12. Ceza Dairesi 2023/4977 E. , 2023/5540 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2018/48 E., 2019/1100 K. HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, bozma Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kesin olduğu belirlenmiştir
**12. Ceza Dairesi 2023/4977 E. , 2023/5540 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2018/48 E., 2019/1100 K. HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, bozma Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kesin olduğu belirlenmiştir. Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden; İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün; 6100 sayılı Kanun’un 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği hükmün temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, yapılan incelemede gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Davacı vekili 07.02.2017 tarihli dava dilekçesinde özetle; İzmir Fuhuş ve Askeri Casusluk davası ismi ile bilinen İzmir Özel Yetkili 12. Ağır Ceza Mahkemesinde 2013/9 esas sayısı ile açılan, daha sonra İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 esas sayılı dosyasında devam edilen dava sonucunda davacının beraatine karar verildiği, dava sürecinde davacının yaşadığı mağduriyetler ve rahatsızlıkları, maruz bırakıldığı travmatik ve yıkıcı manevi sonuçlar, ortaya çıkan sağlık problemleri, TSK ve Milli Savunma Bakanlığı içinde yerleşen FETÖ/PDY mensubu amir ve üstlerinin tasfiye amaçlı baskı ve yıldırmaları ve açtıkları soruşturmalar dolayısıyla davacının manevi zarara uğradığını, haksız aramalar ve haksız yargılanma nedeniyle 300.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesini talep etmiştir. 2. Davalı vekili 20.06.2017 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davanın süresi içinde açılmadığını, istenen manevi tazminat miktarının yüksek olduğunu, davacı tarafın davasının reddinin gerektiği, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 3. Salihli Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.10.2017 tarihli ve 2017/30 Esas, 2017/234 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 4. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin, 18.03.2019 tarihli ve 2018/48 Esas, 2019/1100 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davalı vekilinin ve davacı vekilinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 10.11.2021 ve 18.06.2023 tarihli, davalı vekilinin temyiz talebinin kesinlikten reddi ile davacı vekilinin temyiz talebinin kabulü ile hükmün bozulması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Davalı vekilinin temyiz sebepleri 1.Davanın reddi gerektiğine, 2.Hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğuna, ilişkindir. B. Davacı vekilinin temyiz sebepleri 1.Hükmedilen tazminat miktarının az olduğuna, ilişkindir. III. DAVA KONUSU Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü: Davacının manevi tazminat talebi yönünden yapılan incelemede; davacı ...'ın Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek, Açıklanması Yasaklanan Gizli Bilgileri Temin Etme, Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Üye Olma suçlarından İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 E. 2016/37 sayılı dosyasında beraatine karar verildiği, kararın Yargıtay incelemesinden geçerek 21/10/2016 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Dava CMK'nın 141. maddesine göre açılan tazminat davası olup davanın CMK'nın 142/1. maddesindeki yasal süre içerisinde açıldığı ve davaya konu olayda CMK'nın 141. maddesindeki tazminat koşullarının gerçekleştiği anlaşılmıştır. Manevi tazminat yönünden mahkemece yapılan incelemede; Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre manevi tazminat miktarı belirlenirken objektif bir kriter olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, gözaltı süresi, tazminat davasına konu teşkil eden davanın niteliği ve süreci, tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak, zenginleşme sonucu doğurmayacak, adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşır bir şekilde, hak ve nasafet kurallarına uygun olarak tayin edilmesi gerektiği, Davacının soruşturma ve kovuşturma aşamasında hukuka aykırı işlemlere maruz kalmış bu bağlamda evinde arama ve elkoyma işlemlerinin yapıldığı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun tazminat istemini düzenleyen 141. maddesinin ilk fıkrasının (i) bendinde suç soruşturması veya kovuşturması sırasında "Hakkında arama kararı ölçüsüz şekilde gerçekleştirilenler" için de tazminat ödenmesinin kabul edildiği, Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin yerleşik uygulamalarına göre, yalnızca ölçüsüz olarak gerçekleştirilen değil açıkça hukuka aykırı olarak verilen arama kararları nedeniyle de tazminat isteminde bulunulabileceği, Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2013/9105 E. 2013/30731 K. sayılı ilamında arama kararı nedeniyle tazminat talebinin değerlendirilmesinde öncelikle "makul şüphe" kavramı üzerinde durulduğu, nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 24 Mayıs 2011 tarihli bir kararında arama kararında müdahaleyi haklı göstermek için ileri sürülen gerekçelerin alaka ve yeterliliği ile orantılılık ilkelerini karşılaması gerektiğinin belirtildiği, AİHM, daha sonra ihtilaflı müdahalenin, pratikte, izlenen amaçla orantılı olup olmadığını belirlemek için her davanın özel koşullarını incelemesi gerektiği, bunu yaparken de aramayı gerektiren suçun ciddiyeti, arama emrinin çıkarılma koşulları ve ne şekilde çıkarıldığı, özellikle aramadan önce elde bulunan diğer delil unsurları, yine özellikle arama yapılacak yerin niteliği ve müdahalenin mantık dışı etkileri olmaması amacıyla alınan önlemler bakımından arama emrinin içeriği ve kapsamı ve son olarak da aramanın hedef aldığı kişinin itibarı üzerindeki olası yankıları gibi kıstasların dikkate alındığı, (Almanya aleyhine Buck davası, no 41604/98, prg. 45, CEDH 2005‑IV, ve Smirnov, ilgili bölüm, prg. 44). Aynı kararda AİHM, arama emrinin içerik ve kapsamı ile ilgili olarak, belgenin kesin olmayan ifadelerle kaleme alındığını, hâkimin arama emrini verirken, hiçbir konuda sınırlama koymadığını, sadece tarihini ve bunun bir defaya mahsus olduğunu belirttiğini, aramanın gerekçesi ve neyin arandığı hakkında hiçbir bilgi içermeyen emirin, bu şekliyle polislere oldukça geniş bir yetki tanıdığını, oysaki bir arama emrinin, aramayı yürüten polislerin belirlenen araştırma alanına uyum gösterip göstermedikleri konusunda kontrol imkânı sağlayan asgari bilgiler içermesi gerektiği belirtilmiştir. Bu doğrultuda Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2013/9105 E. 2013/30731 K. sayılı ilamında "hakkında yapılmakta olan bir soruşturma ve kovuşturmanın bulunması veya suç ihbarı üzerine işin esası araştırılıp şüpheli veya sanığın yakalanması veya suç delillerinin bulunduğu hususunda “makul şüphe” değerlendirmesi ve başka suretle delil elde edilme imkanının bulunup bulunmadığı ve buna ait somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle, yukarıda belirtilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararındaki ölçütler de nazara alınarak, arama kararı verilmesi gerektiği" ifade edilmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; İzmir Emniyet Müdürlüğü ihbar hattına 10/08/2010 ABD'den gelen ve gerçekliği hususunda herhangi bir araştırma yapılmaksızın İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen talimata ilişkin yapılan aramanın ihbarın içeriği ve doğruluğu araştırılmaksızın soyut nedenlere dayanarak görünürde haklılık ve orantılılık ilkesini aykırı olduğu kanaatine varılmıştır. Mahkemece manevi tazminat miktarının belirlenmesinde davacının haksız işlemlerin yapıldığı tarihteki rütbesi, sosyal statüsü, meslekten ihraç edilmesi ve toplum içindeki saygınlığının yanı sıra haksız koruma tedbirleri nedeniyle maruz kaldığı hak ihlalleri de göz önünde bulundurulmuştur. Davacının sanık olarak yargılandığı İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve kamuoyunda "Casusluk Davası" olarak bilinen dava, basın-yayın araçları ile soruşturmanın gizliliği kuralına da riayet edilmeden bütün teferruatıyla kamuoyuna sunulduğu, mahkemece manevi tazminatın belirlenmesinde bu hususun da göz önünde bulundurulduğu, Yargıtayın yerleşik içtihatları ve benzer mahiyetteki İstanbul'da görülen başka bir "Casusluk Davası" ile ilgili olarak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi'nin 24/05/2017 tarih ve 2017/530 E. 2017/1739 K. sayılı ilamı ile 26/04/2017 tarih ve 2017/704 E. 2017/1491 K. sayılı ilamları da göz önünde bulundurularak, maruz kalınan koruma tedbiri ve bunların davacı üzerindeki olumsuz etkileri ile davacının yargılandığı ve beraat ettiği suçun ve davanın niteliği ile dava süreci, davanın kamu oyunda sıkça yer alması nedeniyle davacıda yarattığı etki, kendisine atılı suç nedeniyle toplum nazarında aleyhine oluşan önyargılar, sosyal ve ekonomik durumu, yaşadığı ruhsal sıkıntılar, mesleğinden ihraç edilmesi nedeniyle duyduğu üzüntü ve itibar kaybı, ailesine ve çevresine uzak olması nedeniyle duyduğu acı ve üzüntüler ile manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi bir bütün olarak dikkate alınarak takdiren 7.500,00 TL manevi tazminatın davacının haksız arama ve elkoyma tarihi olan 12.07.2012 tarihi itibariyle yasal faizi ile birlikte davalı hazineden tahsiline karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü: İlk Derece Mahkemesince verilen kararla ilgili olarak, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE Tazminat talebinin esasını oluşturan İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı ceza dava dosyasında davacının devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, suç işlemek amacı ile kurulan örgüte üye olmak ve kişisel verileri kaydetmek suçlarından yargılandığı, yapılan yargılama üzerine 26.02.2016 tarihinde beraatine hükmedildiği, beraat hükmünün 21.10.2016 tarihinde kesinleştiği ve davanın 5271 sayılı Kanunun 142 nci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen süre içerisinde yetkili ve görevli mahkemede açıldığı anlaşılmıştır. A. Davalı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; Davalı vekilinin temyizinin katılma yolu ile yapılmadığı dikkate alınarak İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz kesinlik sınırının 58.800,00 TL olması, İlk Derece Mahkemesi tarafından hükmedilen tazminat miktarının 7.500,00 TL olması ve bu karara yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esastan ret kararının verilmiş olması nedenleriyle 6100 sayılı Kanun’un, 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca davalı açısından kesin olduğu anlaşıldığından, temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir. B. Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; B.1.Hükmedilen tazminat miktarının az olduğuna ilişkin temyiz sebebi yönünden; Davacının talep konusunun yargılamada görev alan hakim ve Cumhuriyet savcılarının haksız fiil niteliğindeki eylemlerine ve arama koruma tedbirine dayandığı anlaşılmıştır. 5271 sayılı Kanun’un "Tazminat istemi" kenar başlıklı 141 inci maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında; ... i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen, ... Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler. ...'' Şeklinde düzenlenmiştir. Davacının ölçüsüz arama nedenine ilişkin olarak iddiasıyla ilgili olarak; 5271 sayılı Kanunun 141 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde düzenlemeye göre aramanın ''ölçüsüz'' şekilde gerçekleştirilmesi halinde tazminat talep edilebileceği düzenlenmiş olup, davacı hakkında uygulanan arama tedbirinin ölçüsüz olarak gerçekleştirildiğine dair bir tespit yapılmadan bu hususun manevi tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınması temyiz eden sıfatına göre bozma nedeni yapılmamıştır. V. KARAR A. Davalı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin, 18.03.2019 tarihli ve 2018/48 Esas, 2019/1100 Karar sayılı kararına yönelik davalı vekilinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin, 18.03.2019 tarihli ve 2018/48 Esas, 2019/1100 Karar sayılı kararında davacı vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Salihli Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.12.2023 tarihinde karar verildi.