Başvuru, kolluk görevlilerinin Gezi Parkı eylemlerine katılan gruba müdahale etmesi neticesinde yaralanma meydana gelmesi olayıyla ilgili etkili soruşturma yürütülmemesi ve olaydan dolayı oluşan zararların tazmini amacıyla açılan davanın reddedilmesi nedenleriyle kötü muamele yasağı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, kolluk görevlilerinin Gezi Parkı eylemlerine katılan gruba müdahale etmesi neticesinde yaralanma meydana gelmesi olayıyla ilgili etkili soruşturma yürütülmemesi ve olaydan dolayı oluşan zararların tazmini amacıyla açılan davanın reddedilmesi nedenleriyle kötü muamele yasağı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular 15/5/2017 ve 11/9/2018 tarihlerinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 2018/28111 numaralı bireysel başvuru ile mevcut başvuru arasında hukuki ve fiili irtibat olduğu değerlendirilerek başvuruların birleştirilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: 1954 doğumlu ve avukat olan başvurucu 16/6/2013 tarihinde İstanbul'da gerçekleşen Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen gösteride İnsan Hakları Derneği (İHD) gözlemcisi olarak görev yaptığını dile getirmektedir. Başvurucunun anlatımına göre olay tarihinde gerekmediği hâlde yoğun miktarda biber gazı kullandıkları için kolluk görevlilerini uyarmasından dolayı görevlilerin sözlü ve bedensel şiddetine maruz kalmış, bu nedenle sol ayak kemiğinin kırılması suretiyle yaralanmıştır. Başvurucu hakkında Adli Tıp Kurumu İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından 9/1/2014 tarihli sağlık raporu düzenlenmiştir. Raporun ilgili kısmı şöyledir:"Ahmet Cihan'a ait Özel [Y.] Hastanesinin 2013 tarihli yazısı ekindeki 1815 nolu epikrizinde; 2013 tarihinde ayak bileğinin burkulması nedeniyle geldiği, harici muayenesini gösterir rapor bulunmadığı, Med-Mar görüntüleme merkezinin 2013 tarihli raporunda; metatars tabanı inferiolateral köşesinde minimal ayrışma ile gelen fraktür hattı bildirildiği, arızasının;Kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı,Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLMADIĞI,Kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisi Orta (2) derece olduğu"A. Kolluk Görevlileri Hakkında Yapılan Soruşturma Süreci Başvurucu, yaralanmasından sorumlu olan kolluk görevlileri hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) şikâyette bulunmuştur. Başvurucu şikâyet dilekçesinde; Gezi olayları olarak bilinen protesto eylemleri sırasında İHD gözlemci heyeti içinde bulunduğunu, yapılan polis müdahalesi sonucu İHD binasının içi yoğun gazla dolduğu için yaka kartını göstererek bina dışına çıktığını, polislere bina içinde hastaların olduğunu ve bu bölgede gaz kullanmamalarını söylemesi üzerine polislerin bir kısmının uyarılarını dikkate alarak gaz bombası atmaktan vazgeçtiğini, ancak içlerinden robokop kıyafetli bir polisin kendisine hakaret ederek saldırdığını ve gaz bombası attığını, bu nedenle yaralandığını ifade etmiştir. Dilekçede başvurucu ayrıca eylem içerisinde olmadığını, İHD binası önündeki sokağa giren yaklaşık 20 Çevik Kuvvet polisi bulunduğunu fakat bu kişilerden sedece ikisinin kendisine fiziksel müdahalede bulunduğunu belirtmiş; polislerin kasklarında numara olmaması nedeniyle kimseyi teşhis edemeyeceğini beyan etmiştir. Savcılık olay yerini ve anını gösteren kamera kayıtlarını araştırmışsa da başvurucunun yaralanmasını gösterir herhangi bir görüntüye ulaşamamıştır. Başvurucunun tanık olarak bildirdiği Ü.E., S.H. ve N.O.nun olaya ilişkin bilgileri Savcılıkça tespit edilmiştir. Tanıklar, başvurucunun yaralanmasına neden olan olaya karışan polisleri görmediklerini ve bu nedenle kimseyi teşhis edemeyeceklerini beyan etmişlerdir. Savcılıkça olay yerine yakın bölgelerde görevlendirilen Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personellerinden gaz/savuma/Zed tüfeği kullanmakla görevli oldukları belirtilenlere ait 16/6/2013 tarihli görev listeleri ile görevlendirilen grupların başlarında bulunan ve kullanılacak araç gereçleri tayin eden rütbeli personelleri gösterir isim listeleri ilgili kolluk birimlerinden temin edilmiş, bu listelere göre şüpheli polis memurlarının kimlikleri belirlenmiş ve olayla ilgili savunmaları alınmıştır. Şüpheli polisler savunmalarında genel olarak suçlamaları kabul etmemiş, yaralamanın meydana geldiği olay yerinde hiç görev almadıklarını, bu nedenle de olayla bir ilgilerinin olmadığını belirterek hiç kimseyi yaralayacak şekilde davranmadıklarını ve hakaret etmediklerini ifade etmişlerdir. Savcılıkça 6/6/2018 tarihinde, kimliği tespit edilen şüpheli polisler hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin ek karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Müştekinin şikayetine konu olarak, müştekiyi yaralayan ve hakaret eyleminde bulunan şüphelinin yukarıda açık kimlik ve adres bilgileri yazılı polis memurları olduklarına ve üzerilerine atılı suçları işlediklerine dair haklarında kamu davası açmayı haklı kılacak yeterli delil elde edilemediğinden kamu adına Kovuşturmaya Yer Olmadığına " Başvurucunun Savcılığın ek kararına itirazı, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin 7/6/2018 tarihli kararıyla reddedilmiş, anılan karar başvurucuya 16/8/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Savcılık tarafından kimliği belirlenen sekiz polis memuru hakkında kovuşturmama kararıyla birlikte aynı tarihte, başvurucunun yaralanmasına neden olan kimliği belirlenemeyen faillerin araştırması amacıyla daimî arama kararı verilmiştir. Başvurucu bu sürece ilişkin olarak 11/9/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun 2018/28111 numarasını alan söz konusu bireysel başvurusu aralarındaki bağlantı nedeniyle incelenen bu başvuruyla birleştirilmiştir. B. Vali ve İl Emniyet Müdürü Hakkında Yapılan Soruşturma Süreci Başvurucu, yaralanmasından sorumlu olan kolluk görevlilerinin yanı sıra İstanbul Valisi ve İl Emniyet Müdürü hakkında da Savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılıkça, Vali ve İl Emniyet Müdürü yönünden soruşturmanın ayrılması suretiyle görevsizlik kararı verilerek soruşturma dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Hakkında suç duyurusunda bulunulan kişilerin kamu görevlisi olduğu gerekçesiyle soruşturma izni verilmesi için dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İçişleri Bakanlığına gönderilmiş, İçişleri Bakanlığınca 14/3/2014 tarihinde soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir. Bu karara yapılan itirazın Danıştay Birinci Dairesinin 7/5/2014 tarihli kararıyla reddedilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma 24/6/2014 tarihinde kayıttan düşürülmüştür. Tam Yargı Davası Süreci Başvurucu, kolluk görevlileri hakkındaki soruşturma devam ederken -Vali ve İl Emniyet Müdürü hakkında soruşturma izni verilmemesinden hemen sonra- 21/4/2014 tarihinde İstanbul Valiliğine (İdare) başvurarak kolluk görevlilerinin haksız eylemleri nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesini talep etmiştir. İdarenin başvurucunun talebine cevap vermemesi üzerine başvurucu 8/9/2014 tarihinde İdare aleyhine tam yargı davası açmıştır. Başvurucu ayak bileği tarak kemiğinin kırılması nedeniyle İdarenin hizmet kusuru bulunduğunu, bu nedenle maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesi gerektiğini iddia etmiştir. İstanbul İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi) 5/1/2016 tarihinde başvurucunun davasının reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Olayda ; 2013 tarihinde İstanbul ili Taksim çevresinde meydana gelen olaylarda kalabalığa müdahale eden güvenlik güçlerinin kullandığı biber gazı fişeğinin davacıya isabet etmesi sonucu yaralandığından bahisle maddi ve manevi tazminat talepli iş bu dava açılmıştır. Dosyadaki bilgi ve belgelerden hareketle; 16/06/2013 günü Taksim Meydan ve çevresinde meydana gelen olayların yasadışı izinsiz eylem ve gösteri mahiyetinde olduğu ve bu sebebe binaen emniyet güçlerince olaya müdahale edildiği ve bedenî kuvvetin dışında basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller ile sair hizmet araçlarının müdahale aracı olarak kullanıldığı, kamuoyunun da malumu olduğu üzere olayların o güne özel değil günlerce sürecek şekilde süreklilik arz ettiği anlaşılmaktadır. Bu noktada dosyadaki belgelerden hareketle; davacının, güvenlik güçlerinin haksız sözlü ve fiili saldırısına uğradığından bahisle sol ayak bilek tarak kemiği kırıldığı iddia edilmiş ise de sunulan raporlardan ve sair belgelerden olayın bu sebebe binaen olduğu açık ve net ortaya konulamadığından idareyi kusurlu kılacak bir husustan söz edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddine..." Başvurucu, İdare Mahkemesi kararına karşı istinaf talebinde bulunmuş, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi tarafından istinaf talebi 27/12/2016 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucunun anılan kararın düzeltilmesi talebi, yine aynı Daire tarafından 28/3/2017 tarihinde reddedilmiştir. Karar, başvurucuya 13/4/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 15/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.