4. Hukuk Dairesi 2009/12853 E. , 2010/8372 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... Gaz. Dergi Basım A.Ş aleyhine 18/09/2008 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 22/07/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin
**4. Hukuk Dairesi 2009/12853 E. , 2010/8372 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... Gaz. Dergi Basım A.Ş aleyhine 18/09/2008 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 22/07/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalıların, 17.05.2008 günlü yayına yönelik temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Davalıların, 16.05.2008 günlü diğer yayına yönelik temyiz itirazlarına gelince; dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalılar tarafından temyiz olunmuştur. Davacı, davalılardan ... tarafından yazılıp Sabah gazetesinin 16.05.2008 ve 17.5.2008 günlü sayılarında yayımlanan yazılarla kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirterek, davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmalarını istemiştir. Davalılar ise; Basın Yasası'nın tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadığını, özle biçim arasındaki dengenin korunduğunu, eleştiri hakkının kullanıldığı, hukuka uygun sınırlar içinde kalındığını belirterek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Yerel mahkemece, dava konusu edilen yazılarda yer alan bazı açıklamaların davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu benimsenerek, iki yayın yönünden de istemin bir bölümü kabul edilmiştir. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Dava konusu olayda; davalılardan ..., 23.04.2008 günlü yazısında, Ergenekon örgütünde bir numaralı kişinin 06 HK plakalı araba kullandığını açıklamıştır. Davacı da... dergisinin 27.04.2008 günlü sayısında yayımlanan yazısında; ...’ın yazısında .....rumuzu ile belirttiği kişinin Orgeneral ... olduğunu açıklamıştır. Bu yazılar üzerine davalılardan ...’a bir mektup gönderen emekli Orgeneral ..., bu mektubun aynen yayınlanmasını istemiştir. 16.05.2008 günlü yayında; Orgeneral ...’nun gönderdiği mektuptan alınan bazı bölümler aktarılarak mektubu gönderen kişiye yönelik açıklama yapılmıştır. Davacı, 16.05.2008 günlü yazıda yer alan “…...., rumuzuyla ne sizi ne de bir başka değerli subayımızı kastetmiş değilim…, kimdir?... bilmiyorum. Ergenekon soruşturmasında şu anda tutuklu bulunan ve yargılanmayı bekleyen şaibeli bir şahsın bu konuda benim yazıma atfen yaptığı ve yapacağı spekülasyonları ne kadar ciddiye almak gerekir…” biçimindeki açıklamanın kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu ileri sürmüştür. Dosyadaki bilgi, belge ve açıklamalardan; davacının, Ergenekon adı ile bilinen soruşturma kapsamında 24.03.2008 günü tutuklandığı ve dava konusu yazıların yayımlanmasından sonra da hakkında kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Dava konusu olayda, belirlenip vurgulanan olgular ile yukarıda açıklanan ilkeler birlikte değerlendirildiğinde; davalı ...’ın, dava konusu 16.05.2008 günlü yazısında, kendisine mektup gönderen ...’na yanıt vererek açıklamada bulunduğu; kendisine mektup gönderilmesine neden olan davacıyı da eleştirdiği anlaşılmaktadır. Yayında yer alan değerlendirmelerde yer verilen sözler; olayın özelliklerine, anlatılmak istenen amaca ve olay günündeki görünür gerçekliğe uygun olup genel anlamda eleştiri sınırları içerisinde kaldığından hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmemiştir. Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, 16.05.2008 günlü yayına yönelik istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davalı yanın bu yayın nedeniyle de manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenle 16.05.2008 günlü yayın yönünden BOZULMASINA; davalıların 17.05.2008 günlü diğer yayına yönelik temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddiyle kararın o bölümünün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalılara yükletilmesine 08/07/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.