Başvuru, kamu makamları tarafından öngörülebilir ve önlenebilir nitelikte olduğu ileri sürülen canlı bomba saldırısı sonucu meydana gelen yaralanma olayından kaynaklanan zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davalarında olayın idarenin kusuruyla meydana geldiğine ilişkin iddialar hakkında açık bir cevap verilmeden ve davacının dayandığı delillerin toplanıp toplanmadığı hususunda açıklama yapılmadan sonuca varılması nedeniyle yaşam hakkının, saldırının gerçekleşmesini önlemek için gerekli
Başvuru; kamu makamları tarafından öngörülebilir ve önlenebilir nitelikte olduğu ileri sürülen canlı bomba saldırısı sonucu meydana gelen yaralanma olayından kaynaklanan zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davalarında olayın idarenin kusuruyla meydana geldiğine ilişkin iddialar hakkında açık bir cevap verilmeden ve davacının dayandığı delillerin toplanıp toplanmadığı hususunda açıklama yapılmadan sonuca varılması nedeniyle yaşam hakkının, saldırının gerçekleşmesini önlemek için gerekli tedbirlerin alınmamasının sebebinin mitingi düzenleyen sivil toplum kuruluşlarının muhalif kimliği olması ve ayrımcı bir yaklaşımın sonucu yetersiz manevi tazminata hükmedilmesi nedeniyle yaşam hakkıyla bağlantılı olarak eşitlik ilkesinin, olaydan sonra güvenlik güçlerinin gazlı müdahalede bulunup yaralıya acil tıbbi müdahalede bulunulmasını engellemesi nedeniyle kötü muamele yasağının, saldırıya ilişkin istihbarat bilgisine rağmen mitinge katılacak kişilerin korunması ve mitingin sağlıklı bir şekilde yapılması için gerekli tedbirlerin kamu makamlarınca alınmaması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini iddialarına ilişkindir. Başvuru 30/10/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Bazı sivil toplum kuruluşlarınca gerekli yasal izinler alınarak 10/10/2015 Cumartesi günü 00-00 saatleri arasında Ankara'da barış, emek ve demokrasi konulu bir miting yapılması kararlaştırılmıştır. Planlamaya göre Ankara Tren Garı'nda toplanılacak ve Talatpaşa Bulvarı, Opera Meydanı ile Atatürk Bulvarı'nı takiben Sıhhiye Meydanı'na yürünecektir. Ankara Tren Garı önünde 10/10/2015 tarihinde toplanan kalabalığın hazırlıkları sürerken saat 04 sıralarında peş peşe iki patlama meydana gelmiş ve yaşanan bu elim olay nedeniyle pek çok kişi ölmüş, aralarında başvurucunun da bulunduğu birçok kişi yaralanmıştır. Başvurucu; olay nedeniyle vücudunda kemik kırığı meydana geldiğini, göğsüne ve akciğerine üç metal cisim saplandığını, bu cisimlerden birinin omuriliğe çok yakın bir bölgeye saplanması nedeniyle çıkarılamadığını, ameliyat geçirdiğini ve yaralanması sonrasında vücudunun sol tarafında his ve güç kaybı oluştuğunu iddia etmektedir. Hakkında düzenlenen tıbbi belgelere göre başvurucu, olay nedeniyle yaşamsal tehlike geçirmiş ve olaydan sonra Ankara'daki bir hastanede üç gün yatarak tedavi görmüştür. Ayrıca meydana gelen kemik kırığı hayati fonksiyonlara orta derecede etki etmiştir. İçişleri Bakanlığı, başka hususlar yanında olay öncesinde yeterli güvenlik önlemlerinin alınıp alınmadığı konusunda iki mülkiye başmüfettişi ile iki polis başmüfettişine ön inceleme yaptırmıştır. Ön inceleme sonunda hazırlanan raporda başka hususlar yanında şu tespitler yer almıştır:2015 yılı başından itibaren İstihbarat ve Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürlüklerine değişik kaynaklardan birçok istihbarat bilgisi gelmiştir. Bu istihbarat bilgilerinin büyük çoğunluğu ya yer, zaman ve kişiye ilişkin somut bilgiler ihtiva etmemekte ya da teyide muhtaç niteliktedir ancak sözü edilen istihbarat bilgilerinin yine de güvenlik tedbirlerinin planlamasında dikkate alınması gerekir. 2015 yılında DEAŞ terör örgütü ile ilişkili istihbaratın fazlalığına rağmen Ankara Tren Garı önünde canlı bomba terör eylemini gerçekleştiren Y.E.A.nın da aralarında olduğu bazı şahısların canlı bomba eyleminde bulunabileceğine ve irtibatlı oldukları DEAŞ terör örgütünün Diyarbakır ve Suruç terör eylemlerinden sonra Türkiye'de ses getirecek başka terör eylemi hazırlığı içinde olduğuna, halkın kalabalık olduğu yerlerde, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde birden fazla canlı bomba eylemi yapabileceğine yönelik istihbaratlar son derece önemlidir zira toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yoğun olarak yapıldığı illerin başında Ankara gelmektedir. Bu sebeple anılan nitelikteki bilgilerin toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin güvenliğini planlamakla sorumlu il emniyet müdürü, emniyet müdür yardımcısı, emniyet birimleri hatta vali ile paylaşılması gereklidir. Buna rağmen TEM Şube Müdürlüğü, emniyet tedbirlerinin gözden geçirilmesi veya sıklaştırılması amacıyla emniyet birimlerine çoğunlukla aynı içerikli yazılar göndermiştir (ön incelemeyle ilgili süreç için bkz. Hasan Kılıç, B. No: 2018/22085, 27/1/2021, §§ 11-14). Başvurucu, canlı bomba saldırısı yapılabileceğine ilişkin istihbarat bilgisine rağmen saldırının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmadığını iddia ederek 9/12/2015 tarihinde İçişleri Bakanlığından 000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Başvurucu aynı gün aynı iddialarla ayrı bir dilekçeyle İçişleri Bakanlığından 000 TL maddi tazminat da talep etmiştir. A. Manevi Tazminat Talebiyle İlgili Süreç Tazminat talebine cevap verilmemesi üzerine başvurucu, yaptığı başvurunun zımnen reddedilmesine ilişkin işlemin iptal edilerek lehine 000 TL manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle İçişleri Bakanlığı aleyhine Ankara İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, saldırı gerçekleşebileceği yönünde istihbarat bilgisine sahip olmasına rağmen idarenin saldırının önlenmesi ve mitingle gösteri yürüyüşünün sağlıklı bir şekilde yapılması için gerekli tedbirleri almadığına ilişkin çokça iddia bulunup güvenlik güçlerinin olaydan sonra ölenlerin, yaralananların ve yaralılara yardım edenlerin üzerine gaz bombası atıp cankurtaranların olay yerine ulaşmasını ve ilk yardım çalışmalarını fiilen engellediğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte başvurucu, gazlı müdahaleye maruz kaldığına ve/veya kendisine yapılacak tıbbi müdahalenin fiilen engellendiğine yönelik bir iddiayı açık biçimde dile getirmemiştir. Başvurucu dava dilekçesinde ayrıca Ankara İdare Mahkemesinden DEAŞ saldırılarına ilişkin uyarı yazılarının ilgili yerlerden getirtilmesini, DEAŞ ile ilgili istihbarat bilgilerinin temini için Millî İstihbarat Teşkilatı ile yazışma yapılmasını, Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığıyla yazışma yapılarak DEAŞ faaliyetleri hakkında yürütülen soruşturma dosyalarının istenmesini, olay nedeniyle yürütülen disiplin soruşturmalarına ilişkin dosyaların İçişleri Bakanlığından getirtilmesini, askerî personelin saldırı öncesinde canlı bomba konusunda uyarılıp uyarılmadığı hususunda Millî Savunma Bakanlığı ve Genel Kurmay Başkanlığıyla yazışma yapılmasını, mitinge katılan kişilerin güvenliğinin sağlanması için miting öncesinde yapılan planlamalara, alınan fiilî tedbirlere, kararlara ve istihbarat bilgilerine, miting için şehir dışından gelenleri taşıyan otobüslerin aranıp aranmadığına ilişkin tüm bilgi ve belgelerin (yazışmalar, görüntü kayıtları, fotoğraflar, telsiz ve telefon görüşmelerine ilişkin kayıtlar) Ankara Valiliği ile Ankara Emniyet Müdürlüğünden temin edilmesini istemiştir. İçişleri Bakanlığı idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan bir güvenlik açığı olmadığını, idarenin üzerine düşen dikkat ve özeni gösterdiğini, olayın bir terör saldırısı olduğunu, patlamaların miting alanı dışında ve miting için kararlaştırılan zaman diliminden önce yaşandığını, Anayasa'nın devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerin yetkililer üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanamayacağını, uyuşmazlığın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun çerçevesinde çözülmesi gerektiğini, 5233 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra idarenin terör olaylarından kaynaklanan zararlar dolayısıyla sosyal risk ilkesi çerçevesinde dahi sorumlu tutulamayacağını ve manevi zararların 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığını savunmuştur. Ankara İdare Mahkemesi davalı idareden saldırıya ilişkin kamera kayıtlarını, olay yeri fotoğraflarını ve varsa başvurucunun yaralandığı anı gösteren tüm kayıtları istemiştir. Bu ara kararın gereği idarece yerine getirilmiştir ancak sözü edilen kayıtların içeriği belirlenememiştir. Başvurucu tarafından maddi tazminat istemiyle İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan davanın Ankara İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) derdest olduğunu tespit eden Ankara İdare Mahkemesi, davalar arasındaki bağlantı olup olmadığının tespiti için dava dosyasını Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine (Daire) göndermiştir. Daire 7/6/2017 tarihinde davalar arasındaki bağlantıyı tespit ederek İdare Mahkemesini manevi tazminat istemli davada yetkili kılmıştır. Bu nedenle dava dosyası Ankara İdare Mahkemesi tarafından İdare Mahkemesine gönderilmiştir. İdare Mahkemesi yürüttüğü yargılama sonunda olayın bir terör eylemi olduğunu ve idari hizmetin işleyişine ilişkin kusur bulunmadığını belirterek sosyal risk ilkesi çerçevesinde başvurucuya dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte 000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiş, kabul edilen tazminat miktarı yönünden zımni ret işlemini de iptal etmiştir. Anılan kararın ilgili kısmı şöyledir: “......[O]layın bir terör eylemi olduğunun anlaşılması (İdarenin hizmetin işleyişine ilişkin kusurunun bulunmadığının tespit edilmesi) karşısında, terör olayları nedeniyle meydana gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup, 5233 sayılı Kanun uyarınca karşılanmayan ilgilinin ileri sürdüğü manevi zarara bağlı tazminat talebine ilişkin uyuşmazlığın, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Kanunun öngördüğü usullere tabi olarak manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemenin yapılması gerekmektedir.Manevi tazminata hükmedilmesi için kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi veya idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetinin rencide edilmiş bulunması gerekir.......[D]avacının olay yerinde yaralandığı, göğüs duvarında yabancı cisim bulunduğu, hastalığının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde hafif olmadığı, yaşamı tehlikeye sokan bir durum olduğu, kemik kırığının bulunduğu, kemik kırığının hayati fonksiyonlara etkisinin orta derecede olduğu ve yaşanan olayların etkisi nedeniyle davacının ağır elem ve üzüntü içerisinde kaldığı anlaşıldığından, olay nedeniyle duyulan acı, üzüntü ve ruhsal sıkıntının giderilmesi için çekilen manevi üzüntü ve ızdıraba karşılık olarak 000,00 TL manevi tazminatın ödenmesinin uygun olacağı sonucuna varılmıştır....” Başvurucu ile davalı idare, İdare Mahkemesince verilen karar aleyhine istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu, istinaf istemine ilişkin dilekçesinde dava dilekçesindeki iddialarını yineleyip davada öncelikle olayın meydana gelmesinde hizmet kusuru bulunup bulunmadığının araştırılması ve tazminat talebinin tamamıyla kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Daire, dava konusu edilemeyeceği gerekçesiyle zımni ret işleminin iptaline yönelik hükmü kaldırarak incelemeksizin reddetmiş ve İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğunu belirterek manevi tazminat talebi yönünden kurulan hükmü 11/9/2018 tarihinde onamıştır.B. Maddi Tazminat Talebiyle İlgili Süreç Başvurucu, manevi tazminat istemiyle açtığı davaya esas dilekçesinde dile getirdiği iddiaları tekrar etmek suretiyle İçişleri Bakanlığı aleyhine İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmış ve olaydan sonra kendisine otuz gün yatak istirahati verildiğini ve yaralanması çalışma koşullarını güçleştirdiği için emekli olmak zorunda kalabileceğini ileri sürerek lehine 000 TL maddi tazminata hükmedilmesini istemiştir. Başvurucu, ayrıca İdare Mahkemesinden bazı delillerin toplanmasını talep etmiştir. Bahse konu deliller manevi tazminat talebiyle açılan davada toplanması istenen delillerdir. İdare Mahkemesi, Ankara Valiliğini de hasım olarak tespit edip dava dilekçesinin bir örneğini sözü edilen davalıya tebliğ edilmesine karar vermiştir. İçişleri Bakanlığı yaşanan olay hakkında yapılmış bir ihbarın bulunmadığını belirtip manevi tazminat istemiyle açılan davada dile getirdiği savunmaları yinelemiştir. Olay günü saat 00'den itibaren alınan tedbirlere, görevlendirmelere, taleplere, istişarelere, trafik düzenlemelerine, toplantı ve gösteri yürüyüşünde yapılması gereken tüm iş ve işlemlere ilişkin bilgi ve belgeler İçişleri Bakanlığı tarafından İdare Mahkemesine gönderilmiştir. Ankara Valiliği savunmasında kısaca başvurucunun 5233 sayılı Kanun çerçevesinde talep ettiği maddi tazminatın eksik evrakın tamamlanmaması nedeniyle reddedildiği, olayın bir terör eylemi olduğunu, bu nedenle davanın 5233 sayılı Kanun çerçevesinde ele alınabileceğini ve olayın meydana gelmesinde idarenin hizmet kusurunun bulunmadığını ileri sürmüştür. Başka belgeler yanında mitinge katılacak kişilerin güvenliklerinin sağlanması konusunda alınan tedbirlere ilişkin bilgi notlarını içerir bazı belgeler, bazı kolluk amir ve memurları tarafından düzenlenen Olay Tutanağı ve olay sırasında 112 Acil Çağrı Merkezi ile kurulan iletişimlere ait belgeler savunma dilekçesinin ekinde İdare Mahkemesine sunulmuştur. İdare Mahkemesi, başvurucu hakkında düzenlenen tıbbi teşhis ve tedavilerle ilgili belgeleri ilgili hastanelerden getirtmiştir. Buna göre ilgili hastanelerce 2015 yılından başvurucu hakkında düzenlenmiş hiçbir tıbbi belge bulunmamaktadır. İdare Mahkemesi başvurucudan ne iş yaptığına, maddi tazminat talebinin dayanağına, zararın neye ilişkin olduğuna ve zarar kalemlerinin ne olduğuna ilişki bilgi ve belge sunmasını istemiştir. Başvurucu İdare Mahkemesine sunduğu 9/2/2018 havale tarihli dilekçesinde olaydan sonra kendisine otuz gün yatak istirahati verildiğini, istirahat süresince çalışamadığını, öğretmenlik mesleğini gereğini gibi yerine getiremediği için 65 yaşını doldurmasından yaklaşık 13 ay önce -15/8/2017 tarihinde- emekli olduğunu, bu nedenle maaşının 1/3 oranında düştüğünü, ayrıca emekli olması nedeniyle yaş haddinden emekli oluncaya kadar alması gereken ek ders ücretlerini alamadığını iddia etmiştir. Yapılan yargılama sonunda İdare Mahkemesi, olayda hizmet kusuru bulunmadığı için saldırı nedeniyle uğranılan maddi zararın sosyal risk kapsamında tazmin edilmesi gerektiği ancak başvurucunun uğradığı maddi zararı kanıtlayamadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Bu kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: “......Olayın bir terör eylemi olduğunun anlaşılması (İdarenin hizmetin işleyişine ilişkin kusurunun bulunmadığının tespit edilmesi) karşısında, terör olayları nedeniyle meydana gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup, 5233 sayılı Kanun uyarınca karşılanmayan ilgilinin ileri sürdüğü maddi zararına bağlı tazminat talebine ilişkin uyuşmazlığın, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Kanunun öngördüğü usullere tabi olarak maddi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemenin yapılması gerekmektedir.İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, ortada bir zararın bulunması ve bunun idareye yüklenebilen hatalı bir işlem veya eylemden doğması başka bir deyişle, zararla idari faaliyet veya idari işlem arasında illiyet bağı bulunması gerekir. Daha açık bir anlatımla, idari faaliyet ya da hukuka aykırılığı saptanan idari işlem zararın gerçek nedenini oluşturmalıdır.......30 gün istirahat raporu bulunduğu ve çalışamadığı bu sürelerde davacının ara karar cevabında sunduğu üzere kamu görevlisi olması nedeniyle maaşında herhangi bir eksilmenin meydana gelmeyeceği, 2019 tarihine kadar görev yapabilecekken daha erken olan 2017 tarihinde emekli olması ve erken emekli olması nedeniyle ek ders ücretlerinden mahrum kalması yönünden, olayın 2015 tarihinde meydana geldiği, davacının olayın ardından iki yıl kadar çalıştıktan sonra, 2017 tarihinde emekli olduğu, erken emekliliğinin olayda yaralanmasına bağlı olduğunun kabul edilmesinin doğrudan illiyet bağı kurulamaması nedeniyle mümkün olmadığı, idarece karşılanabilecek zarara ilişkin olarak davacı tarafından açıklama yapılamadığı, zararın oluşumunun kanıtlanamadığı, davacının yaralanması nedeniyle oluşmuş maddi zararının bulunmadığı görüldüğünden, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır....” Başvurucu, İdare Mahkemesince verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. istinaf istemine ilişkin dilekçesinde başvurucu, olayın meydana gelmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğuna ve uğradığı maddi zarar kalemlerine ilişkin iddiaları tekrar etmiş; olaydan sonra güvenlik güçlerinin çevreye ateş edip gazlı müdahalede bulunması ve bulunduğu alana cankurtaranları yaklaştırmaması nedeniyle dakikalarca cankurtaran beklediğini iddia etmiş ve davanın kusur sorumluluğu çerçevesinde ele alınması gerektiğini, uğradığı gelir kaybı konusunda bilirkişiden rapor alınmasının gerekli olduğunu öne sürmüştür. Daire, usul ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle İdare Mahkemesince verilen kararı 26/9/2018 tarihinde onamıştır. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.” Danıştay Onuncu Dairesinin 21/10/2020 tarihli ve E.2015/4478, K.2020/4057 sayılı kararın ilgili kısmı şöyledir: “...[İ]dare kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.İdarenin kusura dayalı ya da kusursuz sorumluluğu yanında, Anayasanın öngördüğü sosyal hukuk devleti anlayışına uygun olarak ve bu temel üzerinden, kollektif sorumluluk anlayışı çerçevesinde bilimsel ve yargısal içtihatlar ile geliştirilen sosyal risk ilkesi de, Anayasanın öngördüğü amaçların gerçekleştirilmesine yöneliktir. Sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağandışı zararların topluma pay edilerek giderilmesi amaçlanmıştır.Sosyal risk ilkesinin, terör olaylarına ilişkin olarak 5233 sayılı Kanun ile yasalaşması karşısında, terör eylemleri nedeniyle uğranılan maddi zararlara yönelik istemlerin anılan Kanun çerçevesinde karara bağlanması gerektiği açıktır. Ancak, 5233 sayılı Kanun, sosyal risk ilkesi dışında, nedensellik bağına dayalı hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk sebebine dayanılarak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesine göre tam yargı davası açılmasına engel oluşturmadığı gibi, olayda idarelerin hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluğunun saptandığı durumlarda, olay terör eylemi olsa bile uyuşmazlığın 5233 sayılı Kanun kapsamında çözümlenemeyeceğinde duraksama bulunmamaktadır. Danıştay Onuncu Dairesi'nin konuyla ilgili yerleşik içtihadı da; terör eylemi sonucu bir zararın ortaya çıkması durumunda, öncelikle söz konusu olayın meydana gelmesinde idarelere atfı kabil bir hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk hallerinin bulunup bulunmadığının araştırılması, idarenin gerek hizmet kusuru gerekse kusursuz sorumluluk hallerinin olayda bulunmaması durumunda 5233 sayılı Kanun kapsamında gerekli inceleme ve araştırma yapılarak karar verileceği yönündedir.''