4. Hukuk Dairesi 2025/13247 E. , 2026/2222 K. "" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/18 63... /2904 Karar İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/554-2019/223 Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi…
4. Hukuk Dairesi 2025/13247 E. , 2026/2222 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/18 63... /2904 Karar İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/554-2019/223 Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ... Televizyon Kanalı'nın imtiyaz sahibi olduğunu, davalı tarafından 05.12.2017 tarihinde ...itter üzerinden ... kullanıcı ismi ile yapılan paylaşımda sarf edilen söz ve ifadeler ile müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, ticari itibarının sarsıldığını, ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını belirterek 1.000.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsili ile kararın yayınlanması talep edilmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı kuruluş tarafından müvekkili hakkında yapılan hukuka aykırı yayınlar nedeniyle dava konusu paylaşımın yapıldığını, ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını, kabul anlamına gelmemekle beraber talep edilen manevi tazminat miktarının da fahiş olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 23.05.2019 tarihli 2017/5 54... /223 sayılı kararı ile davacı ... grubu tarafından davalı hakkında yapılan haberlere dikkat çekmek amacı ile eleştiri kapsamında dava konusu paylaşımın yapıldığı, kullanılan ifadelerin ise benzetme amacı ile sarf edildiği, eleştiride kullanılan dilin hoşa gitmeyen, sert, sarsıcı ya da rahatsız edici olmasının tek başına manevi tazminat takdiri için yeterli olmadığı, ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığı, davacı şirketin kişilik haklarına saldırı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin kararı ile davalı tarafından yapılan paylaşımda davacıya suç isnat edildiği, davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 05.12.2017 tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsiline karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 30.01.2025 tarihli 2022/72 84... /1279 Karar sayılı ilamıyla; vekil ile takip edilen davalarda vekaletnamenin ibrazını düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 76. vekaletnamesiz dava açılması ve işlem yapılması halini düzenleyen HMK'nın 77. ve dava şartlarını düzenleyen HMK'nın 114/f maddeleri uyarınca usulüne uygun düzenlenmiş vekaletnamenin dosya içerisinde bulunması zorunlu olduğu; somut olayda, davacı vekilinin vekaletnamesinin 29.12.2017 tarihine kadar geçerli olduğu ve vekaletnamesinin süresi dolan vekil ile yargılamanın sürdürülüp taraf teşkili sağlanmadan karar verildiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına, davacı vekilinin ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafından yapılan paylaşımda davacıya suç isnat edildiği, davalının iddiasına dair herhangi bir gerçeklikten söz edilemeyeceği, davalı tarafından sarf edilen söz ve ifadelerle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 05.12.2017 tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsiline karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkili hakkında yapılan paylaşımda davalı tarafından suç isnat edildiğini, hükmedilen tazminat miktarının çok az olup caydırıcı ve hakkaniyete uygun olmadığını, hakaret ve iftira niteliğinde olduğunu, eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını, kararın yayınlanmasında davacının hukuki yararının olduğunu, bu talebin reddedilmesinin de hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacı kuruluş tarafından müvekkili hakkında yapılan hukuka aykırı ve iftira niteliğindeki yayınlar nedeniyle dava konusu paylaşımın yapıldığını, eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını, dava konusu twit ile iddia edilen zarar arasında illiyet bağı olmadığını, milletvekili olan müvekkili tarafından ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını, kişilik haklarına saldırı olmadığını, hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğunu belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; davalı tarafından 05.12.2017 tarihinde Twitter üzerinden yapılan paylaşımda kullanılan söz ve ifadeler nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat ve kararın yayınlanması talebine ilişkindir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, görünür gerçeğe uygun olmayan dava konusu paylaşımda sarf edilen ifadelerin davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu kabul edilerek manevi tazminata hükmedilmesinin; olay tarihi, tarafların konumu, zararın ağırlığı dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarının yerinde olduğunun anlaşılmasına göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda dökümleri yazılı temyiz harçlarının temyiz eden davacı ile davalıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,26.02.2026 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava konusu uyuşmazlık; Davalının, Davacı Şirket hakkında 05.12.2017 tarihli sosyal medya paylaşımında sarfettiği sözlerin ifade özgürlüğü ya da kişilerin şöhret ve itibarına saygı gösterilmesini isteme haklarından hangisinin kapsamında kaldığına ilişkindir. İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); ...., B. No: 2014/12151, 4/6/2015; ..., B. No: 2013/9343, 4/6/2015). İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08). İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24/4/2007). Öte yandan; maddi olgular ile değer yargısı arasında da ayrıma gidilmeli, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı gözetilmelidir (AİHM; Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986). Zira, taraflara değer yargılarının doğruluğunu ispat külfeti getirilmesi, hakkın kullanımını imkânsız kılacaktır. Bununla birlikte, değer yargısının da makul bir olgusal temele sahip olması gerektiği, orantılı ve ölçülü bir biçimde ifade edilip edilmediği denetlenmelidir (AİHM; Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001). Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; ..., B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bunu ancak davanın bütününe bakarak anlayabiliriz. Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; Gerçek veya tüzel kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından; dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili gerçek veya tüzel kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği nazara alınmalıdır(AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B.No: 2015/1220, 18/7/2018). Somut davada göz önünde bulundurulması gereken ilk husus, davanın taraflarının toplumsal konumlarıdır. Bir yanda sözlerin sarfedildiği dönemde ana muhalefet partisi milletvekili olan davalı ..., diğer yanda ise yazılı ve görsel medya sahibi davacı Şirket bulunmaktadır. Basın özgürlüğü kapsamında ifade özgürlüğünü en geniş şekilde kullanan ve kişilerin şöhret ve itibarı ile karşılaştırıldığında kendisi de diğer hukuk süjelerine göre imtiyazlı ve avantajlı bir konumda bulunan davacı basın-yayın organının makul eleştiri sınırları daha geniş kabul edilmelidir. Temsil ettiği seçmenlerinin talep, endişe ve düşüncelerini politik alana aktaran ve onların çıkarlarını savunan seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlama, eğer bir siyasetçinin ve özellikle dönemin ana muhalefet partisi milletvekilinin ifade özgürlüğüne yönelik ise dava konusu istemlerin çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir. İkinci husus ise dava konusu sözlerin hangi amaçla söylendiği ve söylenmesinde kamu yararı bulunup bulunmadığıdır. Davalı ana muhalefet partisi milletvekilinin sözkonusu paylaşımla davacı şirketin yayın politikasını eleştirmek amacıyla hareket ettiği, bu şekilde yayınlarına tepki gösterdiği anlaşılmaktadır. Basın yayın organlarının yapmış olduğu haber ve yayınların tarafsız olup olmadığı konusunda tartışma başlatılmasında kamu yararı olduğu açıktır. Her ne kadar, davalının konuşmasında geçen bir kısım sözler kaba, tahrik edici, suçlayıcı ve rahatsız edici olarak kabul edilse bile değer yargılarından oluşan bu ifadelerin polemik çıkartmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve taraftarlarını konsolide etmeye yönelik siyaset üslubunun bir parçası olduğu kabul edilmelidir. Tüm bu açıklamalar ışığında; dönemin ana muhalefet partisi milletvekili olan davalı tarafından basın yayın organı sahibi davacı şirketin yayın politikalarına yönelik eleştirilerde bulunulduğu, davaya konu ifadelerin, Yargıtay, AYM ve AİHM’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre; ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı, somut olay bağlamında davalının ifade özgürlüğüne üstünlük tanınması gerektiği düşüncesinde olduğumdan istemin tümden reddi yerine kısmen kabulüne ilişkin mahkeme kararını onayan değerli çoğunluğun görüşüne iştirak edemiyorum.