Başvuru, başvurucu ile çocuğu arasında kişisel şahsi) ilişki kurulmasına yönelik hüküm içermeyen yabancı mahkemece verilmiş boşanma ilamının tenfiz edilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, başvurucu ile çocuğu arasında kişisel (şahsi) ilişki kurulmasına yönelik hüküm içermeyen yabancı mahkemece verilmiş boşanma ilamının tenfiz edilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 25/8/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, eşi ile 2003 yılında evlenerek Fransa'ya yerleşmiştir. Başvurucunun oğlu Sefa Furkan 26/6/2005 tarihinde dünyaya gelmiştir. Başvurucunun eşi ve çocuğunun aynı zamanda Fransa vatandaşlığı bulunmaktadır. Başvurucu ile eşi 2009 yılında yaz tatillerini geçirmek amacıyla oğullarıyla beraber Türkiye'ye gelmişlerdir.A. Türkiye'de Açılan Boşanma Davasına İlişkin Süreç Başvurucu, Türkiye'de bulunduğu bu sırada 13/7/2009 tarihinde eşi aleyhine Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesine (Mahkeme) boşanma ve velayet davası açmıştır. Mahkeme, yargılama süresince geçerli olmak üzere çocuk Sefa Furkan'ın geçici velayetini başvurucu anneye vermiş ve babası ile çocuk arasında şahsi ilişki kurulmasına hükmetmiştir. Başvurucunun eşi, çocuğuyla şahsi ilişki kurduğu sırada çocuğu da yanına alarak Fransa'ya dönmüştür. Başvurucu, her ne kadar Mahkemeden çocuğun yurt dışına çıkışının engellenmesi için 3/8/2010 tarihinde talepte bulunmuş ve Mahkemece talep doğrultusunda 6/8/2010 tarihinde çocuğun yurt dışına çıkmaması yönünde tedbir kararı verilmiş ise de başvurucunun eşi ile çocuğunun başvurucunun talebinden önce 4/7/2010 tarihinde Fransa'ya gittikleri yapılan yazışmalar sonucu anlaşılmıştır. Başvurucunun eşi Fransa'ya döndükten sonra 23/9/2010 tarihinde başvurucu aleyhine boşanma ve velayet davası açmıştır (bkz. §§ 17-25 ). Mahkeme 11/2/2010 tarihinde, başvurucu ile eşinin boşanmalarına ve ortak çocuğun velayetinin başvurucu anneye verilmesine karar vermiştir. Anılan karar, başvurucunun eşi tarafından temyiz edilmiştir.Yargıtay Hukuk Dairesince (Daire) tarafların boşanmalarına ilişkin Fransa Mahkemesince verilen kararın Türkiye'de tanıma ve tenfizi yapılmak suretiyle geçerli hâle geldiğinin belirtilmesinden sonra kesinleşmeyen söz konusu kararın boşanma davasının sonucunu etkileyeceği değerlendirilerek bekletici mesele yapılması gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararı 17/3/2015 tarihinde bozulmuştur. Başvurucunun karar düzeltme istemi Dairenin 3/7/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bozma ilamına uyan Mahkeme, tarafların boşanmalarına yönelik kesinleşen Mahkeme ilamı bulunduğu gerekçesiyle 26/1/2016 tarihindedava hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Anılan karar temyiz edilmeksizin 20/4/2016 tarihinde kesinleşmiştir.B. Fransa'da Açılan Boşanma Davasına İlişkin Süreç Başvurucunun eşi Fransa'ya döndükten sonra 23/9/2010 tarihinde başvurucu aleyhine Metz Asliye Hukuk Mahkemesine (Fransa Mahkemesi) boşanma ve velayet davası açmıştır. Fransa Mahkemesi, başvurucunun davaya bizzat veya vekili aracılığıyla katılması amacıyla başvurucuya tebligat yapmıştır. Başvurucu yargılamaya katılmamış ve kendisini vekille temsil ettirmemiştir. Başvurucu sadece 22/11/2010 tarihinde cevap dilekçesi vererek eşi aleyhine Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesinde boşanma ve velayet davası açtığını, davanın devam ettiğini ve ortak çocukları olan Sefa Furkan'ı eşinin kaçırarak Fransa'ya götürdüğünü belirtmiş, ayrıca bir talepte bulunmamıştır. Fransa Mahkemesi 6/11/2011 tarihinde tarafların boşanmalarına ve ortak çocuğun velayetinin başvurucunun eşi babaya verilmesine karar vermiştir. Fransa Mahkemesinin gerekçesinde; uluslararası hukuk kurallarına göre iki farklı ülkede aynı dava açılmışsa bir mahkemenin diğer mahkeme lehine her türlü yetkisinden feragat etmesi gerektiği, aksi hâlde uluslararası hukuk kurallarının işleyeceği açıklanmıştır. Buna göre; başvurucu ve eşinin 2004-2009 yılları arasında Fransa'da ikamet ettikleri, 2009 yılında yaz tatili amacıyla Türkiye'ye gittiklerinden bir kaç hafta sonra başvurucunun boşanma davası açtığı, dolayısıyla boşanma davasının ortak ikametgâhın bulunduğu Fransa'da görülmesi gerektiğinden Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesi lehine yetkiden feragat edilmemesi yönünde karar verildiği belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun yargılamaya katılmadığı, çocukla ilgili ikametgâhının transferi, ziyaret hakkı ve diğer tedbirler için talepte bulunmadığı gözetilerek ortak çocuğun velayetinin sadece babaya verilmesinin yanı sıra ziyaret talebiyle ilgili bilgi ve talep olmadığından bu hususta ayrıca karar verilmediği ifade edilmiştir. Fransa Mahkemesi tarafından verilen kararın Türkiye'de tanınması ve tenfizi amacıyla başvurucunun eşi tarafından Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesine 18/12/2013 tarihinde dava açılmıştır. Başvurucu, eşi ile arasında devam eden boşanma davasının bulunduğunu ve tenfizi istenen kararın, anne ile çocuk arasında şahsi ilişki tesisine dair bir hüküm içermediğinden kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini iddia ederek Fransa Mahkemesince verilen kararın tanınmaması gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme, davayı 21/5/2014 tarihinde kabul etmiştir. Kararda; yabancı mahkeme ilamının tanınması ve tenfizi için kanunun aradığı şartlardan olan, kendisine karşı tenfizi istenen kişinin yabancı mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrılması yani savunma hakkının ihlal edilmemesi şartının somut olayda yerine getirilmiş olduğu, yine yabancı mahkemekararının Türkiye'nin münhasır yetkisine giren bir konu ile ilgili de olmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca, başvurucunun şahsi ilişki tesisine yönelik Mahkemeden bir talepte bulunmadığı gibi verilen Mahkeme kararını temyiz de etmediği ve bu hâliyle kararın kesinleştiği tespit edilmiştir. Öte yandan başvurucunun çocuk ile kendisi arasında şahsi ilişki tesisini her zaman dava yolu ile talep edebileceği, bu durumun, yabancı mahkeme ilamının tanınması ve tenfizi önünde engel teşkil etmediği sonucuna ulaşılmıştır. Çocuğun izinsiz olarak yurt dışına götürülmesi durumu kabul edilmiş ancak bu durumun yabancı mahkeme ilamının tanınması ve tenfizi açısından engel teşkil etmeyeceği ifade edilmiştir. Tüm bu hususlar bir arada değerlendirilerek Fransa Mahkemesince verilen kararın tenfizi için yasal şartların oluştuğu kanaatine varıldığı açıklanmıştır. Başvurucu tarafından yapılan temyiz istemi, Dairenin 17/3/2015 tarihli kararıyla karar düzeltme istemi 25/6/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar başvurucuya 29/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 25/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulmasına İlişkin Süreç Başvurucu, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına 18/8/2010 tarihinde başvurarak çocuğunun 25/11/1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme (Lahey Sözleşmesi) çerçevesinde tarafına iadesi için işlemlerin başlatılmasını talep etmiştir. Başvurucunun talebinin ne şekilde değerlendirildiği başvuru dosyasına yansımamakla birlikte Fransa Mahkemesince boşanma ve velayete yönelik verilen karar gerekçesinde, Lahey Sözleşmesi kapsamında başvurucuya 2/3/2012 tarihinde tebligat yapıldığı, başvurucunun vekili aracılığıyla 11/4/2012 tarihli beyanıyla Türkiye'de boşanma davasının açıldığını belirttiği bilgisine yer verilmiştir. Diğer taraftan başvurucu Beyşehir Cumhuriyet Başsavcılığına 21/10/2010 tarihinde eşinin çocuk kaçırma ve çocuğun alıkonulması suçunu işlediği iddiasıyla şikâyetçi olmuştur. Beyşehir Sulh Ceza Mahkemesinin 12/2/2013 tarihli kararıyla başvurucunun eşi hakkında mahkûmiyete hükmedilerek verilen hükmün açıklanması geri bırakılmıştır. Anılan karar 25/6/2013 tarihinde kesinleşmiştir. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu işlediği iddiasıyla başvurucunun eşi hakkında Antalya Asliye Ceza Mahkemesine dava açılmıştır. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda başvurucunun eşi hakkında 19/3/2014 tarihinde mahkûmiyete hükmedilerek verilen hükmün açıklanması geri bırakılmıştır. Anılan karar 4/9/2014 tarihinde kesinleşmiştir. A. Ulusal Hukuk 12/12/2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un ''Tenfiz şartları''kenar başlıklı maddesi şöyledir:''(1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması." 22/11/2007 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "Hâkimin takdir yetkisi" kenar başlıklı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:"Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır." 4721 sayılı Kanun’un "Kural" kenar başlıklı maddesi şöyledir:''Ana ve babadan her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.''B. Uluslararası Hukuk Uluslararası MevzuatAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin(Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." Türkiye açısından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve 27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin maddesinin ilgili fıkraları şöyledir:"(1)Yetkili makamlar uygulanabilir yasa ve usullere göre ve temyiz yolu açık olarak, ayrılığın çocuğun yüksek yararına olduğu yolunda karar vermedikçe, Taraf Devletler, çocuğun; ana–babasından, onların rızası dışında ayrılmamasını güvence altına alırlar. Ancak, ana–babası tarafından çocuğun kötü muameleye maruz bırakılması ya da ihmâl edilmesi durumlarında ya da ana–babanın birbirinden ayrı yaşaması nedeniyle çocuğun ikametgâhının belirlenmesi amacıyla karara varılması gerektiğinde, bu tür bir ayrılık kararı verilebilir.(2)Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca girişilen her işlemde, ilgili bütün taraflara işleme katılma ve görüşlerini bildirme olanağı tanınır.(3)Taraf Devletler, ana–babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, ana babanın ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı gösterirler." Uluslararası İçtihat Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Sözleşme'nin maddesi kapsamında devletin pozitif yükümlülüklerinin bir ebeveynin çocuğuyla bir araya gelmesini sağlamak için kamu makamlarının gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünü kapsadığını kabul etmektedir. AİHM'e göre bu yükümlülük, ayrıca çocukla kişisel ilişki ve çocuğun ikametgâhına ilişkin ebeveynler ve/veya çocuğun ailesinin diğer üyeleri arasında doğan anlaşmazlıklar bakımından da geçerlidir (Manic/Litvanya, B. No: 46600/11, 13/1/2015, § 101). AİHM'e göre ebeveyn ile çocuk arasındaki şahsi ilişkinin konu edildiği davalarda çocuğun menfaatlerinin diğer tüm hususlardan üstün tutulması gereklidir. Mahkemeye göre bu menfaatin iki yönü bulunmaktadır. İlk olarak çocuğun üstün menfaati sağlıklı bir ortamda gelişmesinin sağlanmasını içermektedir, bu nedenle Sözleşme'nin maddesi hiç bir koşulda ebeveynin çocuğun sağlığına ve gelişimine zarar verebilecek davranışlarını korumaz. İkinci olarak çocuğun üstün menfaatlerine aykırı olmadıkça ailesi ile bağlarını sürdürmesi çocuğun hakkıdır. Bu bağlamda çocuğun aile bağları ancak istisnai durumlarda koparılabilir ve aile bağlarının koptuğu durumlarda, çocuğun üstün menfaati kişisel ilişkinin sürdürülmesi ve koşullar uygun olduğunda ailenin yeniden bir araya gelmesi için gerekli tüm tedbirlerin alınmasını gerektirir (Gnahore/Fransa, B. No: 40031/98,19/9/2000, § 59). AİHM kararlarında aile bağlarının sürdürülmesi konusunda kamu makamlarına düşen yükümlülüğün mutlak olmadığı, her olayın özel koşullarına bağlı olarak alınacak tedbirlerin nitelik ve kapsamının farklılaşabileceği belirtilmiştir. AİHM'e göre kamu makamlarınca konuyla ilgili tüm tarafların hukuki menfaatlerinin gözetilmesi, özellikle çocuğun üstün menfaati dikkate alınarak tarafların menfaatleri arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (P. ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 22457/08, 15/11/2011, § 128). Sözleşme’nin maddesi, ebeveynin çocuğu ile yeniden birleşmesini sağlayacak önlemlerin alınmasını talep etme hakkının yanı sıra ulusal makamların bu önlemleri alma yükümlülüğünü de kapsamaktadır. Bu husustaki belirleyici husus, ulusal makamların uygulamadaki mevzuat ya da mahkeme kararlarıyla ebeveyne tanınan velayet, ziyaret ya da birlikte yaşama hakkının icrasını kolaylaştırmada kendilerinden beklenilen bütün makul önlemleri alıp almadığıdır (Hokkanen/Finlandiya, B. No: 19823/92, 23/9/1994, § 55).