7. Ceza Dairesi 2012/1559 E. , 2012/16996 K. 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununa aykırılık suçundan sanık ...'ın anılan Kanun'un 26. maddesi gereğince 4 ay hapis ve 450 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Urla Sulh Ceza Mahkemesinin 05/07/2010 tarihli ve 2009/287 esas, 2010/425 sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 17.10.2011 gün ve 53105 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Cumhuriyet …
**7. Ceza Dairesi 2012/1559 E. , 2012/16996 K.** **"İçtihat Metni"** 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununa aykırılık suçundan sanık ...'ın anılan Kanun'un 26. maddesi gereğince 4 ay hapis ve 450 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Urla Sulh Ceza Mahkemesinin 05/07/2010 tarihli ve 2009/287 esas, 2010/425 sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 17.10.2011 gün ve 53105 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 03.01.2012 gün ve KYB. 2011-366331 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Mezkür ihbarnamede; Dosya kapsamına göre, Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 25/01/2011 tarihli ve 2009/276 esas, 2011/924 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, sanık hakkında askeri yasak bölgeye girdiğinden bahisle 2565 sayılı Kanun'un 26. maddesi uyarınca mahkumiyet hükmü kurulduğu, bu maddenin atıf yaptığı 11. maddenin (b) bendi uyarınca birinci derece deniz askeri yasak bölgeleri ile bu bölgelerde uyulması gereken yasakların idarenin düzenleyici işlemi ile belirlendiği; 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinde "Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır" hükmü mevcut olup, 2565 sayılı Kanun'un anılan hükümlerinde, 5237 sayılı Kanun'un genel hükümlerine uyum amacıyla bir değişiklik yapılmadığından, Türk Ceza Kanunu'nun 5. maddesinin, 2565 sayılı Kanun yönünden 01/01/2009 tarihinde yürürlüğe girdiğinin kabulü gerektiği, Sanığa atılı eylemin, ceza içeren özel bir hukuk düzenlemesi olup; Türk Ceza Kanunu'nun 5. maddesinde sözü edilen özel ceza kanunları ya da ceza içeren kanunlar kapsamında bulunduğu, o halde özel yasada suç olarak düzenlenen eylemin, Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesi hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, anılan maddede "Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz." hükmünün yer aldığı, Bu duruma göre, 2565 sayılı Kanun'un 11. maddesi hükmüyle getirilen ve idarenin düzenleyici işlemleriyle konulan yasaklamaların, yasakların uygulama alanı ve bu alanların sınırlarının belirlenmesine dair bu düzenlemelerin Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde öngörülen kanunilik ilkesine uygun bulunmadığı, bu durum karşısında, 5252 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi ile Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 5. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; 2565 sayılı Kanun'un 11. ve 26. maddelerinde suçu tanımlayan hükümlerin tümüyle zımni olarak ilga edildiğinin ve atılı eylemin artık suç oluşturmadığının kabulü gerekliği gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Urla Sulh Ceza Mahkemesinin 05.07.2010 gün ve 2009/287 esas, 2010/425 karar sayılı kararının CMK.nın 309 maddesi uyarınca BOZULMASINA, cezanın kaldırılmasına, 22.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.