DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/851 E. , 2024/1087 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/851 Karar No : 2024/1087 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- T.C. … - … VEKİLİ : Av. … 2- … Bakanlığı - ANKARA - (E-Tebligat) VEKİLİ : Av. … 3- … Defterdarlığı - … (… Vergi Dairesi Müdürlüğü) VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Üçüncü Dairesinin 11/12/2023 tarih ve E:2023/3090, K:2023/5461 sayılı karar
DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/851 E. , 2024/1087 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/851 Karar No : 2024/1087 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- T.C. … - … VEKİLİ : Av. … 2- … Bakanlığı - ANKARA - (E-Tebligat) VEKİLİ : Av. … 3- … Defterdarlığı - … (… Vergi Dairesi Müdürlüğü) VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Üçüncü Dairesinin 11/12/2023 tarih ve E:2023/3090, K:2023/5461 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 04/02/2021 tarih ve 31385 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 03/02/2021 tarih ve 3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nın eki Karar'ın 2. ve 3. maddeleri ile 25/05/2021 tarih ve 31491 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ(Seri No:18)'in, "11.13. Finansman gider kısıtlaması" başlıklı bölümünde yer alan "Yabancı kaynaklar" tanımının, "11.13.2. Finansman gider kısıtlamasının uygulanacağı dönem", "11.13.3. 1/1/2013 tarihinden önce yapılan borçlanmalara ilişkin finansman giderlerinin durumu", "11.13.8. Finansman gideri yanında finansman gelirinin de bulunması durumu" başlıklı bölümlerinin iptali ile ihtirazi kayıtla verilen 2021 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinde 77.904,80 TL olarak hesaplanan finansman gider kısıtlaması uygulaması kaynaklı kanunen kabul edilmeyen gider tutarının yeniden hesaplanarak 15.814,71 TL olarak dikkate alınması, 79.869,64 TL olarak yer alan kanunen kabul edilmeyen gider tutarının 17.779,55 TL, 19.577,59 TL olarak yer alan gelecek yıla devreden cari yıl zararının, 62.090,09 TL azaltılan finansman gider kısıtlaması kaynaklı kanunen kabul edilmeyen gider tutarı kadar artırılması ve gelecek yıla devreden cari yıl zararının 81.667,68 TL olarak düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır. Danıştay Üçüncü Dairesinin 11/12/2023 tarih ve E:2023/3090, K:2023/5461 sayılı kararı: Dava konusu tebliğ hükümlerinin, Danıştay Kanunu'nun 24. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi kapsamında ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlem mahiyetinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Uygulama işlemi ile düzenleyici işlemin iptali isteminin birlikte ve aynı dava dilekçesinde dava konusu edilmesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesine aykırılık teşkil etmeyeceğine karar verilmiştir. Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin en önemli ilkelerinden olan hukuki güvenlik, belirliliği zorunlu kılmaktadır. Belirlilik ilkesine göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu birtakım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye ne tür müdahale yetkisini tanıdığını kanundan öğrenebilme imkânına sahip olmalıdır. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Erişilebilirlik, bilinebilirlik ve öngörülebilirlik gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla yasalar, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Aslolan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır. Anayasa'nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı hükme bağlanmak suretiyle verginin kanuniliği ilkesi benimsenmiş olup bu ilke takdire dayalı keyfi uygulamaları önleyecek sınırlamaların yasada yer almasını gerektirmekte ve vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının yasa ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Buna göre vergide mükellefiyet, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, uygulanacak yaptırımlar ve zamanaşımı gibi konuların yasayla düzenlenmesi zorunludur. Öte yandan, normlar hiyerarşisi olarak bilinen temel hukuk ilkesine göre normlar arasında altlık ve üstlük ilişkisi söz konusu olmakta ve her norm geçerliliğini bir üst normdan almaktadır. Başka bir anlatımla normlar hiyerarşisi, her türlü normun hiyerarşik olarak bir sıra dahilinde sıralanması ve birbirine bağlı olması anlamına gelmekte olup bunun doğal sonucu olarak hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan normun kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremeyeceği, alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı, dolayısıyla, düzenleyici bir işlemin kendinden önce gelen kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı düzenlemeler getiremeyeceği kabul edilmektedir. Anayasa'nın 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabileceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme, idarenin özerk ve türev düzenleme yetkisinin anayasal dayanağını oluşturmaktadır. Anayasa'da düzenleyici işlem olarak sadece yönetmelikler belirtilmiş ise de idarenin düzenleme yetkisi bununla sınırlı olmayıp tebliğler de yasa, tüzük, yönetmelik ve benzeri hukuk kaynaklarının uygulanmasına ilişkin ayrıntıları ve uygulama şeklini gösteren düzenleyici işlemlerdir. Bu açıklamalar doğrultusunda uyuşmazlığın çözümü, davalı Cumhurbaşkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığınca tesis edilen dava konusu düzenlemelerin, usul ve esasları düzenleme hususunda kendilerine Kanun'la verilen yetki kapsamında tesis edilip edilmediğinin, Tebliğ'de bilançonun kısa vadeli yabancı kaynaklar ve uzun vadeli yabancı kaynaklar toplamını ifade edeceği şeklinde yer verilen yabancı kaynak tanımlanmasının yeni bir düzenleme getirip getirmediğinin, finansman gider kısıtlaması kapsamında uygulanacak dönemin tespitinin, Tebliğ'de yer alan 01/01/2013 tarihi ve sonrasında sağlanan yabancı kaynaklara ilişkin olarak mahiyet ve tutar itibarıyla 01/01/2021 tarihinden sonra kesinleşen gider ve maliyetlerin finansman gider kısıtlamasına tabi tutulup tutulmayacağının ve finansman gideri yanında finansman geliri de elde etmiş olan mükelleflerin gider kısıtlaması uygulamasında söz konusu gelir ve giderlerini birbiri ile mukayese etmek suretiyle netleştirmelerinin mümkün olup olmadığının açıklığa kavuşturulmasına bağlıdır. i. 3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nın eki "Karar"ın 2. ve 3. maddelerinin iptali istemi yönünden yapılan değerlendirme: 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun "Kabul edilmeyen indirimler" başlıklı 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasına, 6322 sayılı Kanun'un 37. maddesiyle eklenen (i) bendi ile işletmede kullanılan yabancı kaynaklara ilişkin faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yapılan gider ve maliyet unsurları toplamının %10'unu aşmamak üzere Cumhurbaşkanınca kararlaştırılan kısmının kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınmasına dair düzenleme getirilmiştir. Düzenleme ile Cumhurbaşkanı'na verilen yetki kullanılarak 04/02/2021 tarih ve 31385 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki Karar ile 01/01/2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi kazançlarına uygulanmak üzere %10 oranı belirlenmiştir. Kanun'un Cumhurbaşkanı'na verdiği yetki kapsamında olduğu anlaşılan düzenlemelerde hukuka aykırılık görülmemiştir. ii. 25/05/2021 tarih ve 31491 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ(Seri No:18)'in, "11.13. Finansman gider kısıtlaması" başlıklı bölümünde yer alan "Yabancı kaynaklar" tanımının iptali istemi yönünden yapılan değerlendirme: 5520 sayılı Kanun'un "Kabul edilmeyen indirimler" başlıklı 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasına, 6322 sayılı Kanun'un 37. maddesiyle eklenen (i) bendinde, bu bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığının yetkili olduğu kurala bağlanmıştır. Hazine ve Maliye Bakanlığına verilen usul ve esasları düzenleme yetkisi kapsamında Tebliğ'in davaya konu edilen kısmında, yabancı kaynakların bilançonun kısa vadeli yabancı kaynaklar ve uzun vadeli yabancı kaynaklar toplamını ifade edeceği şeklinde tanımlama yapılmıştır. Kanun değişikliğine ilişkin madde gerekçesinde düzenlemenin firmaların finansman ihtiyaçlarını borçlanma yerine öz kaynakları ile finanse etmelerini teşvik amacıyla yapıldığı belirtilmiştir. Yabancı kaynağa ilişkin olarak Vergi Usul Kanunu'nda bir tanımlama bulunmamakla birlikte Vergi Usul Kanunu'nun 175. maddesi ile Hazine ve Maliye Bakanlığına verilen yetki kapsamında 26/12/1992 tarih ve 21447 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 Sıra No.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği'nin "V. Yapılan Düzenlemenin Vergi Mevzuatı ile İlişkisi ve Yaptırımı" başlıklı bölümünde "Bu düzenleme kapsamında bulunan işletmeler, muhasebe sistemlerini bu Tebliğ ve Ek'inde öngörülen kurallara uygun olarak yürüteceklerdir. Ancak vergiye tabi kârın tesbiti aşamasında vergi kanunlarında yer alan özel hükümleri göz önünde bulundurmak zorundadırlar. Diğer bir anlatımla, bu düzenlemede yer alan kavram ve ilkeler ile mali tabloların düzenlenmesi ve sunulmasına ilişkin esaslar çerçevesinde düzenlenecek mali tabloların tekliği değiştirilemez olup; işletmeler söz konusu mali tablolardan hareketle vergiye tabi safi kazancın tespitinde vergi mevzuatı uyarınca istenilen bilgileri sağlayacak şekilde gerekli düzenleme ve hesaplamaları yapacaklardır." düzenlemesine yer verilmiştir. Aynı Tebliğ'in "Muhasebe Usul ve Esasları" başlıklı bölümünde "Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar" başlığı altında yapılan açıklamada, kısa vadeli yabancı kaynakların, dönen varlıkların ayrılmasında kullanılan ölçüye uygun olarak en çok bir yıl veya işletmenin normal faaliyet dönemi sonunda ödenecek yabancı kaynakları kapsayacağı; "Uzun Vadeli Yabancı Kaynaklar" başlığı altında yapılan açıklamada ise uzun vadeli yabancı kaynakların, kredi kurumlarından, sermaye piyasasından ve işletmenin ilişkide bulunduğu üçüncü kişilerden sağlanan ve bir yıldan fazla vadeli olan işletme borçlarını kapsayacağı ifade edilmiştir. Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği ile yapılan bu düzenlemenin amacı aynı Tebliğ'in giriş bölümünde, bilanço usulünde defter tutan gerçek ve tüzel kişilere ait teşebbüs ve işletmelerin faaliyet ve sonuçlarının sağlıklı ve güvenilir bir biçimde muhasebeleştirilmesi, mali tablolar aracılığı ile ilgililere sunulan bilgilerin tutarlılık ve mukayese edilebilirlik niteliklerini koruyarak gerçek durumu yansıtmasının sağlanması ve işletmelerde denetimin kolaylaştırılması olarak açıklanmıştır. Bu Tebliğ'de yer alan kısa ve uzun vadeli yabancı kaynaklara yönelik açıklamalar ise bir işletmenin mali durumunu gösteren varlıkları, yabancı kaynakları ve öz kaynakları gibi hesapların bilançoda nasıl bölümlenmesi gerektiğine ilişkin bilanço ilkelerinin izahına yöneliktir. Aynı Tebliğ'de işletmelerin, söz konusu mali tablolardan hareketle vergiye tabi safi kazancın tespitinde vergi mevzuatı uyarınca istenilen bilgileri sağlayacak şekilde gerekli düzenleme ve hesaplamaları yapacakları belirtilmiştir. Bireylerin sosyal ve ekonomik durumlarını etkileyecek keyfi uygulamalara neden olmaması için vergilendirmede yukarıda bahsedilen belli başlı temel konuların yasalarla belirlenmesi gerekir. Ancak, yasa ile her konuyu bütün kapsam ve ayrıntılarıyla düzenlemenin olanaklı bulunmadığı durumlarda yasanın kapsamının daraltılması ve genişletilmesi sonucunu doğurmayacak şekilde uygulamaya ilişkin konularda yürütme organına açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikte idari işlem yapma yetkisi verilebilir. Yabancı kaynak tanımı bakımından 5520 sayılı Kanun'un "Kabul edilmeyen indirimler" başlıklı 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasına 6322 sayılı Kanun'un 37. maddesiyle eklenen (i) bendinde herhangi bir istisnaya veya ayrıma yer verilmemiştir. Tek düzen hesap planında dikkate alınan yabancı kaynak tanımı ile 18 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği'nde yer alan tanım aynıdır. Muhasebe işlemlerinde de aynı yabancı kaynak tanımı kullanılmaktadır. Doktrinde de bu tanımlamaya ilişkin herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Kanun değişikliği gerekçesi ile birlikte dikkate alındığında, bilançonun unsurları arasında yer alan öz kaynak ve yabancı kaynaklar baz alınmış, Tebliğ'de de anılan Kanun'un verdiği yetki çerçevesinde yabancı kaynak tanımının sınırlarında herhangi bir değişiklik yapılmadan normlar hiyerarşisine uygun şekilde yabancı kaynağın, bilançonun kısa vadeli yabancı kaynaklar ve uzun vadeli yabancı kaynaklar toplamını ifade edeceğine ilişkin tanımlama yapılmış ve bu tanımın finansman gider kısıtlaması uygulaması bakımından nasıl anlaşılması ve uygulanması gerektiği, hangi hesapların bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği, bir gider veya maliyet unsurunun gider kısıtlamasına konu edilmesi için bunların yabancı kaynak kullanımına ve bu kaynağın kullanım süresine bağlı olarak doğmuş olması gerektiğine ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Bu açıklamalar çerçevesinde, Tebliğ hükmünün davalı Bakanlığa, usul ve esasları düzenleme hususunda Kanun'la verilen yetki kapsamında tesis edildiği ve bu durumun fonksiyon gasbı oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Vergilendirilecek kurum kazancının tespiti bakımından, kurum kazancından indirilecek giderlerin kurumlar vergisi beyannamesinde muhasebe usul ve standartlarına uygun olarak gösterilmesi yasal bir zorunluluk olduğundan, davalı Bakanlıkça kendisine Kanun ile verilen yetki kapsamında düzenleme yapıldığı görülmüştür. iii. 25/05/2021 tarih ve 31491 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ(Seri No:18)'in, "11.13.2. Finansman gider kısıtlamasının uygulanacağı dönem" başlıklı bölümünün iptali istemi yönünden yapılan değerlendirme: 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendinde yer alan finansman gider kısıtlaması düzenlemesi, yabancı kaynakları öz kaynaklarını aşan işletmeler için uygulanmak üzere ihdas edilmiştir. Öz kaynağın yabancı kaynağı aşıp aşmadığının tespitinin dönem sonları itibarıyla yapılması ise aynı Kanun'un 25. maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 174. maddesi uyarınca kurum kazancının dönem sonları itibarıyla hesaplanmasından kaynaklanmaktadır. Bu açıklamalar ve mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, Tebliğ hükmünün davalı Bakanlığa, usul ve esasları düzenleme hususunda Kanun'la verilen yetki kapsamında tesis edildiği anlaşıldığından düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir. iv. 25/05/2021 tarih ve 31491 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ(Seri No:18)'in, "11.13.3. 1/1/2013 tarihinden önce yapılan borçlanmalara ilişkin finansman giderlerinin durumu" başlıklı bölümünün iptali istemi yönünden yapılan değerlendirme: 5520 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendi ile yabancı kaynak kullanımında finansman giderlerine yönelik olarak 01/01/2013 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren düzenlemede üst sınır olarak belirlenen %10 oranını aşmamak üzere Cumhurbaşkanı'na oran belirleme yetkisi verilmiştir. Bu yetkiye istinaden çıkarılan Cumhurbaşkanı Kararı ile 01/01/2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi kazançlarına uygulanmak üzere %10 oranı belirlenmiştir. Anılan Karar'da henüz 2021 vergilendirme dönemi sona ermeden belirlenen oranın 2021 vergilendirme döneminde uygulanmak üzere yürürlüğe girdiği açıkça belirtilmiştir. Tebliğ hükmü ile de ilk geçici vergilendirme dönemi geçmeden uygulanmak üzere anılan Kanun maddesinin yürürlüğe girdiği 01/01/2013 tarihinden itibaren sağlanan yabancı kaynaklara ilişkin olarak mahiyet ve tutar itibarıyla 01/01/2021 tarihinden itibaren kesinleşen gider ve maliyet unsurlarının gider kısıtlamasına tabi tutulacağı düzenlenmiştir. 2021 yılında getirilen düzenlemeye kadar kesinleşen ve katlanılan finansman giderlerinin indirim konusu yapılabildiği anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin ön koşulları arasında yer alan hukuki güvenlik ilkesi kural olarak kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturur. Kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca kanunlar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması, hukukun genel ilkelerindendir. Kanunların geriye yürümesi, getirilen yeni kuralın eski kural döneminde tamamlanmış ve hukuki sonuçlarını doğurmuş hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanmasıdır. Yeni kuralın eski kural yürürlükte iken başlamakla beraber henüz sonuçlanmamış hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanması ise kanunların geriye yürümesi olarak nitelendirilemez. Anayasa Mahkemesi vergi kanunlarının geriye yürüdüğü iddiasıyla yapılan başvurularda öncelikle vergiyi doğuran olayın tespitini yapmaktadır. Bu tespiti yaptıktan sonra da geriye yürümeyi, vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesinden sonra yapılan düzenlemelerin, ilgili döneme etki edecek şekilde uygulanması olarak tanımlamaktadır. Bu açıklamalar çerçevesinde uyuşmazlık konusu durum değerlendirilecek olursa 01/01/2013 tarihi itibarıyla finansman gider kısıtlaması düzenlemesi ilgili Kanun'da yer almıştır. Ancak, uygulanacak oran 3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki "Karar" ile 01/01/2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi kazançlarına uygulanmak üzere belirlenmiştir. Dolayısıyla, vergilendirme dönemi kapanmadan finansman gider kısıtlaması oranı yürürlüğe girmiştir. 2020 ve önceki yıllarda kurum kazancının tespitinde dikkate alınmış olan finansman giderlerinin finansman gider kısıtlamasına tabi tutulmasının söz konusu olmadığı anlaşılmıştır. Bununla birlikte aynı yıllarda alınıp 2021 yılında kesinleşen kısımların ise finansman gider kısıtlamasına tabi tutulması gerekmektedir. Cumhurbaşkanı'nın maddede öngörülen yetkisini bir süre kullanmamış olması, kendisine verilen yetkiyi ortadan kaldırmamaktadır. Kanunla, konusu ve sınırları belirlenerek her takvim yılı başında kullanılmak üzerine verilen yetkiye dayanılarak Cumhurbaşkanı'nca belirli bir oranın belirlenmesi ihtimalinin ve beklentisinin bulunduğunun kabul edilmesinin makul ve mantıklı sayılabileceği bir konuda, bu oranın kanunun yürürlük tarihinden sonra belirlenmiş olmasının, mükellefler açısından öngörülemez bir durumun ortaya çıkması ya da objektif olarak tahmin edilebilecek bir haklı beklentinin veya bir kazanılmış hakkın ihlal edilmesi sonucunu doğurduğu söylenemeyecektir. Söz konusu oranın 2021 takvim yılı içinde ve ilk geçici vergilendirme dönemi kapanmadan önce belirlenmesi ve düzenlemenin yılın başından itibaren yürürlüğe konulmasının öngörülmesi, kurum kazancının vergilendirilmesinde vergilendirme döneminin yıllık olarak benimsenmesinin bir sonucudur. Açıklanan nedenlerle, anılan Tebliğ hükmünün Cumhurbaşkanı Kararı'nın geriye yürütülmesi sonucunu doğurduğu yolundaki davacı iddiası yerinde görülmemiştir. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 13/02/2019 tarih ve E:2018/103, K:2019/4 sayılı kararında da belirtildiği üzere kurumlar vergisi matrahını etkileyecek nitelikteki bir düzenlemenin vergiyi doğuran olay henüz gerçekleşmeden uygulamaya girmesi ve ilgili yıla ilişkin olarak uygulanması, kuralın geçmişe yürümesi ve hukuki güvenlik ilkesinin ihlali anlamına gelmeyecektir. v. 25/05/2021 tarih ve 31491 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ(Seri No:18)'in, "11.13.8. Finansman gideri yanında finansman gelirinin de bulunması durumu" başlıklı bölümünün iptali istemi yönünden yapılan değerlendirme: Tebliğ'de finansman giderlerinin yanı sıra finansman giderinden ayrı olarak finansman geliri de elde etmiş olanların, gider kısıtlaması uygulamasında söz konusu gelir ve giderlerini birbiri ile mukayese etmek suretiyle netleştirmelerinin mümkün olamayacağına ve yalnızca aynı yabancı kaynağa ilişkin olarak oluşan kur farkı gelir ve giderlerinin mahsuplaştırılarak net kur farkı giderlerinin finansman gideri kısıtlamasında dikkate alınmasına ilişkin açıklamalar yer almaktadır. Aynı kaynağa ilişkin olmakla birlikte işletmeler için hasılat niteliği taşıyan yabancı kaynağın mevduat ve benzeri şekillerde değerlendirilmesi sonucu doğacak kur farkı gelirinin ise yabancı kaynağa ilişkin kur farkı giderinden mahsup edilmesinin mümkün bulunmadığı belirtilmiştir. Ayrıca, Tebliğ'de farklı yabancı kaynaklara ilişkin olarak oluşan kur farkı gelirleri ile kur farkı giderlerinin netleştirilmesinin mümkün olmadığı hususuna da yer verilmiştir. Finansman gider ve gelirlerinin netleştirilmesine ilişkin olarak Tebliğ'in ilgili bölümünde yer verilen açıklamalar 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendindeki hükmün çizdiği yasal çerçeve içinde yapılmıştır. Maddede yabancı kaynakları öz kaynaklarını aşan işletmelerde aşan kısma münhasır olmak üzere yatırımın maliyetine eklenenler hariç, işletmede kullanılan yabancı kaynaklara ilişkin faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yapılan gider ve maliyet unsurları toplamının %10'unu aşmamak üzere Cumhurbaşkanı'nca kararlaştırılan kısmının kanunen kabul edilmeyen gider olarak kabul edileceği hükme bağlanmıştır. Düzenleme, tereddüte mahal vermeyecek şekilde, gider ve maliyet unsurları toplamını işaret etmekte olup finansman gelirleri ile maddede sayılan giderlerin karşılaştırılması sonucu hesaplanacak net finansman giderlerinin dikkate alınmasına dair bir hüküm içermemektedir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 12/03/1999 tarih ve E:1998/139, K:1999/153 sayılı kararından da anlaşılacağı üzere genel olarak gelir ve giderlerin netleştirilmesi ve net finansman giderinin kısıtlamaya tabi tutulması daha önceki uygulamada da Danıştay tarafından kabul edilmemiştir. Bu itibarla, vergilendirilecek kurum kazancının tespiti bakımından, kurum kazancından indirilecek giderlerin kurumlar vergisi beyannamesinde muhasebe usul ve standartlarına uygun olarak gösterilmesi yasal bir zorunluluk olduğundan, davalı idarece kendisine Kanun ile verilen yetki kapsamında, kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken yasal tarih esas alınmak suretiyle uygulamada birlik sağlanması amacıyla düzenleme yapıldığı görülmüştür. vi. Genel değerlendirme ve karar sonucu: İdari yargı yerlerinin denetim yetkisi, kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılmasının hukuka uygun olup olmadığının değerlendirilmesi ile sınırlıdır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemelerin yukarıda belirtilen ilgili Kanun maddesinin Cumhurbaşkanı'na ve Hazine ve Maliye Bakanlığına verdiği yetki kapsamında yapıldığı anlaşılmıştır. Diğer taraftan, söz konusu yetkiye istinaden çıkarılan Tebliğ'in ilgili düzenlemelerinde yapılan belirlemelerin idarenin takdir yetkisi kapsamında olduğu, Kanun'un uygulama alanının sınırlandırılmadığı, üst hukuk normlarına aykırılık taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, uygulama işleminde de hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Daire bu gerekçeyle davayı reddetmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Finansman gider kısıtlamasına ilişkin yasal düzenleme 2013 yılının başından itibaren yürürlüğe girmiş olsa da 03/02/2021 tarihine kadar sekiz yılı aşkın bir süre kısıtlama oranı belirlenmeyerek uygulamanın başlatılmaması, mükelleflerde bu uygulamanın başlatılmayacağı yönünde haklı bir beklenti oluşturmuştur. Bu yetkinin aniden kullanılmasının mükellef hakları yönünden uygunluğu bir yana yasallık ilkesi bakımından sorunlu ve hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleri yönünden kabul edilemez olduğu açıktır. Bu açıdan kısıtlama uygulamasını başlatan Cumhurbaşkanı Kararı'nın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihten önce kullanılan kredilerin hesaplamaya katılmaması gerekmektedir. Genel Tebliğ’deki düzenlemeler dikkate alındığında, uygulamada öz kaynak-yabancı kaynak tanımları önem arz etmektedir. Tebliğ’de yapılan tanım çerçevesinde yabancı kaynak sayılan, ancak yabancı kaynak olmadığı çok açık olan bilanço kalemleri bulunmaktadır. Özünde yabancı kaynak olmadığı halde tek düzen hesap planında bulunduğu sınıf itibarıyla yabancı kaynak sayılarak hesaplama yapılan bu kalemler (alınan avanslar, yıllara yaygın inşaat ve onarım hak ediş bedelleri hesabı, vergi borçları, örtülü sermaye niteliğindeki borçlar, hesaplanan KDV, Diğer KDV, borç ve gider karşılıkları vs.) sebebiyle işletmelerin yabancı kaynak toplamları fazla çıkmakta, bu durum yabancı kaynaklar/öz kaynaklar oranını artırmakta ve bu sebeple de finansman gider kısıtlamasına tabi olan gider tutarı artmaktadır. Genel Tebliğ’de finansman giderinin yanında finansman geliri de elde edilmiş olması durumlarında kısıtlı (aynı kaynağa ait olanlar için) bir netleştirmeye izin verilmiştir. Finansman gider kısıtlaması uygulamasında kur farkı geliri veya kur farkı giderinin birbiriyle netleştirilmesinde ilgili yasada netleştirme tutarını azaltacak bir hüküm bulunmamasına rağmen idare netleştirme tutarını azaltacak şekilde uygulamaya gitmiştir. Bu durum hakkaniyete aykırı olduğu gibi vergilerin yasallığı ilkesine da aykırıdır. Tebliğ’de bilanço esasına göre defter tutan kurumlar vergisi mükelleflerinin, her bir geçici vergilendirme döneminin son günü itibarıyla Vergi Usul Kanunu’na göre çıkaracakları bilanço üzerinden öz kaynak ve yabancı kaynak mukayesesi suretiyle finansman gider kısıtlaması yapılacağı belirtilmiştir. Yıllık dönemde hesap dönemi olarak takvim yılını kullanan mükelleflerde 31 Aralık tarihli bilanço, özel hesap dönemini kullanan mükelleflerde ise hesap döneminin son günü itibarıyla çıkarılacak bilanço esas alınacaktır. Bu durumda, finansman giderini doğuran yabancı kaynağın kullanım süresinin bu hesaplamada hiçbir etkisi olmamaktadır. Yani kısıtlamaya tabi finansman giderleri ile kısıtlama hesabında dikkate alınan borçların tutarı ilişkisizdir. Dönem içinde zarar eden ya da kârlılıkları düşük olan şirketler kârlılıkları yüksek şirketlere göre bu yöntem dolayısıyla daha fazla vergi yüküne maruz kalacaklarından vergilendirmede adalete aykırı bir uygulama yapılmaktadır. Davacı tarafından, yukarıda belirtilen nedenlerle dava konusu işlemlerin hukuka aykırı olduğu belirtilerek aksi yöndeki gerekçeyle verilen Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI: Kurumlar Vergisi Kanunu’nda değişiklik öngören 6322 sayılı Kanun’un yürürlük maddesinde açıkça ifade edildiği üzere 2013 yılı itibarıyla finansman gider kısıtlaması uygulaması mevzuata dâhil olmuştur. Dolayısıyla, 2013 yılı itibarıyla finansman gider kısıtlamasının uygulanabilir olduğu tüm mükelleflerce bilinmektedir. Diğer taraftan, 5520 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) işaretli bendinde, mukayese yapılırken öz kaynak-yabancı kaynak belirlemesinde hiçbir ayrım yapılmamıştır. Bu nedenle, tüm yabancı kaynakların ilk hesaplamada dikkate alınması gerektiği açıkça ortadadır. Davacı şirket, Kanun düzenlemesine aykırı olacak şekilde yabancı kaynakları hesaplarken bazı kalemleri sistem dışı bırakmak istemektedir. Başka bir deyişle, kanuni düzenlemenin hukuka aykırı olduğu iddia edilmektedir. Vergi Usul Kanunu'nun 175. maddesi ile muhasebe standartlarını tespit etme konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır. Bu yetki kapsamında Bakanlıkça Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği çıkarılmıştır. Bu Tebliğ'deki yabancı kaynak tanımı ile dava konusu Tebliğ'deki yabancı kaynak tanımı birebir aynı olup Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği yıllardır uygulanmaktadır. Öte yandan, 5520 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendinde yer alan finansman gider kısıtlaması düzenlemesi, yabancı kaynakları öz kaynaklarını aşan işletmelere uygulanmak için ihdas edilmiştir. Öz kaynağın yabancı kaynağı aşıp aşmadığının tespitinin dönem sonu itibarıyla yapılması, kurumlar vergisi uygulamasında kurum kazancının dönem sonu itibarıyla hesaplanıyor olmasının en doğal sonucudur. Ayrıca, Tebliğ'in "11.13. Finansman gider kısıtlaması" başlıklı bölümünde gider kısıtlaması uygulamasında, finansman giderlerinin yabancı kaynağın kullanım süresine bağlı olarak doğan her türlü faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı, faktöring kuruluşlarına verilen iskonto bedelleri ve benzeri adlar altında yapılmış olan gider ve maliyet unsurlarını ifade ettiği açıkça belirtilmiştir. Bu sebeple davacının, finansman giderini doğuran yabancı kaynağın kullanım süresinin hesaplamada hiçbir etkisinin olmadığı yönündeki iddiasının sebebi anlaşılamamıştır. Nihayetinde, Tebliğ'in "11.13.8. Finansman gideri yanında finansman gelirinin de bulunması durumu" başlıklı bölümünde yalnızca aynı yabancı kaynağa ilişkin olarak oluşan kur farkı gelir ve giderlerinin mahsuplaştırılarak net kur farkı giderlerinin finansman gider kısıtlamasında dikkate alınmasına imkan sağlanmaktadır. Aynı kaynağa ilişkin olmakla birlikte işletmeler için hasılat niteliği taşıyan yabancı kaynağın mevduat vb. şekillerde değerlendirilmesi sonucu doğacak kur farkı gelirinin ise yabancı kaynağa ilişkin kur farkı giderinden mahsup edilmesi mümkün değildir. Finansman gider ve gelirlerinin netleştirilmesine ilişkin olarak Tebliğ’in anılan bölümünde yer verilen açıklamalar, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendi ile çizilen yasal çerçeve içinde yapılmıştır. Yasal düzenleme, tereddüte mahal vermeyecek şekilde gider ve maliyet unsurları toplamını işaret etmektedir. Finansman gelirleri ile maddede sayılan giderlerin karşılaştırılması sonucu hesaplanacak net finansman giderlerinin dikkate alınacağına dair bir hüküm içermemektedir. Cumhurbaşkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığınca, yukarıda belirtilen nedenlerle dava konusu düzenlemelerin hukuka uygun olduğu belirtilerek Daire kararının onanması, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. Defterdarlık tarafından cevap verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NİN DÜŞÜNCESİ: Finansman gider kısıtlamasında oran belirlenmesine dair 03/02/2021 tarih ve 3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı 04/02/2021 tarih ve 31385 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bu Karar'ın 01/01/2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi kazançlarına uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır. Buna göre davalının savunmasında da belirtildiği gibi dönem sonu itibarıyla kullanılan yabancı kaynakları öz kaynaklarını aşan işletmelerde, 01/01/2013 tarihinden itibaren sağlanan yabancı kaynaklara ilişkin olarak mahiyet ve tutar itibarıyla 01/01/2021 tarihinden itibaren kesinleşen gider ve maliyet unsurları %10 kısıtlamasına tabi tutulacaktır. Nitekim, Cumhurbaşkanı Kararı'nın uygulanmasına yönelik açıklamaları içeren 18 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği'nin "11.13.3. 1/1/2013 tarihinden önce yapılan borçlanmalara ilişkin finansman giderlerinin durumu" başlıklı bölümünde yer alan düzenleme ile Kurumlar Vergisi Kanunu'nun “Kabul edilmeyen indirimler” başlıklı 11. maddesinin birinci fıkrasının (i) işaretli bendinde yer alan finansman gider kısıtlamasına ilişkin düzenlemenin 01/01/2013 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş olduğu belirtilerek bu tarihten itibaren (bu tarih dahil) sağlanan finansman hizmetleri veya akdedilen kredi sözleşmeleri nedeniyle oluşan finansman giderlerinin, 03/02/2021 tarih ve 3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'yla 01/01/2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemlerine uygulanmak üzere yürürlüğe giren finansman gider kısıtlamasının hesabında dikkate alınacağı öngörülmüştür. Ayrıca, henüz 2021 vergilendirme dönemi sona ermeden oranın belirlendiği ve Karar'da bu Karar'ın 2021 vergilendirme döneminde uygulanmak üzere yürürlüğe girdiğinin açıkça belirtildiği ileri sürülebilirse de, durumlarını oranın belirlenmediği önceki kurala göre belirleyen vergi yükümlüleri için kuralın 04/02/2021 tarihinden 01/01/2021 tarihine kadar da geriye doğru uygulanması söz konusudur. Hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk devletinin ön koşullarından olup bunun için hukuki belirlilik ve hukuki öngörülebilirliğin sağlanması gerekmektedir. Belirlilik, bireylerin hukuk kurallarını önceden bilmeleri, tutum ve davranışlarını bu kurallara göre güvenle belirleyebilmeleri anlamını taşımaktadır (AYM, 15/05/2019, E.2017/135, K.2019/35, § 22). Hukuk güvenliğinin sağlanması, bu doğrultuda hukuk kurallarının geleceğe yönelik öngörülebilir belirlemeler yapılabilmesine olanak verecek kurallar içermesini gerekli kılar. Geriye dönük düzenlemelerle kişilerin haklarının hukuki istikrar ve güvenlik ilkesi gözetilmeden kısıtlanması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz (AYM, 9/2/2012, E.2010/93, K.2012/20). 01/01/2013 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin birinci fıkrasının (i) işaretli bendine göre 03/02/2021 tarihine kadar oran belirlenmediğinden vergi yükümlüleri, Cumhurbaşkanı Kararı'nın Resmî Gazete'de yayımlandığı 04/02/2021 tarihine kadar gider kısıtlaması yapılmadığını bilerek hareket etmişlerdir. Bu tarihten önce sağlanan finansman hizmetleri veya akdedilen kredi sözleşmeleri nedeniyle oluşan finansman giderleri, 01/01/2021 tarihinden itibaren kesinleşecek gider ve maliyet unsurlarının gider kısıtlamasına tabi tutulmasıyla yükümlüler öngöremedikleri bir durumla karşılaşmışlardır. Oysa yükümlüler yasa kuralına göre oran belirlenmediği dönemde kısıtlama olmadığından o dönemin koşullarına göre giderlerinin tamamını kazancından indirebileceklerini bilerek yabancı kaynak kullanmışlardır. Buna göre vergi yükümlüleri, yabancı kaynak kullandıklarında giderlerinin tamamını kazançlarından indirebileceklerini hesaplarken, yürürlüğün/uygulamanın geriye çekilmesi ile giderlerinin belli yüzdesinin indirilemeyeceği yönünde öngöremedikleri bu sınırlama ile karşılaşmışlardır. Bu bakımdan, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı'nın 3. maddesi (kurumlar vergisi yönünden) ve Genel Tebliğ'in "11.13.3. 1/1/2013 tarihinden önce yapılan borçlanmalara ilişkin finansman giderlerinin durumu" başlıklı bölümünde yer alan düzenlemenin hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Diğer taraftan, 6322 sayılı Kanun'un 37. maddesinin gerekçesinde düzenlemenin, firmaların finansman ihtiyaçlarını borçlanma yerine öz kaynakları ile gidermelerini teşvik etme amacıyla getirildiği belirtilmiştir. Bu bağlamda, finansman gider kısıtlamasına tabi tutulacak tutarın hesabında öz kaynak-yabancı kaynak mukayesesi yapılırken dikkate alınacak yabancı kaynakların, Kanun'un amacına uygun olarak finansman ihtiyacına yönelik olan yabancı kaynaklar olması gerekir. Dava konusu Tebliğ'in "11.13. Finansman gider kısıtlaması" başlıklı bölümünde yer alan "Yabancı kaynaklar" tanımında bu yönde bir ayrım yapılmaksızın, yabancı kaynakların, bilançonun kısa vadeli yabancı kaynaklar ile uzun vadeli yabancı kaynaklar toplamını ifade ettiğinin belirtilmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Dava konusu uygulama işleminin hukuka uygunluk denetimi yönünden ise yukarıda hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılan düzenlemeler olmasaydı gelecek yıla devreden cari yıl zararı ne kadar olacak idi sorusuna cevap aranmalıdır. Soruya aranan cevap, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atfıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde belirtildiği üzere hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirdiğinden, bilirkişi incelemesini lüzumlu kılmaktadır. Dolayısıyla, bu hususta yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu elde edilecek veriler dikkate alınarak uygulama işlemi yönünden yeniden karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan hukuksal nedenler ve gerekçeyle davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile yukarıda hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılan düzenleyici işlemler ve uygulama işlemi yönünden Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup dilekçede ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1- Davacının temyiz isteminin REDDİNE, 2- Danıştay Üçüncü Dairesinin 11/12/2023 tarih ve E:2023/3090, K:2023/5461 sayılı kararının ONANMASINA, 04/12/2024 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.