DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2172 E. , 2024/2886 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/2172 Karar No : 2024/2886 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 02/03/2022 tarih ve E:2017/5969, K:2022/724 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alına
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2172 E. , 2024/2886 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/2172 Karar No : 2024/2886 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 02/03/2022 tarih ve E:2017/5969, K:2022/724 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının kesinti tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 02/03/2022 tarih ve E:2017/5969, K:2022/724 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan adli soruşturma sonucunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No:..., K:... sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve anılan kararın kesinleştiği, S.S. isimli şahsın beyanı yönünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı hususunda somut herhangi bir bilgiye sahip olmadığı anlaşılan S.S. isimli tanığın beyanının, başka delillerle de desteklenmediğinden davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, A.T. isimli şahsın beyanı yönünden, davacının FETÖ içerisinde yer aldığını ve örgütsel saiklerle örgüt üyeleriyle birlikte hareket ettiğini ortaya koyacak nitelikte olmadığı anlaşılan tanık beyanının, davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacının kendi beyanı yönünden, davacının 2014 HS(Y)K seçiminde örgütsel saiklerle oy kullanmadığına yönelik beyanının, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacının dijital materyalleri hakkında düzenlenen 14/02/2019 tarihli bilirkişi raporunda yer alan tespitler yönünden, sadece dijital materyallere ilişkin hususların, örgütsel saikle yapıldığını gösteren somut olgular ortaya konulmaksızın, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı bulunduğunun göstergesi olarak kabulüne olanak bulunmadığı, nitekim Anayasa Mahkemesinin 31/10/2019 tarih ve Başvuru No:2016/14597 sayılı Mustafa Özterzi kararında da aynı özellikte değerlendirmelere yer verildiği, söz konusu bilirkişi raporunda yer alan tespitlerin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Davacı hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar içeriğinde yer alan ikametinde yapılan aramada geçen yayına ilişkin tespitler yönünden, davacının ikametinde bulunan, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle kapatılan Zaman gazetesinin eki niteliğinde olan Ailem dergisi, davacıyı FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek nitelikte olmadığından, davacının anılan örgüt ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince, FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen başkaca soruşturma bulunup bulunmadığı yönünde yapılan ara kararına davalı idare tarafından verilen 18/01/2022 tarihli cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... sayılı) disiplin dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, Davacı hakkındaki sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespit içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece, bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 22/10/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı, Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği, Davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, yoksun kalınan parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmeme gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, dava dosyasına sunulan delillerin, idarelerince davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan başlatılan adli süreç mahkûmiyet dışında bir kararla sonuçlanmış ise de, dava konusu işlem "üyelik" değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmediği; meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, parasal ve özlük hak, maddi, manevi tazminat ve faize ilişkin taleplerin yasal dayanaktan yoksun olduğu, 685 sayılı KHK, Anayasa'nın 159. maddesinin 10. fıkrası ve 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 685 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 23/01/2017 tarihi öncesi için hiçbir şekilde parasal ve özlük hak, maddi ve manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği; parasal/özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faiz taleplerinin "dava tarihinden" itibaren dikkate alınabileceği ve faiz konusunda da "yasal faizin" dikkate alınabileceğine dair yerleşik Danıştay içtihatlarına aykırı taleplerin kabulünün mümkün olmadığı; tanık beyanları ve davacının kendi beyanı; davacıdan ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi sonucunda düzenlenen rapordaki tespitler; davacı hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararında geçen, "Şüphelinin ikametinde yapılan aramada FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle kapatılan Zaman gazetesinin eki niteliğinde olan Ailem dergisinin ele geçirildiği..." şeklindeki tespit gözetildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı/irtibatlı olduğuna dair bilgi ve belgeler bulunduğunun anlaşıldığı; Dairenin dava konusu uyuşmazlığı "terör örgütü üyeliği" olgusu temelinde ve dava konusu işlemin, disiplin soruşturması ilkeleri gözetilerek "katı bir ispat yükümlülüğü" anlayışı ile ayrıca tamamıyla davacı hakkında verilen ceza soruşturması kararındaki gerekçeler ele alınarak çözümlendiği; zira, Dairenin kararında davacının telefonunda tespit edilen dijital kalıntılara ilişkin deliller değerlendirilirken Anayasa Mahkemesinin Mustafa Özterzi kararına atıf yaparak, kararda aynı özellikte değerlendirmelere yer verildiğinden söz edilmiş ise de, anılan kararın incelenmesinden dijital materyallerin varlığının örgütsel amaçlı olduğunu gösteren olguları ortaya koyamadığı için "suç işlendiğine" dair kuvvetli belirti olarak kabul edilemeyeceğini öngördüğü, oysa davacı hakkında tesis edilen işlemin ve yapılacak değerlendirmenin ceza hukuku açısından öte, disiplin suçu bağlamında dahi olmadığı; ayrıca A.T.'nin ifadesinden ve davacının kendi beyanından da açıkça anlaşıldığı üzere, davacının 2014 HSYK seçimlerinde oylarının tamamını sözde bağımsız adaylara verdiği hususu ile ilgili olarak Dairenin, adaylar lehine seçim çalışması yaptığına ve seçim sürecindeki tavrını örgütsel saikle belirlediğine, bu şekilde oy kullanmasını örgütsel bir motivasyonla yaptığına ve oy verdiği kişilerin FETÖ mensubu olduğunu bilerek oy verdiğine dair idareleri tarafından sunulmuş bir tespit olmadığı gerekçesiyle dikkate almamasının anlaşılamadığı, 2014 HSYK seçimlerinin öneminin yargı mensubu olsun olmasın kamuoyunun dikkatinde olduğu ve sözde bağımsız adayların o tarihteki deyimi ile "Gülen cemaati" ile mensubiyetinin bulunduğunun tüm kamuoyu tarafından bilindiği gerçeği karşısında, davacının bu adayların kimliği hakkında bilgi sahibi olmamasının inandırıcılıktan uzak olduğu, kaldı ki davacının açıkça Yargıda Birlik adaylarını desteklememe gerekçesinin kendi beyanında yer aldığı gözetildiğinde, sözde bağımsız adayların kimler olduğunu bilmediği yolundaki söyleminin kendi içinde bir çelişki oluşturduğu belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı; kovuşturmaya yer olmadığı kararındaki tespitlerin dahi, kendisinin, ilgili terör örgütü ile irtibat/iltisak düzeyinde bile olsa en ufak bir bağlantısının olmadığını açıkça ortaya koyduğu; "Ailem" isimli derginin, 2006 yılına ait ve bir adet olduğu, ilgili Derginin, kendisi tarafından alınmadığı gibi, evinde bulunduğundan hiçbir zaman bilgisinin dahi olmadığı, bu derginin, evindeki kitap kolilerinden birisinin içinde bulunduğundan, kendisinin de, emniyet birimlerince arama sırasında bulunması ile vakıf olduğu, konuyu eşine sorduğunda, derginin, uzun yıllar önce, eski tanıdığı olan bir kadın tarafından, eşine, başka bir kısım hediyeler ile birlikte gönderildiğini öğrendiği, eşinin de, içinde çeşitli dini yazıların bulunması nedeniyle hürmet göstererek dergiyi daha sonra çöpe atmadığı ve derginin öylece evinde kaldığı, dolayısıyla, sözü edilen bu dergiyi, görmediği, haberi olmadığı ve okumadığı, nitekim, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, konunun aynı şekilde değerlendirildiği ve ilgili derginin varlığına itibar dahi edilmediği; cep telefonundan elde edildiği ifade olunan veritabanı dosyasından da haberinin olmadığı, bu şekilde bir dosyayı cep telefonuna indirmediği ve okumadığı, herkesin indirebileceği uygulamaların, kendisinin bilgisi dışında cihazına herhangi bir "veri tabanı dosyası" kalıntısı bırakmış ise, bunu bilmesinin mümkün olmadığı; Savcılıktaki ifadesinde, kendiliğinden, bağımsızlar denilen bir kısım adaylara, bunların herhangi bir örgütle ilgisi olduklarını bilmeden, 2014 HSK seçimi kapsamında oy verdiğini belirttiği; tanıkların, kullandığı oyun yönü ile ilgili tahmin düzeyindeki anlatımlarının büyük bir anlamının bulunmadığı; 2014 yılındaki seçimde, 2014 yılında normalin dışında olarak on adet kadar tayin kararnamesi çıktığı için, bu tayinlerin belki azalacağı ve bu tayinler nedeniyle haksız yere mağdur edilen meslektaşlar var ise, bu durumun önlenebileceği düşüncesi ile o şekilde hareket ettiği, yoksa o dönemde tayin edilen veya bir şekilde varsa işleme tabi tutulan hakim ve savcıları tanıdığı için bu şekilde hareket etmediği, bu kişiler hakkında yapılan tasarrufların neden ve boyutlarını kesinlikle bilmeksizin hareket ettiği, bilakis hiçbirisini de tanımadığı, sadece kapsamlı tayin uygulamalarının devam ederek, ailelerini de kapsayacak şekilde geniş mağduriyetler oluşmasını önlemek istediği, bu kanaate ise, tayin edilenleri tanımadan/tanımadığı için ulaştığı, yoksa bağımsız denilen bu adayların, o dönemde, örgüt ile en ufak bir şekilde irtibatını bir biçimde bilse, tanımadığı bu kişilere oy vermeyeceği; ilgili örgütün varlığından en ufak bir şekilde bilgilendirilse, resmi olarak ya da dolaylı yoldan bir şekilde uyarılsa, o şekilde oy kullanmasının kesinlikle söz konusu dahi olamayacağı, hatta, bu şekildeki gerekli tespit ve bilgilendirmeler o dönemde gereği gibi yapılsa idi, o tarihteki HSK adaylığı seçiminin o denli yakın oylarla da sonuçlanmayabileceği; tanıkların kendisini bu şekilde bilgilendirmediği; başarılı bir meslek hayatı olduğu belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 07/02/2024 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan adli soruşturma sonucunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No:..., K:... sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve anılan kararın kesinleştiği görülmüştür. İLGİLİ MEVZUAT : 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..." Anayasa’nın dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler." Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar." Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..." 2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır." Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..." 4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında ceza soruşturmasında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince; Davacı hakkındaki tanık beyanları: Yargı mensubu olarak görev yapan S.S.'ye ait, HSK Müfettişliğince düzenlenen 11/01/2018 tarihli tanık ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: "... 2014 yılında Nevşehir Adliyesine atamam yapıldığında ... orada C. Savcısı olarak görev yapıyordu. ...'i Nevşehir adliyesine atanmadan önce tanımazdım. ... sessiz, sakin yapıda birisiydi, Nevşehir adliyesinde 2014 yılında yapılan HSYK seçimlerinde ... pek rengini belli etmedi, ancak bağımsız olduğu söylenen Paralel yapının adaylarına oy verdiğini tahmin ediyorum. Seçim döneminde ...’in bize destek vereceğini düşünmediğim için kendisinden oy da istemiş ve bu konuda görüşmüş de değilim. Adliyede Paralel yapının adaylarını gezdirdiğine ve oy istediğine şahit olmadım. Adliyede Paralel yapıya mensup Hakim ve Savcılara takılırdı, onlarla birlikte gezerdi..." Yargı mensubu olarak görev yapan A.T.'ye ait, HSK Müfettişliğince düzenlenen 26/01/2018 tarihli tanık ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: "... ben gittiğimde ...’de idi, 2017 Haziran kararnamesi ile atamam Bartın iline yapıldı. Bana sormuş olduğunuz Cumhuriyet savcısı ... savcısı olarak görev yapıyordu, savcı ... ile M.A. ilgileniyordu, sürekli beraberlerdi, seçimden sonra da beraberlerdi, 2014 HSYK seçiminden önce bir gün ... yanıma gelerek seçimleri Yargıda Birlik Derneğinin kazanması durumunda bazı hâkim ve savcıları ihraç edeceklerini, arkadaşların mağdur olacaklarını söyleyince, kim mağdur olacak diye sorunca “çocuğu kolejde okuyan” dedi, meslektaşlardan çocuğu örgüte ait kolejde okuyan sadece M.A. idi, ben de ...’a böyle bir şeyin olmadığını, HSYK adayı R.K.'nın seçim çalışmaları nedeniyle Nevşehir’e geleceğini, görüştürebileceğimi söyledim, benim odamda R. beyi, M.A. ve ... ile görüştürdüm, R. bey de sadece çocuğunun koleje gitmesinden dolayı kimseyi ihraç etmelerinin mümkün olmadığını söyledi, savcı ...’ın abisi intihar etmişti, psikolojik sorunları vardı, seçimden sonraki pazartesi yanıma geldiğinde “yargıda birliğe bir tane bile oy vermedin değil mi” dediğimde vücut dili ile tasdik etti, ceza evinden bana gönderdiği mektupta kimsenin mağdur olmaması için bağımsızlara oy verdiğini, şimdi ise kendisinin mağdur olduğunu, örgüt üyesi olmadığını bunu en iyi benim bilebileceğimi yazmış, mektup bende duruyor, Kandıra Cezaevi aracılığı ile geldiği için Kocaeli Başsavcısını aradığımda mektubun tarandığını UYAP ortamına atıldığını söyledi aynı mektubu Yargıtay üyesi M.A.’na da göndermiş, seçimde sandık başında örgüt adına müşahitlik yapanları yadırgadığını bana söyledi, ayıca o dönemde Başbakan olan Recep Tayyip ERDOĞAN’a hakaret suçundan verilen beraat kararı verilmesi üzerine bana danışmadan kendiliğinden mahkûmiyet verilmesi gerektiği gerekçesiyle temyiz etmişti, vakit namazlarını fırsat buldukça camide kılardı, sabah namazlarını genelde camiye gidiyordu, cebinde Kur’anı Kerim taşırdı, kendisinden ne seçimden ne seçimden sonra örgütü övücü bir söz duymadım, dedi..." Tanık beyanları incelendiğinde, tanık S.S.'nin, davacının FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisaklı ve irtibatlı yargı mensupları ile birlikte gezdiğini ve onlarla sosyal birliktelik içerisinde olduğunu gözlemlediğini belirttiği; tanık A.T.'nin de diğer tanık beyanı ile uyumlu bir şekilde, davacı ile M.A. isimli yargı mensubunun ilgilendiğini, bu iki kişinin 2014 yılı HSYK seçimi dönemi de dahil olmak üzere sürekli beraber olduklarını gözlemlediğini belirttiği anlaşılmaktadır. UYAP kayıtlarından, M.A. isimli yargı mensubunun FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği, bu kararın iptali istemiyle açtığı davanın reddedildiği ve kararın kesinleştiği görülmüştür. Tanık A.T., aynı beyanında, davacının, 2014 yılı HSYK seçimi sürecinde, sosyal birliktelik içerisinde olduğu ve kendisiyle yakından ilgilendiği belirtilen M.A.'nın telkinleriyle seçimin Yargıda Birlik platformu tarafından kazanılması durumunda çocuğu örgüte ait okulda öğrenim gören hakim ve savcıların meslekten çıkarılarak mağdur edilecekleri yönünde endişeleri olduğunu, çalışma ortamındaki meslektaşlarından sadece M.A. isimli yargı mensubunun çocuğunun örgüte ait kolejde öğrenim gördüğünü; seçimden sonra davacıya "Yargıda Birliğe bir tane bile oy vermedin değil mi?" şeklinde soru yönelttiğinde, davacının vücut dili ile tasdik ettiğini; öte yandan, davacının kendisine mektup yazarak örgütün sözde bağımsız adaylarına oy verdiğini belirttiğini de beyan etmiştir. Davacının kendi beyanı: Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/07/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında, davacı şu hususları beyan etmiştir: "... Ben bu soruşturmanın daha önce 2014 yılındaki hakkımda yapılan asılsız ihbarlar üzerine yapıldığını düşünüyorum. Bunun dışında benim hakkımda herhangi bir delil yoktur. 2014 yılı içerisinde HSYK seçiminden önce 10 kadar tayin kararnameleri çıkmıştı. Ben de seçimde hükümetçe desteklenen HSYK aday listesine oy verilmesinin suçlu ve suçsuz hakim ve savcı meslektaşlara zarar verebileceğini düşündüğüm için bütün hakim ve savcıların isimlerini bildiği ve konuşulan farklı bir listeye oy verdim. Bu listede bulunanların cemaatçi veya terör örgütü mensubu olduklarını bilmiyordum. Ben çarşaf liste üzerinden oy kullanıldığı için bu şekilde haricen oluşturulmuş bir kısmı da eski HSYK üyesi olan şahıslara oy verdim ..." Davacı, ifadesinde, örgütün çok önem atfettiği bilinen 2014 yılı HSYK seçimlerinde, örgütün sözde bağımsız adaylarına oy verdiğini belirtmiştir. Davacının dijital materyalleri hakkında düzenlenen 14/02/2019 tarihli bilirkişi raporunda yer alan tespit: Davacı hakkındaki ceza soruşturmasında alınan ve davalı idare tarafından dosyaya sunulan, davacının dijital materyalleri hakkında düzenlenen 14/02/2019 tarihli bilirkişi raporunda, "... Cep telefonunun imajının alınabilen kısımlarında yapmış olduğum incelemelerde; cep telefonunun veri tabanı dosyalarında "turkish.db" isimli veri tabanı dosyası tespit edilmiştir. Tespiti yapılan veri tabanı dosyasında dini içerikli sorular ve cevapların bulunduğu, cevaplar kısmında FETÖ/PDY lideri Fettullah GÜLEN'in çok sayıda makale, kitap ve sohbetlerinde (herkul.org isimli web sitesinde yayınlanan vaaz şeklinde tabir edilen video dosyaları) yer alan açıklamaların bulunduğu anlaşılmaktadır." tespitlerine yer verilmiştir. Davacı hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararında yer alan, ikametinde yapılan aramada ele geçirilen yayına ilişkin tespit: Yukarıda anılan ve davacı hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen kararda, "Şüphelinin ikametinde yapılan aramada FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle kapatılan zaman gazetesinin eki niteliğinde olan Ailem dergisinin ele geçirildiği anlaşılmıştır." tespitlerine yer verilmiştir. Buna göre, davacının 2014 yılı HSYK seçimi sürecindeki durumunu ve FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisaklı ve irtibatlı yargı mensuplarıyla sosyal birliktelik içerisinde olduğunu belirten somut, gözleme dayalı ve birbiriyle uyumlu tanık beyanları ile davacının 2014 yılı HSYK seçiminde örgütün sözde bağımsız adaylarına oy verdiğini açıkça belirttiği kendi beyanı bir arada değerlendirildiğinde, bu hususlar, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görülmüştür. Öte yandan, davacının dijital materyalleri hakkında düzenlenen 14/02/2019 tarihli bilirkişi raporunda yer alan tespit ile hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararında yer alan, ikametinde yapılan aramada ele geçirilen yayına ilişkin tespitin, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatı yönünden destekleyici unsur niteliğinde olduğu değerlendirilmiştir. Her ne kadar davacı tarafından, 2014 yılı HSYK seçimi dönemindeki durumu ile ilgili olarak, söz konusu "örgütün varlığından en ufak bir şekilde bilgilendirilse, resmi olarak ya da dolaylı yoldan bir şekilde uyarılsa, o şekilde oy kullanmasının kesinlikle söz konusu dahi olamayacağı" beyan edilmişse de, mesleki kıdemi, konumu ve o tarihte, sürecin kamuoyuna mal olan bilgileri göz önüne alındığında, davacının bu beyanına itibar edilmemiştir. Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkında yukarıda belirtilen hususların bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 3) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır. 4) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, dava konusu kararın iptali, yoksun kalınan parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne; 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararın iptaline, yoksun kalınan parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına dair işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 02/03/2022 tarih ve E:2017/5969, K:2022/724 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. 18/11/2024 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.