Başvuru, ulusal ölçekte yayın yapan Yeni Şafak gazetesinde yayımlanan bir haberde kullanılan ifadelerin başvurucunun kişilik haklarını zedelediği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ulusal ölçekte yayın yapan Yeni Şafak gazetesinde yayımlanan bir haberde kullanılan ifadelerin başvurucunun kişilik haklarını zedelediği iddiasına ilişkindir. Başvuru 28/1/2014 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/9/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 6/11/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurunun bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Bakanlığın görüş yazısı 9/1/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş; başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını yasal süresi içinde ibraz etmemiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu; adli yargıda hâkimlik, adalet müfettişliği, adalet başmüfettişliği, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyeliği yapmış olup hâlen Yargıtay üyesi olarak görev yapmaktadır. Ulusal düzeyde yayın yapan Yeni Şafak gazetesinin 10/6/2010 tarihli nüshasında, o tarihte HSYK üyesi olan başvurucu hakkında “Bağımsız yargıda Seyfi Dede üçgeni” başlıklı bir haber yayımlanmıştır. Gazetenin birinci sayfasında başvurucunun ve haberde adı geçen diğer iki kişinin fotoğrafına yer verilerek “HSYK’da Seyfi Dede Üçgeni” başlığı kullanılmış ve altında, "Ergenekon soruşturmasını yürüten hâkim ve savcılara baskı kurarak yargıyı etkilemekle suçlanan eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay’ın, HSYK Başkanvekili Kadir Özbek’in yanı sıra, üye Ali Suat Ertosun’la da temasta olduğu belirlendi…” şeklinde başvurucu hakkında bazı iddialara yer verilmiştir. Haberin devamı ile başvurucunun ve haberde adı geçen diğer iki kişinin fotoğrafına gazetenin on birinci sayfasında yer verilmiş ve sayfanın başında büyük puntolarla "Bağımsız yargıda Seyfi Dede üçgeni" başlığı tercih edilmiştir. Başlığın altındaki haber şu şekildedir:“Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) yaz kararnamesine alternatif liste sunarak, "Ergenekon, KCK ve fail-i meçhul" davalarını yürüten hâkim ve savcıların görev yerlerinin değiştirilmesini isteyen üye Ali Suat Ertosun'un adı, derin yapılanmanın yargı ayağını ortaya çıkaran soruşturmaya karıştı. Yüksek yargıdaki dava dosyaları ve kritik noktalara yapılacak atamalara müdahale eden şüphelilerin mahkeme kararıyla dinlenen telefon görüşmelerinde, Ertosun'un adı sık sık anıldı. Bir hâkimin, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'ne başkan olabilmesi için devreye giren tutuklu sanık Ali Hadi Emre teknik takibe takılan görüşmesinde, ricacı olduğu HSYK Başkanvekili Kadir Özbek'in “Ertosun'a da bir görün” dediğini anlattı. MAHKEME BAŞKANI YAPALIMYargıtay ve Danıştay'daki davalara ve kritik yerlere yapılacak atamalara müdahale eden ve Ergenekon'la bağlantılı hareket ettiği ileri sürülen yapılanmanın, İstanbul Adliyesi'nde görevli hâkim Yavuz Öztürk'ü, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına getirme gayretleri teknik takibe takıldı. HSYK üyesi Ali Suat Ertosun'un adının da karıştığı bu girişim, tutuklu sanık Ali Hadi Emre'nin mahkeme kararıyla dinlenen telefon görüşmelerine yansıdı. Şüpheli Emre'nin, hâkim Öztürk'le yaptığı 26 Ekim 2009 tarihli görüşmeye göre; tayin konusu ilk olarak gözaltına alınan Adalet Eski Bakanı Seyfi Oktay aracılığıyla HSYK Başkanvekili Kadir Özbek'e iletildi. Emre, tayin için ricacı oldukları HSYK Başkanvekili Özbek'in talep üzerine kendilerine “Ertosun'a da bir görün” dediğini Yavuz'a aktardı.'MERAK ETME, GARANTİ' DEDİAli Hadi Emre, hâkim Yavuz'a sanık Kudbettin Kaya ile birlikte görüştükleri Seyfi Oktay'ın tayin için garanti verdiğini söyledi. Emre, “Bizim avukat Kutbettin'i tanıyorsun. Gene bir ara yemek yedik, Seyfi abi vardı. Ondan sonra; yani seninle ilgili yine konuştuk, yani o çok garanti konuştu ya, ben de sana söylemedim, yani dedim hani ne olur ne olmaz, belli olsun, ondan sonra” dedi. İkili arasındaki görüşmeden tayin konusunda beklenen sonucun çıkmadığı anlaşılırken, bu konuda yeni bir girişimde bulunma gayretleri de kayıtlara geçti. ERTOSUN'A DA BİR GÖRÜNTutuklu sanık Ali Hadi Emre, telefon görüşmesi yaptığı hâkime tayin meselesi için HSYK Başkanvekili Kadir Özbek ile de konuştuğunu aktardı. Sanık Emre, tayin için gereken adresi şu sözlerle gösterdi: “Kadir beye bir şey söylediğiniz zaman diyor ki, daha başka talepler de vardı. Şeye de söyleyin; Ertosun'a. Onu da bir görün falan diyordu.” Bu sözler üzerine hâkim Yavuz, tayin için garanti veren eski bakan Mehmet Seyfi Oktay'a şikâyetinin iletilmemesini istedikten sonra şunları söyledi: “Mehmet bey dedi, sen bu sefer olmadın; ama bir dahaki sefere kesin. Hiç merak etme. Ben canı gönülden çalışacağım demişti.”'BAŞKA YERE ATAYIN' RANDEVUSUBüyük bir kente tayin isteyen Giresun Savcısı Nihat Nuri Akar'ın, önce tutuklu sanık Ali Hadi Emre ile irtibata geçtiği de telefon dinlemelerine takıldı. Emre'nin de talebi Adalet Eski Bakanı Seyfi Oktay'a aktardığı tespit edildi. Savcı Akar ile Ali Hadi Emre arasında 14 Aralık 2009 tarihli telefon görüşmesinde ise tayin işinin Seyfi Oktay ve HSYK Başkanvekili Kadir Özbek'le yemekli bir toplantıda görüşüldüğü belirlendi. Giresun Savcısı Akar'ın, Emre, Oktay ve Özbek'in yanı sıra tayini yaptırmak için HSYK üyesi Ali Suat Ertosun'la görüşmek amacıyla yakınlarıyla temasa geçtiği ve randevu ayarlamaya çalıştığı da tespit edildi. Soruşturma kapsamında mahkeme kararıyla yapılan telefon dinlemelerinde tutuklanan şüphelilerin 'Dede' diye hitap ettiği Adalet Eski Bakanı Seyfi Oktay'ın başını çektiği ileri sürülen yapılanmanın, yüksek yargıya atama ve tayin işlerinde HSYK Başkanvekili Kadir Özbek, HSYK üyesi Ali Suat Ertosun'u kullanmaya çalışması ise dikkat çekti. Özbek'e isimleri toptan verinYargıyı kıskaca alan yapının, 2007 yılında çeteyle irtibatlı olduğu için meslekten atılan İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nde görevli eski hâkim A K'nın geri dönebilmesi için ciddi çalışmalar yürüttüğü de iletişim tespit tutanaklarına geçti. K'nın görevine dönebilmesi için şüpheli Oktay'ın HSYK Başkanvekili Kadir Özbek'le randevu ayarlamaya çalıştığı belirlendi. Eski hakimin, tutuklu sanık Ali Hadi Emre'nin araya girmesiyle Danıştay Daire Başkanı Sıddık Yıldız'la görüştüğü belirlendi. Yıldız'ın da eski hâkim K'yı Danıştay kökenli HSYK üyeleriyle görüştürmeye çalıştığı saptandı. Tutanaklara giren 8 Haziran 2009 tarihli görüşmede; Oktay tayin işlemlerin olacağını belirterek, “Sen bu adamların hepsini not edersin, ben de ederim, şöyle üç mü beş mi yedi mi on mu var. Bir gün başkanı çağırırım, şunların üzerinde durmanı istiyorum” karşılığını verdi.CHP'li vekilin işini de görmüşErgenekon soruşturması kapsamında görüşmeleri teknik takibe alınan şüpheli Seyfi Oktay'ın, CHP İzmir Milletvekili Abdürrezzak Erten'in tayin ricası için de devreye girdiği ortaya çıktı. CHP'li vekil Erten'in tayin isteğini alan Adalet eski Bakanı Oktay'ın, Şanlıurfa Cumhuriyet Savcısı Serdar Gür'ün kişisel bilgilerini HSYK Başkanvekili Kadir Özbek'e ilettiği kayıtlarda yer aldı. 10 Aralık 2009'da Oktay'ı arayan CHP'li Erten, “Saygılar sunuyorum bakanım. Şimdi dün beni aradılar. Bu Urfa Cumhuriyet Savcısı Serdar Gür. Beni, ya ne olur, sayın bakanımı acaba şey yapabilir misiniz diye. Çünkü geçen sefer çıkacaktı yaz kararnamesinde. İstiyordu” dedi. Bu sözlerin ardından Oktay ise olayı HSYK Başykanvekili Özbek'e aktardığını belirtti. Tayin işleminin gerçekleşeceğinden emin konuşan Oktay, “Ben söyledim şeye Kadir beye. İnşallah bir yaramazlık olmaz” şeklinde konuştu. Mübaşir için bile devreye girmişlerYargıya müdahaleleri teknik takibe takılan sanıkların, mübaşir tayinleri için bile seferber oldukları ortaya çıktı. İstanbul Adliyesi'nde görevli Mustafa Oğuz adlı bir mübaşirin Bakırköy Adliyesi'ne tayinini çıkarılması için yürütülen çalışmaları tutuklu sanık Ali Hadi Emre'nin, Bakırköy Adelet Komisyonu Başkanı Ferit Arslankurt'la yaptığı telefon görüşmelerinden tespit edildi. Tutuklu sanık Emre, 8 Ekim 2009 tarihli görüşmede Başkan Arslankurt'a “Bizim burada, DGM'de bir mübaşir vardı. Mustafa size gelmiş galiba” dedi. Arslankurt'un “Bize gelen hakim mi” sorusu üzerine Emre, “Yok yok mübaşir, mübaşir Mustafa. Şimdi size uğrayacak. Bu bizim böyle sevdiğimiz bir çocuk. Buna biraz…” karşılığını verdi. Başkan Arslankurt, son operasyonda tutuklanan Emre'nin ricası üzerine “tamam” dedi.” Başvurucu, söz konusu haber nedeniyle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek 9/6/2011 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde ilgililer aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 17/5/2012 tarihli kararla davayı reddetmiştir. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:“Basın özgürlüğü, Anayasa’nın maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası’nın ve maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa’nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.Davaya konu yayında; İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğince yürütülen, kamuoyuna yansıyan daha sonra düzenlenen iddianamesi Mahkemece kabul edilen Adalet Eski Bakanı Seyfi Oktay'ın içinde yer aldığı bazı kişilere karşı yapılan soruşturmanın haberinin yer aldığı, verilen haberde soruşturmaya konu kişilerin soruşturmaları yürüten hâkim ve savcılara baskı kurarak yargıyı etkilemek amacıyla HSYK üyeleri ile temas kurduklarından bahsedildiği, davacının resminin haber içerisinde yer aldığı, haberin tamamının incelenmesinde davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde bir yayının olmadığı, iddianameye yansıyan ve yasal delil olan, davasının açıldığı tarihte tüm kamuoyunca öğrenilen kişilerin telefon görüşmelerine dayalı olarak haber yapıldığı, haber konusu olayın güncel olduğu, kamuoyunun haber konusunu takip ettiği, halen yargılamaları süren bazı kişilerin yargıyı etkilemek için faaliyetlerinin bulunduğunun yadsınamaz gerçek olduğu, davacının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki önemli ve kritik görevi nedeniyle eleştiri niteliğindeki bu yayına katlanması gerektiği, haberin başlığı ve içeriği birlikte değerlendirildiğinde davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı, bu sebeple davanın reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.” Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 19/6/2013 tarihli ilamıyla onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi, Yargıtay Hukuk Dairesinin 27/11/2013 tarihli ilamıyla reddedilmiştir. Anılan karar 2/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş ve başvurucu 28/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”