12. Ceza Dairesi 2020/12168 E. , 2023/5854 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci f
**12. Ceza Dairesi 2020/12168 E. , 2023/5854 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Muğla 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.05.2016 tarihli ve 2015/658 Esas, 2016/384 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan vekilinin temyiz nedenleri; 1.Verilen kararın usul ve Yasaya aykırı olduğuna, 2. Eksik inceleme ile karar verildiğine, 3.Diğer temyiz nedenlerine, İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR A. Yerel Mahkemenin Kabulü; "Her ne kadar sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna muhalefet suçundan cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmış ise de, söz konusu taşınmazın sanık tarafından 08.11.2012 tarihinde satın alındığı, tapu kaydında taşınmazın I. derecede doğal sit alanı olduğuna ilişkin şerhin bulunmadığı, sanığın Hatay ili Reyhanlı ilçesi Üçtepe Mahallesi nüfusuna kayıtlı olup Akyaka Mahallesi Ula da oturduğu, taşınmazın I.derece doğal sit alanı olduğuna dair ilanın sanığa tebliğine ilişkin evrakta bulunmadığı, bu nedenle sanığın üzerine atılı suçu bilerek işlediğine dair cezalandırılmasına yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden sanığın beraatine karar vermek gerekmiştir." denmiştir. B. Sanık savunmasında; "Hazırlıkta verdiğim ifademi aynen tekrar ederim, ben bu yeri 2008 yılında arsa olarak almıştım, karavanımı getirerek içinde yaşıyordum, yağmur ve güneşten koruma maksatıyla demonto şekilde yer yaptım, bina vasfında değildir sökülebilir beton yoktur ayaklarının altında sabitleyici yoktur, suç olduğunu bilmiyordum, bu yerin sit alanı olduğuna ilişkin tapu kaydında şerh yoktur , sit alanı olduğunu da bilmiyordum, üzerime atılı suçu işleme kastım yoktur çevreye zarar vermeden burada kısa süreli ailemle konaklamak için yer yaptım, beraatime karar verilsin dedi" şeklinde beyanda bulunmuştur. C. Mahkemece 08.04.2016 tarihinde fen inşaat ve arkeolog bilirkişiler eşliğinde suç mahallinde keşif yapılmış, keşif akabinde bilirkişilerce rapor tanzim edilmiştir. IV. GEREKÇE 13.02.2015 tarihli yapı tatil zaptı ile; Sarnıç Mahallesi Akbük Mevkiinde I. derece doğal sit alanı içerisinde kalan 129 ada 59 parsel üzerinde izinsiz olarak ahşap malzemeden sundurma yapıldığının tespit edilmesi üzerine sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kamu davası açıldığı, 08.04.2016 tarihinde keşif yapıldığı, keşif akabinde alınan 24.04.2016 tarihli inşaat bilirkişi raporunda ahşap yapıların 15.10.2014 tarihli uydu fotoğraflarında göründüğü, 05.08.2013 tarihli uydu fotoğraflarında görülemediğinin, ahşap yapıların fiziki ve inşai müdahale kapsamında değerlendirileceğinin bildirildiği, 22.04.2016 tarihli arkeolog bilirkişi raporunda ise I. derece doğal sit alanında ruhsatsız ve kaçak olarak yapılan yapının sit alanının doğal bütünlüğünü bozduğunu ve sit alanına zarar verdiğini, bu yapının yapılmasının sit alanına 2863 sayılı Kanun kapsamında inşai ve fiziki müdahale niteliğinde olduğunu belirttiği anlaşılmakla; 2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazetede yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanunun amacına da ters düşeceği; Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği; Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ - yayım - internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh - ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı; Bununla birlikte, Türk Medeni Kanununda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı; Ayrıca, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen fiiller bakımından da failin iyi niyetinden bahsetmenin mümkün bulunmadığı, başka bir deyişle, Dairemizce incelenen dosyalarda sıkça karşılaşıldığı gibi, hazineye ait veya devletin hüküm ve tasarrufundaki taşınmazlar üzerinde inşai ve fiziki müdahale yapılması durumunda, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmemesinin sonuca etkili olmayacağı, zira bu halde failin, maliki olmadığı veya hukuka uygun şekilde yararlanma hakkını elde etmediği taşınmaza müdahalede bulunduğunu ve fiilinin hukuki korumadan yoksun olduğunu bildiğinin kabulü gerektiği, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen inşai ve fiziki müdahaleler yönünden ilan kuralı aranmasının, hayatın olağan akışına ve mantık ilkelerine de uygun düşmediği; Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; sanığın dava konusu yerin sit alanı olduğunu bilmediğine dair savunmaları karşısında; dava konusu yerin sit alanı olarak tesciline dair kurul kararının mahallinde mutad vasıtalarla ilan edilip edilmediğinin, ilgili, belediye, muhtarlık, kaymakamlık, valilik gibi kurumlardan sorulması, aynı zamanda sit kararının Resmi Gazete'de ilan edilip edilmediğinin araştırılması, dava konusu yerin sit alanı olduğunun bölge halkı tarafından bilinip bilinmediği hususunun kolluk vasıtası ile araştırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi hukuka aykırı görülmüştür. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Muğla 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.05.2016 tarihli ve 2015/658 Esas, 2016/384 Karar sayılı Kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.12.2023 tarihinde karar verildi.