Ceza Genel Kurulu 2021/202 E. , 2022/512 K. Yargıtay Dairesi : 4. Ceza Dairesi Sanık ...’ın kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan TCK’nın 125/1, 125/3-a-son, 125/4 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin ... 47. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 05.02.2015 tarih ve 50-21 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 23.11.2020 tarih ve 20378-1…
**Ceza Genel Kurulu 2021/202 E. , 2022/512 K.** **"İçtihat Metni"** Yargıtay Dairesi : 4. Ceza Dairesi Sanık ...’ın kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan TCK’nın 125/1, 125/3-a-son, 125/4 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin ... 47. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 05.02.2015 tarih ve 50-21 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 23.11.2020 tarih ve 20378-17561 sayı ile; "Sanığın suç tarihinde polis merkezi önüne gelip bağırmak suretiyle Cumhurbaşkanı ve Başbakana yönelik sarf ettiği sözlerinin hukuken tek bir fiil ile TCK'nın 229/1. maddesinde tanımlanan Cumhurbaşkanına hakaret ve aynı Kanun’un 125/3-a. maddesinde tanımlanan hakaret suçlarını oluşturduğu, TCK'nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren suçtan cezalandırılması gerektiği anlaşıldığından; sanık hakkında ayrı yürütülen yargılama sonucu Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen erteli 11 ay 20 gün hapis cezasının temyiz edilmeden kesinleştiği gözetilerek, sanık hakkında TCK’nın 125/3-a maddesi uyarınca hakaret suçundan verilen cezada fikri içtima ve mahsup hükümleri de nazara alınarak sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi," nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ise 09.01.2021 tarih ve 191485 sayı ile; "..Maddi olayda sanığın 09.11.2011 günü saat 00:30 sıralarında... Polis Merkezi Amirliği önünde alkollü olarak bağıra bağıra 'ben bu devletin a... koyayım, o başbakan olacak... ...'ın g... sinkaf edeyim, o ... ...ün de anasını sinkaf edeyim, bu hükumet benim anamı sinkaf etti, ben o başta bulunanların hepsinin tek tek a... koyayım, hepsinin makamı g... girsin, bu devletten ben 375 milyar para aldım, hepsinin Allah belasını versin, ben bu hükumet yüzünden 375 milyar para batırdım, benim hayatımı sinkaf ettiler, ben de onların hayatını sinkaf edeyim' şeklinde hakaretler ettiği, sanığın görevli polis memurları tarafından sözlerinin suç olduğuna dair ikaz edilmesine rağmen dinlemeyerek küfürlerine devam ettiği, bunun üzerine hakkında yasal işlem yapıldığı şeklinde gerçekleşen eylemde, Sanığın, işlediği kabul edilen hakaret suçlarının aynı neviden yada farklı neviden fikri içtima niteliğinde olup olmadığının tartışılması gerekmektedir. Sanığın, suç tarihinde Cumhurbaşkanı olan ... ... ile Başbakan olan... ...'a yönelik sinkaflı sözlerle hakaret etmekten ibaret eylemlerinin farklı neviden fikri içtima hükümleri uyarınca değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Zira sanığın,Cumhurbaşkanı olan ... ...e yönelik hakaret eylemi Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde 'Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organların Saygınlığına Karşı Suçlar' başlığında, Başbakan olan... ...'a yönelikhakaret suçu, 'Şerefe Karşı Suçlar' başlıklı 125/1-3/a maddesince müeyyide altına alınarak ayrı ayrı düzenlenmiştir. Farklı içtima hükümleri, işlenen suçların temel ve nitelikli halleri dışında yer aldığı diğer suçları kapsadığı tartışmasız kabul edilmektedir. Sanığın her iki mağdura yönelik eylemleri sinkaflı sözler söylemekten ibaret eylemlerinin, aynı neviden fikri içtima hükümleri kapsamında bulunmadığı, sanığın üzerine atılı bulunan suçların Türk Ceza Kanunu'nun ayrı fasıl ve bölümlerde düzenlendiğini ve söz konusu suçların farklı nevide olduğu görülmektedir. Sanığın işlediği kabul edilen suçların,TCK 44 maddesinde yazılı farklı neviden içtima hükümleri kapsamında bulunduğu anlaşılmış ise de, Sanığın, Kasımpaşa Polis Merkezi Amirliği önünde alkollü olarak bağıra bağıra her iki mağdura yönelik sarf ettiği sinkaflı sözler, hukuki anlamda tek eylem kabul edilse bile, sanığın bilerek ve isteyerek her bir mağdura yönelik ayrı kasıt ile işlendiği nedenle, TCK'nın 44. maddesinin uygulama olanağı bulunmamaktadır. TCK'nın 44 maddesinin uygulanabilmesi için, sanığın hukuki anlamda tek eylemle birden fazla suçun ihlal edilmesi ve sanığın kastının ihlal edilen tek suça yönelik olması gerekmektedir. Ancak sanığın, Cumhurbaşkanı olan ... ... ile Başbakan olan... ...'a yönelik ve ayrı kasıt altında atılı suçları işlediği açıkça görülmektedir." görüşüyle itiraz yoluna başvurulmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 17.05.2021 tarih ve 489-13628 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile aynı suçtan mükerrer olarak açılan kamu davasının reddine ilişkin hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olduğundan itirazın kapsamına göre inceleme kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın, olay tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ... ... ile Başbakanı... ...'a yönelik olarak hakaret içerikli sözler söylemekten ibaret olayda, TCK'nın 44. maddesi uyarınca fikri içtima hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yapılan yargılamaya ilişkin ... 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/561 Esas numaralı dosyası, sanığın yüklenen suçları işlediğini kabul ettiğine dair savunmaları, sanık tarafından Cumhurbaşkanına ve Başbakana iddianamede belirtildiği şekilde hakaret edildiğini içeren kolluk görevlilerince tanzim edilen 09.11.2011 tarihli tutanak ve tüm dosya kapsamından; 09.11.2011 tarihinde saat 00.30 sıralarında... Polis Merkezi Amirliği önüne alkollü bir vaziyette gelen sanığın bağırarak "Ben bu devletin a... koyayım, o başbakan olacak... ...'ın g... sinkaf edeyim, o ... ...’ün de a… sinkaf edeyim, bu hükumet benim anamı sinkaf etti, ben o başta bulunanların hepsinin tek tek a... koyayım, hepsinin makamı g... girsin, bu devletten ben 375 milyar para aldım, hepsinin Allah belasını versin, ben bu hükumet yüzünden 375 milyar para batırdım, benim hayatımı sinkaf ettiler, ben de onların hayatını sinkaf edeyim!" şeklinde hakaretler ettiği, Olay tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan ... ...’e yönelik hakaret suçundan yapılan soruşturmanın ... Bakanlığının iznine tabi olması nedeniyle bu husustaki evrakın tefrik edildiği, ... Bakanlığınca 06.03.2012 tarihinde verilen izin üzerine yapılan soruşturma neticesinde ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09.04.2012 tarihli ve 49508-9040 sayılı iddianame ile sanığın Cumhurbaşkanı ... ...’e yönelik eylemleri sebebiyle TCK’nın 299/1-2 ve 53. maddelerinin uygulanması istemiyle kamu davası açıldığı, ... 3. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 26.12.2013 tarih ve 561-440 sayı ile sanığın TCK’nın 299/1-2, 62, 51 ve 53. maddeleri gereğince 11 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye ve hak yoksunluğuna karar verildiği, söz konusu hükmün temyiz edilmeksizin 01.04.2014 tarihinde kesinleştiği, İtiraz konusu dosya kapsamında yapılan yargılama neticesinde ise, ... 47. Asliye Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarih ve 50-21 sayı ile; sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan açılan kamu davasının mükerrer olması nedeniyle CMK’nın 223/7 maddesi gereğince reddine, sanığın olay tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olan... ...’a yönelik hakaret eylemi sebebiyle de TCK’nın 125/1, 125/3-a-son, 125/4 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verildiği, Sanık tarafından olay sırasında gerek Cumhurbaşkanına gerekse Başbakana yönelik olarak söylenen sözlerin hakaret suçunu oluşturacağı hususunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamasına karşın, TCK'nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda uyuşmazlık doğmuştur. İtiraza konu uyuşmazlığın çözümü için öncelikle TCK'nın 43/2, 44. maddelerinde düzenlenen "Fikri içtima" koşulları açıklanıp, sanık tarafından olay sırasında söylenen sözlerin tek fiil olarak kabul edilip edilemeyeceği, tek fiil olarak kabul edilmesi hâlinde Cumhurbaşkanına hakaret suçu ile Başbakana hakaret suçunun farklı suçlar sayılıp sayılamayacağı, farklı suç olarak kabul edilmesi hâlinde ise; inceleme dışı Cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı verilen mahkûmiyet hükmünün, kesinleşmiş olmasına karşın itiraza konu kamu görevlisine hakaret suçu ile birlikte değerlendirilerek TCK'nın 44. maddesi uyarınca daha ağır cezayı gerektiren Cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı teşdit hükümlerinin uygulanması suretiyle yeniden hüküm kurulmasının "Ne Bis In Idem" (Aynı suçtan iki kez yargılama olmaz) ilkesine aykırı olup olamayacağı ve bunun sonucuna bağlı olarak her iki suçun dikkate alınması suretiyle yeniden kurulacak hükümden daha önce kesinleşen cezanın mahsup edilip edilemeyeceği hususlarının belirlenmesi gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisine göre; suç, toplumsal düzenin devamı açısından korunması gereken hukuki değerlerin açık ve bilinçli bir ihlali veya en azından bu değerleri korumaya matuf kurallara özensizlik niteliği taşıyan insan davranışlarıdır. Bu yönü itibariyle "Suç bir haksızlıktır"; bir başka ifadeyle de hukuka aykırılık arz eden muayyen bir fiildir (Özgenç, TCK. Gazi Şehri, Genel Hükümler 3. basım, s. 191-192). Bu teoride suç, maddi, manevi ve hukuka aykırılık unsurundan oluşmaktadır. Maddi unsurlar bakımından ise; fiil, fail, mağdur, netice, nedensellik bağlantısı, ve suçun konusu olmak üzere alt unsurlardan oluşmaktadır. Uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından “Fiil” kavramı üzerinde durmak gerekecektir. “Genel olarak fiil, kişinin iradesine hakim olduğu, belli bir neticeyi gerçekleştirmeye matuf ve harici dünyada cereyan eden bir davranıştır. Ancak insana izafe edilebilen insandan kaynaklanan davranışlar fiil niteliğini taşır. Ayrıca dış dünyada tezahürü olmayan salt düşünce fiil değildir. İnsan davranışına fiil niteliğini kazandıran en önemli unsur bunun irade ürünü olmasıdır; fiil, iradi nitelik taşımalıdır." TCK’nın hazırlanmasında "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. ... Komisyonu Raporu’nda da bu husus; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır.” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnaları ise TCK’nın “Suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK’da, aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima tek madde hâlinde ve aynı Kanun’un 79. maddesinde düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’da bu iki hâl birbirinden ayrılarak, aynı neviden fikri içtima ve zincirleme suçun düzenlendiği, 43. maddenin ikinci fıkrasında, “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.” şeklinde; Farklı neviden fikri içtima TCK’nın 44. maddesinde; “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiş olup bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Buna göre farklı neviden fikri içtima ile aynı neviden fikri içtima arasındaki ortak unsur, failin gerçekleştirdiği eylemin tek olmasıdır. Ancak farklı neviden fikri içtimada tek eylemle gerçekleştirilen farklı suçlar söz konusu iken aynı neviden fikri içtimada tek eylemle aynı suç birden fazla kez işlenmektedir. Yine farklı neviden fikri içtimada tek eylemle aynı kişiye karşı suçun işlenmesi mümkün iken (örneğin yüze atılan yumrukla mağdura karşı hem kasten yaralama hem de mala zarar verme suçunun işlenmesi gibi), aynı neviden fikri içtimada suç teorisi ve yasal düzenleme gereği suçların farklı kişilere karşı işlenmesi gerekir. İçtima öğretisinin özünde, bir taraftan failin gereksiz ve kusurunu aşan şekilde cezalandırılmaması; diğer taraftan haksız bir yarar sağlamaması esasına dayanan adil ve rasyonel bir ceza yaptırımının uygulanması düşüncesi yatar. İşte bu nedenle, birden fazla suç tipinin ihlali hâlinde adil cezanın belirlenebilmesi, içtima öğretisinin ceza hukuku sisteminde doğru bir biçimde düzenlenmesini gerekli kılar. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “Non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “Erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir. Fiilin tek olması fikri içtimanın temelini oluşturur. Şayet fiil tekliği yoksa fikri içtimadan söz edilemez. Bununla birlikte "Fiil" ifadesinden ne anlaşılması gerektiği fiil tekliği-fiil çokluğu ayrımının neye göre yapılacağı sorunu ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan suç tekliği ve çokluğununda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Fiil tekliğinde doktrinde farklı görüşler ileri sürülmüştür. Birinci görüş; fiili normun ihlali olarak kabul etmekte olup bu görüşe göre fiil, suç tipinin iradi kararla ihlal edilmesidir. Kaç tane suç tipine sebebiyet verilmiş ise o kadar fiil vardır. Bu görüşün kabulü halinde suç sayısı kadar fiil bulunduğuna göre suçların içtimasından söz etmeye gerek yoktur. Ancak bu görüş doktrinde taraftar bulabilmiş değildir. Yargıtay da “Fiil tekliği-fiil çokluğu veya suç tekliği-suç çokluğu ayrımları birbirinden farklılık gösterir.” tespitinde bulunmak suretiyle bu görüşü benimsemediğini ortaya koymuştur. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.01.1984 tarihli ve 1983/6-366 E.-1984/32 K. sayılı karar). Bu nedenledir ki söz konusu ayrım gerçek içtima ve suçların içtiması arasındaki ayrımda temel kriterdir. İkinci görüş; tipik neticeyi fiilin unsuru olarak kabul eden görüştür. Bu görüş 765 sayılı TCK’nın uygulandığı dönemde doktrinde ağırlıklı şekilde taraftar bulmuştur. Anılan görüş uyarınca; “İçtima öğretisi anlamında fiil sayısının tespitinde, suçun yasal tanımında neticeye yer verilen hallerde tipik neticeyi esas alır ve dış alemde birden fazla tipe uygun neticenin gerçekleşmesi durumunda birden fazla fiilin bulunduğunu kabul eder. Gerçekleşen tipik neticenin sayısı kadar fiil ve dolayısıyla suç vardır. (Pfefferle, s. 24 vd, 28 vd; Ziegler, s.12; Kraushaar, s. 23-24,27 vd; Kunter, s.19) Türk öğretisinde de; "Fiil, hem hareket hem de neticeyi kapsamakta olup; fikri içtimadan söz edebilmek için, neticenin tek olması gerekir. Failin aynı amaca yönelik hareketinin iki farklı sonuç doğurduğu hallerde, söz gelimi bir kimseyi öldürmek için atılan kurşunun o kimsenin ölümüne sebebiyet verdikten sonra bir başka kimseye isabet ederek yaralaması halinde iki ayrı fiil vardır." ifadesine yer verilmek suretiyle aynı düşünce benimsenmiştir. (Dönmezer/Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Cilt 2, 12. baskı, No:1129; Alacak Haktan, Suçun Unsurları, AÜHF Yayınları No:263 ... 1970, s. 57). Yargıtay kararlarında da bu görüşün yansımaları görülmekte olup; Ceza Genel Kurulunun 12.03.1984 tarihli ve 1983/1-176 E. - 1984/87 K. sayılı içtihadında; "Fiil, insan eseri olan ve dış alemde değişiklik husule getiren olay bütünüdür. Doğal yönüyle bütünlük gösteren fiil, hukuki açıdan hareket-netice-nedensellik bağı gibi unsurlardan oluşur. Doğal anlamda neticesiz hareket olmayacağı için neticesiz de suç olmaz. Dış dünyada herhangi bir değişiklik olmaması olumlu ya da olumsuz bir hareketin bulunmamasına bağlıdır. Neticesiz hareket olmayacağından doğal anlamda hareket fiil demektir. Bu neticenin geniş anlamıdır. Normatif açıdan neticenin dar anlamı; kanunun suç saydığı neticedir. Hareket-netice ayrımı sadece bu yönden yapılabilir. Bazen kanun dar anlamda bir netice göstermez ve bu halde hareket ile suç tamamlanmış olur. Bu halde kanun doğal sonuç ile yetinmiştir. Burada suç sayılan fiil genel olarak neticeye sahip harekettir. Dar anlamda bir neticenin kanunda gösterilmediği hallerde de neticenin varlığını belirtmek için bu çeşit suçlara (neticesi harekete bitişik suçlar) ismi verilmektedir. Hukuka aykırı ve kusurlu fiil hangi kanuni tipe uygun ise o kanuni tipin bulunduğu normu ihlal eder ve o suç oluşur. Dar anlamda netice, bazı kanuni tipler bakımından ortak nitelik gösterebilir. Bu gibi durumlarda fiil, uygun düştüğü kanuni tipler sayısınca normları ihlal etmiş olur. Fiilin tekliği-çokluğu ayrımında, maddi neticeye üstünlük tanımak gerekir ve buna göre tek ya da çok fiilden bahsolunur." açıklamasına yer verilmiştir. Genel Kurul 01.11.1982 tarihli ve 1982/4-296 E. - 1982/365 K. sayılı bir başka kararında da benzer şekilde; "Av tüfeğiyle yapılan bir tek atışla birden çok kişinin yaralanması halinde, sanık hakkında TCK'nın 79. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağını tartışma konusu yapmış olup bu kararla sanığın av tüfeği ile toplu halde bulunan şahıslara karşı, onlardan bir kaçının bu atıştan yaralanabileceğini bilerek yaptığı bir el ateş etme eylemi ile çeşitli kanun hükümlerinin ihlal edildiği yerel mahkemece kabul edildiğine göre, fiil dış alemdeki değişiklik olduğuna göre, fiilin esas kısmını netice oluşturur. Şu halde fikri içtimaın bulunabilmesi için, her şeyden önce bu neticenin tek olması gerekir. Bu nedenle bakılacak husus, dış alemdeki değişikliğin birden fazla olup olmadığıdır. Olayımızda ise, av tüfeğiyle yapılan atış tek olmakla birlikte değişiklik ve netice iki tanedir. Ortada bir fiil yoktur ve fikri içtima söz konusu edilemez." netice kadar fiil olduğu sonucuna varmıştır. Üçüncü görüş, fiili hareket olarak kabul eden görüştür. Bu görüşe göre neticeyi fiilin unsuru olarak değil fiilden ayrı olarak suçun maddi unsurları konusunda ele almaktadır. Bu görüş aynı zamanda içtima öğretisi anlamında fiil tekliği-fiil çokluğu ayrımında failin gerçekleştirdiği hareketi esas almaktadır. “Netice, suçun haksızlık unsurlarını gösteren yasal tanımda her zaman yer almamaktadır. Her suçta bir neticenin bulunmadığı ve suçların büyük bir kısmının sırf hareket suç olduğu göz önünde bulundurulduğunda, fikri içtimada fiilin tek olmasında maksadın netice olduğu sonucuna varılamaz. Bu itibarla fikri içtimada fiilin tekliğini hareketin tekliği şeklinde anlamak gerekir.” (Tröndle/Fischer, in: StGB Vor s. 52 kn. 27; Koca, s.202); 'Fiilin tekliğinin tespitinde netice esas alınmaz" (Mezger, AT, s. 262; Mannzen, s. 22, 39; Birckel, s. 16, 22; Otter, s. 187; Demirbaş, s. 481; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, ..., 2016, s. 492 vd., Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 3. Bası, ..., 2013, s. 462 vd., ... Emin Artuk - ... Gökçen - Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, ... Yayınevi, 7. Bası, ... 2013, s. 653 vb.). "Tek bir iradi karara dayanan tek bir vücut hareketi dış alemde kaç tane neticenin gerçekleşmesine sebebiyet vermiş olursa olsun tek bir fiil sayılır." (BGHSt 1, 20; 6, 81; 16, 397; 18, 26; Maurach/Gössel/Zipf, AT II s. 54 II kn. 42; Tröndle/Fischer, in: StGB Vor s 52 kn. 27). Suç teorisi ve bu bağlamda hareket teorileri anlamındaki fiil kavramının içtima öğretisine taşınmayacağı hususunda ise doktrinde görüş birliği vardır. (Göktürk, Fikri İçtima, 2013, s. 45). "Suç teorisindeki fiil kavramı, içtima öğretisindeki fiil kavramından farklı amaçlara hizmet eder" (Roxin, AT II s.33 kn. 10; Jeschek/Weigend, AT, s.710; Samson/Günther, in: SK-StGB Vor s. 52 kn. 15). "Suç teorisinde fiil insanın iradi davranışını ifade eder. Söz gelimi özel belgede sahtecilik suçu; sahte özel belge hazırlanması ve bu belgenin kullanılması halinde iki ayrı iradi fiilden ibaret olup suçun "çok hareketli suç" olarak nitelendirilmesinin esas nedeni iki ayrı iradi fiilden oluşmasıdır. Her ne kadar suç teorisi, anlamında iki ayrı fiilden oluşsa da içtima öğretisi anlamında tipik fiil tekliği kapsamında değerlendirmek suretiyle tek bir fiilin bulunduğu sonucuna ulaşılır" (Göktürk, s. 246); "Suç teorisinde fiil kavramı norm esas alınmak suretiyle de açıklanabilir; fiil kavramı tabii anlamında değil hukuki anlamında anlaşılır; söz gelimi mala zarar verme suçu bakımından suç konusu eşyaya çekiç ile her bir vuruş norm karşısında değerlendirilmeye tabi tutulduğunda tipik bir fiildir ve eşyaya bir kez vurulması suçun oluşumu bakımından yeterlidir. Her bir çekiç vuruşu birbirinden bağımsız bir fiil oluşturduğu; ortada birden fazla fiil bulunduğu ve fiil sayısınca suçun işlendiği söylenemez. Dolayısıyla ortada kaç tane fiilin bulunduğu içtima öğretisinin konusudur. İçtima öğretisindeki fiilin tekliğiyle suç teorisindeki tipe uygun fiil aynı değildir, farklılık arz eder." (Odter, s.187 atfen, Göktürk, s. 47). "İçtima öğretisinde fiil hareket olarak anlaşılmalıdır. Fiil tekliği-fiil çokluğu ayrımında neticenin esas alınmasının asıl nedeni tarihi gelişim sürecinde bahsedildiği üzere Roma Hukuku ve eski Alman Hukukundan 19. yy. sonlarına kadar neticenin ön planda olması; dış alemde meydana gelen tipik netice sayısı kadar fiilin ve dolayısıyla suçun bulunduğu şeklinde bir anlayışın hakim olması ve suç sayısı kadar dava açılmasıdır" (Göktürk, s. 49). "İçtima öğretisinde fiilin sayısı ve tipik neticenin sayısı ayrı ayrı tespit edilmelidir. Tek bir fiil birden fazla aynı veya farklı neticeye sebebiyet verebilir. Dış dünyada fiile nedensellik bağı ile bağlı olan birden fazla neticenin gerçekleşmiş olması, netice sayısı kadar fiilin bulunduğu anlamına gelmez. Fiilin dış dünyada meydana getirdiği değişiklikler her ne kadar fiile nedensellik bağıyla bağlı olsa da fiilin bir unsuru değildir." (du Mesnil, s.11 vd; Hahne, s.21-22; Knör, s.14; Birsckle, s.16). "Fiil sayısının tespitinde tipik neticeyi esas alan görüş, suçun yasal tanımında ayrıca neticeye yer vermeyen suçlarda yetersiz kalmakta ve netice kriteri yerine başkaca kriterlerden yararlanmak durumunda kalmaktadır" (Göktürk, s. 51). Uygulamada; tek zarf içerisinde, birden fazla mağdura hitaben ayrı ayrı yazılmış tehdit içerikli iki mektup gönderme eylemi, aynı dilekçe içeriği ile birden fazla mağdura ayrı ayrı hakaret etme fiili; aynı ortamda bulunan müştekilere karşı aynı nedene dayalı olarak ve aynı olay bütünlüğü içinde araya fasıla girmeksizin arka arkaya söylenen sözler; aynı olayın devamı kapsamında aynı yer ve zaman dilimi içerisinde gerçekleştirilen hakaret eylemleri, sanığın görevliye ve olayın devamında kendisini muayene etmek isteyen başka görevliye yönelik hakaret eylemleri; sanığın mağdura yönelik tehditte bulunmasının akabinde araya giden başka kişiyi de ölümle tehdit etmesi biçiminde kabul edilen eylemleri hukuki anlamda tek fiil olarak kabul edilmiş, bu fiil ile aynı suçun mağdur adedince işlendiği (aynı neviden fikri içtima) kabul edilerek zincirleme suç hükümlerine göre cezada artırım yapılması aranmıştır. Yargıtay, failin ilk haksız yararları elde ettikten sonra yeni bir hileli davranışta bulunmadan başlangıçta hedeflediği ve mağdurdan almak istediği miktarı alabilmek için telefonla katılanlardan rapor ve elbise parası adı altında para isteyerek elde ettiği haksız yararların, yeni bir dolandırıcılık suçunun sonucu olarak elde edilen yararlar olmadığını, failin ilk başta oluşturduğu ve mağduru yanıltan hileli davranışların sonucunda oluşan neticeler olduğunu, gerçekleşme şekli ve eylem bütünlüğü içinde tek bir dolandırıcılık suçunun meydana geldiğini kabul etmiştir. (Göktürk, s. 47 vd.) 5237 sayılı TCK’ya esas alınan teoriye göre; fiilin tekliğinden anlaşılması gereken netice değildir. Suçun yasal tanımında yer verilmiş olması neticeyi fiilin bir unsuru hâline getirmez; suçun yasal tanımında yer verilen netice suçun unsuru olup, fiilin bir unsuru değildir. Suç teorisindeki fiil kavramının içtima öğretisine taşınması hâlinde tipe uygun her bir fiilin içtima öğretisinden bağımsız bir fiil teşkil ettiği ve her hâlükarda ortada birden fazla fiil ve birden fazla suç bulunduğu sonucuna ulaşılır. Bu hâlde fiil tekliği mümkün olmayacağı için, "fiil tekliği-fiil çokluğu" ayrımı ve bu ayrım üzerine temellenen "gerçek içtima-fikri içtima" ayrımının pratik bir sonucu kalmayacaktır. Fail, tek bir fiilde dış dünyada birden fazla değişiklik meydana getirmek isteyebilir; ancak bu durum, fiilin tekliğini etkileyemez. Başka bir ifadeyle fail, tek bir fiille birden fazla aynı veya farklı suç tipini gerçekleştirme kastıyla hareket edebilir. Failin tek bir fiil ile birden fazla suça ilişkin kastla hareket etmesi fiil tekliği üzerinde etkili değildir. Dış alemde sebebiyet verilen tipik neticelerin sayısının fiil sayısını belirlemede esas alınmayacağı kanunun lafzından da anlaşılmaktadır. Zira Kanun'da (TCK. 43/2, 44 m.) bir fiille birden fazla aynı veya farklı suçun oluşumuna sebebiyet verilmesinden söz edilmektedir. Tipik neticenin sayısı, ancak birden fazla aynı veya farklı suçun oluşumu bakımından dikkate almalıdır. TCK'nın 43. maddesinin 3. fıkrasında yer verilen istisna hüküm, neticenin fiil sayısının belirlenmesinde bir etkisinin olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Sonuç olarak neticenin ifade ettiği değersizliğin fikri içtima bağlamında "fiil tekliği-fiil çokluğu" ayrımında herhangi bir fonksiyonu yoktur. Tek bir fiilde birden fazla neticeye sebebiyet verilmesi ve bu neticelerin aynı veya farklı suçlar bakımından tipik olmasına rağmen faile tek ceza verilmesinin, fakat cezanın belirlenmesinde diğer ihlal edilen suç tiplerinin de dikkate alınmasının nedeni, neticelerin çokluğunu fiilin haksızlık muhtevası ve kusur yoğunluğunun arttırıcı etkiye sahip olmasıyla açıklanabilir. Ortaya çıkan neticelerin sayısı ve bu neticelerin ifade ettiği zarar veya tehlike ise söz konusu haksızlığın yoğunluğunu artırmaktadır. Bu itibarla haksızlık muhtevasının tüketilmesi, çifte değerlendirme yasağı ve kusur ilkesi bağlamında ele alındığında, tek bir fiille birden fazla aynı veya farklı suç tipine sebebiyet verilmesi hâlinde faile tek bir ceza verilmesi gerekir. Ancak erime sistemi uygulanmak suretiyle failin sadece en ağır cezayı gerektiren suç tipinden sorumlu tutulmasının, özellikle yasal tanımında neticeye yer verilen suçlar bakımından haksız sonuçlara sebebiyet vermesi kaçınılmazdır. İşte bu noktada, somut olayda ortaya çıkan neticelerin sayısı ve bu neticelerin ifade ettiği zarar ve tehlikenin yoğunluğuna göre somut cezanın belirlenmesinde (TCK. 61 m.) hâkim takdir yetkisini kullanarak cezayı belirlemeli, ancak belirlenen ceza, gerçek içtima kuralını sonuçlayacak şekilde olmamalıdır. "Fiil tekliği-fiil çokluğu" ayrımı, içtima kavramının temelini oluşturduğundan, doğal anlamda ve hukuki anlamda fiil tekliğinden ne anlaşılması gerektiği ve aralarındaki ayırıcı kriterlerin değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. “Doğal anlamda fiil tekliği belirlenirken, iradi karar sonucu gerçekleştirilen vücut hareketlerinin sayısı esas alınmaktadır. Buna göre, failin iradesinden kaynaklanan her bir vücut hareketi doğal anlamda tek bir fiildir, bunun sebebiyet verdiği tipik neticelerin sayısı önem taşımaz. Failin gerçekleştirdiği hareketler hukuki bakış açısıyla değerlendirilmeye tabi tutulduğunda, failin suç yolunda gerçekleştirdiği hareketler çoğu zaman tek bir vücut hareketinden oluşmayıp; fail, birden fazla iradi davranışta bulunur. Doğal anlamda birden fazla hareket, hukuki bakış açısıyla yapılan değerlendirmede bir bütün oluşturmakta ise, hukuki anlamda fiil tekliğinden söz edilir. Doğal anlamda birden fazla fiil bulunmasına rağmen hukuki anlamda tek bir fiil bulunabilir.” (Özgenç s. 173; Artuk/Gökçen/Yenidünya s. 395; Koca s. 203). Alman Federal Yüksek Mahkemesi doğal fiil tekniğini şu şekilde tanımlamaktadır: “Şayet bir olayın parçalarını teşkil eden çeşitli hareketler tek bir iradi karara dayanıyorsa, tarafsız bir gözlemcinin nazarında bu hareketler yer ve zaman bakımından tek bir fiil olarak nitelendirilebilecek kadar birbiriyle sıkı bir bağlantı içerisinde bulunuyorsa, bu hareketler tek bir fiili oluşturur.” (Göktürk s. 104). Öğretide de fiilin tekliğinin belirlenmesinde esas alınan kriterler şu şekilde sayılmıştır; a) Tek iradi karar Fiil tekliğinden söz edebilmek için bütün hareketlerin tek bir hareketin iradi karara istinaden gerçekleştirilmesi gerekir. Failin farklı bir kararla hareket ettiği hallerde, artık bu karara bağlı olarak gerçekleştirilen davranışlar doğal fiil tekniği kapsamında değerlendirilemez. Failin ne zaman eski suç işleme iradesinin devamı olarak, ne zaman yeni bir iradi kararla hareket ettiğinin subjektif bir unsur olması nedeniyle olaysal bazda değerlendirilmelidir. b) Tekrarlanan veya birbirini izleyen doğal anlamda birden fazla hareket bulunması, “Aynı nitelikte tekrarlanan hareketler, suç tipi karşısında ortak bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulmak suretiyle tek bir fiil bulunduğu sonucuna ulaşılır. Suç tipinin gerçekleştirilebilmesi için tek bir hareketin yeterli olmasına rağmen aynı nitelikteki hareketlerin tekrarlanması hukuki anlamda tek bir fiil olarak değerlendirildiği için, suçların içtimasından söz edilemez. Tek fiil ile aynı suç tipinin birden fazla defa ihlal edilmesi nedeniyle aynı neviden fikri içtima söz konusu olmayıp; tek bir fiil ve tek bir suç vardır. Örneğin, kasten yaralama suçunun birden fazla yumrukla, mala zarar verme suçunun birden fazla çekiç darbesiyle, hırsızın birden fazla eşyayı evden alarak teker teker dışarıdaki araca taşıması durumunda birden fazla hareket bulunmasına rağmen hırsızlık suçu bağlamında tek bir fiil mevcuttur.” (Göktürk s. 111) . “Ardışık hareketlerde suç tipinin gerçekleştirilmesi durumunda da hukuki anlamda tek bir fiilin varlığı kabul edilebilecektir. Örneğin, kasten öldürme suçunda failin, mağdura birden fazla defa bıçak saplaması halinde, başlı başına ele alındığında yaralama teşkil eden her bir bıçak darbesi, adım adım ölüm neticesini gerçekleştirmesine yönelik olup, bıçak darbelerini gerçekleştirmek istenilen suç tipi karşısında ortak bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulduğunda hukuki anlamda tek bir fiilin bulunduğu sonucuna ulaşılır.” (Göktürk s. 126). C) Yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunması, “Fiil tekliğinden söz edebilmek için yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunması aranacaktır. Ancak hareketler arasındaki zaman aralığının ne olması gerektiği konusunda kesin bir kriter ortaya koymak mümkün olmayıp, her somut olay bakımından ayrıca değerlendirme yapılmalıdır. Söz gelimi failin öldürmek amacıyla mağdura defalarca ateş etmesi halinde, atışlar arasında saniyeler bulunabileceği gibi bir kaç dakika zaman aralığı da bulunabilir. Alman Federal Yüksek Mahkemesi, failin öldürmek amacıyla mağduru bıçakladığı ve aradan yarım saat geçtikten sonra ölmediğini anlaması üzerine 4 km uzaklıkta bir yerde yine bıçaklayarak öldürmesi olayında zaman ve yer bakımından sıkı bağlantı koşulunun bulunduğu ve bütün bıçaklama hareketlerinin tek fiil olarak değerlendirilmesi gerektiği yönünde karar vermiştir.” (Göktürk s. 129). D) Tarafsız gözlemci nazarında hareketlerin tek bir fiil olarak görülmesi, “Aralarında yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunan, tekrarlanan veya ardışık hareketlerin tarafsız bir gözlemci nazarında tabi bakış açısı esas alınmak suretiyle bir bütün olarak tek fiil şeklinde değerlendirilebilir olması en önemli unsurlardan birisidir. Söz konusu değerlendirmenin ise işlenen suç tipi dikkate alınarak somut olayın özelliğine göre hareketler arasındaki yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunması koşulu bağlamında yapılacağı açıktır.” (Göktürk s. 129). Bu bağlamda, “tek fiil” veya “bir fiil”den ne anlaşılması gerektiği konusunda aşağıdaki sonuca ulaşmak gerekecektir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. Uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından "suç tekliği-suç çokluğu" ayrımına değinmekte yarar vardır. "Suç tekliği-suç çokluğu" ayrımı içtima konusundaki temel ayrım olup, suçların içtimai, bu ayrım üzerine temellenir. Bu ayrımın belirlenmesinde kullanılan kriterlerden birincisi fiili esas alan görüştür. Bu görüşe göre suç, fiildir. Fiil tek ise, suç da tektir; suç çokluğundan söz edebilmek için, birden fazla fiil bulunması zorunludur. Bu görüş esas alındığında, tek bir fiilde birden fazla suçun işlenmesi mümkün olmadığı için fikri içtimadan söz edilemez. İkinci görüş ise, neticeyi esas alan görüştür. Fiil birden fazla olsa dahi, suç sayısının tespitinde tipik neticenin esas alınması gerekir. Söz gelimi bir kimsenin başkasına üç yumruk atması halinde, üç ayrı fiil bulunmasına rağmen tek bir yaralama suçunun gerçekleştiği kabul edilir. Buna karşılık bomba atmak suretiyle üç kişinin ölümüne neden olunması durumunda tek bir fiil bulunmasına rağmen üç ayrı öldürme suçu gerçekleşir. Bu görüşe göre ortada tek bir fiil bulunsa dahi belirleyici olan tipik neticenin sayısıdır. Dış dünyada gerçekleşen suçun yasal tanımında yer alan failin fiiliyle aralarında nedensellik bağı bulunan her netice bir suça vücut verir. Üçüncü görüş ise suç tipini esas almaktadır. "Suç tekliği-suç çokluğu" ayrımında fiil sayasını değil ihlal edilen normların sayısı esas alınmaktadır. Tek bir fiille birden fazla suça sebebiyet verilebilir. Yargıtayın uygulaması da bu doğrultudadır. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; tek bir iradi kararın bulunması, aynı türden davranış şekli, doğal anlamdaki hareketler arasında yer ve zaman bakımından sıkı bir bağlantının bulunması, bu hareketlerin tarafsız bir gözlemcinin nazarında tek bir fiil olarak nitelendirilecek olması karşısında; tek fiil ile iki ayrı mağdura hakaret edildiğinin kabul edilmesi gerekmektedir. TCK’nın genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartlarının bulunması hâlinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hâllerde bu kuralın uygulanma ihtimali bulunmamaktadır. Nitekim TCK'nın 212. maddesinde, sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir. Bu anlatımlara göre, farklı neviden fikri içtimanın şartları, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde belirlenebilecektir. Görüldüğü gibi, istisnalar dışında, hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla farklı suçun işlenmesi hâlinde, bu suçlardan en ağır cezayı gerektirenin cezasına hükmolunması kanun gereğidir. Bu istisnalardan birisini de, ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.03.2021 tarihli ve 182-135 sayılı kararında belirtildiği üzere, görünüşte içtima hâllerinden birinin bulunmamasıdır. Bu bakımdan, tek fiille ilgili suç tipleri arasında görünüşte içtima ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespiti de gerekli olup görünüşte içtima ilişkisinin bulunması durumunda, fikri içtima hükmünün uygulanmaması gerekmektedir. Uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret ile Cumhurbaşkanına hakaret suçunun farklı suçlar sayılıp sayılamayacağının açıklanabilmesi için 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK'nın sistematik olarak incelenmesi gerekmektedir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kitap"lara, "Kitap"ların, "Bab"lara, "Bab"ların ise "Fasıl"lara ayrıldığı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ise önce "Kitap"lara, "Kitap"ların "Kısım"lara, "Kısım"ların ise "Bölüm"lere ayrıldığı görülmektedir. 765 sayılı Kanun'da her "Bab"ı oluşturan fasıllar içerisinde yer alan suçların vasfının aynı olduğu açıkça görülmekle birlikte 5237 sayılı Kanun sisteminde bu durumun biraz daha karmaşık bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Zira 765 sayılı Kanun'da her fasılda yer alan maddelerin açıklanmasından sonra "Ortak hükümler" adı altında ağırlatıcı ve hafifletici maddelere yer verilmesine karşın, 5237 sayılı Kanun'da her "Kısm"ı oluşturan "Bölüm"lerde yer alan suçun temel şekline yer verilmesinden sonra aynı suçun daha ağır ve hafif cezayı gerektiren ağırlatıcı ve hafifletici nitelikli unsurlarına aynı maddenin devamında yer verilerek başka bir maddeye geçilmektedir. Ortak hükümlere çok nadiren sınırlı bir şekilde yer verilmiştir. Yargıtay uygulamalarında istisnalar dışında aynı "Bölüm"de yer alan suçların temel şekli ile hemen devamındaki ağırlatıcı ve hafifletici nitelikli unsurlarını içeren suçların vasfının aynı olduğu, daha sonraki maddelerde düzenlenen suçların ise vasfının değiştiği kabul edilmiştir. Hakaret suçu, TCK’nın “Kişilere Karşı Suçlar” başlığını taşıyan "İkinci Kısım" kapsamındaki “Şerefe Karşı Suçlar” başlıklı "Sekizinci Bölüm"ünde yer alan 125. maddesinde; "(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." biçiminde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında hakaret suçunun temel şekli, üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise nitelikli hâlleri düzenlenmiş, madde gerekçesinde de; "Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır." açıklaması yapılmıştır. Buna göre, suçun konusu kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup somut bir fiil veya olgu isnat etme ya da sövme suretiyle kişilerin onur, şeref ve saygınlığına saldırma eylemi hakaret suçunu oluşturacaktır. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı TCK'da, 765 sayılı Kanun'daki hakaret ve sövme suçu ayrımı kaldırılmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olduğundan, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Cumhurbaşkanına hakaret suçu ise TCK’nın, “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlığını taşıyan "Dördüncü Kısım" kapsamındaki “Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar” başlıklı "Üçüncü Bölüm"ünde yer alan 299. maddesinde; “(1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır. (3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, ... Bakanının iznine bağlıdır.” şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa'ya göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, Devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur. Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanına karşı işlenmekte ise de suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer Devletin siyasal iktidar yapısıdır (Özek, ..., Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10). Ceza himayesinin konusu Devlet kuvvetlerinin korunmasıdır. (Faruk Erem, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 1991/1, Manzini V trattato di diritto penale İtaliano, IV (Torino,1926 s. 198). Madde gerekçesinde de “Cumhurbaşkanının Devleti temsil etmesi ve Anayasada belirtilen görev ve yetkileri göz önüne alınarak onun kişiliğine yöneltilen hareketin bir bakıma Devlet kuvvetleri aleyhine cürümlerden sayılması gerektiği düşüncesinden hareketle bu madde kaleme alınmış ve Cumhurbaşkanına karşı hakaret müstakil bir suç hâline getirilmiştir.” açıklamalarına yer verilmek suretiyle bu husus vurgulanmıştır. Genel hakaret ve sövme suçlarında olduğu gibi Cumhurbaşkanına hakaret ve sövme suçunun oluşması için de; Cumhurbaşkanının sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun sahip olduğu düşünce ve duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır. Cumhurbaşkanına hakaret, serbest hareketli bir suç olup söz, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir. Suçun işlenmesi için genel kast yeterlidir, failde siyasi veya Devlet Başkanlığı sıfat ve görevi ile ilgili saik aranmasına gerek bulunmamaktadır. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur (Erem, s. 198 vd). Prof. Dr. Sulhi Dönmezer ile Porf. Dr. Sahir Erman'ın "Suçun genel konusu; suç olanla olmayanı ayırmaya, suçun özel konusu ise, belirli suçları gruplandırmaya, bir gruba giren suçları diğer zümrelerden ayırt etmeye yarar." şeklinde özetlenen görüşlerinden yola çıkılarak suç vasfının belirlenmesinde en önemli ve belirleyici rolü "suçun hukuki konusu"nun üstlendiğini söylemek mümkündür. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; "09.11.2011 tarihinde saat 00.30 sıralarında... Polis Merkezi Amirliği önüne alkollü bir vaziyette gelen sanığın bağırarak "Ben bu devletin a... koyayım, o başbakan olacak... ...'ın g... sinkaf edeyim, o ... ...’ün de a… sinkaf edeyim, bu hükümet benim anamı sinkaf etti, ben o başta bulunanların hepsinin tek tek a... koyayım, hepsinin makamı g... girsin, bu devletten ben 375 milyar para aldım, hepsinin Allah belasını versin, ben bu hükümet yüzünden 375 milyar para batırdım, benim hayatımı sinkaf ettiler, ben de onların hayatını sinkaf edeyim!" şeklinde hakaretler ettiği olayda; Sanığın zaman ve mekân birliği içerisinde ve aynı kasıt altında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanına yönelik gerçekleştirdiği hakaret eylemlerinin hukuki anlamda tek fiil sayıldığında kuşku bulunmaması ve sanığa yüklenen Cumhurbaşkanına hakaret ve kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçlarının, TCK’nın farklı kısım ve bölümlerinde düzenlenmesi ve her iki suç ile korunan hukuki yararların farklı olması nedenleriyle farklı suçlar olarak değerlendirilmesinin gerekmesi hususları birlikte gözetildiğinde; somut olayda TCK’nın 44. maddesi gereğince fikri içtima şartlarının gerçekleştiği kabul edilmelidir. Öte yandan fikri içtima hükmü gereğince sanığın en ağır cezayı gerektiren suç olan Cumhurbaşkanına hakaret suçundan cezalandırılması gerekirken Özel Daire kararında "Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen erteli 11 ay 20 gün hapis cezasının temyiz edilmeden kesinleştiği gözetilerek, sanık hakkında TCK'nın 125/3-a maddesi uyarınca hakaret suçundan verilen cezada fikri içtima ve mahsup hükümleri de nazara alınarak sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi gerektiği"ne işaret edilmesi suretiyle mahsup işleminin ne şekilde yapılacağı dahi net bir şekilde açıklanmadan hükmün bozulmasına karar verilmesi, usul ve kanuna aykırıdır. Zira ceza muhakemesinin belirli bir noktada sonlandırılması ihtiyacı, bir başka ifade ile verilen hükmün kural olarak değiştirilemez kılınması gerekliliği, kesin hüküm kurumunu doğurmuştur. Kesin hüküm, uyuşmazlığın tarafları bakımından çözümünü ifade eden bir terimdir. Kesin hüküm, kararın kesin olarak doğru olduğunu ifade etmez, sadece kural olarak doğruluğu yeniden tartışılamayan kararı anlatır. Romalılar bu durumu anlatmak için "Res Judicata Pro Veritate Accıpıtur" (kesinleşmiş hüküm hakikat sayılır) özdeyişini kullanmıştır. Kesin hükmün biri olumlu diğeri olumsuz iki etkisi bulunmaktadır. Olumlu etki hükmün bağlayıcı oluşunu ifade ederken olumsuz etki. Kesin hükmün konusunu oluşturan fiillerden dolayı yine hükmün konusu olan sanık ya da sanıklar hakkında ikinci defa kovuşturma yapılamayacağını anlatır. Kesin hükmün olumsuz etkisi "Ne bis in idem ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. "Ne bis in idem" (Mükerrer cezalandırma yasağı) ilkesi; suçta ve cezada kanunilik ilkesi, suç ve cezaların geçmişe yürütülememesi, masumiyet karinesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesi, cezalandırmada şahsilik ilkesi ve cezalarda orantılılık ve belirlilik ilkesi gibi çekirdek ceza hukuku güvenceleri ile birlikte hem suçlarda hem de kabahatlerde uygulama alanı bulmakta; adil yargılanma hakkının gereği ve evrensel bir kural olarak kabul edilmektedir. Ceza Muhakemesi Kanununun 223. maddesinin 7. fıkrası “Non Bis in İdem” ilkesini düzenlemektedir. Bu hükme göre; "Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava davanın reddine karar verilir". Türk Ceza Karunu 44. maddesi ise Fikri İçtima başlığı altında "İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır." demekte ve bir eylemden ötürü birden fazla cezalandırmayı yasaklamaktadır. Kabahatler Kanunu'nun 15. maddesi ise "Bir fiil hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise, sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanabilir. Ancak, suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hallerde kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanır." şeklindedir. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ise istisnasız bir şekilde aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmamayı insan hakkı olarak kabul etmiş; Ek 7. Protokolü ile olağanüstü hallerde dahi bu güvenceye aykırı hiçbir tedbir ve kısıtlamaya gidilemeyeceğini kararlaştırmıştır. Her iki suçtan verilen mahkumiyet hükümlerinin bozulması suretiyle fiilin haksızlık içeriğine göre bir ceza belirlenmesi en uygun çözüm yöntemi olmakla birlikte itiraza konu olayda Cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı verilen mahkumiyet hükmünün kesinleşmiş olması, Ceza Genel Kurulunca yapılacak incelemenin yalnızca kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçu ile sınırlı olması, kesin hükmün etkisinin bağlayıcı olması ve kesin hükmün konusunu oluşturan Cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı ikinci kez kovuşturma yapılmasının veya ceza verilmesinin "Non bis in idem ilkesi" olarak adlandırılan ilkeye aykırı olacağı hususunda herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması karşısında; somut uyuşmazlık özelinde, fikri içtima hükümleri uyarınca daha ağır cezayı gerektiren ve eylemin haksızlık muhtevasını ortadan kaldıran Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen ceza ile yetinilerek ayrıca kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan ceza tayin edilmesine yer olmadığına karar verilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Olay tarihinde sanığın 09.11.2011 günü saat 00:30 sıralarında... Polis Merkezi Amirliği önünde alkollü olarak bağıra bağıra 'ben bu devletin a... Koyayım, o başbakan olacak... ...'ın g... sinkaf edeyim, o ... ... ün de anasını sinkaf edeyim, bu hükumet benim anamı sinkaf etti, ben o başta bulunanların hepsinin tek tek a... koyayım, hepsinin makamı g... girsin, bu devletten ben 375 milyar para aldım, hepsinin Allah belasını versin, ben bu hükumet yüzünden 375 milyar para batırdım, benim hayatımı sinkaf ettiler, bende onların hayatını sinkaf edeyim' şeklinde hakaretler ettiği, sanığın görevli polis memurları tarafından sözlerinin suç olduğuna dair ikaz edilmesine rağmen dinlemeyerek küfürlerine devam etmiştir. Sanığın, Cumhurbaşkanı olan ... ...e yönelik hakaret eylemi Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organların Saygınlığına Karşı suçlar başlığında, Başbakan olan... ...'a yönelik hakaret suçu, 'Şerefe Karşı Suçlar' başlıklı TCK 125/1-3/a maddesince müeyyide altına alınarak ayrı ayrı düzenlenmiştir. Sanığın, suç tarihinde Cumhurbaşkanı olan ... ... ile Başbakan olan... ...'a yönelik ayrı ayrı isim belirterek söylediği sinkaflı sözlerle hakaret etmekten ibaret sözleri iki ayrı eylemdir. Sanığın aynı zamanda birbirinden farklı iki devlet büyüğüne sövmesi eylemleri iki farklı eylemin tek eylem olarak kabul edilip TCK'nın 44. maddesi uygulanması görüşü usul ve kanuna aykırıdır. Sanığın, Kasımpaşa Polis Merkezi Amirliği önünde alkollü olarak bağıra bağıra her iki mağdura yönelik sarf ettiği sinkaflı sözler, hukuki anlamda tek eylem kabul edilse bile, sanığın bilerek ve isteyerek her bir mağdura yönelik ayrıkasıt ile işlendiği nedenle, TCK'nın 44 maddesinin uygulama olanağı bulunmamaktadır. Sanığın, Cumhurbaşkanı olan ... ... ile Başbakan olan... ...'a yönelik hakaret eylemlerinin ve iki ayrı eylemle ayrı kasıt altında iki ayrı suç oluşturduğu, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin TCK'nın 44. maddesi gereğince tek suçtan ceza verilmesi talebi ile bozma kararının usul ve yasaya aykırı nitelikte bulunduğu kanaatinde olduğumdan, Sanığın hakaret eylemlerinin tek eylem olduğu ve sanık hakkında TCK'nın 44 maddesi uygulanarak tek suçtan ceza verilmesi gerektiğine karar veren Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum. Olay tarihinde sanığın 09.11.2011 günü saat 00:30 sıralarında... Polis Merkezi Amirliği önünde alkollü olarak bağıra bağıra 'ben bu devletin a... Koyayım, o başbakan olacak... ...'ın g... sinkaf edeyim, o ... ...ün de anasını sinkaf edeyim, bu hükumet benim anamı sinkaf etti, ben o başta bulunanların hepsinin tek tek a... koyayım, hepsinin makamı g... girsin, bu devletten ben 375 milyar para aldım, hepsinin Allah belasını versin, ben bu hükumet yüzünden 375 milyar para batırdım, benim hayatımı sinkaf ettiler, bende onların hayatını sinkaf edeyim' şeklinde hakaretler ettiği, sanığın görevli polis memurları tarafından sözlerinin suç olduğuna dair ikaz edilmesine rağmen dinlemeyerek küfürlerine devam etmiştir. Sanığın, Cumhurbaşkanı olan ... ...e yönelik hakaret eylemi Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organların Saygınlığına Karşı suçlar başlığında, Başbakan olan... ...'a yönelik hakaret suçu, 'Şerefe Karşı Suçlar' başlıklı TCK 125/1-3/a maddesince müeyyide altına alınarak ayrı ayrı düzenlenmiştir. Sanığın, suç tarihinde Cumhurbaşkanı olan ... ... ile Başbakan olan....... yönelik ayrı ayrı isim belirterek söylediği sinkaflı sözlerle hakaret etmekten ibaret sözleri iki ayrı eylemdir. Sanığın aynı zamanda birbirinden farklı iki devlet büyüğüne sövmesi eylemleri iki farklı eylemin tek eylem olarak kabul edilip TCK'nın 44. maddesi uygulanması görüşü usul ve kanuna aykırıdır. Sanığın, Kasımpaşa Polis Merkezi Amirliği önünde alkollü olarak bağıra bağıra her iki mağdura yönelik sarf ettiği sinkaflı sözler, hukuki anlamda tek eylem kabul edilse bile, sanığın bilerek ve isteyerek her bir mağdura yönelik ayrıkasıt ile işlendiği nedenle, TCK'nın 44 maddesinin uygulama olanağı bulunmamaktadır. Sanığın, Cumhurbaşkanı olan ... ... ile Başbakan olan... 'a yönelik hakaret eylemlerinin ve iki ayrı eylemle ayrı kasıt altında iki ayrı suç oluşturduğu, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin TCK'nın 44 maddesi gereğince tek suçtan ceza verilmesi talebi ile bozma kararının usul ve yasaya aykırı nitelikte bulunduğu kanaatinde olduğumdan, Sanığın hakaret eylemlerinin tek eylem olduğu ve sanık hakkında TCK'nın 44 maddesi uygulanarak tek suçtan ceza verilmesi gerektiğine karar veren Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum.", Ceza Genel Kurulu Üyesi ... ise; "Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2021/202 Esas sayılı dosyasında Genel Kurulun sayın çoğunluğu ile aramızda görüş ayrılığı doğmuştur. Şöyle ki ; Sanık ...’ın suç tarihinde... Polis Merkezi Amirliğiönünde alkollü olarak bağıra bağıra o tarihte Başbakan olan Sayın... ..., Cumhurbaşkanı olan Sayın ... ...’e yönelik ayrı ayrı sinkaflı kelimelerle hakarette bulunması nedeniyle sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçuna ilişkin olarak TCK’nın 299/1-2 Maddeleri gereğince, Başbakana hakaret suçuna ilişkin olarak ise TCK’nın 125/1,3(a), 4. Maddeleri gereğince cezalandırılması için ayrı ayrı iddianameler düzenlendiği, Cumhurbaşkanına hakaret suçunun Türk Ceza Kanunu’nun 'Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar' bölümünde düzenlendiği, kovuşturmanın ... Bakanlığının iznine tabi olduğu, bu suçla Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin başı olan Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunmasının amaçlandığı, Cumhurbaşkanına gıyapta hakaret halinde ihtilat şartının aranmadığı, Başbakana hakaret suçunun ise Türk Ceza Kanunu’nun 'Şerefe Karşı Suçlar' bölümünde düzenlendiği, bu suçla korunan hukuku yararın kişilerin onur, şeref, ve saygınlığı olduğu, kişilere ve görevlilere gıyapta hakaret durumunda ihtilat şartının arandığı, Türk Ceza Kanunu hazırlanmasında benimsenen 'Kaç fiil varsa o kadar suç vardır, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' ilkesi gözetildiğinde; Sanığın hem Cumhurbaşkanının ismini hem de Başbakanın ismini ayrı ayrı zikrederek iki ayrı fiilleher ikisine karşı hakaret kastını ortaya koyarak hem devletin Cumhurbaşkanının saygınlığına yönelik hem de kamu görevlisi sayılan Başbakana yönelik hakarette bulunarak TCK’nın ayrı bölüm ve maddelerinde düzenlenmiş iki ayrı suçu işlediği dolayısıyla hem Cumhurbaşkanına hakaret hem de Başbakana hakaret suçlarından ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği, kaldı ki aynı anda, aynı mekanda söylenen tüm ifadeleri tek fiil olarak kabul ettiğimizde örneğin sanık hem Başbakana hem Cumhurbaşkanına hakaret edip aynı zamanda ödemediği krediden dolayı evine hacze gelen icra müdürünün ismini zikrederek icra müdürünü öldüreceğini söyleyip tehdit etseydi bu durumda da üç ayrı fiil ve üç ayrı suç oluşmakla birlikte yine TCK nın 44. Maddesi gereğince en ağır ceza gerektiren suçtan ceza vermemiz durumunda tehdit suçundan ceza verilmemesi durumu gündeme gelebilecek olup bu durum kabul edilemez. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, sanığın hem Cumhurbaşkanına hem de Başbakana hakaret suçundan ayrı ayrı cezalandırılması gerektiğinden, sayın çoğunluğun iki farklı suçtan TCK’nın 44. maddesi gereğince en ağır cezayı gerektiren suçtan bir kez cezalandırılmasına dair kararına katılmamaktayım.", Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle, Karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE, 2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 23.11.2020 tarihli ve 20378-17561 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- ... 47. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.02.2015 tarihli ve 50-21 sayılı hükmünün; Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen cezanın kesinleşmiş olduğu da gözetilerek, somut olayda koşulları oluşan fikri içtima hükümleri uyarınca, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen ceza ile yetinilerek sanık hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan ceza tayin edilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.07.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi. ... ... ... ... ... İtiraz kabul ... ... ... ... ... ... İtiraz kabul ... ... ... ... İtiraz kabul ... ... ... Yazı İşleri Müdürü E.T.