11. Ceza Dairesi 2011/9640 E. , 2012/20530 K. Bilişim sistemine girme suçu ile ilgili yapılan soruşturma evresi sonucunda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 29/03/2010 tarihli ve 2010/10673 soruşturma, 2010/21691 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin, mercii Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının 05/11/2010 tarihli ve 2010/2078 değişik iş sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre; Suçun failinin kimlik ve adres bilgilerinin…
**11. Ceza Dairesi 2011/9640 E. , 2012/20530 K.** **"İçtihat Metni"** Bilişim sistemine girme suçu ile ilgili yapılan soruşturma evresi sonucunda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 29/03/2010 tarihli ve 2010/10673 soruşturma, 2010/21691 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin, mercii Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının 05/11/2010 tarihli ve 2010/2078 değişik iş sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre; Suçun failinin kimlik ve adres bilgilerinin tespitinin mümkün bulunmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160. maddesinde yer alan "Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 14/11/2007 tarihli ve 2007/9636-9375 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, müştekinin şüphelendiği kişilere yönelik iddialarının araştırılmadığı, şüphelilerin beyanlarına başvurulmadığı, kolluk biriminin cevabi yazısı ile yetinildiği, ortada 5271 sayılı Kanun'a uygun bir soruşturmanın bulunmadığı bir durumda, anılan Kanun'un 160. maddesi ve diğer maddeleri uyarınca soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabul edilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 20.05.2011 gün ve 2011/6527/29296 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.06.2011 gün ve KYB.2011/210513 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü: CMK'nun 173. maddesinin birinci fıkrası; "Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet Savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine itiraz edebilir" biçiminde olup, suçtan zarar görene kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içinde itiraz hakkı tanınmıştır. İncelenen dosya içeriğine göre; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 29.03.2010 gün ve 2010/10673 soruşturma, 2010/21691 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın şikayetçiye 14.04.2010 tarihinde tebliğ edilmesine karşın, vaki itiraz dilekçesinin 17.06.2010 havale tarihli olduğunun belirlenmesi karşısında, anılan kovuşturmaya yer olmadığına karşı itirazın süre yönünden reddi yerine işin esasına girişilerek itirazın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu hukuka aykırılık nedeniyle de CMK'nun 309. maddesi uyarınca Adalet Bakanlığınca kanun yararına bozma istenip istenmeyeceğinin takdir ve ifası için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 28.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.