Başvuru, tutuklama kararı sonrası gerekmediği hâlde başvurucunun ellerine ters kelepçe takılarak ceza infaz kurumuna nakledilmesi ve adliye çıkışında basın mensuplarının bu hâliyle görüntüsünü alması sebebiyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tutuklama kararı sonrası gerekmediği hâlde başvurucunun ellerine ters kelepçe takılarak ceza infaz kurumuna nakledilmesi ve adliye çıkışında basın mensuplarının bu hâliyle görüntüsünü alması sebebiyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 28/12/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: 1980 doğumlu olan başvurucu, Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmaktayken 16/7/2016 tarihinde Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından açığa alınmıştır. Başvurucu, Fetulahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturmaları kapsamında 17/7/2016 tarihinde gözaltına alınmış, 18/7/2016 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu tutuklanması sonrasında -aynı mesleğe mensup birçok kişiyle birlikte- elleri arkadan kelepçelenerek ceza infaz kurumuna götürülmek üzere Adana Adliyesinden çıkarılmıştır. Başvurucu, tutulmakta olduğu Adana F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünden 25/7/2016 tarihinde yazdığı dilekçeyle suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucu şikâyet dilekçesinde; tutuklandıktan sonra komiser olduğunu düşündüğü bir görevlinin talimatıyla tutuklanan kişilerin arka arkaya sıralandığını, bileklerinden ters kelepçelendiğini, her iki koluna güvenlik görevlilerinin girmesi suretiyle adliyeden çıkarıldığını belirtmiştir. Başvurucuya göre öncesinde adliyenin arka tarafında bulunan polis araçları, tutuklama kararı sonrasında Adliyenin basın mensuplarının bulunduğu ön tarafına getirilmiştir. Başvurucu, dilekçesinin devamında nakil aracına bindirildikten sonra kelepçenin bileklerini sıkmasına rağmen çıkarılmadığını, hastaneye götürülene kadar geçen on dakikalık sürede bu şekilde bırakıldığını, hastane doktorunun bileklerindeki izleri sağlık raporuna işlediğini, hastaneden tutulduğu ceza infaz kurumuna nakledilinceye kadar -otuz dakikayı aşan sürede- ters kelepçeli olarak kalmaya devam ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucu maruz kaldığı bu eylemler nedeniyle ilgili kamu görevlilerinden ve ters kelepçe takılmasını isteyen komiserden şikâyetçi olmuştur. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık) şikâyet dilekçesi sonrasında yürüttüğü soruşturma kapsamında başvurucunun yakalanmasına ilişkin polis tutanaklarını ve nezarethaneye giriş çıkış kayıtlarını istemiştir. Savcılık 16/8/2016 tarihinde başvurunun şikâyetine ilişkin olarak kolluk görevlileri hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Adana Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılarak Müşteki Mustafa Kamil Çolak'ın yakalanmasına ilişkin tutanakların ve nezaret giriş çıkış doktor raporlarının onaylanmış örneklerinin çıkartılarak gönderilmesinin istenildiği,Emniyet Müdürlüğünce talep edilen belgelerin gönderildiği, müştekiye ait darp ve cebir izinin bulunmadığının bildirildiği, Polis memurlarının yakalanan veya tutuklanan bir yerden, diğer bir yere nakledilen kişilere kaçacaklarına ya da kendisine veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arzettiğine ilişkin belirtilerin varlığı halinde ve yakalanan kişinin direnmesi, saldırıya yeltenmesi veya saldırıda bulunması hallerinde kelepçe takılabilecekleri, bu hususun kolluk kuvvetinin takdirine bağlı olduğu, Görevlilerce müştekinin araca götürülmesi sırasında fotoğraflarının çekilmesi, basın özgürlüğü açısından normal olduğu, şüpheli polis memurlarının bu konudakasıtlı olarak davrandıklarına dair delil bulunmadığı anlaşılmakla, Şüpheli polis memurları hakkında KAMU ADINA KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA... [karar verildi.]" Savcılık kararına karşı itiraz dilekçesinde başvurucu, tutuklandıktan sonra ceza infaz kurumuna girişte düzenlenen sağlık raporunun istenmediğini ve olay günü tutuklanan diğer hâkim ve savcıların dinlenmediğini, bu nedenlerle bileğinde oluşan izlerin saptanmadığını, ayrıca Adliyedeki kamera kayıtları soruşturma dosyasına getirtilmediği için tutuklama anına kadar Adliyenin arka tarafında bekleyen polis araçlarının tutuklama sonrasında basın mensuplarının beklediği ön tarafa getirildiğinin tespit edilemediğini, basının haber alması için kasıtlı hareket edildiğinin bu eksiklik nedeniyle ortaya konmadığını ifade etmiştir. Başvurucunun itirazı Adana Sulh Ceza Hâkimliğinin 29/11/2016 tarihli kararıyla reddedilmiş, anılan karar başvurucuya aynı gün tebliğ edilmiştir. Başvurucu 28/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Soruşturma dosyası içinde 2016/55536 numaralı başka bir soruşturmada şüpheli olarak ifadesi alınan polis memuru S.ye ait bir beyan tutanağı bulunmaktadır. Bu beyanın 27/12/2016 tarihinde UYAP ortamında dosyaya kaydedildiği görülmekle birlikte kim tarafından dosyaya ibraz edildiği anlaşılamamıştır. S. 26/8/2016 tarihli ifadesinde özetle ters kelepçe takılmasının olağan bir uygulama olduğunu, tutuklanan hâkimlerin ve Cumhuriyet savcılarının Adliye dışında çok sayıda bekleyeni olduğu için güvenlik gerekçesiyle tamamına ters kelepçe takıldığını, kelepçe takılması sonrasında bileği sıkmayacak konumda kelepçenin sabitlendiğini, fazla sıkı olan kelepçelerin açılarak tekrar takıldığını, kimsenin bileğine sıkı şekilde kelepçe takmadığını belirtmiştir. İfadesi alınan şüpheli herhangi bir suç işlemediğini, görevini yaptığını ileri sürmüştür. A. Ulusal Hukuk 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Yakalanan veya tutuklanan kişilerin nakli" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Yakalanan veya tutuklanarak bir yerden diğer bir yere nakledilen kişilere, kaçacaklarına ya da kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı hâllerinde kelepçe takılabilir." 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Zorlayıcı tedbirlerin kullanılması" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Hiçbir hâlde zincir ve demire vurmak tedbir olarak uygulanmaz. Kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlar;a) Yetkili makamın önüne getirildiğinde çıkarılmak kaydıyla, sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek için,b) Hekimin talimat ve gözetiminde olmak üzere tıbbî nedenlerle,c) Diğer kontrol usûllerinin yetersizliği hâlinde hükümlünün kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel olmak için kurum en üst amirinin emriyle,Kullanılabilir."B. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre kısıtlama yöntemlerinden biri olan kelepçeleme, yasal yakalama ya da tutuklama ile bağlantılı olarak uygulandığında ve koşulların makul olarak gerektirdiğinden daha fazla güç kullanma ya da kamuya teşhir içermediğinde genellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinde düzenlenen işkence yasağı kapsamında bir sorun teşkil etmez (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 56; Öcalan/Türkiye [BD], B. No: 46221/99, § 182; Gorodnitchev/Rusya, B. No: 52058/99, 24/5/2007, §§ 101, 102, 105, 108; Mirosław Garlicki/Polonya, B. No: 36921/07, 14/6/2011, §§ 73-75). AİHM tutukluların nakledilmesi sırasında kelepçe kullanımını incelediği Raninen/Finlandiya (aynı kararda bkz. §§ 52-59) kararında, başvurucunun kelepçeli bir şekilde nakledilmesi, kendisinin tutumundan kaynaklanan gerekli bir tedbir olmasa dabaşvurucunun olaydan birkaç ay sonra alınan sağlık raporlarında belirtilen ruhsal durumuyla ilgili olumsuz gelişmeler ile kelepçeleme olayı arasında illiyet bağı kuramadığını belirterek bu muamelenin başvurucunun ruhsal durumu üzerindeki olumsuz etkisine ikna olmadığını açıklamış; olayda Sözleşme'nin maddesi için aranan asgari eşik seviyesinin aşılmadığını değerlendirmiştir.