1. Hukuk Dairesi 2010/4644 E. , 2010/5435 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ALANYA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ, TARİHİ : 29/09/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, çekişme konusu 103 ada 184 ve 185 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitleri sırasında davalı adına tespit ve tescil edildiğini oysa, anılan taşınmazların taşlık, kayalık vasfında, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu ileri sürerek, iptal ve tescil isteminde bulunmuştur. Davalı, davanın reddini savunmuştu
**1. Hukuk Dairesi 2010/4644 E. , 2010/5435 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ALANYA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ, TARİHİ : 29/09/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, çekişme konusu 103 ada 184 ve 185 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitleri sırasında davalı adına tespit ve tescil edildiğini oysa, anılan taşınmazların taşlık, kayalık vasfında, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu ileri sürerek, iptal ve tescil isteminde bulunmuştur. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi . .in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir. Mahkemece hak düşürücü süre nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 103 ada 184 ve 185 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitinin 09.03.1995 tarihinde kesinleştiği eldeki davanın ise, 25.07.2007 tarihinde açıldığı kayden sabittir. Bilindiği üzere, 14 Mart 2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Kadastro Yasası’nın 12. maddesinin üçüncü fıkrasına “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.” cümlesi ve aynı Yasa’nın 3. maddesi ile de 3402 Sayılı Yasa’ya “Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindeki geçici 10. madde eklenmiştir. Somut olayda, kadastro tespitinin kesinleşmesinden itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık sürenin geçtiği açıktır. 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesinde öngörülen süre hak düşürücü süre olup, kamu düzeni ile ilgilidir ve mahkemece davanın her aşamasında res'en gözetilmesi gerekli olumsuz dava şartlarındandır. Özellikle, bu hususlar gözetilerek davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davacı hazine vekilinin diğer temyiz itirazı yerinde değildir, reddine, Ancak hemen belirtilmelidir ki, bir taraf, dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü yada yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz. Anılan bu kural yasal ve yargısal uygulamada kararlılık kazanmıştır.(Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri 5. cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21/12/1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12/09/1977, 5445/5655 dipnot 161: 10.HD 24/02/1976, 6296/1297) Ayrıca, her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Öte yandan avukatlık ücreti 29.05.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yargılama giderlerinden sayılır. Davacı hazine temyiz dilekçesinde sair nedenlerden söz etmek suretiyle bu hususa değinmiştir. Taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması halinde davacı hazinenin dava tarihinde dava açmakta haklı olacağı dikkate alındığında ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 5841 sayılı yasa gereğince dava reddedildiğine göre davalının tüm yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretiyle makdu harçtan sorumlu tutulması gerekeceğinde kuşku yoktur. Hal böyle olunca, yerinde uzman bilirkişi kurulu aracılığı ile keşif yapılarak taşınmazın niteliğinin ve zilyetlikle mülk edinilecek yerlerden olup olmadığının belirlenmesi ve hasıl olacak duruma göre yargılama giderlerinin hüküm altına alınması gerekirken, değinilen husus göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Davacı Hazinenin bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedene hasren HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 10.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.