Başvuru, kamu makamlarınca gerekli önlemlerin alınmaması sonucu bir çocuğun sulama kanalına düşerek ölmesi ile olaya ilişkin tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının, tam yargı davasının makul sürede yürütülmemesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; kamu makamlarınca gerekli önlemlerin alınmaması sonucu bir çocuğun sulama kanalına düşerek ölmesi ile olaya ilişkin tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının, tam yargı davasının makul sürede yürütülmemesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 29/5/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan, ayrıca Yerköy Cumhuriyet Başsavcılığından (Cumhuriyet Başsavcılığı) temin edilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Olayda vefat eden 5/11/1998 doğumlu Ş.İ. başvurucuların çocuğu ve kardeşi olup olay tarihinde 6 yaşındadır. Ş.İ. Yozgat'ın Arifoğlu köyü yakınlarındaki tarlalarda çalışmak için mevsimlik işçi olarak gelen ailesinin sulama kanalı kenarına kurduğu çadırda yaşarken 6/7/2005 tarihinde sulama kanalına düşmesi sonucu boğularak vefat etmiştir.A. Ceza Soruşturması Süreci Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olayın Yerköy İlçe Jandarma Komutanlığınca (İlçe Jandarma Komutanlığı) saat 30 civarlarında haber verilmesiyle başlatılan soruşturma kapsamında olay günü gerçekleştirilen ölü muayenesinde kesin ölüm nedeninin suda boğulmaya bağlı asfiksi sonucu solunum ve dolaşım durması olduğu tespit edilerek klasik otopsi yapılmasına gerek görülmemiştir. İlçe Jandarma Komutanlığınca düzenlenen 6/7/2005 tarihli Olay Yeri Tespit Tutanağı'na göre Arifoğlu köyü yakınlarındaki tarlalarda geçici işçi olarak çalışmak üzere gelen ailenin diğer çadırlarla birlikte çadırını D-200 kara yolundan 100 metre içeriye kurduğu, çadırların 10 metre ilerisinden geçen sulama kanalının 2 metre genişliğinde 1 metre derinliğinde olduğu, çocuğun düştüğünü gören biri olmadığını, akıntıya kapılarak 500 metre kadar sürüklenen çocuğun cesedinin yakınları tarafından bulunduğu tespitlerine yer verilmiştir. Olay yerinin basit krokisi de çizilmiştir. Olaya dair beyanı alınan H.İ., çocuğun yeğeni olduğunu, Ş.İ.nin kayıp olduğunu anlamaları ve terliklerini sulama kanalının yakınında görmeleri üzerine kanala düşmüş olabileceğini düşünerek kanal etrafında yürüyerek Ş.İ.yi aramaya başladıklarını ve yaklaşık 1 km sonra çocuğun cesedini görerek sudan çıkardıklarını belirtmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı 27/7/2005 tarihinde çocuğun annesi Mediha İzci'yi şüpheli olarak göstermiş ve anne hakkında babanın şikâyetçi olmaması ve annenin cezaya hükmedilmesini gereksiz kılacak şekilde mağdur olması nedenleriyle tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet verme suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Karara itiraz edildiğine dair dosyada herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmamıştır.B. Tam Yargı Davası Süreci Başvurucular Salih ve Mediha İzci kendileri adına ve diğer başvurucular adına velayeten 3/10/2005 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına (Enerji Bakanlığı) başvurarak sulama kanalı çevresinde herhangi bir önlem alınmaması yüzünden kanala düşerek çocuklarının ölümüne sebebiyet verildiği iddiasıyla, olayda idarenin hizmet kusurunun ayrıca objektif sorumluluğunun olduğunu ileri sürerek 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuşlardır. Enerji Bakanlığı tarafından 1/11/2005 tarihinde, Arifoğlu köyü yakınından geçen kanalın köy yerleşim merkezinin dışından geçtiği, tarla yollarında köprülerin, kanal boyunca palye yollarının mevcut olduğu ve tarla arazisinin kotundan yüksek olduğu, tazminat talebinde bulunan şahısların tarlalarda çalışmak üzere gelerek çadırlarını su ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kanal kıyısına kurdukları, bu durumda köy yerleşim merkezi dışında bulunan ve debisi 0,946 m3/sn olan bir kanalda çocuğun boğulmasının tamamen ebeveyniyle ilgili olduğu, kanalların yerleşim merkezinden geçtiğinde kapalı olarak inşa edildiği, örneğin Buruncuk Köyü merkezinin kapalı olarak yapıldığı belirtilmiş ve tazminat talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucular Salih ve Mediha İzci kendileri adına ve diğer başvurucular adına velayeten 6/1/2006 tarihinde Kayseri İdare Mahkemesinde olayda hizmet kusuru bulunduğundan bahisle Enerji Bakanlığına karşı 000 TL'lik maddi ve manevi tazminat ödenmesi talepli tam yargı davası açmışlardır. Kayseri İdare Mahkemesi, Yozgat'ın yargı alanından çıkarılması nedeniyle 15/12/2006 tarihinde dosyayı yetkili Yozgat İdare Mahkemesine (İdare Mahkemesi) göndermiştir. Enerji Bakanlığı 26/4/2006 tarihinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün (DSİ) görev alanına giren bir husus olduğunu belirterek husumet itirazında bulunmuş ve olayda idarenin sorumluluğunun bulunmadığına yönelik cevaplarını da sunmuştur. İdare Mahkemesi 22/8/2007 tarihli ara kararıyla olayın gerçekleştiği sulama kanalının hangi kurumun sorumluluk alanında bulunduğunun sorularak bu hususa dair tüm bilgi ve belgelerin iletilmesini talep etmiştir. İdare Mahkemesi 7/12/2007 tarihli ara kararıyla Enerji Bakanlığının yanı sıra DSİ'nin de hasım mevkiine alınmasına ve dava dilekçesinin bu hasıma da tebliğine karar vermiştir. DSİ 8/1/2008 tarihli cevap dilekçesiyle, Yerköy ilçesi Deliceırmak Vadisi'ndeki arazilerin sulanması amacıyla inşa edilen kanalın debisinin 0,946 m3/sn olduğunu, kanal boyunca bakım ve onarım amacıyla palye yolları ve belli aralıklarla köprülerin mevcut olduğunu, kanalın genişliğinin 1,2 metre, yüksekliğinin ise 95 cm olduğunu, kanalın yerleşim yeri dışında bulunduğunu, yerleşim yerlerinden geçen kısımlarının kapalı olduğunu, kanalların tamamının kapalı olarak inşasının kanalların zamanla dolması ve tahrip olması nedeniyle iş makineleriyle bakım, onarım ve temizlik çalışması yapılması gereğinden teknik olarak mümkün olmadığını ancak yerleşim yerlerinde ve zorunlu görülen noktalarda kanalların kapalı olarak inşa edildiğini, olayda kusurun tedbirsiz ve dikkatsiz davranan ebeveyne ait olduğunu bildirmiştir. İdare Mahkemesi 13/6/2008 tarihli ara kararıyla Cumhuriyet Başsavcılığından incelemek üzere olayla ilgili soruşturma dosyasını istemiştir. İdare Mahkemesi 18/9/2008 tarihli ara kararıyla Enerji Bakanlığının hasım mevkiinden çıkarılarak gerçek hasmın DSİ olarak belirlenmesine karar vermiştir. İdare Mahkemesi 18/9/2008 tarihinde tazminat talebini olayda idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:" ...7-8 yaşlarında olan [Ş.İ.nin] kanala düştüğü yerin meskun mahal dışında olduğu, etrafında herhangi bir yerleşim yerinin bulunmadığı, davalı idarenin gördüğü yatırımların boyutu ve maliyeti ile teknik özellikleri dikkate alındığında yerleşim alanları dışında sulama kanalının üzerinin kapatılmasının davalı idereden beklenmesinin objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğu, öte yandan davacının ailesinin sulama kanalına çok yakın bir yerde çadır kurarak konakladığı ve müteveffanın 7-8 yaşlarında bir çocuk olması nedeniyle velayeti altındakilerin bakım ve gözetim sorumluluğu bulunduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılmıştır." Karar, Danıştay Onuncu Dairesinin (Daire) 28/5/2013 tarihli kararıyla onanmış; başvurucuların karar düzeltme talebi de Dairenin 11/3/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar, başvuruculara 4/5/2015 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucular 29/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. A. Ulusal Hukuk İlgili Mevzuat 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir." 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar." İlgili Yargı Kararları Danıştay Dairesinin 13/3/2018 tarihli ve E.2016/12593, K.2018/1049 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Van ili, Edremit ilçesi, Çiçekli Mahallesi'nden geçmekte olan ve davalı idarelerin sorumluluğunda bulunduğu ileri sürülen sulama kanalına düşmesi sonucu boğularak hayatını kaybetmesi nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararın tazmini için [açılan davada] ... davacılar yakınının hayatını kaybetmesine neden olan sulama kanalının davalı Edremit Belediyesi mücavir alan sınırları içerisinde ve meskun mahalde olduğu, yerleşim yerlerinin yakınından geçtiği anlaşılmaktadır. Bu durumda sulama kanalının bakım ve işletilmesinden sorumlu olan davalı idarelerin sözü edilen Kanun hükümleriuyarınca üçüncü şahısların zarar görmemesi için kanal etrafında zararı önleyici ve zarardan koruyucu tedbirleri almaması nedeniyle hizmethizmet kusuruna sebebiyet verdikleri açıktır. Bununla bereber olay tarihinde henüz 8 yaşında olan müteveffanın bakımve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmeyen davacı annenin de olayda müterafik kusuru olduğu tartışmasızdır..." Danıştay Dairesinin 10/4/2017 tarihli ve E.2014/1363, K.2017/1900 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...mütevaffa [S.B.nin],kanala düştüğü yerin meskun mahal dışında olduğu, etrafında herhangi bir yerleşim yerinin bulunmadığı, davalı idarenin gördüğü yatırımların boyutu ve maliyeti ile teknik özellikleri dikkate alındığında yerleşim alanları dışında sulama kanalının üzerinin kapatılmasının davalı idareden beklenmesinin objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğu ...davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi ... [yönündeki] [t]emyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygı yükümlülüğü" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar" Sözleşme'nin "Yaşam hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:" Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında Sözleşme'nin maddesinin ilk cümlesinin devletlerin yalnızca kasti ve hukuka aykırı ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil aynı zamanda kendi egemenlik yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri almalarına dair devletlere pozitif yükümlülük yüklediği de hatırlatılmaktadır (B/İngiltere, B. No: 23413/94, 9/6/1998, § 36). AİHM’e göre Sözleşme’nin maddesi, devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının bulunduğu durumlarda devlete elindeki tüm imkânları kullanarak yaşama hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak yeterli yargısal veya diğer tedbirleri alma görevi yüklemektedir (Osman/İngiltere [BD], B. No: 23452/94,28/10/1998, § 115; Paul ve Audrey Edwards/İngiltere, B. No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). AİHM, bu yükümlülüğün -kamusal olsun veya olmasın- yaşama hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından da geçerli olduğu kanaatindedir (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,30/11/ 2004, § 71). AİHM, Ciechonska/Polonya (B. No: 19776/04, 14/6/2011, § 67)kararında devletin yaşama hakkını güvence altına alma görevinin kamuya açık alanlarda bireylerin güvenliğini sağlamaya yönelik makul tedbirler almayı ve ciddi bir yaralanma ya da ölüm olayının yaşanması durumunda olayların tespit edilmesi, hatalı kişilerin sorumlu tutulması ve mağdura uygun telafinin sağlanması bakımından yeterli nitelikteki yasal yolların mevcut olduğunu güvence altına alan etkili ve bağımsız bir adli sisteme sahip olmayı kapsadığını kaydetmiştir. Ancak AİHM'e göre Sözleşme’nin maddesikapsamında, yetkililerin pozitif yükümlülükleri mutlak/koşulsuz değildir. Yaşama yönelik varsayılan her tehdit, yetkilileri riski önlemek için özel önlemler almaya zorlamaz. Özel önlemler alma yönünde bir görev, sadece yetkililerin yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri ya da bilmeleri gerektiği ve yetkililerin durum üzerinde belirli derecede hâkimiyetlerinin bulunduğu hâllerde ortaya çıkar (Finogenov ve diğerleri/Rusya, B. No: 18299/03, 27311/03,20/12/ 2011, § 209). Diğer taraftan söz konusu pozitif yükümlülük; modern toplumların güvenliğini sağlamadaki zorluklar, insan davranışlarının öngörülemezliği ve belirli bir faaliyete ilişkin tercihlerin önceliklere ve kaynaklara göre yapılması gerektiği akılda tutularak yetkililere imkânsız veya aşırı bir sorumluluk yüklemeyecek şekilde yorumlanmalıdır (Finogenov ve diğerleri,§ 209; Makaratzis/Yunanistan [BD], B. No: 50385/99, 20/12/2004, § 69).