Başvuru, güvenlik güçleri tarafından kullanılan silahla meydana gelen ölüm nedeniyle açılan tazminat davasının reddedilmesi, aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkı, mahkemeye erişim hakkı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, güvenlik güçleri tarafından kullanılan silahla meydana gelen ölüm nedeniyle açılan tazminat davasının reddedilmesi, aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkı, mahkemeye erişim hakkı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Denizli-Aydın karayolu üzerinde 11/1/2006 tarihinde yapılan yol kontrolünde, aralarında başvurucuların murisinin de bulunduğu aracın önce durması ardından da hareket etmesi üzerine havaya ateş edilmiş fakat söz konusu araç seyrine devam etmiştir. Aracın durdurulması amacıyla hareket hâlinde olan aracın tekerleklerine doğru edilen ateş tekerlerle birlikte başvurucuların yakınına da isabet etmiş ve başvurucuların murisi vefat etmiştir. Başvuruculardan Binefş ve Cafer Kocaman olayda ölen R.K.nın anne ve babası, Güneş Kocaman eşi, Cem ve Can Kocaman ise oğullarıdır. Başvurucular, Denizli İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) ölene olan yakınlıklarına göre toplam 000 TL maddi ve manevi tazminat istemli tazminat davasını 10/4/2007 tarihinde açmıştır. Olayla ilgili olarak başlatılan ceza kovuşturması sonucunda ilgili kamu görevlisi jandarma hakkında 2009 yılında verilen ilk hükümde netice olarak sanığın verilen emri ve görevini yerine getirirken kasıt olmaksızın sınırı aşarak dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve bunun sonucunda da ölüm olayının öngörülmeyerek meydana geldiği belirtilmiş, sanığın 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ve maddelerine göre 1 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Temyiz incelemesinde, Yargıtay Ceza Dairesi bu kararın bozulmasına 13/3/2013 tarihinde karar vermiştir. Bozma kararı üzerine ilgili ceza mahkemesi tarafından kanun hükmünü icra kapsamında olan olayla ilgili, sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına 2013 yılında karar verilmiştir. İdare Mahkemesi 18/3/2009 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. İdare Mahkemesi, olaya ilişkin olarak ilgili ceza soruşturması ve kovuşturmasında yer alan bilgilere dayanarak özetle; sanığın kanun hükmüne uygun verilen emri ifa amacıyla hareket ettiği, öldürme kastı ile hareket etmediği ve burada kamu görevlisine ve dolayısıyla da idareye yüklenebilir bir kusur bulunmadığını kabul etmiştir. İdare Mahkemesi ayrıca aracın önce durmasına rağmen daha sonra tekrar hareket ederek yoldaki barikat engellerini ve önüne çıkan jandarmaları geçtiğini ve durdurmak amacıyla önüne çıkan bir adet araca da çarptığını tespit etmiştir. İdare Mahkemesine göre aracın içerisinde bulunan şahıslar havaya yapılan uyarı atışına rağmen durmayarak kaçmaya çalışmıştır. İdare Mahkemesi, araçta bulunan şahıslar üzerinde ve aracın çeşitli bölmelerinde çeşitli çap ve markada silahlar ve bunlara ait mermiler, bıçak, tornavida gibi kesici, delici aletler ve uyuşturucu madde de bulunduğunu vurgulamıştır. Tüm bunlardan hareketle İdare Mahkemesi; dur ihtarına uymayan başvurucuların murisinin de içinde bulunduğu araçta davalı idarenin bir personeli olan kişi tarafından gerçekleştirilen eylem nedeniyle meydana gelen zarardaki illiyet bağını araçtaki şahısların kusurlu davranışının ortadan kaldırdığını ve zararın doğmasına bu kusurlu davranışın neden olduğunu, netice olarak meydana gelen olayda idareye atfedilebilecek bir kusurun bulunmadığını değerlendirmiştir. Danıştay Onuncu Dairesi, İdare Mahkemesi kararının bozulmasına 15/11/2013 tarihinde karar vermiştir. Daire özetle, ceza kovuşturmasında verilen fakat bozulan kararda yer alan kusura ilişkin değerlendirme ve kabullerden hareketle, baştan ve batın bölgesinden vurulma sonucunda meydana gelen ölüm olayında zararın hizmet kusuru ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bozma kararı sonrasında İdare Mahkemesi, ilgili ağır ceza mahkemesinin Yargıtayın bozma kararı sonrasında olaya ilişkin olarak sanığın kanun hükmünü icrası kapsamında görev ifa ettiğine dair kabulüne atfen özetle meydana gelen olayda idareye atfedilebilecek bir kusurun veya kusursuz sorumluluk hâlinin bulunmadığı gerekçesiyle 29/5/2014 tarihinde direnme kararı vermiştir. Bu kararında İdare Mahkemesi ayrıca kendisini adli müşavir ile temsil ettiren ilgili davalı idare lehine 2/11/2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (659 sayılı KHK) kapsamında, reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden hesaplanan toplam 925 TL vekâlet ücretine hükmetmiştir. Bu kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK) İdare Mahkemesi kararının onanmasına 28/4/2016 tarihinde karar vermiştir. Karar düzeltme talebi 7/3/2019 tarihinde İDDK tarafından davanın esası ve vekâlet ücreti yönünden oyçokluğu ile reddedilmiştir. Karşıoy yazılarında özetle 659 sayılı KHK'nın maddesinin fıkrasında; idareleri adli ve idari yargıda vekil sıfatıyla doğrudan temsil yetkisinin hukuk birimi amirleri, hukuk müşavirleri, muhakemat müdürleri ve avukata ait olduğunun kurala bağlandığı, söz konusu düzenlemenin ise 2/11/2011 tarihinde yayımlandığı ve ilgili düzenlemenin de ancak bu tarihten sonra açılan davalarda uygulanacağı belirtilmiştir. Kararın 19/4/2019 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine 20/5/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. Başvuruculardan Cafer Kocaman 30/10/2020 tarihinde ölmüştür.