4. Hukuk Dairesi 2010/1692 E. , 2010/2709 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki ölümlü trafik kazası nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 19/11/2009 gün ve 2009/1393-2009/13049 sayılı ilamıyla süreden reddine karar verilmiştir. Süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK’nun 440-442. maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan …
**4. Hukuk Dairesi 2010/1692 E. , 2010/2709 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki ölümlü trafik kazası nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 19/11/2009 gün ve 2009/1393-2009/13049 sayılı ilamıyla süreden reddine karar verilmiştir. Süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK’nun 440-442. maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, trafik kazası nedeniyle desteğin ölümünden dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davacı tarafından temyiz olunmuştur. Dairemizce davacının temyiz dilekçesi süre yönünden reddedilmiştir. Davacı kararın düzeltilmesini istemiştir. Dosyada bulunan tebligat belgelerinin incelenmesinden; gerekçeli kararının davacı vekiline 02.11.2008 günü tebliğ edildiği, temyiz dilekçesinin 16.12.2008 günü verildiği görülmektedir. Ancak davacı vekilinin dosyaya sunduğu 28.11.2008 günlü dilekçesi ile gerekçeli kararın taraflara tebliğ edilmesini isteyerek tebligat giderlerini de o gün verdiği anlaşılmaktadır. Gerekçeli kararın, kararı temyiz eden davacı tarafa tebliğine ilişkin tebligat belgeleri üzerinde ise tebliğ tarihi 02.11.2008 olarak yazılmıştır. Bu durumda, kararın davacı vekiline 02.11.2008 günü tebliğ edilmesi olanaksız olup tebligat zarfı üzerinde yazılan tebligat tarihinin doğru olmadığı anlaşıldığından davacının temyizinin süresinde olduğu kabul edilerek Dairemizin 19.11.2009 gün ve 2009/ 1393 Esas ve 2009/ 13049 Karar sayılı temyiz dilekçesinin reddine ilişkin kararı kaldırılarak temyiz incelemesine geçilmiştir. Davacı, davalının yol açtığı trafik kazası nedeniyle 06.01.2006 günü babasının ölümünden dolayı 10.000,00 YTL manevi tazminat ödetilmesini istemiş, yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilerek davacı yararına 1.500,00 YTL manevi tazminat takdir edilmiştir. Borçlar Yasası'nın 47. maddesi gereğince yargıcın, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden yargıç, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir. Dava konusu olayın gelişim biçimi ile gösterdiği tüm özellikler, davacının ölene olan yakınlık derecesi, davalı sürücünün tam kusurlu bulunması, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde, davacı yararına takdir edilen 1.500,00 YTL manevi tazminat azdır. Daha üst düzeyde manevi tazminat takdir edilmek üzere kararın bozulması gerekirse de belirlenen bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası’nın 438/son maddesi gereğince, davacı yararına 3.000,00 TL manevi tazminat takdir olunmak suretiyle, kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. SONUÇ: Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 440-442. maddeleri gereğince davacının karar düzeltme isteminin kabulüne, Dairemizin 19.11.2009 gün ve 2009/ 1393-2009/13049 sayılı temyiz dilekçesinin reddine ilişkin kararının kaldırılmasına; temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle hüküm fıkrasının manevi tazminat tutarına ilişkin 2 nolu bendinde yer alan “...1500…” biçimindeki sayı dizisi silinerek, yerine “…3.000,00…” sayı dizisinin yazılmasına; harç alınmasına ilişkin 4 nolu bendinde yer alan “…fazla alınan 54 YTL karar ve ilam harcının talep ve istek halinde davacıya iadesine,” biçimindeki sözcük dizisi silinerek yerine “…eksik kalan 27,00 YTL harcın davalıdan alınmasına,” sözcük dizisinin yazılmasına; yine harç alınmasına ilişkin 6 nolu bendinde yer alan “…81,00 YTL ilam harcı ile 13,10 YTL başvurma harcı toplamı 94,10 YTL harcın…” biçimindeki sayı ve sözcük dizisi silinerek yerine “…135,00 YTL nispi karar harcının…” sayı ve sözcük dizisinin yazılmasına ve kararın düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 11/03/2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (M) (M) KARŞI OY YAZISI Dava, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken (görevlerini yaparken) kusurları sonucu şahıslara zarar vermelerinden kaynaklanan ve zarar gören şahısların kamu görevlileri aleyhine adli yargıda açtıkları tazminat davasıdır. Anayasa’nın 129/5. maddesindeki “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabilir” hükmü ile buna paralel olarak düzenlenmiş olan 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13. maddesi hükmünün açık, net ve amir olması, bu düzenlemeler gereğince kamu görevinden dolayı zarar gören kişilerin ancak idare aleyhine idari yargıda dava açabileceği, kamu görevlisi aleyhine adli yargıda dava açılmasının ve açılacak bu davalarda kamu görevlisinin kişisel kast veya kusurunun araştırılmasının mümkün olmaması, yasa hükümlerine aykırı yorum ve uygulama yapılamayacağı, idari yargının görevine giren davaların kamu düzenine aykırı sonuç doğuracak şekilde adli yargıda görülemeyeceği, kamu görevlileri hakkında adli yargıda kişiler tarafından açılan tazminat davalarının kast ve kusur araştırması yapılmaksızın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz. 11/03/2010