Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2020/4273 E. , 2024/2588 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2020/4273 Karar No : 2024/2588 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Valiliği / … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- … 2- … 3- … 4- .. VEKİLLERİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin .. tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, murislerinin 667 say
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2020/4273 E. , 2024/2588 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2020/4273 Karar No : 2024/2588 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Valiliği / … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- … 2- … 3- … 4- .. VEKİLLERİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin .. tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, murislerinin 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Özel Zirve Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş'ye ait olan taşınmazı satın aldıktan sonra 564.000,00 TL'ye kiraya vererek elde ettiği gelir ve söz konusu şirketin yevmiye defterinde murisin 13.900,00 TL borcu bulunduğundan bahisle adlarına toplam 577.900,00 TL borç çıkarılmasına ilişkin Yozgat Valiliği Defterdarlık KHK İşlemleri İl Bürosunun .. tarih ve … sayılı işleminin iptali ile tahsil edilen kısmın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin .. tarih ve E:.., K:… sayılı kararında; davacıların murislerince 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Özel Zirve Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş'ye ait olan Yozgat İli, Merkez İlçesi, … ada, … parselde kayıtlı taşınmazı satın aldıktan sonra 05/01/2016 tarihinde aylık 47.000,00 TL'ye ... İnşaat ve Tesisat A.Ş.'ye kiraya verdiği, yıllık kira bedelinin 564.000,00 TL olduğu ve kira bedellerinin tahsil edildiği anlaşılmakta ise de, davacıların murisi ...'ın 28/09/2017 tarihinde vefat ettiği, bu tarihe kadar adına borç çıkarılmadığı, 564.000,00 TL kira bedelinin terekenin aktifinde yer alıp almadığı hususunda davalı idarece bir araştırma yapılmadığı görülmekle, terekede bulunup bulunmadığı belirlenmeyen menkul mal hükmündeki kira bedeli için davacılar adına borç çıkarılmasına ilişkin kısmında hukuka uyarlık, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Özel Zirve Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş'nin yevmiye defterinin alıcılar hesabında davacıların murislerinin söz konusu şirkete 13.900,00 TL borcu olduğunun anlaşılması nedeniyle tüm aktif ve pasifiyle hazineye devredilen şirkete ait 13.900,00 TL tutarındaki alacağın tahsili için davacılar adına borç çıkarılmasına ilişkin kısmında ise hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, dava konusu işlemin 13.900,00 TL'lik kısmında hukuka aykırılık bulunmadığından bu tutarın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tazminine olanak bulunmadığı, davalı idarece 564.000,00 TL kira bedelinin terekenin aktifinde yer alıp almadığı hususunun davalı idarece yapılacak araştırma sonucu ortaya çıkacağından, davacıların işlem nedeniyle tahsil edildiği ifade edilen kısmın iadesi hakkında ise karar verilmesine hukuken imkan bulunmamıştır. Belirtilen gerekçeler ile dava konu işlemin 564.000,00 TL kira bedeli için borç çıkarılmasına ilişkin kısmı yönünden iptaline, 13.900,00 TL borç çıkarılmasına ilişkin kısmı ile anılan tutarın tazmini istemine ilişkin kısmı yönünden davanın reddine, davacıların işlem nedeniyle tahsil edildiği ifade edilen kısmın iadesi yönünden ise karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi …. İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; İdare Mahkemesi kararı hukuka ve usule uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmaların mirasçılarına geçen ve şahsına bağlı bulunmayan hukuki ilişkilerinin tümünün tereke olarak adlandırıldığı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca mirasçıların murislerinin mal varlığında hak sahibi oldukları gibi terekenin açıldığı tarih olan murisin ölüm anında terekede mevcut olan borçlarından da müteselsilen sorumlu oldukları, yasal düzenlemeler uyarınca yapılan idari işlemde yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Davacılar adına, murislerinin 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Özel Zirve Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş'ye ait olan taşınmazı satın aldıktan sonra 564.000,00 TL'ye kiraya vererek elde ettiği gelir ve söz konusu şirketin yevmiye defterinde murisin 13.900,00 TL borcu bulunduğundan bahisle, Yozgat Valiliği Defterdarlık KHK İşlemleri İl Bürosunun … tarih ve … sayılı işlemiyle adlarına toplam 577.900,00 TL borç çıkarılmıştır. Bunun üzerine, anılan işlemin iptali ile tahsil edilen kısmın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri, "...idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar." olarak sayılmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3/a bendinde, dilekçelerin, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından "görev ve yetki" yönünden inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde de, 14. maddenin 3/a bendine göre adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır. 7082 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin "Dava ve takip usulü" başlığını taşıyan 16. maddesinin 1. fıkrasında, "1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce açılan davalar ile bu kapsamda Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen davalarda mahkemelerce, 15/8/2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle red kararı verilir. Bu kararlar duruşma günü beklenmeksizin dosya üzerinden kesin olarak verilir ve davacılara resen tebliğ edilir..." kuralı; "2) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce başlatılan icra ve iflas takipleri ile bu kapsamda Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen takipler hakkında icra müdürlüklerince, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca düşme kararı verilir. Bu kararlar dosya üzerinden kesin olarak verilir ve takip alacaklısına re'sen tebliğ edilir..." kuralı; ... (4) Birinci ve ikinci fıkralar uyarınca verilen kararlarda davacı veya alacaklının 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinde belirtilen usule uygun olarak ilgili idari makama, tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük hak düşürücü süre içinde başvurabileceği belirtilir. İdari başvuru üzerine idari merci tarafından verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabilir. İdari yargının verdiği karar kesin olup, uyuşmazlık adli yargıda hiçbir şekilde dava konusu yapılamaz." kuralı yer almakta idi. 7082 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 4 numaralı fıkrasının 3. cümlesinin iptali istemiyle yapılan başvuru sonucunda, Anayasa Mahkemesinin, 22/11/2023 tarih ve 32377 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 31/05/2023 tarih ve E:2018/77, K:2023/105 sayılı kararıyla; söz konusu maddenin ilgili cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline hükmedildiği, anılan kararın gerekçesinde; "...kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde mülkiyet iddiasında bulunanların bu iddialarla ilgili olarak açacakları davaların hangi yargı kolunda görüleceği meselesi bir yargılama usulü politikası olarak kanun koyucunun takdirindedir. Anayasa’nın 36. veya 40. maddesi bu tür uyuşmazlıkların adli yargıda karara bağlanmasına ilişkin bir güvence içermemektedir. İdari yargı mercilerinin özel borç ilişkilerine ilişkin uyuşmazlıkların çözümlenmesi hususunda yeterli tecrübeye sahip olup olmaması da bir yerindelik meselesi olup anayasal bir sorun değildir. Dolayısıyla kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia edenlerin açacakları davaların idari yargı mercileri tarafından karara bağlanması tek başına Anayasa’nın 40. maddesine aykırılık taşımamaktadır. Bununla birlikte Anayasa’nın 40. maddesi oluşturulacak dava yolunun uyuşmazlığın esasını inceleme ve karara bağlama kapasitesini haiz olmasını zorunlu kılmaktadır. Bu da idari yargı yerlerinin bu tür uyuşmazlıkların esasının incelenmesini ve karara bağlanmasını temin edecek uygun araçlarla donatılmasını gerektirmektedir. İdari yargının bu tür özel borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların esasını tüm yönleriyle inceleyebilecek araçlardan yoksunluğu bu tür uyuşmazlıkları inceleyebilecek yegâne yolun idari yargı olmasını öngören kuralın Anayasa’nın 40. maddesindeki gereklilikleri karşılamaması sonucunu doğurabilir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesinin üzerinde durması gereken mesele idari yargının kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia eden kişiler ile bu kurum ve kuruluşlar arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarını her yönüyle çözüme kavuşturacak araçlara sahip olup olmadığıdır. İdari yargılama usulü 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca yazılı yargılamaya dayanmaktadır. İdari yargılama usulünde tanık dinlenmesini yasaklayan açık bir hüküm bulunmamakla birlikte tanık dinleme usulünü düzenleyen hükümler 2577 sayılı Kanun’da yer almadığından ve bu konuda hukuk muhakemesi usulüne atıfta da bulunulmadığından idari yargılamada tanık dinlenip dinlenmeyeceği meselesi tartışmalı bir konu olmayı sürdürmüştür. Özel hukuk ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların bir kısmı yazılı belgelere dayandığından yazılı yargılama usulünü uygulayan idari yargının bunların çözümlenmesi için gereken araçları haiz olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde yazılı belgeler üzerinde inceleme yapılması yeterli olmamakta sözlü yargılama yapılması da gerekebilmektedir. Özellikle sadece tanık deliline dayalı olarak ispatlanması mümkün olabilecek iddiaların incelenmesinde sözlü yargılama yapılması ve tanık dinlenmesi zorunlu olabilmektedir. İdari yargılama usulünde tanık dinlenmesinin mümkün olup olmadığı hususunda süregelen tartışmanın varlığı da gözetildiğinde tanık dinlenmesini gerektiren özel hukuk uyuşmazlıkları yönünden idari yargının etkili bir yol olduğunun kesin bir biçimde söylenmesi mümkün görünmemektedir. Bu durumda kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia eden kişiler ile bu kurum ve kuruluşlar arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarının, sahip olduğu araçlar bakımından idari yargının kapasitesini aşıp aşmadığı yönünden bir ayrım yapılmaksızın, tümünün tek çözüm mercii olarak idari yargının tayin edilmesi Anayasa’nın 40. maddesinde öngörülen etkili yargısal başvuru yolları oluşturma yükümlülüğünü ihlal etmektedir." hususları belirtilerek iptaline karar verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdari yargının görev alanı; idare hukuku kuralları içinde, kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla, kamu gücü kullanılarak tek taraflı olarak tesis edilen kesin ve yürütülmesi zorunlu idarî işlemler, idari eylemler ve idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar nedeniyle açılan davaların görüm ve çözümüyle sınırlı bulunmaktadır. İdarenin işlemleri veya eylemleri nedeniyle hak ihlaline uğradığını öne süren kişilerce, ihlal edilen haklarının mali olarak telafisini teminen idari yargı mercilerinde açılacak tazminat istemli tam yargı davalarında; öncelikle, zararın idari bir işlem yahut eylemden mi kaynaklandığı hususunun; başka bir anlatımla, "işlemler" için; idare hukuku kurallarına göre tesis edilen, kamu gücüne dayanarak, diğer tarafın rızasını aramaya gerek olmaksızın, ilgilinin hukuki durumunda tek yanlı irade açıklamasıyla değişiklik meydana getiren idari bir işlem olup olmadığının ortaya konulması; "eylemler" için ise, idarece yürütülen kamu hizmetinin kuruluşunda, örgütlenmesinde veya işleyişinde meydana gelen bir aksaklığı içeren idarenin kusur sorumluluğuna dayalı veya kusursuz sorumluluk hallerine dayalı bir hak ihlalinin bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekmektedir. Bu bağlamda, idari makamlar tarafından tesis edilmiş olsa bile, özel hukuk hükümlerine tabi olan işlem ve sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıklar ile kamu hizmetinin kuruluşu, örgütlenişi ve işleyişinden kaynaklanmayan eylemlerden doğan uyuşmazlıkların çözümünde adli yargı mercileri görevlidir. Dava konusu uyuşmazlığı çözümlemekle görevli yargı kolunu belirleyen kanuni düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararıyla iptal edildiği ve bu kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı 22/11/2023 tarihinde yürürlüğe girdiği, Anayasa Mahkemesi kararlarının derdest olan davalarda uygulanacağı açıktır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında uyuşmazlığın niteliğine göre, adli veya idari yargının görevli olup olmadığı konusunda dava dosyasını elinde bulunduran idari yargı mercii tarafından karar verilmesi gerekir. Dava konusu uyuşmazlık, davacıların murisi ...'ın 03/12/2015 tarihinde kapatılan Özel Zirve Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş.'ye ait taşınmazı muvazaalı olarak satın alarak başka bir şirkete kiraya vermesi suretiyle gelir elde etmesi sonucunda yıllık kira bedeli olan 564.000,00 TL ile kapatılan şirketin yevmiye defterinde davacıların murisine 13.900,00 TL borç kaydı bulunması nedeniyle davalı idare tarafından bu miktarların davacılar adına borç çıkarılması işleminden kaynaklanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle kiraya verilen taşınmazın mülkiyetinin ve bu taşınmazdan elde edilen kira gelirinin kime ait olduğu hususunun belirlenmesi, devir geçersiz sayılsa dahi mirasçılardan istenebilmesi için terekenin aktifinde yer alıp almadığının, ayrıca muris adına çıkarılan borca ilişkin ise alacak-borç ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekmekte olup, tüm bu hallerde uyuşmazlığın adli yargı düzeninin görev alanında olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla, davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiğinden, esasına girilmek suretiyle reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında kararda hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:.., K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 2. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 07/03/2024 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.