DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3177 E. , 2024/263 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3177 Karar No : 2024/263 TEMYİZ EDEN (DAVACI): … Derneği VEKİLİ: Av. … KARŞI TARAF (DAVALI): … Bakanlığı VEKİLİ: Av. … İSTEMİN KONUSU: Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2020/1353, K:2022/3161 sayılı kararının, davanın reddine ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: 07/12/20…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3177 E. , 2024/263 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3177 Karar No : 2024/263 TEMYİZ EDEN (DAVACI): … Derneği VEKİLİ: Av. … KARŞI TARAF (DAVALI): … Bakanlığı VEKİLİ: Av. … İSTEMİN KONUSU: Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2020/1353, K:2022/3161 sayılı kararının, davanın reddine ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: 07/12/2019 tarih ve 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 109 sayılı "Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararı"nın A Bölümünün 2. fıkrası ile 4. fıkrasının (c), (d), (f) ve (g) bentlerinin, B Bölümünün 4. fıkrasının tüm bentlerinin, C Bölümünün 3. ve 5. fıkraları ile 6. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2020/1353, K:2022/3161 sayılı kararıyla; Usule ilişkin olarak, davacının dava açma ehliyetinin bulunduğu ve davanın süresinde olduğu, Esasa ilişkin olarak, İlke Kararı'nın A Bölümünün 2. fıkrasının incelenmesinden; İlke kararının A Bölümünün 1. fıkrasına yer verilerek, iptali istenilen 2. fıkrasında; "Bu alanlarda, doğal afet (deprem, yangın, sel, heyelan, taşkın vb.) durumunda yapılması gerekli acil müdahaleler yapılabilir." düzenlemesine yer verildiği, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 10. maddesi ile Ek-4. maddesi hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; davalı Bakanlığa, tabiat varlıklarının korunmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve bunların her türlü denetimini yapmak veya kamu kurum ve kuruluşları ile belediyeler ve valiliklere yaptırmak yetki ve görevinin verildiği, kesin korunacak hassas alanlarda meydana gelebilecek deprem, yangın, sel, heyelan, taşkın gibi doğal afetlerde yapılması gereken acil müdahalelerin yapılabileceğine yönelik düzenlemenin ise, söz konusu görev ve yetki kapsamında olduğu, acil müdahalenin içeriğinin ve hangi merci tarafından yapılacağının Bakanlıkça ilgili mevzuat hükümleri dikkate alınarak belirleneceğinin açık olduğu hususları göz önüne alındığında, iptali istenilen düzenlemede hukuki belirlilik ilkesine ve üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığı, İlke Kararının A Bölümünün 4. fıkrasının (c), (d), (f), (g) bentlerinin incelenmesinden; İlke Kararının A Bölümünün 4. fıkrasında; "c. Bu alanların korunmasına ve ıslah edilmesine yönelik bilimsel rapor sonucu teklif edilen projeler yapılabilir. ... d. Orman yangın yolu açılmasına, ormanların bakım ve onarımı, orman zararlıları ile mücadele edilmesi amacıyla çalışmalar yapılmasına izin verilebilir ... f. Ekolojik dengenin devamlılığı ve tozlaşmanın sağlanabilmesini destekleyen arıcılık faaliyetleri yapılabilir. g. Kuş gözlem kulesi yapılabilir. ..." düzenlemelerine yer verildiği, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendi ile 7. maddesinin 1. fıkrasına yer verildikten sonra, Kesin Korunacak Hassas Alanların tanımı ve niteliği göz önüne alındığında, insan faaliyetlerinin sınırlandırıldığı ve yapı yasağı getirilen bu alanlarda, bilimsel araştırmalar, eğitim ve çevresel izleme faaliyetlerinin özel önlemler alınarak yapılabileceği gibi, Yönetmeliğin 5. maddesinde yer verilen, korunan alanların doğallığının muhafaza edilmesi ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığının sağlanması, korunan alanlarda bozulmuş ya da bozulmaya yüz tutmuş ekosistem ve habitatlarının onarılması, ekolojik rehabilitasyonunun ve restorasyonunun yapılması gibi genel ilkeler doğrultusunda, gereken tedbirlerin alınabileceğinin açık olduğu, Bu kapsamda; Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Yönetmelik'te belirtilmeyen hususlara açıklık getirilmesi amacıyla alınan dava konusu İlke Kararının A Bölümünün 4. fıkrasının (g) bendinde yer verilen faaliyetin, bilimsel araştırma, eğitim ve çevresel izleme amacı taşıdığı, (c), (d), (f) bendinde yer verilen faaliyetlerin ise bu alanların doğal yapılarının korunarak, devamlılığının sağlanması, ekosistem ve habitatlarının onarılmasına yönelik olduğu anlaşıldığından, söz konusu düzenlemeler ile dayanağı Yönetmelik'te öngörülmeyen bir istisnaya yer verilmediği ve düzenlemelerin üst hukuk normunu aşar nitelikte olmadığı, bu faaliyetlerin, kesin korunacak hassas alanlara zarar verip vermeyeceğinin Koruma Bölge Komisyonlarınca değerlendirileceği ve faaliyetlerin koşulları ile kapsamının belirlenerek izin verilebileceği göz önüne alındığında, düzenlemelerde koruma ilke ve esaslarına aykırılık bulunmadığı, Öte yandan; davacı tarafından, İlke Kararının A Bölümünün 4. fıkrasının (c) bendindeki düzenlemede yer verilen bilimsel raporun içeriğinin, hangi kişi veya kuruluşlar tarafından hazırlanacağının açık olmadığı ileri sürülmüş ise de; 2863 sayılı Kanun'un 51. ve Ek-4. maddelerindeki düzenlemeler uyarınca, doğal sit alanlarında gerçekleştirilecek iş ve işlemler ve uygulamaya yönelik kararlar almak konusunda yetki ve görevi bulunan, mimar veya şehir plancısı, orman veya çevre mühendisi ve hukukçulardan oluşan Koruma Bölge Komisyonlarının, hassas koruma alanlarının korunmasına ve ıslah edilmesine yönelik bilimsel raporları, alanın niteliğine göre üniversitelerin ilgili bölümlerinden uzmanlar tarafından hazırlanması halinde değerlendirebileceği, bilimsel raporun içeriğinin yine korunacak ve ıslah edilecek alanın özelliklerine göre belirleneceği açık olduğu, İlke Kararının B Bölümünün 4. fıkrasının (a) bendi ile C Bölümünün 6. fıkrasının (a) bendinin birlikte incelenmesinden; Anılan hükümlere yer verildikten sonra, her ne kadar, dava konusu İlke Kararının yürürlüğe girdiği, 07/12/2019 tarihinden sonra yürürlüğe girmiş olsa da, üst hukuk normu olması nedeniyle İlke Kararının hukuki denetiminin yapılmasında dikkate alınması gereken ve Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 5. maddesine 16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğin 3. maddesiyle eklenen (ö) bendinde; bir doğal sit statüsünde, ilke kararları kapsamında yapılabileceği öngörülen faaliyetlerin, bu doğal sit statüsünden daha alt koruma statüsüne sahip doğal sit alanlarında da Bölge Komisyonu kararı ile gerçekleştirilebileceğinin düzenlendiği, bu düzenlemeye karşı açılan davalarda, Dairelerinin 16/03/2022 tarih ve E:2020/3979, K:2022/3154;E:2020/4236, K:2022/3156 ve E:2020/5181, K:2022/3155 sayılı kararlarıyla, davanın reddine karar verildiği, Bu kapsamda yapılan değerlendirmede; daha sıkı koruma koşullarına bağlanmış doğal sit statülerinde, ilke kararlarıyla yapılmasına izin verilen faaliyetlerin, bu doğal sit statüsünden daha alt koruma statüsüne sahip doğal sit alanlarında da Koruma Bölge Komisyonlarının izni ile yapılabileceği yolundaki dava konusu düzenlemelerde, dayanağı Yönetmelik hükümlerine aykırılık bulunmadığı, İlke Kararının B Bölümünün 4. fıkrasının (c), (ç), (d), (e), (f), (ğ), (h), (i) ve (j) bentlerinin incelenmesinden; İptali istenilen İlke Kararının B Bölümünün 4. fıkrasında, "Bu alanlarda; koşulları, kapsamı, süresi Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonları tarafından belirlenmek koşulu ve faaliyetin niteliğine göre geçiş dönemi koruma koşulları ve kullanım şartları veya koruma amaçlı imar planları ile aşağıdaki faaliyetlere izin verilebilir. ... c. Doğal dengenin devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri doğrultusunda alanın özelliğinden kaynaklanan faaliyetler sürdürülebilir. ç. Koruma amaçlı imar planı yapılması koşulu ile alanın ve çevrenin özelliklerinden kaynaklanan faaliyetlerin korunması ve geliştirilmesi amacına yönelik iskele, balıkçı barınağı, bekçi kulübesi yapılabilir. d. Günübirlik alanlar, A tipi hariç mesire alanları ile kıyı mevzuatına uygun olarak park ve rekreaktif alanlar yapılabilir. e. Doğal kaynak suyunun kullanımına ve kaynak tuzlasına yönelik uygulamalar, ekolojik dengeye etkisine ilişkin ÇED îzin Denetim Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün görüşleri doğrultusunda yapılabilir. f. Herhangi bir yapılaşmaya gidilmeden Avlakların Kuruluşu, Yönetimi ve Denetimi Esas ve Usulleri ile İlgili Yönetmelik çerçevesinde avlak sahası ayrılabilir. ğ. Zorunluluk halinde; teknik alt yapı hizmetlerinden; atık su arıtma tesisi, atık su deşarjı, kanalizasyon şebekesi, içme suyu temini, jeotermal suyun çıkartılması ve iletim hattı, enerji nakil hattı, trafo, şalt sahası, iletişim hattı, ulaşım hattı, açık otopark, teleferik ve telesiyej yapılabilir. h. îmar ve kıyı mevzuatı çerçevesinde, imar planı yapılmasına gerek duyulmayan denize girme, güneşlenme ve amatör su sporları gibi faaliyetleri gerçekleştirmek amacıyla sabit olmayan duş, gölgelik, soyunma kabini, büfe, tuvalet, su sporları için kullanılan malzemelerin depolanabileceği sökülür takılır nitelikte yapılar ve ahşap iskele ile koruma amaçlı imar planı yapılması koşuluyla iskele yapılabilir. i. Şehitlik ve/veya mezarlık alanları ile ilgili uygulamalar gerçekleştirilebilir. j. Koruma amaçlı imar planı veya geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarına uygun olarak bitkisel (süs bitkisi, tıbbi ve aromatik bitki, fidan) üretimi yapılabilir." düzenlemeleri getirildiği, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 8. maddesinin 1. fıkrası ile işlem tarihinde yürürlükte olan 2. fıkrasına yer verildikten sonra, 16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 5. maddesi ile 8. maddenin 2. fıkrasında değişiklik yapıldığı ve "Nitelikli doğal koruma alanları; entegre tesisler ve örtü altı tarım hariç tarım uygulamaları, tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları ve alanın doğal yapısıyla uyumlu, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı çadırlı kamp, karavan ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır. Alanın ve doğal özelliklerin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır." düzenlemesi getirildiği, Bu düzenlemelere karşı açılan davalarda, Dairelerinin E:2020/3979, K:2022/3154; E:2020/4236, K:2022/3156; E:2020/4409, K:2022/3159; E:2020/5181, K:2022/3155 ve E:2020/8231, K:2022/3157 sayılı kararlarıyla; "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ifadelerinin iptaline karar verildiği, İlke Kararının dayanağı olan Yönetmelik hükümleri ve Yönetmelik'te yapılan değişikler ile bu değişikliklere karşı açılan ve yukarıda esas sayıları belirtilen davalarda Dairelerince verilen kararların gerekçeleri birlikte değerlendirildiğinde; Yönetmelik'te, nitelikli doğal koruma alanlarının, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak, doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu alanlar olduğunun belirtildiği dikkate alındığında, dava konusu B Bölümünün 4. fıkrasının (c) bendinde yer alan, bu alanlarda doğal dengenin devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri doğrultusunda, alanın özelliğinden kaynaklanan faaliyetlerin sürdürülebileceğine ilişkin düzenlemede, alanın özelliğinden kaynaklanan faaliyetlerin neler olduğu hususunda belirsizlik olmadığı, nitekim, Yönetmelik'te alanın özelliklerinin ve bu alanlarda yapılabilecek faaliyetlerin belirtildiği, Koruma Bölge Komisyonlarınca da faaliyetin niteliğinin ilgili Yönetmelik hükümlerine göre değerlendirileceği anlaşıldığından, düzenlemede dayanağı Yönetmeliğe aykırılık bulunmadığı, B Bölümünün 4. fıkrasının (ç) bendi değerlendirildiğinde; 2863 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 8. fıkrasına yer verildikten sonra, Dairelerince, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin,16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelikle değişik 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "balıkçı barınağı, iskele," ibarelerinin, nitelikli doğal koruma alanlarında yapılacak balıkçı barınaklarının hangi ölçü ve büyüklükte olacağı, hangi tip yapı ve yapılardan oluşacağı, iskele ibaresinden ise imar planlarında gösterilmeden yapılabilecek ahşap iskelelerin mi yoksa daha farklı materyal ve inşa tekniklerinin kullanıldığı, uygulama imar planına işlenmesi zorunlu türde iskelelerin mi kastedildiğinin anlaşılamadığı, bu yapıların belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, nitelikli doğal koruma alanlarının doğal yapısının bozulmasına yol açacağı gerekçeleriyle iptaline karar verildiği, Dava konusu düzenlemede de, "Nitelikli Doğal Koruma Alanları"nda yapılabileceği belirtilen, "iskele", "balıkçı barınağı" ve "bekçi kulübesi"nin hangi ölçü ve büyüklükte olacağına ve hangi tip yapı ve yapılardan oluşacağına yönelik herhangi bir belirleme bulunmadığı gibi, "iskele" ibaresinden imar planlarında gösterilmeden yapılabilecek ahşap iskelelerin mi yoksa daha farklı materyal ve inşa tekniklerinin kullanıldığı, uygulama imar planına işlenmesi zorunlu türde iskelelerin mi kastedildiğinin de belirtilmediği, Bu tür yapıların, koruma amaçlı imar planı ile yapılabilme ile alanın ve çevrenin özelliklerinden kaynaklanan faaliyetlerin korunması ve geliştirilmesi amacına yönelik olma koşullarına bağlanması, koruma ilke ve esasları açısından yerinde bir yaklaşım olmakla beraber, genel nitelikteki bu koşulların, "Nitelikli Doğal Koruma Alanları"nın korunması açısından yeterli bir düzenleme içermediği, Uyuşmazlıkta, bu yapıların belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, "Nitelikli Doğal Koruma Alanları"nın doğal yapısının bozulmasına yol açabileceğinin de göz önünde bulundurulması gerektiği, Belirtilen nedenlerle, Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "balıkçı barınağı" ve "iskele" ibarelerinin iptaline ilişkin yargı kararlarının gerekçelerinde açıklanan sakıncaların dava konusu İlke Kararı açısından da geçerli olduğu ve düzenlemede koruma ilke ve esasları ile hukuka uyarlık bulunmadığı, (B) bölümünün 4. fıkrasının (d) bendi değerlendirildiğinde; Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına ilişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 8. maddesinin 1. fıkrasında "Nitelikli Doğal Koruma Alanları", doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu alanlar şeklinde tanımlandığı; ikinci fıkrasında ise, bu alanların günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlar olduğu belirtilmiş ve alanın ve doğal özelliklerinin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esası getirildiği, 05/03/2013 tarih ve 28578 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Mesire Yerleri Yönetmeliği'nin 3. maddesinde "B tipi mesire yeri"nin, toplumun çeşitli dinlenme, eğlenme ve spor ihtiyaçlarını karşılamak, yurdun güzelliğine katkı sağlamak ve turistik hareketlere imkân vermek maksadıyla yerleşim merkezlerinin çevresinde veya rekreasyonel kaynak değerlerine ve yüksek ziyaretçi potansiyeline sahip, sadece günübirlik kullanım imkanı sağlayan kır lokantası, kır kahvesi, yöresel ürünler sergi ve satış yeri, piknik üniteleri, kameriye gibi diğer rekreasyonel yapı ve tesisleri ihtiva eden mesire yerlerini ifade ettiği, Bu hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden; "B tipi mesire yerleri"nin yüksek ziyaretçi potansiyeline sahip günübirlik kullanım alanları olduğu, dolayısıyla, "Nitelikli Doğal Koruma Alanları"nda, "B tipi mesire yerleri"ne izin verilmesinin, halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esasına aykırılık taşıyacağı, Bu nedenle, dayanak Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına ilişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'te yer alan düzenlemeleri aşar şekilde, "Nitelikli Doğal Koruma Alanları"nda, yüksek ziyaretçi potansiyeline sahip günübirlik kullanım alanlarından olan "B tipi mesire yerleri"nin yapılmasına olanak sağlayan, dava konusu 109 sayılı İlke Kararı'nın (B) bölümünün dördüncü fıkrasının (d) bendinde geçen "A tipi hariç mesire alanları" ibaresinde, üst hukuk normlarına uyarlık bulunmadığı, B Bölümünün 4. fıkrasının (e) bendi değerlendirildiğinde; Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Yönetmeliğin 16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile değişik 8. maddesinin 2. fıkrasında yer verilen, "doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar" ibaresinin, doğal kaynak suyu uygulamalarının, kaynak suyunun çıkarılmasından, şişelenmesi ve satışına kadar pek çok farklı türde tesisin kurulmasını kapsayan geniş bir kavram olduğu, Yönetmelikte faaliyetlere ilişkin herhangi bir belirleme/sınırlama yapılmadığı ve bu faaliyetlere hangi ölçülerde izin verileceğine ilişkin açık bir düzenlemeye yer verilmediği, önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşıyan, aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı mevcudiyetinden uzak alanlar olması gereken nitelikli doğal koruma alanlarının söz konusu nitelikleri dikkate alındığında, faaliyetin belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, bu bölgelerin doğal yapısının bozulmasına yol açacağı gerekçesiyle, Dairelerince iptaline karar verildiği, İlke Kararı'nın dava konusu bendinde ise, Yönetmelik'teki aynı ibareye yer verildiği ve doğal kaynak suyunun kullanımına yönelik uygulamaların, bazı kurumların görüşleri doğrultusunda yapılabileceğinin düzenlendiği, ayrıca, kaynak tuzlasına yönelik uygulamaların yapılabilmesine de olanak sağlandığı, Bu itibarla; Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Yönetmeliğin 8. maddesi ve anılan maddeye yönelik Daire kararları göz önüne alındığında, dava konusu düzenlemede, dayanağı Yönetmelik'te belirtilmeyen ve üst hukuk normunu aşar nitelikte istisnalara yer verildiği anlaşıldığından, hukuka uyarlık bulunmadığı, B Bölümünün 4. fıkrasının (f), (h) ve (i) bentleri değerlendirildiğinde; mutlak yapı yasağı getirilmeyen ve yörede yaşayanların, mevcut kaynakları koruma amaçlarına uygun olarak kullandığı ve geleneksel yaşam şekillerini sürdürdüğü alanlar olan nitelikli koruma alanlarında, Korunan Alanların Tespit Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin, 16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile değişik 8. maddesinin 2. fıkrası ile alanın doğal yapısıyla uyumlu, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı çadırlı kamp, karavan ve günübirlik faaliyetlerin yapılabileceğinin, alanın ve doğal özelliklerin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulmasının esas olduğunun düzenlendiği ve Yönetmelik değişikliklerine karşı açılan davalarda, bu düzenlemeler yönünden davanın reddine karar verildiği göz önüne alındığında, dava konusu bentlerde yer verilen yapı tesis ve faaliyetlerin, dayanağı Yönetmelik'te sayılan günübirlik faaliyetlere ve alanın kullanımından kaynaklanan ihtiyaçlara ilişkin olduğu, dolayısıyla dayanağı Yönetmeliği aşar nitelikte düzenlemeler içermediği, (B) bölümünün 4. fıkrasının (ğ) bendi değerlendirildiğinde; Teknik altyapı alanlarının, 14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği 'nin "Mekânsal kullanım tanımları ve esasları" başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının (k) alt bendinde: "Kamu veya özel sektör tarafından yapılacak elektrik, petrol ve doğalgaz iletim hatları, içme ve kullanma suyu ile yer altı ve yer üstü her türlü arıtma, kanalizasyon, atık işleme tesisleri, trafo, her türlü enerji, ulaştırma, haberleşme gibi servislerin temini için yapılan tesisler ile açık veya kapalı otopark kullanışlarına verilen genel isimdir." şeklinde tanımlandığı, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Yönetmeliğin 16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile değişik 8. maddesinin 2. fıkrasında yer verilen, "zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ibaresinin, söz konusu ibareden kastın Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde belirtilen teknik altyapı tanımı kapsamındaki uygulamalar olup olmadığının belirtilmediği gibi bu faaliyetlere hangi ölçülerde izin verileceğine ilişkin açık bir düzenlemeye de yer verilmediği; öte yandan teknik altyapı uygulamalarından zorunlu olanların yapılabileceği kurala bağlanmış ise de; nitelikli doğal koruma alanlarının yukarıda yer verilen tanımı ve özellikleri dikkate alındığında "zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ifadesinin muğlak bir ifade olduğu, belirsizlik yarattığı ve açıklığa kavuşturulması gerektiği gerekçesiyle, Dairelerince iptaline karar verildiği, Dava konusu İlke Kararı'nda yapılan düzenleme ile, dayanak Yönetmelik hakkında verilen yargı kararlarında yer alan gerekçelere uygun bir şekilde, "Nitelikli Doğal Koruma Alanları"nda, zorunluluk halinde yapılabileceği belirtilen teknik alt yapı hizmetlerinin hangileri olduğu açıkça düzenlenmiş olmakla beraber, bu alanların, doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu alanlar olduğu gözetilmeksizin, dava konusu İlke Kararı'nda, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'ndeki teknik alt yapı alanı tanımda yer verilen neredeyse bütün kullanımların, "Nitelikli Doğal Koruma Alanları"nda, zorunluluk halinde yapılabileceğinin belirtildiği, Anılan kullanımlardan bazılarının doğrudan bazılarının ise belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, "Nitelikli Doğal Koruma Alanları"nın doğal yapısının bozulmasına yol açabileceği, Öte yandan, "Nitelikli Doğal Koruma Alanları"nın özellikleri dikkate alındığında "zorunluluk halinde" ifadesinin muğlak bir ifade olduğu ve belirsizlik yarattığı görülmekle, bu ifadenin de açıklığa kavuşturulması gerektiğinden, hukuka uyarlık bulunmadığı, İlke Kararı'nın B Bölümünün 4. fıkrasının (j) bendi değerlendirildiğinde; Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Yönetmeliğin değişik 8. maddesinin 2. fıkrasında yer verilen, nitelikli doğal koruma alanlarında, tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları yapılmasına olanak sağlayan düzenlemenin, tıbbi ve aromatik bitki uygulamalarının, bu bitkilerin ekolojik çeşitlilik potansiyelini araştırmaktan, üretim tesisi kurarak bu bitkileri yetiştirmek, üretmek, kullanıma sunmak, satışını yapmak ve doğal kaynaklı her türlü farmasötik, kozmetik ve diğer endüstriyel hammadde ve ürünlerin geliştirilmesine kadar uzanan faaliyet alanlarını içeren, geniş bir kavram olduğu, belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, bu bölgelerin doğal yapısının bozulmasına yol açacağı ve maddede "tıbbi ve aromatik bitki uygulamalarının" neleri kapsadığı açıklanmadığından belirsizliğe neden olduğu gerekçesiyle iptaline karar verildiği, İlke Kararı'nın dava konusu bendinde ise, süs bitkisi, tıbbi ve aromatik bitki, fidan üretimi yapılabileceği ve uygulamaların sadece "üretimle" sınırlandırılarak, karar gerekçesinde açıklanan belirsizliğin giderildiği, ayrıca, faaliyetin koruma amaçlı imar planı veya geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarına uygun olması koşuluyla yapılabilmesine olanak tanındığı görüldüğünden, düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı, B Bölümünün 4. fıkrasının (b), (g) ve (ı) bentlerine gelince; İlke Kararının B bölümünün 4. fıkrasının (b), (g) ve (ı) bendinde yer verilen düzenlemeler, 24/10/2020 tarih ve 31284 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 10/09/2020 tarihli, 111 sayılı "109 Sayılı Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararında Değişiklik Yapılmasına Dair İlke Kararı" ile yürürlükten kaldırılarak, yeni düzenlemeler yapıldığından, söz konusu bentlere ilişkin olarak karar verilmesine yer olmadığı, İlke Kararı'nın C Bölümünün 3. ve 5. fıkralarının incelenmesinden; İlke Kararının C Bölümünün 1. fıkrasında, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı; barındırdığı siluet, jeolojik ve ekolojik değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla alanın potansiyeli ve kullanım özellikleri göz önünde bulundurularak, doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlar olarak tanımlandığı, 2. fıkrasında; bu alanların; ulusal, bölgesel ve yerel seviyelerde doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına ve kalkınmaya destek olan, insanlar ve doğa arasında dengeli ilişkilerin geliştirilmesine ve muhafaza edilmesine katkıda bulunan, ekonomik ve sosyal boyutları dikkate alarak doğal kaynakların sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanımına elverişli yerler olduğunun belirtildiği, Dava konusu 3. fıkrasında ise, "Bu alanlar; Kesin korunacak hassas alanlar veya nitelikli doğal koruma alanlarını etkileyen, bu koruma bölgeleri ile bütünlük gösteren tampon bölgeler olup düşük yoğunluklu yerleşim yerleri olarak planlanabilir. Sit kararı öncesi alınan ruhsatlı yapılar mevcudiyetini korur." düzenlemesine, 5. fıkrasında; "Bu alanlarda sanayi tesislerine izin verilmez, ancak mevcut ruhsatlı sanayi tesisleri, gerekli çevresel tedbiri almak koşulu ile kullanılabilir." düzenlemesine yer verildiği, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile değişik 9. maddesinin 1. fıkrasında; sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının; barındırdığı siluet, jeolojik ve ekolojik değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla alanın potansiyeli ve kullanım özellikleri göz önünde bulundurularak, kesin korunacak hassas alan ve nitelikli doğal koruma alanlarında izin verilen faaliyetlere ek olarak doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, entegre tesis, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlar olarak tanımlandığı, bu değişikliğe karşı Dairelerinin E:2020/3979, E:2020/4236, E:2020/4409, E:2020/5181 ve E:2020/8231 sayılı dosyalarında açılan davalarda, "entegre tesis" ibaresinin iptaline, diğer kısımlar yönünden ise davanın reddine karar verildiği, Yönetmelik'teki düzenlemeler uyarınca, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının, kesin yapı yasağı olan koruma alanları olmadığı göz önüne alındığında, İlke Kararı'nın C Bölümünün 3. fıkrasındaki ruhsatlı yapıların mevcudiyetini korumasına ilişkin düzenlemenin, 2863 sayılı Kanun'un 17. maddesine uygun olarak, kazanılmış hakların korunması amacını taşıdığı ve düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı, İlke Kararı'nın C Bölümünün 6. fıkrasının (b) ve (c) bentleri değerlendirildiğinde; Korunan Alanların Tespit Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasında, 16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile değişiklik yapıldığı, ayrıca, anılan maddeye eklenen 3. fıkrada; sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında bulunan madenlerin milli menfaatlere uygun olarak aranmasının, hangi şartlarda ve ölçülerde işletileceğinin, kapatılması ve alanın rehabilitasyonunun ilke kararları doğrultusunda alınacak olan Bölge Komisyonlarının kararları doğrultusunda yapılabileceğinin düzenlendiği, bu düzenlemeye karşı açılan davalarda Dairelerince, anılan düzenleme yönünden davanın reddine karar verildiği, İlke Kararı'nın dayanağı olan Yönetmelik hükümleri, bu hükümlerde yapılan değişiklikler, bu değişikliklere karşı açılan davalarda verilen yargı kararları birlikte değerlendirildiğinde; sürdürülebilir kontrollü kulanım alanlarında, madencilik faaliyeti yapılabileceği, faaliyetin kapsamı, koşulları ile rehabilitasyonuna ilişkin hususların İlke Kararıyla belirleneceği, İlke Kararının C Bölümünün 6. fıkrasının (b) bendindeki dava konusu düzenlemelerin belirtilen konulara ilişkin olduğu gözetildiğinde, düzenlemede dayanağı Yönetmelik hükümlerine aykırılık bulunmadığı, C Bölümünün 6. fıkrasının (b) bendi yönünden, dava konusu 109 sayılı İlke Kararı'nın dayanağı Yönetmeliğin 9. maddesinde; "Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kulanım Alanları"nın, barındırdığı siluet, jeolojik ve ekolojik değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla alanın potansiyeli ve kullanım özellikleri göz önünde bulundurularak, doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetlere izin verilen alanlar olduğunun belirtildiği, Düzenli depolama tesislerinin ise, 26/03/2010 tarih ve 27533 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesinde, atıkların oluştuğu tesis içinde geri kazanım, ön işlem veya bertarafa gönderilmek üzere geçici depolandığı birimler, atığın geri kazanım veya ön işleme tabi tutulmak amacıyla üç yıldan daha kısa süreli ara depolandığı tesisler ile atığın bertaraf işlemine tabi tutulmak üzere bir yılı geçmeyecek şekilde ara depolandığı tesisler hariç olmak üzere atıkların yeraltı veya yer üstünde belirli teknik standartlara göre bertaraf edildiği sahalar olarak tanımlandığı, Düzenli depolama tesislerinin tanımı ve özellikleri dikkate alındığında, "Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kulanım Alanları"nın barındırdığı ekolojik değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacına uygun, alanın doğal yapısıyla uyumlu bir faaliyet olmadığı, bu tesislerin, doğal sit olması nedeniyle korunan alanlara dışarıdan atık girişine neden olabileceği, Buna göre, dayanak Yönetmelik'te, "Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kulanım Alanları"nda, düşük yoğunlukta faaliyetlere izin verilebileceğinin düzenlendiği de dikkate alındığında, bu alanlarda 1. sınıf hariç düzenli depolama tesisi yapılmasına imkan tanıyan, dava konusu 109 sayılı İlke Kararı'nın (C) bölümünün altıncı fıkrasının (c) bendinde geçen "1. sınıf hariç düzenli depolama tesisi" ibaresinde, üst hukuk normlarına, koruma ilke ve esaslarına uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle, Dava konusu 109 sayılı Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararının B Bölümünün 4. fıkrasının (ç), (e), (ğ) bentleri ile aynı fıkranın (d) bendinde geçen "A tipi hariç mesire yerleri" ibaresinin ve C Bölümünün 6. fıkrasının (c) bendinde geçen "1. sınıf hariç düzenli depolama tesisleri" ibaresinin iptaline, B Bölümünün 4. fıkrasının (b), (g) ve (ı) bentleri yönünden, karar verilmesine yer olmadığına, İlke Kararının dava konusu diğer düzenlemeleri yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, Daire kararının davanın reddine ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği, bu talebin uygun görülmemesi halinde de, dava konusu İlke Kararı yürürlükten kaldırıldığından, dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı gerekçesiyle temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile İlke Kararı'nın B Bölümünün 4. fıkrasının (d) bendindeki "A tipi hariç mesire alanları" ibaresi dışındaki kısmı, C Bölümünün 6. fıkrasının (b) bendi ve (c) bendindeki "1. sınıf hariç düzenli depolama tesisleri" ibaresi dışındaki kısımları yönünden Daire kararının bozulmasının, temyize konu diğer kısımları yönünden ise temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, İlke Kararı'nın B Bölümünün 4. fıkrasının (d) bendindeki "A tipi hariç mesire alanları" ibaresi dışındaki kısmı ile C Bölümünün 6. fıkrasının (c) bendindeki "1. sınıf hariç düzenli depolama tesisleri" ibaresi dışındaki kısmı haricinde kalan temyize konu davanın reddine ilişkin kısmı, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. İlke Kararı'nın B Bölümünün 4. fıkrasının (d) bendinin "A tipi hariç mesire alanları" ibaresi dışındaki kısmı yönünden; 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında bu alanlar, "Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanlarıdır." şeklinde tanımlanmıştır. İptali istenilen 109 sayılı İlke Kararı'nın; (B) bölümünün dördüncü fıkrasında, "Bu alanlarda; koşulları, kapsamı, süresi Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonları tarafından belirlenmek koşulu ve faaliyetin niteliğine göre geçiş dönemi koruma koşulları ve kullanım şartları veya koruma amaçlı imar planları ile aşağıdaki faaliyetlere izin verilebilir. ... d.Günübirlik alanlar, A tipi hariç mesire alanları ile kıyı mevzuatına uygun olarak park ve rekreaktif alanlar yapılabilir. ..." düzenlemesine yer verilmiştir. Temyize konu Daire kararda "A tipi hariç mesire alanları" ibaresinin iptaline karar verilmiş, fıkranın diğer kısımları yönünden ise herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, kararın hüküm kısmında davanın reddine karar verilmiştir. Düzenleme ile, nitelikli doğal koruma alanlarında yapılabilecek faaliyetler arasında, günübirlik alanlar ile kıyı mevzuatına uygun olarak park ve rekreaktif alanlar da sayılmış olup, dava dilekçesinde, mesire alanları yanında, park ve rekreatif alanlara yönelik olarak hukuka aykırılık iddiaları ileri sürülmüştür. Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nde, yeşil alanlar kapsamında düzenlenen "parklar", kentte yaşayanların yeşil bitki örtüsü ile dinlenme ihtiyaçları için ayrılan ve Yönetmeliğin 19. maddesindeki kullanımlara da yer verilebilen alanlar olarak tanımlanmıştır. Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesinde, "Rekreaktif Alanlar: Halkın eğlence ve dinlenme gereksinimlerini karşılamaya dönük, açık olarak düzenlenen oturma ve yemek yerleri, yemek pişirme yerleri, çeşmeler, açık havuzlar, oyun ve açık spor alanları, açık gösteri alanları, yeşil bitki örtüsü ve kıyı yapısının elverdiği yerlerde denize iniş rampaları bulunan kamu ya da özel alanlardır." şeklinde tanımlanmış, aynı maddede, iki bölümden oluşan sahil şeridinin kullanım amacının, topoğrafya ve doğal eşiklere göre uygulama imar planı kararı ile belirleneceği, sahil şeridinde yapılacak yapıların kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaşabileceği, yapı yaklaşma mesafesi içerisinde kalan alanların uygulama imar planı ile gezinti alanları, dinlenme ve bu Yönetmelik'te tanımlanan rekreaktif alanlar ve yaya yolları olarak düzenlenebileceği hükme bağlanmıştır. Anılan Yönetmeliğin 13. maddesinde, kıyıda onaylı uygulama imar planlarına göre ve çevre kirliliğinin önlenmesine ilişkin tüm önlemler alınmak koşulu ile "park" yapılabileceği, 14. maddesinde de, sahil şeritlerinin birinci bölümünü içeren uygulama imar planlarının, tümüyle açık alan olarak toplumun kullanımına tahsis edilecek şekilde düzenleneceği, bu alanlarda sadece yaya yolları, gezinti ve dinlenme alanları, seyir teras ve alanları ile bu Yönetmeliğin 4. maddesinde tanımlanan rekreaktif amaçlı kullanımlar ile bu Yönetmeliğin 13. maddesinde belirlenen yapı ve tesisler yer alabileceği, bu alan içinde toplumun yararlanmasına açık yapılar da dahil olmak üzere başka hiç bir yapı ve tesis yapılamayacağı, sahil şeridinin ikinci bölümünde yapılacak planların, bu Yönetmeliğin 13. ve 14. maddesinde sayılan yapı ve tesisler ile toplumun yararlanmasına açık olmak şartı ile konaklama hariç bu Yönetmelik'te tanımlanan günübirlik turizm yapı ve tesislerini kapsayacak şekilde düzenleneceği kuralına yer verilmiştir. Yukarıda yer verilen düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesinden; dava konusu edilen bent ile, kesin yapı yasağı bulunmayan nitelikli doğal koruma alanlarında, ilgili mevzuat hükümlerinde kapsamı ve nitelikleri ortaya konulan, esasen yapılaşmaya konu olmayan veya konaklama içermeyen şekilde çok düşük oranda yapılaşmaya imkan tanıyan, ağırlıklı olarak kamusal kullanıma özgü ve bu yönüyle doğal sit alanı niteliğindeki bu alanlara zarar verme olasılığı olmayan günübirlik alanlar ile kıyı mevzuatına uygun olarak park ve rekreaktif alanlar yapılabileceğinin kurala bağlandığı görülmektedir. Bu itibarla, park ve rekreatif alanların, kıyı mevzuatına uygun olarak yapılabileceğinin kurala bağlanmasının yanı sıra, bu alanlarda yapılması öngörülen tüm kullanımlara ilişkin koşulların, kapsamın, sürenin, faaliyetin niteliğine göre Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonları tarafından belirlenmek şartı ile nitelikli doğal koruma alanlarında park ve rekreaktif alanlar yapılabilmesine imkan tanınmasında hukuka aykırılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, Daire kararının, fıkranın "A tipi hariç mesire alanları" ibaresi dışında kalan park ve rekreatif alanlara ilişkin kısımları yönünden davanın reddine ilişkin kısmında belirtilen gerekçelerle sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmemiştir. İlke Kararı'nın C Bölümünün 6. fıkrasının (c) bendindeki "1. sınıf hariç düzenli depolama tesisleri" ibaresi dışındaki kısmı incelendiğinde; Dava konusu edilen işlemin (C) bölümünün altıncı fıkrasında, "Bu alanlarda; koşulları, kapsamı, süresi Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonları tarafından belirlenmek şartı ile aşağıdaki faaliyetlere izin verilebilir. ... c. Koruma amaçlı imar planına uygun olması koşulu ile turizm tesisleri, yat limanı, tekne imal ve çekek yeri ve 1. sınıf hariç düzenli depolama tesisi yapılabilir. ..." düzenlemesine yer verilmiştir. Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan haliyle "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasında; "Kesin korunacak hassas alanlar veya nitelikli doğal koruma alanlarını etkileyen, bu koruma bölgeleri ile bütünlük gösteren, korumaya katkı sağlayacak, doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlardır." tanımına yer verilmiştir. Anılan maddede; 2022 yılında yapılan değişiklik ile, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları; bölgenin doğal yapısı, ekolojik değerleri, silueti, doğal peyzajı ve benzeri ayırt edici özellikleri göz önünde bulundurularak faaliyetlerin niteliğine ve içeriğine ilişkin Bölge Komisyonu tarafından yapılacak değerlendirmeye göre; kesin korunacak hassas alanlarda ve nitelikli doğal koruma alanlarında izin verilen faaliyetlere ek olarak doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetlere, tarım ve hayvancılık amaçlı entegre tesislere, (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/12/2022 tarih ve YD İtiraz No:2022/1133 sayılı kararı ile yürütmesi durdurulan ibare:hidroelektrik), rüzgâr ve güneş enerji santralleri ile turizm ve yerleşimlere izin verilen alanlar şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Temyize konu Daire kararda "1. sınıf hariç düzenli depolama tesisi" ibaresinin iptaline karar verilmiş, fıkranın diğer kısımları yönünden ise herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, kararın hüküm kısmında davanın reddine karar verilmiştir. Düzenleme ile, bu alanlarda yapılabilecek faaliyetler arasında, koruma amaçlı imar planına uygun olması koşulu ile turizm tesisleri, yat limanı, tekne imal ve çekek yeri de sayılmıştır. Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nde, turizm alanı kullanımı içinde yapılabilen, konaklama amacıyla kullanılan, otel, motel, tatil köyü, pansiyon, kamping, apart otel ve hostel gibi turizm tesisleri ifadesine yer verilmiş, Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelik'te turizm tesisi, "Ayrıntıları ve tamamlayıcı unsurları ile birlikte turizm yatırımı kapsamında bulunan veya turizm işletmesi faaliyeti yapılan tesisler..." şeklinde tanımlanmıştır. Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesinde, yat limanı, "Yatlara güvenli bir bağlama ve her yata doğrudan yürüyerek çıkılmasına imkân sağlayan, yeterli derinlikte su bulunan ve yatlara teknik ve sosyal altyapı, yönetim, destek, konaklama, bakım ve onarım hizmetlerini sunan, rüzgâr ve deniz tesirlerinden korunmuş, işletme izin belgesi almış, turizm işletmesi belgeli kıyı yapılarıdır. ..." tanımına, "Çekek Yeri: Tam boyu altmış metreye kadar her türlü gemi veya su araçlarına bakım-onarım, kışlatma ile teknik altyapı ve yönetim hizmeti veren tesistir." tanımına, "Tekne İmal ve Bakım Yeri: Boy sınırlaması olmaksızın ahşap yat imalatı ile tam boyu yetmiş beş metreye kadar veya Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca yapılan inceleme sonucuna göre kara ve denizdeki fiziksel şartların uygun bulunması halinde yüz yirmi beş metreye kadar her türlü gemi ve su araçlarının inşa, tadilat ve bakım-onarım hizmetlerinden biri veya birkaçının yapılmasına imkân sağlayan teknik ve sosyal altyapılara sahip tesistir." tanımına yer verilmiştir. Peyzajı ile uyumlu insan yerleşimlerini içinde bulunduran, insanlar ve doğa arasında dengeli ilişkilerin geliştirilmesine ve muhafaza edilmesine katkıda bulunan, uygulanabilir durumlarda yerel halkın sosyal ve ekonomik kazançlarına katkı sağlayan ve ulusal, bölgesel ve yerel seviyelerde doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına ve kalkınmaya destek olan özelliklere sahip olup, ekolojik, ekonomik ve sosyal boyutları dikkate alarak doğal kaynakların sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanımına elverişli alanlar olan sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında, dava konusu İlke Kararı'nın dayanağı olan Yönetmelik'te, Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği 2012 yılından bu yana turizm kullanımlarına izin verildiği, bu nedenle, uyuşmazlığa konu edilen bentte düzenlenen turizm tesisi ve yat limanları açısından normlar hiyerarşisine aykırılık bulunmadığı, tekne imal ve çekek yeri tesislerinin ise kıyı mevzuatı kapsamında yapılabilecek yapılar olup, doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler niteliğinde olduğu görülmektedir. Öte yandan; anılan tesislerin, koruma amaçlı imar planlarına uygun olarak yapılabileceğinin kurala bağlanmasının yanı sıra, bu alanlarda yapılması öngörülen tüm kullanımlara ilişkin koşulların, kapsamın, sürenin, faaliyetin niteliğine göre Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonları tarafından belirlenmek şartı ile bu alanlarda, turizm tesisleri, yat limanı, tekne imal ve çekek yeri yapılabilmesine imkan tanınmasında hukuka aykırılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, Daire kararının, fıkranın "1. sınıf hariç düzenli depolama tesisi" ibaresi dışında kalan kısımları yönünden davanın reddine ilişkin kısmında belirtilen gerekçelerle sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davacının temyiz isteminin reddine, 2.Danıştay Altıncı Dairesinin davanın kısmen reddine, kısmen iptale, kısmen karar verilmesine yer olmadığına yönelik 16/03/2022 tarih ve E:2020/1353, K:2022/3161 sayılı kararının İlke Kararı'nın B Bölümünün 4. fıkrasının (d) bendindeki "A tipi hariç mesire alanları" ibaresi dışındaki kısmı ile C Bölümünün 6. fıkrasının (c) bendindeki "1. sınıf hariç düzenli depolama tesisleri" ibaresi dışında kalan kısmı haricinde kalan davanın reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, oybirliğiyle, 3.Temyize konu kararın, dava konusu edilen İlke Kararı'nın B Bölümünün 4. fıkrasının (d) bendindeki "A tipi hariç mesire alanları" ibaresi dışındaki kısmı ile C Bölümünün 6. fıkrasının (c) bendindeki "1. sınıf hariç düzenli depolama tesisleri" ibaresi dışındaki kısmının, yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA, oyçokluğuyla, 4.Kesin olarak, 14/02/2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY X- Anayasa'nın "Duruşmaların Açık ve Kararların Gerekçeli Olması" başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı düzenlenmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idari işlemlerin; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yargısal denetime tabi tutulacağı kurala bağlanmış, 24. maddesinde ise kararda bulunacak hususlar sıralanmış ve maddenin 1. fıkrasının (e) bendinde kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün belirtileceği vurgulanmıştır. Mahkeme kararları hüküm fıkrası ve hükmün dayandığı gerekçe ile bir bütün olduğuna ve gerekçesiz karar verilmesi mümkün olmadığına göre gerekçenin hem temyiz incelemesini yapacak merci açısından hem de kararı uygulayacak olan idare açısından yeterli açıklıkta olması gerektiğinde kuşku yoktur. Yargılama hukukunda, yargı (hüküm) uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin yargılama sürecinin sonunda ulaştığı "sonuç"tur. Yargı yerinin bu sonuca ulaşırken bir gerekçeye dayanması, hem Anayasamızda hem de yargılama hukukumuzda yer alan ilkelerdendir. Gerekçe yargıcın çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır. Yukarıda sözü edilen ilke ile sağlanmak istenen amaç da budur. Anlaşılabilir bir gerekçeye dayanmayan mahkeme kararlarının gerekçeli bir karar olarak kabulüne imkan bulunmadığı gibi ilgili mercilerin, kararın gerekçesinin ne olması gerektiği ya da gerekçe olarak belirtilen ifadelerin ne anlama geldiği konusunda bir yorum ya da belirlemede bulunmaları da beklenemez. Temyize konu kararın incelenmesinden; dava konusu İlke Kararı'nın B Bölümünün 4. fıkrasının (d) bendindeki "A tipi hariç mesire alanları" ibaresi dışındaki kısmı ile C Bölümünün 6. fıkrasının (c) bendindeki "1. sınıf hariç düzenli depolama tesisleri" ibaresi dışında kalan kısımları hüküm fıkrasında belirtilerek anılan kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de; söz konusu kısımlara yönelik herhangi bir hukuki değerlendirme yapılmadığı, gerekçeye yer verilmediği, bu durumun da yukarıda aktarılan Anayasa ve 2577 sayılı Kanun'da yer alan, kararların gerekçeli olması gerektiğine ilişkin kurallara aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının gerekçe içermeyen bu kısımlarının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara bu kısımlar yönünden katılmıyoruz.