. maddelerine dayanılarak hazırlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'te, anılan Kanun'a uygun olarak detaylandırıldığı ve bu usule göre belirlenmiş olan kıyı kenar çizgisinin hangi koşullarla değiştirilebileceğinin tahdidi olarak sayıldığı, Buna göre; Valiliğin uygun görüşü ile birlikte kıyı kenar çizgisi tespit komisyonu tarafından yapılan çalışmalar neticesinde hazırlanarak Valiliğe sunulan belgeler ile konuyla ilgili diğer belgelerin incelenmesi sonucunda uygun olduğu değerlendirilen ve Bakanlıkça onaylanarak yürürlüğe giren kıyı kenar çizgilerine karşı itiraz yolunun öngörüldüğü, ilan süresi içinde kamu kurum ve kuruluşları ve ilgililer tarafından Valiliğe itiraz edebileceğinin ve kıyı kenar çizgisi tespit komisyonunca itiraz üzerine yapılan inceleme sonuçlarını ve gerekçeli görüşlerini içeren komisyon raporu da dikkate alınmak suretiyle itirazın Bakanlıkça incelenerek karara bağlanacağının anılan Yönetmeliğin 9. maddesinde düzenlendiği ve onaylı kıyı kenar çizgilerinin hangi hallerde değiştirilebileceğinin aynı maddede tahdidi olarak sayıldığı, İptali istenilen düzenleme ile anılan Yönetmeliğin 9. maddesinde tahdidi olarak sayılan onaylı kıyı kenar çizgilerinin değiştirilebileceği hallere, meskun olmayan ve henüz tapu iptal davası açılmamış Hazine taşınmazlarının bulunduğu kıyı alanları ile 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu kapsamında kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi ve/veya turizm merkezi ilan edilerek ilgili Bakanlıklarca kesin tahsis, kesin izin ve/veya üst hakkı verilmiş ve turizm işletmesi belgesi almış yapıların bulunduğu kıyı alanlarına mahsus olmak üzere "mevcut onaylı kıyı kenar çizgisine yapılan itirazların Valilik Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonlarınca değerlendirilmesi sonucunda; bu alanların kıyı özelliği taşıyıp taşımadığının bilimsel ve teknik gerekçelere dayanarak hazırlanacak teknik raporda belirtilmek kaydı ile yeni bir kıyı kenar çizgisi tespiti yapılması" halinin de eklendiği, Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceğine dair Anayasa ve Kıyı Kanunu hükümleri doğrultusunda ayrım gözetilmeksizin tüm deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda onaylı kıyı kenar çizgisinin değiştirilmesi istemiyle kamu kurum ve kuruluşları ve tüm ilgililer tarafından yapılması öngörülen bir itiraz usulüne yer verilmişken, dava konusu Yönetmelik kuralı ile meskun olmayan ve henüz tapu iptal davası açılmamış Hazine taşınmazlarının bulunduğu kıyı alanları ile 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu kapsamında kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi ve/veya turizm merkezi ilan edilerek ilgili Bakanlıklarca kesin tahsis, kesin izin ve/veya üst hakkı verilmiş ve turizm işletmesi belgesi almış yapıların bulunduğu kıyı alanlarına mahsus olmak üzere "mevcut onaylı kıyı kenar çizgisine" yönelik yeni bir itiraz yolunun getirildiği, bu kuralın objektif kriterler çerçevesinde, kamu yararı ve hizmet gerekleri dikkate alınarak Yönetmeliğe eklendiği hususunun idarece ortaya konulamadığı, aksine kuralın Kıyı Kanunu hükümlerine aykırı uygulamaları teşvik edebileceği, kıyıların korunmasına aykırı uygulamalara yol açabileceği, kıyıların daraltılması sonucunu doğurabileceği, bu durumun ise kıyılardan yararlanmada önceliği kamuya veren Anayasa ve Kanun hükümleriyle bağdaşmayacağı, Bu itibarla, dava konusu Yönetmelik'te hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle, dava konusu Yönetmeliğin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davacının dava açma ehliyeti bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiği, dava konusu değişikliğin her türlü kıyı alanında uygulanamayacağı, sadece meskun olmayan sahalarda ve henüz devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu yönünde sicil düzeltme davası açılmamış Hazine taşınmazlarının bulunduğu kıyı alanları ile Turizm Teşvik Kanunu kapsamında kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi ve/veya turizm merkezi ilan edilerek ilgili Bakanlıklarca kesin tahsis, kesin izin ve/veya üst hakkı verilmiş ve turizm işletme belgesi almış yapıların bulunduğu kıyı alanlarında; mevcut onaylı kıyı kenar çizgisine yapılan itirazların Valilik kıyı kenar çizgisi tespit komisyonlarınca değerlendirilmesi sonucunda; bu alanların kıyı özelliği taşıyıp taşımadığının bilimsel ve teknik gerekçelere dayanılarak hazırlanacak teknik raporda belirtilmek kaydı ile yeni bir kıyı kenar çizgisi tespiti yapılması durumunda Bakanlıkça da uygun görülmesi halinde değiştirilebileceği, dava konusu düzenleme ile bu nitelikteki kıyı alanlarında, mevcut kıyı kenar çizgisine yapılan itirazların konusunda uzman komisyon üyelerince bir kez daha incelenmesi ve inceleme sonucunda bu alanlarda daha evvel kıyı özelliği göstermediği halde kıyı özelliğinde olduğu veya tam tersi yönde sehven yapılmış bir tespit olduğu kanaatinin bilimsel ve teknik veriler doğrultusunda ispatlanarak belirlenmesi durumunda itiraz konusu alanda mevcut kıyı kenar çizgisinin iptalinin önerilmesi ve yeni kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi çalışmalarının, Bakanlığın yapacağı inceleme sonucunda da uygun görülmesi halinde kıyı kenar çizgisinde değişikliğin gündeme gelebileceği, dava konusu düzenlemenin diğer amacının, belirtilen kıyı alanlarında kıyı kenar çizgisine yapılan itirazlarla ilgili olarak yargının ve bürokrasi yükünün azaltılması olduğu, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, dava açma ehliyetinin bulunduğu, dava konusu Yönetmelik değişikliğinin, Kıyı Kanunu'na aykırı bir şekilde insan eliyle yapılmış yapı ve tesislerin, dolgu ve kazı alanlarının neden olacağı kıyı kenar değişimlerinin yasallaştırılmasına, imar ve kıyı mevzuatına aykırı inşa edilmiş turistik işletmeleri yasallaştıran, kıyılarda imara aykırı yapıları teşvik eden, kıyı alanlarının doğal ve kültürel özelliklerinin bozulmasına, yapılaşmaya açılmasına ve toplumsal yararın ortadan kalkmasına, kıyı alanlarının toplumun yararlanmasına aykırı kullanımlara neden olacağı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava konusu Yönetmelik değişikliği ile meskun olmayan ve henüz tapu iptal davası açılmamış Hazine taşınmazlarının bulunduğu kıyı alanları ile 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu kapsamında Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ve/veya Turizm Merkezi ilan edilerek ilgili Bakanlıklarca kesin tahsis, kesin izin ve/veya üst hakkı verilmiş ve turizm işletmesi belgesi almış yapıların bulunduğu kıyı alanlarına mahsus olmak üzere onaylı kıyı kenar çizgilerinin değiştirilebileceği düzenlendiğinden, uyuşmazlığın, anılan kıyı alanları yönünden ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Dava konusu düzenlemenin, meskun olmayan ve henüz tapu iptal davası açılmamış Hazine taşınmazlarının bulunduğu kıyı alanları yönünden incelenmesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nda, kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu özellikle belirtildiğinden, 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik çerçevesinde tespiti yapılan kıyı kenar çizgisi ile kıyı çizgisi arasında kalan taşınmazların, tapu tesciline konu edilmemeleri, tescile konu taşınmazların tapularının ise, adli yargıda açılacak tapu iptal davası ile tapu sicilinden terkin edilmeleri gerekmektedir. Dolayısıyla, mevzuatta belirtilen usuller çerçevesinde kıyı kenar çizgisinin kesinleşmesinden sonra, kıyı kenar çizgisi ile kıyı çizgisi arasında kalmasına rağmen henüz tapu iptal davası açılmadığı için tapudaki tescili devam eden taşınmazlar açısından, tapu sicilindeki tescilin, hukuken şekli bir anlam ifade ettiği açıktır. Başka bir deyişle, kıyı kenar çizgisinin kesinleşmesinden sonra, kıyı kenar çizgisi ile kıyı çizgisi arasında kalan taşınmazlar Devletin hüküm ve tasarrufu altına girer ve kamunun eşit şekilde yararlanmasına açıktırlar. Ancak, bu tür taşınmazların tapusunun iptalinin dava yoluyla sağlanması, anılan Yönetmeliğin 10. maddesinde, idarenin (Defterdarlık) bir görevi olarak açıkça düzenlenmiştir. Bu nedenle, yetkili idarenin, mevzuatta konuyla alakalı bir süre belirtilmese de, kıyı kenar çizgisinin kesinleşmesinden sonra, idari işleyişin gereklilikleri çerçevesinde, makul bir süre içerisinde, açacağı tapu iptal davası ile kıyıda kalan taşınmazın tapusunun iptalini sağlamak suretiyle, Devletin hüküm ve tasarrufuna giren taşınmazlardan, kamunun eşit ve serbest bir şekilde faydalanmasına yönelik şekli güvenceyi temin etmesi gerekmektedir. Bu durumda, kıyı kenar çizgisinin kesinleşmesinden sonra, kıyıda kalan taşınmazın tapusunun iptalini sağlamak konusunda yetkilendirilen idarenin, bu görevini yerine getirmemesi halinin, kıyı kenar çizgisinin yeniden belirlenmesine sebep oluşturamayacağı, aksi yaklaşımın, kıyıda kalan taşınmazın tapusunun iptalini sağlamak konusunda verilen yetki ve görevin ilgili idarece kullanılmaması sonucunu doğuracağı, bunun ise kıyılardan kamunun eşit ve serbest bir şekilde faydalanmasına yönelik anayasal kural ile bağdaşmayacağı açıktır. Öte yandan, dava konusu düzenleme ile, kıyı kenar çizgisinin yeniden belirlenmesine ilişkin olarak getirilen bu özel durumun, yalnızca Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlar açısından öngörülmüş olması, başka bir ifade ile, kesinleşen kıyı kenar çizgisi sonrasında kıyıda kalan özel mülkiyete konu taşınmazlar açısından öngörülmemiş olması, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10. maddesinde düzenlenen "Kanun Önünde Eşitlik" ilkesine de aykırıdır. Dava konusu düzenlemenin, 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu kapsamında Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ve/veya Turizm Merkezi ilan edilerek ilgili Bakanlıklarca kesin tahsis, kesin izin ve/veya üst hakkı verilmiş ve turizm işletmesi belgesi almış yapıların bulunduğu kıyı alanları yönünden incelenmesine gelince; 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu'nda, Bakanlık tarafından turizm amaçlı değerlendirilmesinde yarar görülen ve ilgili Bakanlığa bildirilen, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici yerlerden yalnızca tapuya tescili mümkün olan taşınmazların çeşitli turizm faaliyetlerinde kullanılmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yatırımcılara tahsisine olanak tanındığı, kıyı kenar çizgisi ile kıyı arasında kalması nedeniyle, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamunun eşit ve serbest bir şekilde yararlanmasına açık olacağı düzenlendiğinden tapuya tescil olanağı da bulunmayan taşınmazların, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ve/veya Turizm Merkezi ilan edilen sahada kalması halinde, tahsis, izin ya da üst hakkına konu edilebileceğine yönelik açık bir düzenlemenin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nda, kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alan olarak tanımlanan kıyılarda, anılan Kanun'un 5. maddesi uyarınca hiçbir yapı yapılamayacağı ve 14. maddesi uyarınca da ruhsatsız yapılar ile ruhsat ve eklerine aykırı yapılar hakkında 3194 sayılı İmar Kanunu'nun ilgili hükümlerinin uygulanacağı düzenlendiği halde, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile, bu hükümlerin gereğinin yerine getirilmesine mani olacak şekilde, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ve/veya Turizm Merkezi ilan edilerek ilgili Bakanlıklarca kesin tahsis, kesin izin ve/veya üst hakkı verilmiş ve turizm işletmesi belgesi almış yapıların bulunduğu kıyı alanlarında, kıyı kenar çizgisinin yeniden belirlenmesine ilişkin yeni bir usul belirlenmesinde üst hukuk normlarına uyarlık bulunmamaktadır. Kaldı ki, 3621 sayılı Kanun ve Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'te yer alan tanımlar çerçevesinde, tamamen doğal unsurlar ölçüt alınmak suretiyle belirleneceği belirtilen kıyı kenar çizgilerinin, üzerinde bulunan yapılar nedeniyle yeniden belirlenmesine imkan tanınması durumunda, kıyıdaki yapı nedeniyle, ölçüt alınan doğal unsurların ve nihayetinde kıyı kenar çizgilerinin değişmesi de kaçınılmaz olacaktır. Yukarıda belirtilen açıklamalar çerçevesinde, dava konusu Yönetmelik değişikliğinde üst hukuk normlarına uyarlık bulunmamaktadır. Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki Daire kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile Daire kararının belirtilen gerekçeyle onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: Üye ...'in; Anayasa'nın 135. maddesine göre kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşlarının, belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan kamu tüzel kişilikleri olduğu ve bu meslek kuruluşlarının, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacağı esasları göz önünde bulundurulduğunda, davacı Odanın, dava konusu işlemin iptalini istemekte hukuken korunması gereken bir menfaatinin bulunmadığı yönündeki usule ilişkin oyuna karşılık, davacı Odanın ehliyetli olduğuna oyçokluğu ile karar verilerek, işin esasına geçildi. İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : 16/04/2022 tarih ve 31811 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile, Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin "Kıyı Kenar Çizgisinin Onayı ve İlanı" başlıklı 9. maddesinin, onaylı kıyı kenar çizgilerinin değiştirilebileceği halleri düzenleyen 6. fıkrasına, "Meskun olmayan ve henüz tapu iptal davası açılmamış hazine taşınmazlarının bulunduğu kıyı alanlarında veya 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu kapsamında Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ve/veya Turizm Merkezi ilan edilerek ilgili Bakanlıklarca kesin tahsis, kesin izin ve/veya üst hakkı verilmiş ve turizm işletmesi belgesi almış yapıların bulunduğu kıyı alanlarında; mevcut onaylı kıyı kenar çizgisine yapılan itirazların Valilik Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonlarınca değerlendirilmesi sonucunda; bu alanların kıyı özelliği taşıyıp taşımadığının bilimsel ve teknik gerekçelere dayanarak hazırlanacak teknik raporda belirtilmek kaydı ile yeni bir kıyı kenar çizgisi tespiti yapılması," düzenlemesini içeren (f) bendinin eklenmesi üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT : Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın; 10. maddesinde; "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.", 43. maddesinde; "Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir. Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.", hükümlerine yer verilmiştir. 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun; 1. maddesinde; "Bu Kanun, deniz, tabii ve suni göl ve akarsu kıyıları ile bu yerlerin etkisinde olan ve devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinin doğal ve kültürel özelliklerini gözeterek koruma ve toplum yararlanmasına açık, kamu yararına kullanma esaslarını tespit etmek amacıyla düzenlenmiştir.", 2. maddesinde; "Bu Kanun, deniz, tabii ve suni göller ve akarsu kıyıları ile deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerine ait düzenlemeleri ve bu yerlerden kamu yararına yararlanma imkan ve şartlarına ait esasları kapsar.", hükümlerine yer verilmiş, 4. maddesinde; "Kıyı Çizgisi", Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan çizgi, "Kıyı Kenar Çizgisi", Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırı, "Kıyı", Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alan, "Sahil Şeridi", Kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak enaz 100 metre genişliğindeki alan, olarak tanımlanmış, 5. maddesinde; "Kıyılar ve doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan araziler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır. Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup, buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, telörgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz. Kıyılardan kum, çakıl vesaire alınamaz veya çekilemez. Kıyılarda kıyıyı değiştirecek boyutta ve kıyının doğal yapısını bozacak nitelikte kazı yapılamaz. Valilikçe uygun görülmesi ve yazılı izin verilmesi halinde Valilik denetiminde kıyının doğal yapısını değiştirmeyecek boyut ve nitelikte yapılacak kazı işlemi izin şartlarına bağlıdır. İzin şartlarına aykırı işlem yapılması halinde verilen izin iptal edilir ve Yönetmeliğin 21 inci maddesine göre cezai işlem yapılır. Kıyılara moloz, toprak, curuf, çöp gibi kirletici etkisi olan atık ve artıklar dökülemez. Ayrıca Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği hükümleri de geçerlidir. 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve aynı Kanun gereğince çıkartılan yönetmelik hükümleri saklıdır. Kıyıda ve sahil şeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi için onaylı kıyı kenar çizgisinin bulunması zorunludur.", 9. maddesinde; "Kıyı kenar çizgisi, valiliklerce, kamu görevlilerinden oluşturulacak en az 5 kişilik bir komisyonca tespit edilir. Bu komisyon; jeoloji mühendisi, jeolog veya jeomorfolog, harita ve kadastro mühendisi, ziraat mühendisi, mimar ve şehir plancısı, inşaat mühendisinden oluşur. Komisyonca tespit edilip valiliğin uygun görüşü ile birlikte gönderilen kıyı kenar çizgisi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylandıktan sonra yürürlüğe girer. Komisyonun çalışma usul ve esasları Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanan yönetmelik ile belirlenir.", 10. maddesinde; "Kıyıda ve sahil şeridindeki planlar bu Kanunun ve buna dayanılarak çıkarılacak yönetmeliğin hükümlerine aykırı olamaz. Bu yerlerde düzenlenen planlardan, imar mevzuatı veya yerin özelliği dolayısıyla 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamına girenler, anılan Kanunun 7 nci maddesine göre onaylanarak kesinleşir." , 14. maddesinde; "Bu Kanun kapsamında kalan alanlarda ruhsatsız yapılar ile ruhsat ve eklerine aykırı yapılar hakkında 3194 sayılı İmar Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.", 16. maddesinde; "Bu Kanunun uygulanması ile ilgili yönetmelik, Kanunun yayımından itibaren 3 ay içinde Maliye ve Gümrük, Turizm Bakanlıklarının yazılı görüşü alınarak Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca hazırlanır.", hükümleri yer almıştır. 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 5. ve 16. maddelerine dayanılarak hazırlanan ve 30/03/1994 tarih ve 21890 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin amacı, deniz, tabii ve suni göller ve akarsularda kıyı kenar çizgisinin tespiti, kıyıların kullanılması ve korunması ile kıyılarda, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan alanlarda, deniz ve göllerin kıyılarının devamı niteliğinde olan sahil şeritlerinde planlama ve uygulama esaslarını belirlemek olarak belirtilmiş, 4. maddesinde ise; "Kıyı Kenar Çizgisi" "Deniz, tabii ve suni göl ve akarsuların, alçak-basık kıyı özelliği gösteren kesimlerinde kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu kumsal ve kıyı kumullarından oluşan kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık benzeri alanların doğal sınırı; dar-yüksek kıyı özelliği gösteren kesimlerinde ise, şev ya da falezin üst sınırı" olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin; 6. maddesinde; kıyı kenar çizgisi tespit komisyonunun Valiliklerce, kamu görevlilerinden en az beş kişiden oluşturulacağı belirtildikten sonra Komisyonda yer alması zorunlu meslek grupları sayılmış, 7. maddesinde; kıyı kenar çizgisinin tespit ve onay sürecine ilişkin kurallara yer verilmiş, 8. maddesinde; Kanun'un ve bu Yönetmeliğin 4. maddesinde belirlenen esaslara göre kıyı kenar çizgisinin arazide tespit edileceği, bu Yönetmeliğin 7. maddesinde belirtilen onaylı halihazır haritalar üzerine işleneceği, arazide tespit edilen ve harita üzerine geçirilen kıyı kenar çizgisinin hangi esas ve verilere göre geçtiğini açıklayan bir tutanak düzenleneceği ve Komisyon tarafından imzalanacağı düzenlenmiş, 9. maddesinde ise; "Orijinal pafta, bu paftadan çoğaltılmış bir takım ozalit pafta, mahallinde tutulan tutanak ve ölçü işlemleri ile ilgili belgeler valiliğe sunulur. Valilik uygun görüşü ile birlikte bu belgeleri ve konu ile ilgili diğer belgeleri Bakanlığa gönderir. Uygun görülen kıyı kenar çizgileri bakanlıkça onaylanarak yürürlüğe girer. Onaylı orijinal pafta valiliğe gönderilir. Bakanlıkça uygun görülmeyen kıyı kenar çizgisi paftaları, gerekli düzeltmeler veya yeniden tespit yapılmak üzere valiliğe iade edilir. Yürürlüğe giren kıyı kenar çizgisi, belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyelerce, bu sınırlar dışında valiliklerce tespit edilen ilan yerlerinde bir ay süreyle ilan edilir. Kıyı kenar çizgisine, ilan süresi içinde kamu kurum ve kuruluşları ve ilgilileri itiraz edebilir. İtirazlar valiliğine yapılır. İtirazlar, Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca onbeş gün içinde incelenir. İnceleme sonuçlarını ve gerekçeli görüşlerini içeren komisyon raporu değerlendirilmek üzere Bakanlığa gönderilir. Bakanlık itirazı, komisyon raporunu da dikkate alarak inceleyip karara bağlar. İtiraz ve yapılan inceleme neticesinde düzeltilmesine karar verilen kıyı kenar çizgisinin tespiti, onayı ve ilanı hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır. Onaylı kıyı kenar çizgileri; a) Kıyı kenar çizgisinin suya düşmesi, b) Mükerrer kıyı kenar çizgisinin bulunması, c) Kıyı kenar çizgilerinin kenarlaşmaması, ç) Yargı organlarınca kıyı kenar çizgisinin iptali ya da yargı organlarınca ikinci bir kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi durumunda, mükerrer kıyı kenar çizgilerine mahal verilmemesi için; mükerrerliğe konu olan alanda Valilik Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonlarınca incelenerek yeni bir tespit yapılması, d) Daha evvel kıyı özelliği göstermediği halde, malzeme alımı sonucunda oluşan su alanları nedeniyle, bu alanları kıyıda bırakacak şekilde tespit edilen kıyı kenar çizgileri, bu su alanlarının deniz, göl veya akarsu ile doğrudan bağlantılı olmadığının Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca belirlenmesi, e) Tabii ve suni göl kıyı kesimlerinde maksimum su kotunun Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce veya mahkeme kararları uyarınca değiştirilmesi, halleri dışında değiştirilemez." düzenlemelerine yer verilmiş, Dava konusu değişiklik ile de anılan Yönetmeliğin 9. maddesinin 6. fıkrasına; "Meskun olmayan ve henüz tapu iptal davası açılmamış hazine taşınmazlarının bulunduğu kıyı alanlarında veya 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu kapsamında Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ve/veya Turizm Merkezi ilan edilerek ilgili Bakanlıklarca kesin tahsis, kesin izin ve/veya üst hakkı verilmiş ve turizm işletmesi belgesi almış yapıların bulunduğu kıyı alanlarında; mevcut onaylı kıyı kenar çizgisine yapılan itirazların Valilik Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonlarınca değerlendirilmesi sonucunda; bu alanların kıyı özelliği taşıyıp taşımadığının bilimsel ve teknik gerekçelere dayanarak hazırlanacak teknik raporda belirtilmek kaydı ile yeni bir kıyı kenar çizgisi tespiti yapılması, " düzenlemelerini içeren (f) bendi eklenmiştir. Aynı Yönetmeliğin 10. maddesinde ise; "Bakanlıkça Valiliğe gönderilen onaylı orijinal kıyı kenar çizgisi paftaları ve bilgisayar ortamındaki sayısal veriler, Valilikçe çoğaltılarak yerel maliye teşkilatına, tespit belediye ve mücavir saha hudutları içinde ise, ilgili belediyesine ve kadastral paftalara işlenmek üzere ilgili kadastro müdürlüğüne gönderilir. Onaylı orijinal kıyı kenar çizgisi paftaları Valilikçe muhafaza edilir. Onaylı kıyı kenar çizgisine göre mülkiyete konu taşınmazların kıyıda kalan bölümleri ilgili kadastro müdürlüğünce belirlenerek gerekli şerhler konulmak üzere tapu sicil müdürlüğüne gönderilir. Tespit sonucunda, kıyıda kalan özel mülkiyete konu arazilerle ilgili tapu iptal işlemleri ilgili defterdarlıkça yürütülür." düzenlemesi yer almıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Taşınmaz Mülkiyeti" başlıklı ikinci bölümünün, "Taşınmaz Mülkiyetinin Konusu, Kazanılması ve Kaybı" başlıklı birinci ayrımında düzenlenen, "Sahipsiz yerler ve yararı kamuya ait mallar" başlıklı 715. maddesinde; "Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve bunlardan çıkan kaynaklar, kimsenin mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz. Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malların kazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması özel kanun hükümlerine tâbidir.", kuralı yer almıştır. Turizm sektörünü düzenleyecek, geliştirecek, dinamik bir yapı ve işleyişe kavuşturacak tertip ve tedbirlerin alınmasını sağlamak amacını taşıyan 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nun 3. maddesinde; "Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri";Turizm hareketleri ve faaliyetleri yönünden önem taşıyan veya doğal, tarihî ve kültürel değerlerin yoğun olarak yer aldığı, korunması ve geliştirilmesinde kamu yararı bulunan yörelerde, koruma kullanma dengesi gözetilerek sektörel kalkınmanın sağlanması ve turizm sektörünün plânlı ve kontrollü gelişiminin sağlanması amacıyla yeri, mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilân edilen alanlar, "Turizm Merkezleri" ise; Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri dışında kalmakla birlikte, bu bölgelerin niteliğini taşıyan, turizm hareketleri ve faaliyetleri açısından öncelikle geliştirilmesinde kamu yararı bulunan orman vasıflı olanlar dâhil Hazine taşınmazları ile tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde yeri, mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilân edilen alanlar, olarak tanımlanmış, Aynı Kanun'un 8. maddesinde ise; Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinde bulunan, kamu hizmetlerinde kullanılanlar ile üzerinde irtifak hakkı tesis edilenler hariç, Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlar, tapuya tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici yerler ile kapanan yollar ve yol fazlaları, mera, yaylak ve kışlaklar, 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman sayılan yerler ile özel mülkiyet konusu taşınmazlardan, Bakanlık tarafından turizm amaçlı değerlendirilmesinde yarar görülen ve ilgili Bakanlığa bildirilen taşınmazların, çeşitli turizm faaliyetlerinde kullanılmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yatırımcılara tahsisine ilişkin usul ve esasları belirleyen ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Turizm tesislerine turizm belgesi verilmesi, bu tesislerin yönetim, personel ve işletme özellikleri ile uymak zorunda oldukları fiziki şartlar ve işletmecilik esasları, tanıtım, bilgilendirme ve uygulanacak fiyat tarifelerinin onaylanmasına ilişkin usul ve esaslar ise 01/06/2019 tarih ve 30791 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelik ile belirlenmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nda, kıyıların, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu ve kıyıları çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceği hüküm altına alınmış, anılan Kanun'da "Kıyı Kenar Çizgisi", deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırı olarak tanımlanarak, kıyı kenar çizgisinin, tespit, onay ve yürürlüğe girme usulüne ilişkin genel düzenlemelere yer verilmiştir. Kıyı kenar çizgisinin tespit, onay ve yürürlüğe girme usulüne ilişkin olarak Kıyı Kanunu'nda yer alan genel düzenlemeler, deniz, tabii ve suni göller ve akarsularda kıyı kenar çizgisinin tespiti, kıyıların kullanılması ve korunması ile kıyılarda, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan alanlarda, deniz ve göllerin kıyılarının devamı niteliğinde olan sahil şeritlerinde planlama ve uygulama esaslarını belirlemek amacıyla anılan Kanun'un 5. ve 16. maddelerine dayanılarak hazırlanan ve 03/08/1990 tarih ve 20594 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'te detaylandırılmıştır. Buna göre; anılan Yönetmeliğin 9. maddesinde, Valilik uygun görüşü ile birlikte Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonu tarafından yapılan çalışmalar neticesinde hazırlanarak Valiliğe sunulan belgeler ile konu ile ilgili diğer belgelerin incelenmesi sonucunda uygun olduğu değerlendirilen ve Bakanlıkça onaylanarak yürürlüğe giren kıyı kenar çizgilerine karşı itiraz yolu öngörülmüş, ilan süresi içinde kamu kurum ve kuruluşları ve ilgililer tarafından Valiliğe itiraz edilebileceği, Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonunca itiraz üzerine yapılan inceleme sonuçlarını ve gerekçeli görüşlerini içeren Komisyon raporu da dikkate alınmak suretiyle itirazın Bakanlıkça incelenerek karara bağlanacağı düzenlenmiş ve bu suretle kesinleşen onaylı kıyı kenar çizgilerinin hangi hallerde değiştirilebileceği de aynı maddede tahdidi olarak sayılmıştır. Dosyanın incelenmesinden, dava konusu Yönetmelik değişikliği kapsamında, Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 9. maddesinin 6. fıkrasında tahdidi olarak sayılan onaylı kıyı kenar çizgilerinin değiştirilebileceği haller arasına; meskun olmayan ve henüz tapu iptal davası açılmamış Hazine taşınmazlarının bulunduğu kıyı alanları ile 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu kapsamında Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ve/veya Turizm Merkezi ilan edilerek ilgili Bakanlıklarca kesin tahsis, kesin izin ve/veya üst hakkı verilmiş ve turizm işletmesi belgesi almış yapıların bulunduğu kıyı alanlarına mahsus olmak üzere, mevcut onaylı kıyı kenar çizgisine yapılan itirazların Valilik Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonlarınca değerlendirilmesi sonucunda, bu alanların kıyı özelliği taşıyıp taşımadığının bilimsel ve teknik gerekçelere dayanarak hazırlanacak teknik raporda belirtilmek kaydı ile yeni bir kıyı kenar çizgisi tespiti yapılması halinin de eklendiği anlaşılmaktadır. Dava konusu Yönetmelik değişikliği ile meskun olmayan ve henüz tapu iptal davası açılmamış Hazine taşınmazlarının bulunduğu kıyı alanları ile 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu kapsamında Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ve/veya Turizm Merkezi ilan edilerek ilgili Bakanlıklarca kesin tahsis, kesin izin ve/veya üst hakkı verilmiş ve turizm işletmesi belgesi almış yapıların bulunduğu kıyı alanlarına mahsus olmak üzere onaylı kıyı kenar çizgilerinin değiştirilebileceği düzenlendiğinden, uyuşmazlığın, anılan kıyı alanları yönünden ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Dava konusu düzenlemenin, meskun olmayan ve henüz tapu iptal davası açılmamış Hazine taşınmazlarının bulunduğu kıyı alanları yönünden incelenmesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nda, kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu özellikle belirtildiğinden, 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik çerçevesinde tespiti yapılan kıyı kenar çizgisi ile kıyı çizgisi arasında kalan taşınmazların, tapu tesciline konu edilmemeleri, tescile konu taşınmazların tapularının ise, adli yargıda açılacak tapu iptal davası ile tapu sicilinden terkin edilmeleri gerekmektedir. Dolayısıyla, mevzuatta belirtilen usuller çerçevesinde kıyı kenar çizgisinin kesinleşmesinden sonra, kıyı kenar çizgisi ile kıyı çizgisi arasında kalmasına rağmen henüz tapu iptal davası açılmadığı için tapudaki tescili devam eden taşınmazlar açısından, tapu sicilindeki tescilin, hukuken şekli bir anlam ifade ettiği açıktır. Başka bir deyişle, kıyı kenar çizgisinin kesinleşmesinden sonra, kıyı kenar çizgisi ile kıyı çizgisi arasında kalan taşınmazlar Devletin hüküm ve tasarrufu altına girer ve kamunun eşit şekilde yararlanmasına açıktırlar. Ancak, bu tür taşınmazların tapusunun iptalinin dava yoluyla sağlanması, anılan Yönetmeliğin 10. maddesinde, idarenin (Defterdarlık) bir görevi olarak açıkça düzenlenmiştir. Bu nedenle, yetkili idarenin, mevzuatta konuyla alakalı bir süre belirtilmese de, kıyı kenar çizgisinin kesinleşmesinden sonra, idari işleyişin gereklilikleri çerçevesinde, makul bir süre içerisinde, açacağı tapu iptal davası ile kıyıda kalan taşınmazın tapusunun iptalini sağlamak suretiyle, Devletin hüküm ve tasarrufuna giren taşınmazlardan, kamunun eşit ve serbest bir şekilde faydalanmasına yönelik şekli güvenceyi temin etmesi gerekmektedir. Bu durumda, kıyı kenar çizgisinin kesinleşmesinden sonra, kıyıda kalan taşınmazın tapusunun iptalini sağlamak konusunda yetkilendirilen idarenin, bu görevini yerine getirmemesi halinin, kıyı kenar çizgisinin yeniden belirlenmesine sebep oluşturamayacağı, aksi yaklaşımın, kıyıda kalan taşınmazın tapusunun iptalini sağlamak konusunda verilen yetki ve görevin ilgili idarece kullanılmaması sonucunu doğuracağı, bunun ise kıyılardan kamunun eşit ve serbest bir şekilde faydalanmasına yönelik anayasal kural ile bağdaşmayacağı açıktır. Öte yandan, dava konusu düzenleme ile, kıyı kenar çizgisinin yeniden belirlenmesine ilişkin olarak getirilen bu özel durumun, yalnızca Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlar açısından öngörülmüş olması, başka bir ifade ile, kesinleşen kıyı kenar çizgisi sonrasında kıyıda kalan özel mülkiyete konu taşınmazlar açısından öngörülmemiş olması, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10. maddesinde düzenlenen "Kanun Önünde Eşitlik" ilkesine de aykırıdır. Dava konusu düzenlemenin, 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu kapsamında Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ve/veya Turizm Merkezi ilan edilerek ilgili Bakanlıklarca kesin tahsis, kesin izin ve/veya üst hakkı verilmiş ve turizm işletmesi belgesi almış yapıların bulunduğu kıyı alanları yönünden incelenmesine gelince; 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu'nda, Bakanlık tarafından turizm amaçlı değerlendirilmesinde yarar görülen ve ilgili Bakanlığa bildirilen, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici yerlerden yalnızca tapuya tescili mümkün olan taşınmazların çeşitli turizm faaliyetlerinde kullanılmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yatırımcılara tahsisine olanak tanındığı, kıyı kenar çizgisi ile kıyı arasında kalması nedeniyle, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamunun eşit ve serbest bir şekilde yararlanmasına açık olacağı düzenlendiğinden tapuya tescil olanağı da bulunmayan taşınmazların, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ve/veya Turizm Merkezi ilan edilen sahada kalması halinde, tahsis, izin ya da üst hakkına konu edilebileceğine yönelik açık bir düzenlemenin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nda, kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alan olarak tanımlanan kıyılarda, anılan Kanun'un 5. maddesi uyarınca hiçbir yapı yapılamayacağı ve 14. maddesi uyarınca da ruhsatsız yapılar ile ruhsat ve eklerine aykırı yapılar hakkında 3194 sayılı İmar Kanunu'nun ilgili hükümlerinin uygulanacağı düzenlendiği halde, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile, bu hükümlerin gereğinin yerine getirilmesine mani olacak şekilde, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ve/veya Turizm Merkezi ilan edilerek ilgili Bakanlıklarca kesin tahsis, kesin izin ve/veya üst hakkı verilmiş ve turizm işletmesi belgesi almış yapıların bulunduğu kıyı alanlarında, kıyı kenar çizgisinin yeniden belirlenmesine ilişkin yeni bir usul belirlenmesinde üst hukuk normlarına uyarlık bulunmamaktadır. Kaldı ki, 3621 sayılı Kanun ve Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'te yer alan tanımlar çerçevesinde, tamamen doğal unsurlar ölçüt alınmak suretiyle belirleneceği belirtilen kıyı kenar çizgilerinin, üzerinde bulunan yapılar nedeniyle yeniden belirlenmesine imkan tanınması durumunda, kıyıdaki yapı nedeniyle, ölçüt alınan doğal unsurların ve nihayetinde kıyı kenar çizgilerinin değişmesi de kaçınılmaz olacaktır. Yukarıda belirtilen açıklamalar çerçevesinde, dava konusu Yönetmelik değişikliğinde üst hukuk normlarına uyarlık bulunmamaktadır. Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki Daire kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin reddine, 2. Dava konusu işlemin iptaline ilişkin Danıştay Dördüncü Dairesinin temyize konu 06/03/2024 tarih ve E:2023/11478, K:2024/1526 sayılı kararının, yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 04/12/2024 tarihinde usulde ve esasta oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- 16/04/2022 tarih ve 31811 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan dava Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile, Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 9. maddesinin 6. fıkrasında tahdidi olarak sayılan onaylı kıyı kenar çizgilerinin değiştirilebileceği haller arasına; meskun olmayan ve henüz tapu iptal davası açılmamış hazine taşınmazlarının bulunduğu kıyı alanları ile 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu kapsamında Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ve/veya Turizm Merkezi ilan edilerek ilgili Bakanlıklarca kesin tahsis, kesin izin ve/veya üst hakkı verilmiş ve turizm işletmesi belgesi almış yapıların bulunduğu kıyı alanlarına mahsus olmak üzere, mevcut onaylı kıyı kenar çizgisine yapılan itirazların Valilik Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonlarınca değerlendirilmesi sonucunda, bu alanların kıyı özelliği taşıyıp taşımadığının bilimsel ve teknik gerekçelere dayanarak hazırlanacak teknik raporda belirtilmek kaydı ile yeni bir kıyı kenar çizgisi tespiti yapılması halinin de eklendiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlıkta, dava konusu düzenleme ile kıyı kenar çizgisinin belirlenme kriterleri yönünden bir değişiklik yapılmadığı, sadece kıyı kenar çizgisinin, yine dava konusu düzenlemede belirtilen hallerle sınırlı olmak üzere yeniden belirlenmesine ilişkin yeni bir itiraz usulünün düzenlendiği, düzenlemede belirtilen şartların oluşması halinde, kıyı kenar çizgisinin yine Kıyı Kanunu ve Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'te belirtilen usul çerçevesinde, bilimsel ve teknik gerekçelere dayandırılmak ve Kıyı Kenar Çizgisi Tespit Komisyonlarınca değerlendirilmek suretiyle yeniden belirleneceği, kaldı ki sürecin her aşamada yargı denetimine tabi olduğu dikkate alındığında, bu haliyle getirilen düzenleme hakkında, bu aşamada, Kıyı Kanunu hükümlerine aykırı uygulamaları teşvik edebileceği, kıyıların korunmasına aykırı uygulamalara yol açabileceği ve kıyıların daraltılması sonucunu doğurabileceği gibi ön kabul ve varsayımlardan hareketle verilecek bir kararın, hukuken geçerli bir yaklaşıma dayalı olamayacağı açıktır. Ayrıca, dava konusu düzenleme kapsamında kıyı kenar çizgilerinin yeniden belirlenmesine yönelik olarak tesis edilecek işlemlere karşı yargı yoluna başvurulması mümkün olup, bu kapsamda, dava açılması durumunda Daire kararında belirtilen hususlar yönünden de yeniden belirlenen kıyı kenar çizgilerinin denetleneceği açıktır. Öte yandan, davalı idare tarafından, dava konusu kuralın, sadece belli kıyı alanlarında uygulanmak üzere yürürlüğe girdiği, tüm kıyı alanlarını içermediği, amacının ise kıyı kenar çizgilerinin tespitinden kaynaklanan yargısal ve bürokratik yüklerin azaltılması olduğu ifade edilmek suretiyle, kamu yararı ve hizmet gerekleri dikkate alınarak düzenleme yapıldığının açıkça ortaya konulduğu görülmektedir. Bu durumda, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 9. maddesinin 6. fıkrasına (f) bendi olarak eklenen düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.