Birleşme, birleşmenin ticaret siciline tescili ile geçerlilik kazanır. Tescil anında, devrolunan şirketin bütün aktif ve pasifi kendiliğinden devralan şirkete geçer.Devrolunan şirketin ortakları devralan şirketin ortağı olur. Ancak bu sonuç, devralan şirketin kendi adına fakat bu şirket hesabına hareket eden kişinin elinde bulunan paylar ile devrolunan şirketin kendi adına fakat bu şirket hesabına hareket eden kişinin elinde bulunan paylar için doğmaz.7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin K
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2004 yılından itibaren diyaliz filtreleri ve malzemeleri iş kolunda faaliyet gösterdiğini, davalılardan ...'nın müvekkili şirketin kurucu ortaklarından olduğunu, diğer davalı ...'nun ise daha önce müvekkilinde çalışan olduğunu, davalıların ... A.Ş.'yi devralıp daha sonra ismini ... A.Ş. olarak değiştirdiklerini, devraldıkları şirket Mısır menşeili diyalizör üretimi yapan üretici şirketin 2003 yılında Türkiye'de kurduğu şirket olduğunu ve müvekkilinin bu şirketin Türkiye'deki tem yetkili satıcısı olduğunu, davalılardan ... A.Ş.'ndeki tüm hisselerini 25/10/2013 tarihinde diğer davalı ...'na devrettiğini, daha sonra 10/12/2013 tarihinde şirketin ismini ... A.Ş. olarak değiştirdiklerini, ...'nun müvekkili firmada 2011 yılından 19/06/2015 tarihine kadar personel olarak çalıştığını, müvekkilinin ticari faaliyetinin azalarak yok olmasını ve piyasanın davalıların kurduğu şirkete yönelmesini sağlamak amaçlı olarak davalıların ortak hareket ettiğini, müvekkilinin piyasada ... markasıyla isim sahibi olduğunu, ancak davalıların aynı isimli firma kurarak ve müvekkili çalışanlarını kurdukları firmaya yönlendirerek ve piyasada ... olarak her anlamda kendi kurdukları şirketin gösterilmesini sağlayarak müvekkilinin ticari hayatını sona erdirmek kastı ile hareket ettiklerini, müvekkili tarafından davalılara ihtarname gönderilerek isim hakkına vaki tecavüzün ve haksız rekabet eylemlerinin sona erdirilmesinin istendiğini, davalılar tarafından verilen cevabi ihtarname ile ... isminin marka olarak davalılardan ... adına tescil edildiğini ve marka kullanım bedeli ödenerek taraflarınca kullanıldığının bildirildiğini, ...'nın müvekkili ile tüm ilişkilerini sona erdirerek 09/07/2015 tarihinde ana holding olan ... Limited ile birlikte ... Tic. A.Ş.'yi kurduğunu, 28/09/2015 tarihinde müvekkilinin tek satıcılık yetkisinin sona erdiğine dair yazı gönderilmiş ve faaliyetin durdurulacağının bildirildiğini, organize bir şekilde müvekkilinin tüm ticari faaliyeti bitirilmek suretiyle hareket edildiğini, müvekkilinin piyasada satış yapmak sureti ile almış olduğu siparişlerin karşılığı olan malzemelerin ... firması tarafından müvekkiline teminden kaçınıldığını, aynı müşterilere davalıların kurduğu firma kanalıyla mal satışı yapıldığını, davalıların tüm eylemlerinin haksız rekabet ihlalini oluşturduğunu, müvekkilinin 2015 yılı Ocak - Haziran ayları satışının 480.413,00 TL iken bu tarihten dava tarihine kadar sıfır TL satış yaptığını belirterek davanın kabulü ile davalıların haksız rekabet teşkil edecek dava konusu eylem ve işlemlere son verilmesine, ticaret sicilinden ... A.Ş. ibaresinin şirket unvanından çıkarılmasına, ... Ltd. Şti ile iltibas oluşturacak ... A.Ş. İbaresinin başka hiç bir surette kullanılmamasına, şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat ile 300.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müşterek ve müteselsilen yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, savunmasında özetle; TTK'nın 60. maddesi uyarınca açılan davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkilleri tarafından haksız rekabet fiilinin söz konusu olmadığını, müvekkili şirketin 17/03/2003 tarihinde yabancı ortaklı olarak kurulduğunu, yerli sermaye şartı aranan ihalelere katılma amacı ile yabancı kurucuların bilgisi dahilinde 12/05/2003 tarihinde müvekkili şirket alt bayi olarak ... Ltd. Şti ünvanı ile kurulduğunu, müvekkillerinden ...'nın eski Ticaret Kanunu'nun beş ortak şartını sağlayabilmek için şeklen ortaklık yapısında bulunduğunu, yabancı ortakların çekilmek istemesi ile hisselerin tamamının ...'na devredildiğini, davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin kuruluşundan itibaren 2008 yılına kadar davacı şirketin yurtiçi piyasaya satışını yapmakta olduğu ürünlerin Türkiye distribütörü olduğunu, davacının hiç bir zaman tek yetkili satıcı olmadığını, müvekkilinin hammadde satışı yaptığını, davacının ise aynı ürünlerin satışını yapmamakta ve tek bir firmadan ürün almadığını, davacı ile müvekkilinin faaliyet alanlarının farklı olduğunu, davacının müşteri portföyünden müvekkili şirkete bir kayma olmadığını, ...'nun hem müvekkili şirket ortağı hem de davacı şirkette personel olarak çalıştığının davacı şirket tarafından bilinmemesinin beklenemeyeceğini, müvekkili ile davacı şirket arasında personel transferi olmadığını, ... ibaresinin müvekkillerinden ...'nın fikir ürünü olduğunu ve TPE marka sicili nezdinde 08/06/2006'dan beri müvekkili adına kayıtlı olduğunu, müvekkili şirketin isim değişikliğinden davacının haberdar olduğunu, ünvan değişikliğinin davacı şirket ortakları ve müdürleri ile birlikte kararlaştırıldığını, iki şirket arasındaki ticari ilişkinin ünvan değişikliğinden sonra devam ettiğini, TTK'nın 50. maddesi uyarınca tescilli ticaret ünvanın kullanımının haksız rekabet teşkil etmediğini, müvekkili adına tescilli olan markanın davacı tarafça kullanıldığını, müvekkili ile davacının ... ibaresi bulunan bir ürün satışı olmadığını, bu firmaların başka üreticilerin mallarını alıp satmakta olduklarını, aynı pazarda faaliyet göstermeyen ve üzerinde ticaret ünvanı yazılı olmayan müvekkillerin karıştırılma ihtimalinin olmadığını, ünvan değişikliğinden sonra müvekkilinin cirosunda yada müşterilerinde olağan dışı bir artışın söz konusu olmadığını, ünvan değişikliğinden önce de müvekkili şirketin cirosunun yüksek olduğunu, davacı şirketin düştüğü söylenen satışlarının ünvan benzerlikleri ile bir ilgisinin olmadığını, müvekkili ...'nın davacı şirketten ayrıldıktan sonra şirket kurmasının gerek TTK açısından gerekse haksız rekabet yada rekabete aykırı bir davranış olarak değerlendirilemeyeceğini, manevi tazminat taleplerinin söz konusu olamayacağını, Türk Borçlar Kanunu uyarınca şahsın kendisine ait bir hakkın zedelenmesinin söz konusu olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.