1. Hukuk Dairesi 2025/1986 E. , 2026/1963 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/439 E., 2024/603 K. Taraflar arasındaki tapu iptali-tescil, bedel, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davalarından dolayı Mahkemece, bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar asıl davada davacı-karşı davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler…
1. Hukuk Dairesi 2025/1986 E. , 2026/1963 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/439 E., 2024/603 K. Taraflar arasındaki tapu iptali-tescil, bedel, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davalarından dolayı Mahkemece, bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar asıl davada davacı-karşı davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: - K A R A R - Asıl dava ehliyetsizlik ve hile hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, karşı dava elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Asıl davada davacı-karşı davada davalı; kendisine bakılacağı, ihtiyaçlarının karşılanacağı vaadi ile davalı ... ile evlendiğini, %80 engelli, bakıma ve kandırılmaya müsait olduğunu bilen davalının 40.000,00 TL bedelli senet vererek kendisini dolandırdığını, senette alacaklı ve borçlunun davalı ... olduğunu, maliki olduğu dava konusu 18 parsel sayılı taşınmazdaki 7 numaralı bağımsız bölümü 03.02.2010 tarihinde davalı ...'ye devrettiğini, taşınmaz devredilmeden bir gün önce baskı altına alındığını, kandırıldığını, hap verildiğini ve taşınmazı devretmek mecburiyetinde kaldığını, saflığından ve akıl zayıflığından davalı ...'nün faydalandığını, geçersiz senetle taşınmazın devrini sağladığını, evlenmelerine rağmen davalı ile aynı evde kalmadıklarını, davalı ...'nün dava konusu taşınmazı satış göstermek suretiyle diğer davalı ...'e devrettiğini, temlikin muvazaalı olduğunu, davalı ...'ın kötüniyetli olduğunu, davalılar hakkında suç duyurusunda bulunduğunu ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde taşınmaz bedelinin ve zararının faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Asıl davada davalı - karşı davada davacı ...; davacıyı ve diğer davalıyı taşınmazın satışından önce tanımadığını, dava konusu taşınmazı emlakçı aracılığıyla bedeli karşılığında satın aldığını, iyiniyetli olduğunu, taşınmaza alıcı olarak bakmaya gittiğinde davacı ve diğer davalı ... ile anlaştıklarını, satış bedelini taşınmazın maliki diğer davalı ...'ye ödediğini, ...'nün taşınmazı boşaltacağına dair yazılı beyanda bulunduğunu, davacıya ihtarname gönderildiğini ancak davacının evi boşaltmadığını, temlikin davacının da bilgisi dahilinde yapıldığını belirterek asıl davanın reddini savunmuş; karşı davasında; asıl davada davacı - karşı davada davalının dava konusu taşınmaza haksız elatmasının önlenmesini, taşınmazdan tahliyesini, ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren aylık 350,00 TL ecrimisilin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı ..., savunma getirmemiştir. Mahkemenin 17.12.2015 tarihli ve 2010/125 E- 2015/1261 K sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan alınan rapora göre davacı-karşı davalının temlik tarihinde ehliyetli olduğunun bildirildiği, hile iddiasının ise ispatlanamadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davada davacının dava konusu taşınmazın maliki olduğu gerekçesiyle karşı davanın kabulüne karar verilmiş, kararın asıl davada davacı- karşı davada davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairenin 01.11.2021 tarihli ve 2020/482 E- 2021/6199 K sayılı kararı ile; tarafların süresinde göstermiş olduğu deliller toplanmak suretiyle asıl davada davalı ...'in iyiniyetli olup olmadığı ve TMK'nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanmayacağının belirlenerek bir karar verilmesi, asıl davanın sonucuna göre karşı davanın değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilerek karar bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma ilamı öncesinde ve sonrasında dinlenen tanık beyanlarından asıl davada davacının iradesinin hile ile sakatlandığını iddia eden ve ispat yükü üzerinde olan asıl davada davacının iddiasını ispatlayamadığı, taraflarca getirilme ilkesinin hakim olduğu, tanık beyanlarında "... ve ...'nün işbirliği içinde olduğunu düşünüyorum" şeklinde tanık ... ...'nin beyanının subjektif olduğu, davalılar ... ile ...'nün arasında davacının iradesinin hile ile sakatlanıp sakatlanmadığı, sakatlanmışsa ne şekilde sakatlandığının anlaşılamadığı, davalı ... ...'nin davaya konu taşınmazı devraldığı tarihte kötüniyetli olduğunun ve bu hususta davacının iradesinin hile ile sakatlandığının davacı tarafça kanıtlanamadığı gerekçesi ile asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1950 doğumlu davacı ... ile 1969 doğumlu davalı ...'ın 29.01.2010 tarihinde evlendikleri, davacı ...'nin çekişme konusu 18 parsel sayılı taşınmazdaki 7 numaralı bağımsız bölümünü 03.02.2010 tarihinde davalı ...'ye; davalı ...'nün de 18.02.2010 tarihinde diğer davalı ...'e satış suretiyle temlik ettiği, davacı ...'nin 28.07.2010 tarihinde boşanma davası açtığı, Malatya 2. Aile Mahkemesinin 23.12.2011 tarihli 2010/541 Esas ve 2021/733 Karar sayılı ilamı ile tarafların boşanmalarına karar verildiği ve hükmün 30.03.2012 tarihinde kesinleştiği, Adli Tıp Kurumu Dördüncü Adli Tıp İhtisas Kurulunun 20.10.2014 tarihli ve Genel Kurulu'nun 28.05.2015 tarihli raporlarına göre davacı ...'nin 03.02.2010 olan temlik tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunun bildirildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; Hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunu'nun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def'i yahut dava yoluyla da kullanılabilir. Somut olaya gelince; asıl davada davacının hile iddiasını kanıtlayamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki; dava konusu 7 nolu bağımsız bölüm davacı ... adına kayıtlı iken 03.02.2010 tarihli satış işlemi ile davalı ...'ye temlik edildiği, hemen akabinde 18.02.2010 tarihli satış işlem ile diğer davalı ...'a devredildiği, böylece taşınmazın çok kısa aralıklarla el değiştirdiği, davalı ...'ın savunmalarında dava konusu taşınmazın bedelinin ne kadar olduğu hususuna ilişkin bir açıklama olmadığı gibi, ödeme yapıldığına ilişkin herhangi bir belgenin de sunulmadığı, dinlenen tanık beyanlarından ise davalıların satış işlemi öncesinde de tanışık oldukları, el ve işbirliği içerisinde hareket ettikleri ve davacının iradesinin fesada uğratılmak suretiyle taşınmazın devrini sağladıkları anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca, asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Asıl davada davacı-karşı davada davalı vekilinin açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulüyle Mahkeme kararının, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın Malatya 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 1086 sayılı HUMK'un 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 11.03.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.